
Pauline Acquart
Marie

Floriane yüzme takımı üyesi, alımlı, sarışın ve mükemmel vücutlu bir kız. Küçük ve erkeksi olan Marie içe dönük ve utangaç. Gözlemlemeyi sevenlerden. Anne’in ise kilo problemi var ve biraz dertli ama aynı zamanda lafını esirgemeyen ve dışa dönük bir tip. Anne, gözleri Floriane’dan başkasını görmeyen bir erkek yüzücüye “abayı yakmış”. Bu üç kızın arasındaki ilişki, duyguların yüzme havuzunun ışıltılı ve kuralcı ortamından soyunma odalarının ve yatak odalarının kişisel alanına geçip, arzunun ve kıskançlığın karanlık dehlizlerinde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte farklı bir boyut alır. Yetişkinliğe has özel hayat çelişkileri, kamuya açılıp ergenliğin güvenli dünyasını istila edince ayarlar bozulur… Paris’in hemen dışındaki bir banliyöde geçen Nilüferler senkronize yüzme dünyasından gelen birbirinden çok farklı üç kızın içinden geçtikleri duygusal aşamaları takip eden bir film

Pauline Acquart
Marie

Louise Blachère
Anne

Adèle Haenel
Floriane

Warren Jacquin
François

Christel Baras
L'inspectrice

Marie Gili-Pierre
La caissière

Alice de Lencquesaing
Fille vestiaire
Claire Pierrat
Fille vestiaire 2
Barbara Renard
Natacha

Esther Sironneau
La vendeuse
Jérémie Steib
Le masseur
Yvonne Villemaire
La voisine

Christophe Vandevelde
Type boîte

Céline Sciamma
Caissier de McDonald's (uncredited)


Tala, a London-based Palestinian, is preparing for her elaborate Middle Eastern wedding when she meets Leyla, a young British Indian woman who is dating her best friend. Spirited Christian Tala and shy Muslim Leyla could not be more different from each other, but the attraction is immediate and goes deeper than friendship. But Tala is not ready to accept the implications of the choice her heart has made for her and escapes back to Jordan, while Leyla tries to move on with her new-found life, to the shock of her tradition-loving parents. As Tala's wedding day approaches, simmering tensions come to boiling point and the pressure mounts for Tala to be true to herself.

On the meandering Canal St. Martin, at the Parisian Hôtel du Nord, a nearly fatal gunshot separates a dejected young couple. But, amid a sad but beautiful panorama of lively characters, love has the final say. Can life be a fairy tale?

A penetrating study of a marriage on the rocks, set against the backdrop of a small Mediterranean fishing village. Both a stylized depiction of the complicated relationship between a married couple and a documentary-like look at the daily struggles of the inhabitants of Sète in the South of France.

The story of an introverted young girl just reaching adulthood who takes a liking to an older woman she meets at a party and determines to match her off with her father, despite the latter's already having a lover of his own.

Paris'te aşk her yerdedir. Barlarda, kafelerde, Eyfel Kulesi'nin altında, metroda hep aşk vardır. Paris, seni seviyorum için çok sayıda uluslararası yönetmenden Paris'te geçen romantik bir hikaye anlatmaları istendi. Projeye katılan tüm yönetmenler, Paris'in zengin sinematografik tarihine rağmen, geriye bakmaktansa, Paris'i bugünkü haliyle, beyaz perdeye hiç taşınmamış yönleriyle aktarmayı yeğlediler. Bu nedenle "Paris, seni seviyorum" farklı sosyal sınıflar, kuşaklar, kültürler ve atmosferlerin karışımı. Her yönetmenin, kentin çeşitli yerlerinde geçen farklı yaşam kesitleri sunduğu sevinç, ayrılık, beklenmedik garip rastlantılar ve her şeyden çok aşka dair hikayelerden oluşan, çiçek dürbünü (kalediaskop) gibi bir film. Natalie Portman, Fanny Ardant, Elijah Wood, Nick Nolte, Juliette Binoche ve Steve Buschemi gibi, ünlü uluslararası oyuncularla 'Paris, seni seviyorum'da Paris'i yeniden keşfedecek; dünyanın bu en romantik şehrine yeniden sevdalanacaksınız.

Sevgililerinden yeni ayrılmış ve mutsuz iki kişinin, sinemacı genç bir adam ve yaşını almaya başlamış bir aktrisin bir binanın diyafon sistemi sayesinde tuhaf bir şekilde tanışmaları bir davette aynı masada karşılaşıp sohbet etmeleriyle devam eder. Hayatın acıtan gerçeklerinden kaçmak için birbirlerine ihtiyaçları vardır ve bir ilişkiye başlarlar. Leos Carax'ın henüz 22 yaşındayken çektiği bu siyah beyaz ve epeyce Yeni Dalga film, Denis Lavant'lı Alex üçlemesinin de ilk ayağını oluşturuyor.

A shallow, provincial wife finds her relationship with her preoccupied husband strained by romantic notions, leading her further towards Paris and the country wilderness.

Film, lise sona giden 18 yaşında okulun çalışkan ve güzel kızı olan Sarah ile okulu bir türlü bitirememiş, yakışıklı ve asi Zachary'nin aşkını anlatıyor. En başlarda birbirlerinden pek hoşlanmayan bu zıt ikili zamanla karşı koyamadıkları bir çekimle birbirlerine aşık olur. Ancak Sarah'nın üniversiteye gidecek olması, son derece farklı iki aileden geliyor olmaları ve Zachary'nin okulda yaşadığı problemler aşklarının önünde bir engel olarak belirir. Fakat tüm engellere rağmen aralarında gelişen bu ilk aşk hayatlarında derin bir iz bırakacaktır.

Genç bir kadın olan Camille, Philibert ve Franck adlı iki komşusuyla dost olur; rahat ve huzur bulmak için onların evine yerleşir. Ailevi geçmişleri ve kişilikleri bakımından birbirlerine zıt bu üç karakter, uyum içinde hayatın tadını yakalarlar. Tartışmaların, kavgaların, barışmaların, suç ortaklıklarının ötesinde, “bir arada” olmanın keyfi onları daha güçlü kılar. Derken, inatçı olduğu kadar dünyalar tatlısı olan Franck’ın anneannesini de aralarına almaya karar verirler. Hikâyenin kahramanları feleğin çemberinden geçmiş, biraz yabani ve yalnız karakterlerdir; fakat gönül zenginliğine ve duyguların gücüne inanırlar. Peki, “Bir aradayız, hepsi bu” diyerek kendilerini keşfetmeleri, kendilerini gerçekleştirmeleri mümkün olabilir mi? Masala yakın durmakla birlikte, film burada gündelik hayatın tarafını tutuyor. Her şey toz pembe değil ve kendileri için inşa ettikleri bu fanusta dram eksik olmuyor. Hayatın sert darbelerinden, kenara çekilme riskini de göze almadan, nasıl kaçmalı?

Paris’te yaşayan genç bir anne, bir yandan kızına ve hasta babasına bakarken bir yandan da çevirmenlik yapar. Evliliğinde mutsuz olan eski bir arkadaşıyla yaşadığı tutkulu ilişki, hayatını daha da karmaşık hale getirir.

Hayatın anlamını özgürlükte arayan kültür eleştirmeni David Kepesh (Kingsley), cinsel arzularını cezbeden iyi huylu öğrencisi Consuela Castillo (Cruz) tarafından trajik bir çıkmaza sürüklenir...

Burnunun büyüklüğüyle tanınmış bir silahşör olan Cyrano de Bergerac, gönlünü Roxane'a kaptırır. Ancak burnunun iriliğinden dolayı duyduğu utançtan aşkını ilan edemez. Cyrano'nun emrindeki silahşörlerden olan Christian da Roxane'a aşıktır. Christian hislerini Roxane'a söyleyemese de Roxane da gönlünü Christian'a kaptırır. Bu durumun ardından genç kadın, Cyrano'dan Christian ile iletişim kurmasında kendisine yardımcı olmasını ister.

Teknolojinin son sürat ilerlediği bir dönemde, insanlar üstesinden gelemeyecekleri hiçbir sorun olamayacağına inanmaya başlamışlardır. 'Titanic' adlı dev transatlantik ise, insanlığın doğaya karşı gövde gösterisi gibidir. Bu Düşler Gemisi'nin yolcuları arasında Avrupa'da birkaç yıl geçirdikten sonra Amerika'ya dönmekte olan, Jack Dawson adlı genç ve fakir bir ressam ile nişanlısı ve annesiyle Philadelphia'ya giden Rose DeWitt Bukater adlı zengin bir genç kız da vardır. İki genç şans eseri tanışacak, aralarındaki sınıf farkına aldırmaksızın birbirlerine yakınlaşacaktır. Yola çıkılmasından dört buçuk gün sonra, 10 Nisan 1912'de, Titanic iki saat kırk dakika süren ve sulara gömülmesiyle son bulan, hazin olayların başlamasına neden olacak buz dağına çarpacaktır.

Yaz tatiline çıkan utangaç bir genç olan Bastien, kendisinden yaşça büyük bir kızla beklenmedik bir bağ kurunca gençliğin hem sevincini hem de acısını deneyimler.

Pablo ve Tina’nın karmaşık bir cinsel hayatları vardır. Pablo film yazan, yöneten ve oyunculuk yapan; gay ve aşkına karşılık vermeyen Juan’a derin bir sevgi besleyen biridir. Kardeşi Tina ise erkeklere öfkeli ve oyuncu olmaya çalışan bir transseksüeldir. Pablo, kendisinin Juan’a olan aşkını kıskanan Antonio ile arkadaş olur. Antonio Juan’ı aramaya başlar ve yaşanan şiddet Pablo’nun geçici hafıza kaybına uğramasına sebep olur. Hafızası yerine geldiğinde Antonio’nun Tina ile tanıştığını öğrenir. Dehşetle Tina’yı kurtarmaya ve Antonio ve onun isteği ile yüzleşmek için harekete geçer.

Akademi Ödüllü oyuncu "Halle Berry" ve Benicio Del Toro eleştirmenlerden tam not alan drama Yitirdiğimiz Şeyler ile son yılların en etkileyici performansını sergiliyorlar. Yaşadığı büyük kayıbın ardından iki çocuğuyla hayata tutunmaya çalışan Audrey (Berry), bunalımın eşiğindeki eski aile dostları Jerry'yi (Del Toro) kalması için evine davet eder. Birbirlerinin yardımıyla ikili çok geçmeden yeni başlayacakları hayatlarında umut ve mutluluğu keşfedeceklerdir. Oscar ödülüne aday gösterilen Susanne Bier'in (After The Wedding) yönettiği, Oscar ödüllü Sam Mendes'in yapımcı, Golden Globe ödüllü David Duchovny'nin de (The X Files) oyuncu olarak katkıda bulunduğu film "hüzünlü ve samimi."

Noah yaşadığı şehri, sevgilisini ve arkadaşlarını geride bırakıp annesinin yeni kocasının malikânesine taşınmak zorunda kalır. Orada tanıştığı yeni üvey kardeşi Nick'le karakterleri uyuşmasa da aralarındaki çekim ile asi ve sancılı mizaçları ikilinin dünyasını altüst eder ve birbirlerine sırılsıklam âşık olmalarına neden olur.

Yorkshire bozkırlarında geçen, tutkulu ve fırtınalı bir aşk hikayesi; Heathcliff ve Catherine Earnshaw arasındaki yoğun ve yıkıcı ilişkiyi konu alıyor.

17 yaşındaki Isabella, babası Charlie ile birlikte yaşamak üzere küçük bir kasaba olan Forks'a taşınır. Burada 108 yaşında bir vampir olup 17 yaşında görünen sınıf arkadaşı Edward ile tanışır. Edward'ın romantizmden uzak durmaya çalışmasına rağmen birbirlerine aşık olurlar. Kasabaya üç göçebe vampir geldiğinde Edward'ın ailesi, hayatı tehlikeye giren Isaella'yı kurtarmak için çalışırlar.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir