
Mick Jagger
Self

In 1971, to get breathing room from tax and management problems, the Stones go to France. Jimmy Miller parks a recording truck next to Keith Richards and Anita Pallenberg's Blue Coast villa, and by June the band is in the basement a few days at a time. Upstairs, heroin, bourbon, and visitors are everywhere. The Stones, other musicians and crew, Pallenberg, and photographer Dominique Tarle, plus old clips and photos and contemporary footage, provide commentary on the album's haphazard construction. By September, the villa is empty; Richards and Jagger complete production in LA. "Exile on Main Street" is released to mediocre reviews that soon give way to lionization.

The Band grubunun veda konserini konu alan Scorsese belgeseli. Film, konserin yanı sıra grup elemanlarının kulis içi görüntülerine, Bob Dylan ve Neil Young ve Ringo Starr gibi ünlü müzisyenlerle yapılan röportajlara yer veriyor. The Last Waltz bugün Scorsese'nin müzik belgesellerinin öncülü sayılıyor.

Andrew Dominik's One More Time With Feeling is a remarkable black and white documentary which chronicles the creation of Nick Cave & The Bad Seeds' album Skeleton Tree. Originally a performance based concept, the film evolved into something much more significant as Dominik delved into the tragic backdrop of the writing and recording of the album. The result is stark, fragile and raw, and a true testament to an artist trying to find his way through the darkness. It documents the writing, recording and performing of Nick Cave & the Bad Seeds’ sixteenth studio album, Skeleton Tree.

An overview of the life of the most shocking, vile, and notorious of punk rock legends.


An investigation of how Hollywood's fabled stories have deeply influenced how Americans feel about transgender people, and how transgender people have been taught to feel about themselves.

When Allied forces liberated the Nazi concentration camps in 1944-45, their terrible discoveries were recorded by army and newsreel cameramen, revealing for the first time the full horror of what had happened. Making use of British, Soviet and American footage, the Ministry of Information’s Sidney Bernstein (later founder of Granada Television) aimed to create a documentary that would provide lasting, undeniable evidence of the Nazis’ unspeakable crimes. He commissioned a wealth of British talent, including editor Stewart McAllister, writer and future cabinet minister Richard Crossman – and, as treatment advisor, his friend Alfred Hitchcock. Yet, despite initial support from the British and US Governments, the film was shelved, and only now, 70 years on, has it been restored and completed by Imperial War Museums under its original title "German Concentration Camps Factual Survey".

Zero Days internet güvenliğini, siber suçlar ve siber-casusluk konularını ele almaktadır. Yapımcılık görevini ise Alex Gibney ve Charles Koppelman ikilisi üstlenmiştir.

A detailed account of the life and artistic career of legendary filmmaker Quentin Tarantino, from his early days as a video club manager to the scandalous fall in disgrace of producer Harvey Weinstein. A story about how to shoot eight great movies and become an icon of modern pop culture.

Documentary about legendary Paramount producer Robert Evans, based on his famous 1994 autobiography.

Wayne'in Dünyası, Wayne Campbell (Mike Myers) ve Garth Algar (Dana Carvey) ile yılın en komik ve en eğlenceli filmi. Bir televizyon yöneticisinden (Rob Lowe) aldıkları şov programı yapımı teklifiyle ikisi de şaşkına dönerler. Ancak çok yakında iki kafadar zirveye tırmanan yolun pek de kolay olmadığını görecektir. Wayne rock tanrıçası Cassandra'nın (Tia Carrere) dikkatini çekmeyi başarabilecek midir? Peki Garth hayallerinin kızıyla bir kafede birşeyler içmeyi ayarlayabilecek midir? Bu önemli ve ciddi soruların cevabını öğrenmenin tek yolu var - Wayne'in Dünyası'nı izlemek!

“Kuantum fiziği gibi bir durum bu: İnsanlar filmi izlerken film değişmeye başlıyor.”(Yönetmen) Bir çok kült filmin radikal yorumları vardır ama hiç birisi bu konuda Stanley Kubrick’in filmi Cinnet’inin (1980) eline su dökemez herhalde. 237 No’lu Oda, Kubrick’in belki de en çok tartışılan filminin altında yatan gizli anlamları, tuhaf sembolleri ve şifreleri çözdüğünü iddia eden bir grup (belki biraz kaçık ve fazlasıyla meraklı) sinefille tanıştırıyor bizi. Cinnet’i baştan sona didik didik eden, onu hiç akla gelmeyecek biçimlerde yeniden düşünmeye sevk eden 237 No’lu Oda bizi hem ikna edici, hem de kışkırtıcı ve tuhaf teorilerle başbaşa bırakıyor. Rodney Ascher, Cinnet’ten aldığı parçalarla bu teorileri ustaca bir araya getirirken bir yandan da günümüzün sinefil kültürünün muhteşem bir portresini çiziyor. 237 No’lu Oda hiç abartısız senenin en keyifli, en kült olmayı hakeden seyirliklerinden birisi.

Rock müzik ilâhı şarkıcı Dylan’ın hayatının yedi farklı dönemi, aralarında kadın oyuncuların da yer aldığı altı kişilik bir oyuncu kadrosu tarafından canlandırılıyor. Filmin özgün ismi I’m Not There, Dylan’ın orijinal albümünde yer almayan meşhur parçasına gönderme yapıyor. I’m Not There, hikâyesini Dylan’ın şarkı sözü yazarlığındaki şiirsel anlatı üslûbuna uygun anlatıyor.

Gerçek olmak için fazla mükemmel Wayne ve Garth Wayne'in Dünyası'ndan beri en çok beklenen filmle geri döndüler - Wayne'in Dünyası 2! Gece yarısı şovları ile ünlenen Wayne şimdi de insanlığın yüz yıllardır aradığı bir cevabı aramaktadır: Televizyonun ötesinde bir hayat var mıdır? Wayne cevabı rüyasında görür, ünlü ve bir o kadar da ölü bir rock yıldız ona, "Bir rock konseri düzenle ve olacakları gör" der. Böylece Wayne ve Garth "Waynestock"u düzenler. Ancak öncelikle Wayne'in kız arkadaşı Cassandra'yı (Tia Carrere) kötü niyetli plak yapımcısından (Christopher Walken) kurtarması gerekmektedir. Bu arada Garth da mega-bebek Honey Homee'ye (Kim Basinger) kancayı takmıştır. Parti devam ediyor!

Chess Records'un yükselişinin ve şarkıcılarının hikayesi. Seks, şiddet, ırkçılık ve rock 'n roll'la dolu 1950 Chicago'sunda; Muddy Waters, Leonard Chess, Little Walter, Howlin' Wolf, Etta James ve Chuck Berry gibi Amerika'nın müzik efsanelerinin hayatları Cadillac Records ile beyazperdede.

80’lerin “Altın Çocuğu” Prince’ın başrolde oynadığı Purple Rain, akıllara şarkısıyla kazınmış olsa da film olarak, gözden kaçırılmaması gereken bir dönem kültüdür. Özellikle 80’li yılları özleyenler ya da o dönemi merak edenler için önemli bir başvuru kaynağı potansiyeli taşımaktadır. Film makyajdan saça, giyim tarzından espri anlayışına kadar 80’leri layığıyla yansıtabilen filmler içinde özel bir yere sahiptir.

Chazz (Fraser), Rex (Buscemi) ve Pip (Sandler) isimli üç arkadaş The Lone Rangers isimli bir rock grubu kurmuşturlar. Chazz sürekli radyo istasyonuna gizlice girer, fakat bir türlü kendi şarkılarını dinletemez, dinletemeden onu atarlar. Chazz'ın sevgilisiyle ettiği son kavga artık ondan bu isteği daha büyükleştirir. Üçü daha önce gittikleri bir yerden dolayı ellerinde bazı oyuncaklar vesaire vardır. Daha sonra yine istasyona gizlice giren ikili bir kavga yaparlar, Rex oyuncak silahlardan birini çıkarınca oradakiler bunu gerçek sanırlar. Chazz, Rex ve Pip Radyo DJ'ni (Joe Mantegna) gibi vesaire orada çalışanları esir alırlar. Bir süre sonra resmen hayran kitlesi toplayan grubun polislerde onları kimseye zarar vermeden çıkarmak için yollar aramaktadırlar. Fakat kayıt kasetlerinden biri hasar görünce üçlü polisten kasetin diğer kopyasını isterler. Kopyaysa Chazz'ı terk eden sevgilisindedir, oysa sinirinden kaseti çoktan yola atmıştır. Ve memur Wilson (Chris Farley) onu bulmaya çalışır.

Sama İçin, savaşın kadınca deneyimlenmesinin samimi ve destansı bir yolculuğu… Genç bir anneden kızına sevgi dolu bir mektup… Film Waad El Katib’in Suriye’nin Halep şehrindeki başkaldırı sırasında, etrafında dehşetli bir çatışma tırmanırken, âşık olduğu, evlendiği ve Sama’yı doğurduğu beş yılını anlatıyor. Waad’ın kamerası inanılmaz kayıp hikâyeleri, kahkaha ve hayatta kalma hikâyelerini yakalıyor, bu sırada Waad imkânsız bir seçimle boğuşmakta: Kızının hayatını korumak için şehirden kaçmalı mı yoksa kaçmamalı mı? Hele de kaçmak, şimdiye kadar oldukça fazla şeyi feda ettiği özgürlük mücadelesini terk etmek anlamına gelirken.

In 1972, a seemingly typical shoestring budget pornographic film was made in a Florida hotel: "Deep Throat," starring Linda Lovelace. This film would surpass the wildest expectation of everyone involved to become one of the most successful independent films of all time. It caught the public imagination which met the spirit of the times, even as the self-appointed guardians of public morality struggled to suppress it, and created, for a brief moment, a possible future where sexuality in film had a bold artistic potential. This film covers the story of the making of this controversial film, its stunning success, its hysterical opposition along with its dark side of mob influence and allegations of the on set mistreatment of the film's star.

Ergenlik çağında bir genç olan William'ın hayattaki tek tutkusu müziktir. Bu nedenle okulunu da pek umursamayan William, bu durumdan ötürü ailesiyle sürekli çatışmaktadır. Sevdiği müzik grupları üzerine amatör yazılar yazan William, zamanla tanınmaya ve küçük yaşına rağmen önemli mevkilere adım atmaya başlar. Hayallerinde bile göremeyeceği şey artık kapıdadır. Büyük hayranı olduğu Stillwater isimli müzik grubunun yeni turnesine katılması ve turne üzerine Rolling Stones dergisine yazı yazması için seçilmiştir! William, grupla birlikte çıktığı yolculukta bu çok sevdiği insanlara ve müzik piyasasına dair önemli gerçeklere tanık olacaktır.

1982 yılında Spinal Tap isimli efsanevi İngiliz metal grubu, Amerika'da bir geri dönüş turnesine çıkmaya karar verirler. Bu turne aynı zamanda film yapımcısı olan Marti DeBergi adındaki bir adam tarafından düzenlenmektedir. DeBergi'nin amacı gerçek bir grupla turneye çıkarak onlar hakkında gerçek görüntülerden oluşan, sahne öncesi ve sonrası yaşadıklarını anlatan bir belgesel çekmektir. Bu süreçte ekibin başına gelmeyen kalmaz...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.











0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir