
Kathy Bates
Annie Wilkes

Paul Sheldon kolay okunan popüler romanlar yazarıdır. Artık kariyerinde bir dönüm noktasında olduğunu düşünür, seri maceralarını yazdığı karakteri Misery Chastain'in öldürüp diziyi bitirir. Paul taşrada geçirdiği bir araba kazasından yaralı kurtulur. Onu bulup evinde bakmaya başlayan Annie Wilkes, şans eseri Paul'un sadık okurlarından biridir ve kahramanı Misery Chastain'in de sıkı bir hayranıdır. Son kitabı okuyup Misery'nin ölümüyle şoke olan kadın öfkeye kapılır ve Paul'u ayağından feci şekilde yaralayarak onu yatağa hapseder. Hem bölge şerifi hem de menajeri umutsuzca Paul'ü ararken o, gardiyanı Annie'ye özel bir Misery macerası daha yazmak zorundadır. Harry ile Sally Tanışınca yönetmeni Rob Reiner'ın bu müthiş başarılı Stephen King uyarlaması, o zamana dek gölgede kalmış aktris Kathy Bates'i şöhretle tanıştırmakla kalmamış, onu Oscar'la da buluşturmuştu..

Kathy Bates
Annie Wilkes

James Caan
Paul Sheldon

Richard Farnsworth
Buster

Lauren Bacall
Marcia Sindell

Frances Sternhagen
Virginia

Graham Jarvis
Libby

Jerry Potter
Pete

Thomas Brunelle
Anchorman

June Christopher
Anchorwoman

Julie Payne
Reporter #1

Archie Hahn
Reporter #2

Gregory Snegoff
Reporter #3
Wendy Bowers
Waitress

Rob Reiner
Helicopter Pilot (uncredited)

J.T. Walsh
State Trooper Sherman Douglas (uncredited)

Bir trafik kazasıyla yaşamlarında başka bir boyut açılan evli bir çift, tanıştıkları yeni insanlarla değişik ilişkilere giriyor, bu arada değişik bir tutkuya kaptırıyorlar kendilerini. Kahramanlarımız, araba kazalarıyla varoluşlarını yeniden sorgulayan, metal ile ölümcül tehlike arasındaki bağlantıyla cinsel tatmine ulaşmaya çabalayan bu yeni insanlarla ölümcül bir tutkunun peşine düşüyor.

Film, yakışıklı bir gazeteciye kafayı takan yeni yetme bir kızın, kendisine ilgi gösterilmeyince son derece tehlikeli bir hal almasını konu alıyor.

Başarılı bir psikiyatrist olan Zach Riley, prestijli bir üniversitede sürdürdüğü profesörlük görevini bırakarak, Dr.Reed'e ait özel bir akıl hastanesinde işe başlar. Riley, Dr.Reed'le görüşmesi sırasında, bu hastanede çalışmak istemesinin asıl nedeninin, babasının bir zamanlar burada yatmış olması olduğunu söyler. Zach Riley'nin babası T.L.Pierson, (Hiç Olmadı) adlı, fantastik bir ülkeyi ve orada yaşayan kahramanlarını anlattığı çok popüler bir çocuk kitabının yazarıdır. Fakat, çok başarılı bir yazar olan adam aynı zamanda tedavi kabul etmeyen bir şizofrendir. Karısının ve oğlunun yardım edemediği yazar, son yıllarını bu akıl hastanesinde geçirmiştir. Zach'in asıl niyeti ise, doğru dürüst tanımaya fırsat bulamadığı babasının son günlerinin izini sürmektir...

Saatli bomba gibi patlamaya hazır, uykusuzluk çeken bir adam ile tekinsiz bir sabun satıcısı; ilkel erkek saldırganlığını şok edici yeni bir terapi yöntemine dönüştürür. Kurdukları bu fikir hızla yayılır ve her şehirde yeraltı "dövüş kulüpleri" kurulmaya başlar ta ki egzantrik biri yollarına çıkıp yok oluşa doğru giden, kontrolden çıkmış bir sarmalı tetikleyene kadar.

22 Ağustos 1972 tarihinde John Wojtowicz ve Salvatore Naturile bir Brooklyn bankasında yaptığı soygundan esinlenen filmde, Sonny ve Salvatore, Brooklyn'deki bir Tasarruf Bankası'nı soymaya kalkışırlar. Hızla kötüye giden ve bir rehine krizine dönüşen durumuna polis müdahale eder. Sonny'in kısa sürede bitirmeyi planladığı soygun bir medya sirkine dönüşecektir.

Başkan Nixon, Amerikan tarihinde istifaya zorlanmış ilk ve -şimdilik- tek başkandır. Her şey, Washington Post gazetesi muhabiri iki gözüpek gazetecinin, Carl Bernstein ve Bob Woodward'ın, bir dedektif kalitesinde yaptıkları takip sonucu tarihe Watergate Skandalı olarak geçecek vaka ortaya çıkar: 17 Haziran 1972 günü, Nixon'ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti'den bir kaç kişi, seçimi kazanması muhtemel olan Demokratların merkezine sızıp dinleme cihazı yerleştirmiştir. İki gazetecinin yakın takibi, olayın sorumlusunun, Cumhuriyetçi Parti'nin en tepesinde bulunduğunu gözler önüne serer. 4 Oscar'lı filmin merkezindeki gazetecileri Dustin Hoffman ve Robert Redford canlandırıyor.Alan J. Pakula'nın filmi aradan geçen yıllara rağmen gücünü fazlasıyla koruyor. Medyanın gücünü olumlu yönde kullandığında nelere kadir olduğunu gösteren çarpıcı bir yapım.

Akademiden başarıyla mezun olmuş genç FBI ajanı Clarice Starling, kurbanlarının derilerini yüzen sapık bir katilin elinden bir kadını kurtarmaya çalışır. Clarice, katile ulaşmak için başka bir psikopat olan ünlü doktor Hannibal Lecter ile yakınlaşır. Lecter'dan bilgi alabilmesi için önce onun güvenini kazanması gerekmektedir.1992 yılında 7 dalda Oscar'a aday olan film, yönetmeni ve başrol oyuncularına altın heykelciği getirirken en iyi film ve en iyi senaryo uyarlaması dalında da ödüle hak kazanmıştı.

Amerikan Marşal'ı Teddy Daniels, (DiCaprio) Shutter Island’daki cani delilerin bulunduğu akıl hastanesine geldiğinde, rutin bir soruşturma şeytani bir nitelik kazanır. Soruşturma ilerledikçe, Teddy adaya dair çok daha şaşırtıcı ve çok daha korkutucu gerçeklerle karşılaşır ve bazı yerlerin insanın peşini hiç bırakmadığını öğrenir.

Aparajito (Yenilmez), Satyajit Ray’ın muhteşem Apu üçlemesinin ikinci filmi. Pather Panchali’de (Yol Türküsü) ablasının ölmesinin ardından küçük Apu (Pinaki Sengupta) ve ailesi Benares’e taşınmıştır. Babası Harihar (Kanu Bannerjee) Ganj kıyılarında rahiplik yaparak hayatını kazanırken çocuk da içinde barındırdığı zengin görüntü ve ses karışımından büyülenmiş ve hoşnut bir halde kenti dolaşır. Ne var ki Harihar bir hastalığa yakalanıp ölür ve Apu’nun tek başına ayakta kalmaya gücü yetmeyen annesi Sarbojaya (Karuna Bannerjee), oğlunu yeniden taşraya, kayınpederinin evine götürür. Daha büyük bir dünyanın tadını almış olan Apu, içinde büyüdüğü basit köy hayatıyla yetinemeyecek duruma gelmiştir; köyün öğretmeni de onun tutku ve meraklarını teşvik eder. 16 yaşında Kalküta’da öğrenim görmek için bir burs kazanır. Kent yaşamına kendini kaptıran Apu (artık Smaran Ghosal tarafından canlandırılmaktadır) eve çok seyrek ve gönülsüzce döner.

Brian De Palma 1980’li yıllarda üç saatlik bir şölene dönüştürdüğü Tony Montanalı SCARFACE hikâyesini yakın tarihe kadar bir gizem olan 1931 yapımı SCARFACE filminden aktarmıştır. Hayatı sinema filmine konu olan Howard Hughes, senaryo yazarı Ben Hecht ve Amerikan sinemasının efsane yönetmenlerinden Howard Hawks’ın 1931 yılında gerçekleştirdikleri bu eser “Klasik” ve “Yön verme” vasıflarını hak eden bir çalışmadır. Eserin ana fikri Tony Guarino isimli karaktere dayandırılan Armitage Trail’in aynı isimli romanına dayanmaktadır.Ufak işlerde pişen Sicilya kökenli serseri Tony Camonte, dağlı teknikleri ve megaloman seviyede ki kazanma hırsıyla Chicago Yeraltı Dünyasının en büyüğü olmaya yemin etmiştir. Bu yolda da kendi patronundan şehri yönetenler kulübünün üyelerine herkes birer araçtır. Sırası gelenler bu hırstan kendine düşen payı alacak ve hastanede ki suikast sahnesinde olduğu gibi bir buket çiçek ve kurşunla şehirden ve hayattan uğurlanacaktır.

Usta yönetmen Ridley Scott'ın kızı Jordan Scott'ın ilk sinema filmi… Güzelleri güzeli İspanyol Fiamma (Maria Valverde) saygın bir İngiliz yatılı okuluna kaydolur. Onun gelişiyle okuldaki dengeler değişmeye başlar. Fiamma'nın yüzme yeteneği, tavrı ve davranışları herkesi büyülemiştir. Okuldaki kızlar grubunun idolü olan Öğretmen Miss G (Eva Green) de öğrencileri gibi ondan etkilenir. Ancak zamanla Fiamma'yı takıntı haline getirince genç kızın hayatı cehenneme döner.

Lüks bir kiralık evde hafta sonu kaçamağına giden bir ailenin tatili, bir siber saldırının tüm cihazlarını bozması ve kapılarında iki yabancının belirmesiyle tekinsiz bir hâl alır.

Latin cazibesiyle ünlü olan aktör Antonio Banderas'tan ne zamandır aksiyon dolu bir film izlemiyorduk! Yeni filmi Black Butterfly'ın konusu oldukça ilginç. Karısı tarafından terk edilen başarılı bir yazar yeni kitabı için dağ evinde inzivaya çekilir ancak ilham perisi bir türlü kapısını çalmaz. Tam umudunu kesmişken tanıştığı otostopçu genç bir yazara yardım etmeye niyetlenir ve genç adamı evine davet eder. Kısa süre sonra olaylar çığrından çıkacak ve iki yazarın mücadelesi ölüm kalım savaşına dönüşecektir. Banderas'a Tudors dizisinden tanıdığımız yakışıklı oyuncu Jonathan Rhys Meyers eşlik ediyor!

Vic ve Melinda Van Allen, evliliklerinde sorun yaşayan bir çifttir. Uzun süredir yaşadıkları sıkıntı, aralarındaki sevginin de giderek azalmasına neden olur. Evliliklerini sonlandırmak istemeyen çift, birbirlerinin başkaları ile görüşmelerine izin vererek boşanmaktan kaçınmaya çalışır. Ancak Melinda'nın birlikte olduğu kişilerin tek tek ortadan kaybolması, Vic'in baş şüpheliler arasında yer almasına neden olur.

Eyalet Akıl Hastanesi'nde kısa bir tatil kulağa pek de kötü gelmiyor, öyle değil mi? Randle P. McMurphy, damarlarında kan yerine elektrik dolaşan, ağzı çok iyi laf yapan özgür ruhlu bir mahkumdur. McMurphy, deli numarası yaparak kendisini "kaçıklar" olarak nitelediği adamların yanına aldırır. Hemen ardından, onun bulaşıcı düzensizlik sevdası, yeni geldiği yerdeki uyuşturucu rutinle karşı karşıya gelir. McMurphy, Dünya Kupası maçları oynanırken yeni arkadaşlarının yatıştırıcı ilaçlara boğulmuş bir şekilde ortalıkta bornozlarla dolaşmasına dayanamaz.

Filmin konusu Fransız ordusundaki komuta kademesinin savaşmak istemeyen askerlere gözdağı verip korkutmak amacıyla suçsuz askerleri kurşuna dizmesidir. Fransız Ordusu da savaş sırasında diğer müttefik orduları gibi korkaklık suçundan dolayı infazlar gerçekleştirmiştir. Ancak filmin merkezinde duran sorun, verilen emre karşı gelerek saldırıya geçmeyen tüm cephenin yerine rastgele seçilen askerlerin kurşuna dizilmesidir. Bu tür cezalandırma tarihte Romalılar tarafından yaygın olarak uygulanmıştır. Onuncunun cezalandırılması olarak dilimize çevrilebilecek decimation cezasında suçlular arasından her on kişiden bir tanesi öldürülerek ceza uygulanır. Bu ceza Fransız Ordusunda, Flanders yakınlarında 15 Aralık 1914 tarihinde geri çekilen Cezayir Alayı 8.Tabur 10. Bölük askerleri hücum emrine uymayınca uygulanmıştır...

Borderline kişilik bozukluğu tanısıyla ailesinden koparılarak “Claymoore” adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in (Winona Ryder) buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susanna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanından uyarlanmıştır.

Kült klasiği filmde Ewan McGregor, eroini ve ‘kötü arkadaş’ları ardında bırakmak isteyen Mark Renton’u oynuyor. Renton, zor da olsa (akıllardan silinmeyecek bir sahne sonunda) temizlenir ve Londra’ya gider. Ama geçmişten kurtulmak o kadar kolay değildir, hele eski arkadaşları kapısında bitiverirse!

15. yüzyılda Tatarların saldırıları altında inleyen Rusya'dayız. Andrei Rublev hem bir keşiş hem de ikona ressamıdır. Barbarlık, şiddet ve kana kontrast olarak doğanın mucizevi güzelliği ve inanç Rublev'in beslendiği kaynaktır. Ne var ki bir köylü kızını tecavüzden kurtarmak için bir adamı öldürmek zorunda kaldığında hayatı ve Tanrı inancını yeniden sorgular. Yaratıcılık ateşinin, konuşmama ve resim yapmama yemini eden Rublev'in içinde yeniden yanmaya başlaması için toy bir delikanlının dev bir çan imal etmesini seyretmesi gerekecektir. Bu aslında sanatçı keşişin eserlerine gerçek renk ve hayatın da gelmesinin işaretidir.

Walter, karısı Agatha ile sıradan bir yaşam sürerken Number 23 isimli bir kitabın eline geçmesi ile hayatını korkunç bir tekinsizliğin içine sürükler. Bu kitabı okudukça kitapta yazılanların kendi hayatı ile ilgili olduğunu düşünmeye ve hatta giderek buna saplantılı bir şekilde inanmaya başlar. Her geçen gün bu duruma kendini daha da çok kaptıran Walter, hayatının bütün dengesini kaybeder ve cinayet işlemeye kadar varacak bir gizemin girdabına kapılır. Batman Daima'dan sonra bir kez daha Jim Carrey ile biraraya gelen yönetmen Joel Schumacher, ilginç bir gerilim filmi ile karşımızda. Komedi filmleri oyuncusu olma janrını özellike 2003 tarihli Sil Baştan filmi ile yıkan Jim Carrey, dramatik bir rolde yine etkileyici bir performans sergiliyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir