
Bobby Fischer
Himself (archive footage)


Moğol göçebe bir ailenin yeni doğan deve yavrusu annesi tarafından reddedilince, annenin fikrini değiştirmek için bir müzisyenin yapacağı ritüele ihtiyaç duyulur.

Against the darkening backdrop of New Delhi's apocalyptic air and escalating violence, two brothers devote their lives to protecting one casualty of the turbulent times: the bird known as the black kite.

Yönetmen Colin Hanks ve yapımcı Ryan Reynolds'dan John Candy: Kendimi Seviyorum. John'u yakından tanıyanlar, hiç görülmemiş arşiv görüntüleri, fotoğraflar ve söyleşilerle onun hikâyesini kendi ağızlarından aktarıyor. Bu belgesel, tüm zamanların en sevilen oyuncularından birinin hayatını, kariyerini ve kaybını konu alıyor.

Daniel Craig candidly reflects on his 15 year adventure as James Bond. Including never-before-seen archival footage from Casino Royale to the upcoming 25th film No Time To Die, Craig shares his personal memories in conversation with 007 producers, Michael G Wilson and Barbara Broccoli.

Marina Abramovic yaklaşık kırk yıldır sanatı yeniden tanımlıyor ve kendi bedenini bir araç olarak kullanıp, meydan okuyan, şok eden ve düşündüren performanslar sergiliyor. 1995 İstanbul Bienali’nin de katılımcılarından biri olan sanatçı, günümüzün en etkili ve tartışmalı sanatçıları arasında yer alıyor. Bu belgeselde Marina’nın, New York’taki Modern Sanatlar Müzesi’nde (MoMA) gerçekleştirilecek retrospektifine hazırlanma sürecini izlerken, MoMA’da bir sandalyede hareketsiz olarak 736 saat boyunca oturduğu performansının da dahil olduğu gösterisinin üç aylık dönemine de şahit oluyoruz.

Oscar® ödüllü yönetmen James Cameron ve oyuncularla gelmiş geçmiş en çok beklenen devam filmlerinden birine yakından bir bakış.

Hızlı Eddie Felson olarak heyecan veren, küstah, sokaklarda ava çıkan ahlaksız bir kişiliktir, bilardo salonlarında eline ıstaka alanları soymak için peşlerine düşer. Mükemmel olduğunu ispatlamak isteyen Eddie, Bert Gordon tarafından korunan efsanevi Minnesota Fats'i arayıp bulur. Yalnız aşk yaşayan bir kadın Eddie'nin hayatını değiştirebilir, ama Eddie ödemesi gereken bedel ne olursa olsun Minnesota Fats'i yenmeden dinlenmeyecektir. New York Times tarafından 1961 yılının en iyi 10 filmi içerisinde gösterilen, ve iki ayrı Akademi Ödülü kazanan bir film!

Her rise was a global phenomenon. Her downfall was a cruel national sport. People close to Britney Spears and lawyers tied to her conservatorship now reassess her career as she battles her father in court over who should control her life.

As a visually radical memoir, CAMERAPERSON draws on the remarkable footage that filmmaker Kirsten Johnson has shot and reframes it in ways that illuminate moments and situations that have personally affected her. What emerges is an elegant meditation on the relationship between truth and the camera frame, as Johnson transforms scenes that have been presented on Festival screens as one kind of truth into another kind of story—one about personal journey, craft, and direct human connection.


Whangara kabilesinin enteresan bir inanışı vardır. Yeni Zelanda’nın Doğu yakasında konuşlanan Whangara kabilesi, soylarının binlerce yıl önce o topraklara bir balinanın sırtında geldiğine dair güçlü bir inanca sahiptir. Bu atalarının adı Paikea'dır. Bu inanışa göre kabilenin geleneklerinde işleyen töre şu şekildedir: Kabileye şef olarak seçilen kişiler ailenin ilk doğan erkek çocukları olmak zorundadır ve bu kabilede yaşayan 11 yaşındaki "kız çocuğu" Pai'nin ise gözü şefliktedir. Pai'nin bilge Büyükbabası Koro, kabilenin müstakbel başkanını tayin edecek olan mercidir. Lider olmak isteyen küçük kız Pai, bu uğurda ne gerekirse yapmaya kararlıdır. Dünyada her şeyden çok sevdiği büyükbabasına karşı gelecek bile olsa... Yeni Zelanda’nın kültürüne dair çok içten, samimi bir hikaye anlatan Whale Rider, küçük oyuncusu Keisha Castle-Hughes’a da 'en iyi kadın oyuncu' dalında Oscar adaylığı getirmişti.

Film, ergenlik çağındaki iki genç kızın arkadaşlıklarının hikayesini anlatıyor. Kendileri dışındaki herkesi dışarıda bırakarak, kendi yarattıkları hayal dünyasında yaşamaya başlayan bu iki genç kız birbirlerine sımsıkı bağlanırlar. Birbirlerinden aslında hayli farklı olan, farklı sınıflara mensup ailelerden gelen bu iki kızı birbirine çeken nedenler izleyiciye arka fonda sunulmaktadır. İlk başta izleyici bu iki genç kızın aşırı bağlılıklarına, kendilerini ayrıcalıklı kişiler olarak görmelerine, hayallerinde sürdürdükleri film yıldızlarıyla, opera sanatçılarıyla, kraliyet ailesi üyeleriyle dostluklarına sevecenlikle yaklaşmaktan alıkoyamaz kendini.Film izleyiciyi onların bu iki kişilik dünyalarının tam da ortasına fırlatır. Onların 4. dünya adını verdikleri bu sanat ve keyif dünyasının büyüleyici atmosferine kapılmamak olanaksızdır. Öte yandan arkadaşlıkları giderek tehlikeli bir seyir izlemeye başlar ve ebeveynlerinin yanlışları bunun üzerine tuz biber eker.

Floriane yüzme takımı üyesi, alımlı, sarışın ve mükemmel vücutlu bir kız. Küçük ve erkeksi olan Marie içe dönük ve utangaç. Gözlemlemeyi sevenlerden. Anne’in ise kilo problemi var ve biraz dertli ama aynı zamanda lafını esirgemeyen ve dışa dönük bir tip. Anne, gözleri Floriane’dan başkasını görmeyen bir erkek yüzücüye “abayı yakmış”. Bu üç kızın arasındaki ilişki, duyguların yüzme havuzunun ışıltılı ve kuralcı ortamından soyunma odalarının ve yatak odalarının kişisel alanına geçip, arzunun ve kıskançlığın karanlık dehlizlerinde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte farklı bir boyut alır. Yetişkinliğe has özel hayat çelişkileri, kamuya açılıp ergenliğin güvenli dünyasını istila edince ayarlar bozulur… Paris’in hemen dışındaki bir banliyöde geçen Nilüferler senkronize yüzme dünyasından gelen birbirinden çok farklı üç kızın içinden geçtikleri duygusal aşamaları takip eden bir film

19. yüzyılın sonlarında Londra'da yaşayan Robert Angier ve Alfred Borden, trajik bir kazanın ardından birbirine düşman kesilen iki yetenekli sihirbazdır. Zamanla rakibinin üstün yeteneğini ve imza hilesini çözmeyi takıntı haline getiren ikili, sahnede birbirini alt etmek için sınır tanımayan amansız bir savaşa girişir. İhtiras, kıskançlık ve aldatmacayla örülü bu rekabet, her ikisi için de geri dönülemez ve ölümcül bir saplantıya dönüşür.

Jenna, kocası Sisto'nun baskılarından sıkılmış, kesinlikle parçası olmak istemediği bir hayat sürmektedir. En büyük hayali ise garsonluk yaparak biriktirdiği para ile bir gün kocasını terkedebilecek gücü bulabilmektir.Sahip olduğu eşsiz yeteneği sayesinde, inanılmaz lezzette ve görüntüde pastalar ve kekler yapabilmektedir. Hayatındaki zorluklarla ve sorunlarla baş edebilecek gücü, sadece kensini mutfağa atabildği zaman bulabilmektedir. Fakat hayat bir gün hiç beklenmedik bir süpriz hazırlar. Hesapsız bir şekilde gelen hamileliği bütün beklentilerinin ve umutlarının sarsılmasına neden olacaktır. Ama diğer bir yandan da, hayatında hiç hissetmediği kadar büyük bir güven duygusu ile dolmuştur içi. Doğmamış çocuğundan gelen mektuplar, önüne yepyeni bir pencere açılmasına neden olacaktır.

Dünya Ağır Sıklet şampiyonu Apollo Creed’in Philadelphia’da yapacağı unvan maçında ki rakibi maç gününe beş hafta kala sakatlanır. Creed kendisine rakip olarak Philadelphia’da yaşayan adı duyulmamış, yoksul ve kimsesiz bir boksör olan “İtalyan Aygırı” Rocky Balboa’yı seçer. Rocky yerel bir mafya babası için borç tahsildarı olarak çalışmakta ve boksör olarak adını duyurmaya çalışmaktadır. Rocky artık yılın en önemli maçının aktörlerinden biridir. Creed bu maçı çok kolay kazanacağını düşünürken, Rocky’nin bu zorlu hazırlanma sürecinde en büyük yardımcısı antrenörü Mickey ve büyük aşkı Adrian olacaktır.

Babasının kim olduğunu bilmeyen, annesi uyuşturucu müptelası, on üç kardeşin arasında kimsenin umursamadığı Afro Amerikan genç bir çocuğun hayatı sokaklarda geçmektedir. Okuma yazma bilmeyen, okulda son derece başarısız olan bu çocuk, zengin bir aile tarafından himaye edilmeye başlandığında hayatı değişecektir. Okulda futbola başlayan genç, sonunda kendi yeteneğini keşfetmiştir. Ve bir gün Ulusal Futbol liginin en çok aranan sporcularından biri olacaktır. Film, Michael Oher'in gerçek hayat hikayesinden uyarlanmış.

Gerçekleri ortaya döken belgeselde Taylor Swift, şarkı yazarı ve şarkıcı kimliğine dört elle sarılırken bir kadın olarak da sesinin tüm gücünü kullanıyor.

This 2005 documentary film chronicles the life of Daniel Johnston, a manic-depressive genius singer/songwriter/artist, from childhood up to the present, with an emphasis on his mental illness and how it manifested itself in demonic self-obsession.

Pop müziğin en sevilen ve tartışılan isimlerinden; 200 milyon albümle müzik tarihinin en çok satan kadın şarkıcısı, parlak kariyerine sinemayı da ekleyen skandalların kadını, henüz 48 yaşında ölen Whitney Houston... Oscar’lı yönetmen Kevin Macdonald’ın dünya prömiyerini Cannes’da yapan bu çok yönlü müzik belgeseli, yalnız yıldızın ölümünden kariyerinin neden yalpaladığına, geçmişinden yıldız oluşuna merak edilen birçok noktayı ele alıyor. Hiç gün yüzüne çıkmamış özel filmleri, ailesi ve en yakınlarıyla yapılan röportajlar, demo kayıtlar ve pek bilinmeyen sahne performanslarını bir araya getiren Whitney, sadece bu benzersiz sanatçının hayatına değil ABD müzik endüstrisine ve toplumuna de göz atıyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.







0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir