
Jack Lowden
Siegfried Sassoon

Batı Cephesi'nde cesaret madalyası alan asker ve şair Siegfried Sassoon'un (1886–1967) öyküsü, kendisine kamuoyu ve eleştirel beğeni getiren Birinci Dünya Savaşı hakkındaki öfkeli ve şefkatli şiirleriyle en iyi şekilde hatırlanır. Birçok savaş şairinin duygusallığından ve şovenliğinden kaçınan Sassoon, siper savaşının dehşeti ve vahşeti hakkında yazdı ve savaşa körü körüne destek ve beceriksizlikleri nedeniyle küçümseyici bir şekilde hicvedilen generaller, politikacılar ve din adamları.

Jack Lowden
Siegfried Sassoon

Peter Capaldi
Siegfried Sassoon (Older)

Simon Russell Beale
Robbie Ross

Jeremy Irvine
Ivor Novello

Calam Lynch
Stephen Tennant

Tom Blyth
Glen Byam Shaw

Kate Phillips
Hester Gatty

Gemma Jones
Hester Gatty (Older)

Geraldine James
Theresa Thornycroft

Ben Daniels
Dr. Rivers

Edmund Kingsley
Rex Whistler

Harry Lawtey
Bobby Andrews

Anton Lesser
Stephen Tennant (Older)

Lia Williams
Edith Sitwell

Suzanne Bertish
Lady Ottoline Morrell

Altı aylık bile değilken annesinden koparılan ve hayvan pazarına götürülerek açık arttırmaya çıkarılan Joey, hayatın dikenli yollarına doğru ilk adımı atıyor ve sarhoş bir adama satılıyor. Niyeti bir buzağı almak olan adamın oğlu Albert, Joey'u görür görmez ona hayran kalıyor. Soğuk, uzun kışlar ve puslu yazlar birbirini kovalarken Albert ve Joey beraber büyüyerek, asla unutulmayacak bir dostluk bağı kuruyor. Ancak bir gün bankaya olan ipotek borcunu ödemek için paraya ihtiyacı olan Albert'ın babası Joey'i İngiliz ordusuna satar. İşte Joey için hayatın acı dolu gerçeği o andan itibaren başlıyor. Çiftlik atından bir süvari atına dönüşen Joey cepheden cepheye koşarak herkesi kendine hayran bırakır. Ancak yine de Albert ile karşılaşacağı günü beklemektedir. Albert da aynı şekilde Joey ile karşılaşacağı zamanı beklemektedir..

Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudi’nin hayatını kurtarmak için verdiği savaşın gerçek hikayesidir. Polonya ve Varşova Nazi istilasındayken orada bulunan bir hayvanat bahçesini yağmalarlar. Hayvanat bahçesinin sahipleri geriye kalan hayvanları ve gizlice içeri soktukları Yahudileri saklayarak beraber özgürlük için kaçış planı yaparlar.

During the Boer War, three Australian lieutenants are on trial for shooting Boer prisoners. Though they acted under orders, they are being used as scapegoats by the General Staff, who hopes to distance themselves from the irregular practices of the war. The trial does not progress as smoothly as expected by the General Staff, as the defence puts up a strong fight in the courtroom.

Kore Savaşı sırasında iki seçkin ABD Donanması savaş pilotunun üzücü gerçek hikayesi. Kahramanca fedakarlıkları nihayetinde onları donanmanın en ünlü ekürileri yapacaktı.

Auschwitz kumandanı Rudolf Höss, eşi Hedwig, çocukları ve hizmetkârlarıyla rüya gibi bir hayat sürmektedir. Öyle ki, ölüm kampının duvarına bakan muhteşem evleri tam da tren raylarıyla gaz odaları arasındadır. Martin Amis'in aynı adlı romanından uyarlanan bu çarpıcı film çiçekli, geniş bahçeleri, seraları ve havuzlarında keyif süren Höss ailesinin başlarına ölüm külleri serpilirken süregiden sıradan gündelik yaşamını gözlemliyor.

In the winter of 1944, the Allied Armies stand ready to invade Germany at the coming of a New Year. To prevent it, Hitler orders an all-out offensive to re-take French territory and capture the major port city of Antwerp.

Göreve çağrıldığını duyan genç Tom Beddows (Brian Stirner) orduda eğitime başlar ve İkinci Dünya Savaşı'nın en büyük muharebelerinden biri olan D-Day çıkarmasına katılmaya hazırlanır. Yönetmen Stuart Cooper'ın düşündürücü dramasında, görüntü yönetmeni John Alcott'un uzman becerileri sayesinde otantik arşiv görüntüleri kusursuz bir şekilde filme entegre edilmiştir. Filmde, küresel çatışmanın enginliğine kıyasla bir adamın önemsizliği işlenmiştir.

Gerçek bir hikâyeden esinlenerek hazırlanan etkileyici bir drama filmi olan "The Great Escaper", 90 yaşındaki bir İngiliz emekli asker olan Bernard Jordan'ın hayatına odaklanmaktadır. Bernard, 2014 yılında D-Day'in 70. yıldönümü etkinliklerine katılmak üzere Fransa'ya gitmek için huzurevinden kaçma kararı alır. Bernard’ın bu cesur kaçışını ve ardından yaşadığı maceraları konu alan film, aynı zamanda yaşlılık, özgürlük arayışı ve geçmişle yüzleşme temalarını da işlemektedir. Bernard’ın yolda karşılaştığı zorluklar ve onun azmi, izleyicilere ilham verici bir hikâye sunar. Michael Caine, bu filmde Bernard Jordan karakterini canlandırarak, hem duygusal derinliği hem de mizahi unsurları bir araya getiren bir performans sergilemektedir. "The Great Escaper", yalnızca bir kaçış hikâayesi değil, aynı zamanda insan ruhunun gücünü ve hayatta kalma isteğini de gözler önüne seren bir yapım olarak dikkat çekiyor.

During the Crimean War between Britain and Russia in the 1850s, a British cavalry division, led by the overbearing Lord Cardigan, engages in an infamously reckless strategic debacle against a Russian artillery battery.

Tüm zamanların tarihsel açıdan en önemli filmlerinden biri olan Steven Spielberg'in Schindler'ın Listesi, cesaret ve inanç dersleriyle nesiller boyu ilham vermeye devam eden güçlü bir hikaye. En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere yedi Akademi Ödülü sahibi olan bu inanılmaz gerçek hikaye, Holokost sırasında 1.100'den fazla Yahudinin hayatını kurtaran esrarengiz Oskar Schindler'ı (Liam Neeson) konu alıyor. Bu, fark yaratan bir adamın zaferi ve yaptıkları sayesinde insanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden birini atlatanların dramıdır.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 2. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından Desmond T. Doss da birçok Amerikalı gibi orduya katılmaya gönüllü olur. Ancak dindar bir Hristiyan ve bir pasifist olan Doss, savaşta insan öldürmeyi ve herhangi bir şekilde silah kullanmayı reddetmektedir, onun yerine savaş alanında yaralıları kurtararak hizmet etmek istemektedir. Bu tavrı hem komutanları hem de asker arkadaşları arasında ilk başta çok sert tepkiyle karşılanır, askeri mahkemeye bile çıkar. Ancak Doss, son derece sert bir eğitimden geçip kendi hayatı pahasına silahsız bir şekilde savaş alanına gitmeyi çoktan göze almıştır.

1917, I. Dünya Savaşı'nın doruk noktasında, kendilerine imkânsıza yakın bir görev verilen iki İngiliz asker Kıdemsiz Onbaşı Schofield ve Kıdemsiz Onbaşı Blake'in hikâyesini anlatıyor. Blake'in abisinin de içinde bulunduğu 1.600 asker bir tuzağa doğru ilerlemektedir. Askerlerin hayatlarını kurtaracak mesajı düşman bölgesini geçip tabura ulaştırmak için Schofield ve Blake zamanla yarışacaktır.

Dünya Savaşı'nın sonuna doğru Binbaşı Charles Whittlesey'in müfrezesine stratejik önemi olan bir noktanın ele geçirilmesi emri verilir. Ancak her şey ters gider. Söz verilen takviye birlikleri ile malzemeler Almanlar tarafından ele geçirilir. Genç İrlandalılar ve İtalyan asıllı Amerikalılardan oluşan birliğiyle Binbaşı, Alman birlikleri tarafından kısa sürede kuşatılır...

Bir grup acemi genç Alman askerinin, 1.Dünya Savaşı sırasında büyük bir idealizmle başlayan hikayelerinin, hayal kırıklığıyla sonuçlanmasını anlatıyor. Başrol oyuncusu Lew Ayres’in canlandırdığı Paul Baumer’in repliği, filmin konusunu da özetliyor: “Siperlerde yaşıyor ve savaşıyoruz. Ölmemeye çalışıyoruz, tek yaptığımız bu” Modası çabuk geçen pek çok mesaj filmlerinin aksine, Erich maria Remarque’nin savaş karşıtı romanından uyarlanan filmin etkisi yıllar sonra bile hiç azalmamıştır. Lewis Milestone’nun ölçülü, sade ve insanı derinden etkileyen çalışması, yıllar sonra bile pek çok ülkede yasaklıydı.

1971 yapımı aynı adlı romandan bir anti-savaş filmi. Joe Bonham, Dünya savaşının son gününde bir top tarafından yaralanmış halde hastanede yatmaktadır.Gözlerini,ağzını,burnunu ve kulakların kaybetmiş olduğunu farkeder.Daha sonra doktorlarla mors alfabesiyle ölmek istediğini anlatmaya çabalar yada savaşın dehşetinin yıkımının sergilendiği bir ucube şovuna koymalarını ister.Ancak sonunda ordu onu yaşayan bir ölü olarak kendi haline bırakır.

Eskiden beri aralarında derin bir dostluk bulunan iki arkadaş, savaşa gitmenin arifesindedirler. İkinci Dünya Savaşı tüm vahşetiyle sürmektedir ve savaşa dahil olan Amerika Birleşik Devletleri, kendi kaderini belirlemek üzeredir. Savaş bu iki insanı da içine katarak dev bir liman baskınıyla derin bir vahşet sunacaktır. Savaş her zamanki gibi görkemli ve kanlıdır.

1952 kışında İngiliz yetkililer bir soygun ihbarını araştırmak üzere Alan Turing’in evine girerler. Ahlâksız davranış suçlamasıyla Turing’i gözaltına alırlar. Yetkililer, modern bilgisayarcılığın öncüsünü suçladıklarından habersizdir. Bilgin, dilbilimci, satranç şampiyonu ve istihbarat görevlilerinden oluşan bir grubun lideri olan Alan Turing’in, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın kırılamaz tabir edilen Enigma makinesinin şifrelerini kırdığı bilinmektedir.

Wladyslaw Szpilman, Polonyalı başarılı bir piyanisttir. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların Polonya'yı işgal etmesiyle hayatı kâbusa döner. Musevi olduğu halde şans eseri toplama kamplarına gitmekten kurtulur ve Varşova'nın gettolarında yaşamaya başlar. Acı ve sefalet dolu yaşamı, bir gün bir Alman subayının ona yardıma gelmesi ve onu oradan kurtarmasıyla değişir.

Gizli Sayılar, yıldızları hedefleyerek ülkenin temellerini değiştiren parlak bir kadın grubunun inanılmaz, anlatılmamış, ancak gerçek hikayesini ortaya çıkarıyor. Film, NASA'daki siyah kadın matematikçilerden oluşan seçkin bir takımın, Sovyetler Birliği'ndeki Amerikalı rakiplerine karşı uzay yarışını kazanmasına yardımcı oldukları ve aynı zamanda, eşit haklara ve fırsatlara ilerlemeye yönelik arayışların hayati tarihini anlatıyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında atom bombasının geliştirilmesine liderlik eden Amerikalı fizikçi J. Robert Oppenheimer'ın hikayesi. Manhattan Projesi'nin başına geçen Oppenheimer, insanlık tarihini değiştirecek bu ölümcül icadı hayata geçirirken, yarattığı gücün doğuracağı vicdani ve siyasi sonuçlarla da yüzleşmek zorunda kalır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir