Brian Stirner
Tom

Göreve çağrıldığını duyan genç Tom Beddows (Brian Stirner) orduda eğitime başlar ve İkinci Dünya Savaşı'nın en büyük muharebelerinden biri olan D-Day çıkarmasına katılmaya hazırlanır. Yönetmen Stuart Cooper'ın düşündürücü dramasında, görüntü yönetmeni John Alcott'un uzman becerileri sayesinde otantik arşiv görüntüleri kusursuz bir şekilde filme entegre edilmiştir. Filmde, küresel çatışmanın enginliğine kıyasla bir adamın önemsizliği işlenmiştir.
Brian Stirner
Tom

Davyd Harries
Jack

Nicholas Ball
Arthur

Julie Neesam
The Girl
Sam Sewell
The Trained Soldier

John Franklyn-Robbins
Dad
Stella Tanner
Mum
Harry Shacklock
Stationmaster
David Scheuer
Medical Officer
Ian Liston
Barrack Guard

Lorna Lewis
Prostitute
Stephen Riddle
Dead German Soldier

Mark Penfold
Photographer
Micaela Minelli
Little Girl
Elsa Minelli
Little Girl's Mother

2. Dünya Savaşı sırasında Amerikalılar ve Fransızların beraber düzenledikleri Normandiya çıkarmasının yapıldığı gün olan D-Day'de geçiyor film. Bir düzine karakter eşliğinde müttefik kuvvetlerin yaşadığı en uzun günün hikayesi. Filmin en büyük özelliği birbirinden ünlü pek çok oyuncunun yer alması...

Savaşa Almanların gözünden bakan film, bir grup Alman askerinin Avrupa'dan Rusya'ya gidişini ve Stalingrad Savaşını anlatıyor. Hitler 2. Dünya Savaşında Nazi ordusunu toplayarak Rusya'nın doğusunda Kızılordu'ya saldırır. Tarihin en büyük savaşları arasında yer alan bu savaş 2. Dünya Savaşının sonucuna da etki edecektir. Bu yüzden iki taraf da savaşı kazanmak için canla başla mücadele eder fakat savaşı Kızılordu kazanır.

2. Dünya Savaşı’nda, Amerika’nın sabrının taşmasına neden olan Pearl Harbor baskınını, hem Japonlar’ın hem de Amerikalılar’ın bakış açılarıyla anlatmayı deneyen, gösterişli bir ortak yapım. Baskının öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar dizisini de perdeye taşıyan “Tora! Tora! Tora!”, özellikle o ünlü saldırı sahnelerinde ürkütücü bir gerçekçiliği yakalamayı başarıyor. Film, 1939 yılında Amiral Isoroku Yamamoto’nun Japon Kraliyet Donanması’nın komutasını üzerine almasıyla başlar. Eğitimini Harvard’da tamamlamış, ateşli bir milliyetçi olan komutan, önceleri Amerika’yla yapılacak bir savaşa karşı olmasına rağmen, zamanla fikrini değiştirir. Japonya’nın, Asya’nın en güçlü devleti olma arzusu onu da etkiler ve vargücüyle Amerikalılar’la savaşmaya hazırlanır. Öte yandan ABD cephesinde, Japonya’nın egemenliğine karşı çıkma hazırlıkları başlar.

Yıl 1936. Filistin'deki köyler İngiliz sömürge yönetimine karşı ayaklanırken, Yusuf kırsaldaki evi ile Kudüs'ün huzursuz enerjisi arasında gidip gelir, artan huzursuzluğun ötesinde bir gelecek özler. Ancak tarih acımasızdır. Avrupa'daki antisemitizmden kaçan ve bazıları kötü niyetli siyonist ve sömürgeci emellerle gelen Yahudi göçmenlerin sayısı artarken, Filistin halkı İngiltere'nin 30 yıllık egemenliğine karşı en büyük ayaklanmada birleşirken tüm taraflar kaçınılmaz bir çatışmaya doğru sürüklenir. Bu an, İngiliz İmparatorluğu ve tüm bölgenin geleceği için belirleyici bir andır.

Film 1943 yılında 2.Dünya Savaşı'nın Kuzey Afrika cephesi ile başlar.Savaş tarihinin en eksantrik komutanlarından biri olan Tankçı General George S. Patton Jr.(George C. Scott) 'ın karşısında Çöl Tikisi lakaplı ünlü Alman Mareşali Rommel (Karl Michael Vogler) vardır.Askeri dehasının yanı sıra savaş tarihini de çok iyi bilen Patton,Rommel'in yazdığı kitapları da okumuştur ve onun taktiklerini kullanarak 'Çöl Tilkisi' ni Kuzey Afrika'dan sürer.Bu başarısı üzerine korgeneralliğe terfi ettirilerek Sicilya 'ya gönderilir.Burada Müttefiklerin diğer bir ünlü komutanı İngiliz mareşali Montgomery (Michael Bates) ile bir rekabete girer.Kimi zaman üstlerinin emirlerine itaatsizlik eden,bencil,boşboğaz ve küfürbaz bir asker olan Patton'un bu huyları onun askeri dehasının önüne geçer.Disiplin takıntısı yüzünden bir hastane teftişi sırasında korkaklıkla suçladığı hasta bir eri tokatlaması ve ona herkesin içinde hakaretler yağdırması kariyerini tehlikeye sokar.

Dağlı bir keskin nişancı birinci dünya savaşında bir Alman noktasını hindi avlarken ki stratejisini kullanarak tek başına saldırıp ele geçirir ve en ünlü Amerikan kahramanlarından biri olur...

İkinci Dünya Savaşı bitmek üzeredir. Almanlar, Fransa’da yenilmek üzerelerdir ve müttefikler güçler Normandiya çıkartması sonrası Ren Nehri üzerindeki bir köprüyü ele geçirmek için paraşütçü birliklerini sınıra indirirler. Fakat yapılan stratejik bir hata sonucu paraşütçüler köprünün çok uzağına indirilir. Market Garden adı verilen bu operasyon, bir takım yanlış istihbarat ve stratejiler sonucu tam bir felakete dönüşür. Çünkü askerler Alman Ordusu’nun en güçlü olduğu noktalardan birinin tam ortasına düşmüşlerdir. Cornelius Ryan’ın uzun araştırmaları sonucu yazdığı kitabından uyarlanan Richard Attenborough imzalı film, İngiliz FeldMareşal Bernard Montgomery’nin başarısızlıkla sonuçlanan planının müttefik askerlerini ne gibi bir zor durumla karşı karşıya bıraktığını anlatan İkinci Dünya Savaşı’na dair en gerçekçi savaş filmlerinden biri.

In the winter of 1944, the Allied Armies stand ready to invade Germany at the coming of a New Year. To prevent it, Hitler orders an all-out offensive to re-take French territory and capture the major port city of Antwerp.

Gerçek bir hikâyeden esinlenerek hazırlanan etkileyici bir drama filmi olan "The Great Escaper", 90 yaşındaki bir İngiliz emekli asker olan Bernard Jordan'ın hayatına odaklanmaktadır. Bernard, 2014 yılında D-Day'in 70. yıldönümü etkinliklerine katılmak üzere Fransa'ya gitmek için huzurevinden kaçma kararı alır. Bernard’ın bu cesur kaçışını ve ardından yaşadığı maceraları konu alan film, aynı zamanda yaşlılık, özgürlük arayışı ve geçmişle yüzleşme temalarını da işlemektedir. Bernard’ın yolda karşılaştığı zorluklar ve onun azmi, izleyicilere ilham verici bir hikâye sunar. Michael Caine, bu filmde Bernard Jordan karakterini canlandırarak, hem duygusal derinliği hem de mizahi unsurları bir araya getiren bir performans sergilemektedir. "The Great Escaper", yalnızca bir kaçış hikâayesi değil, aynı zamanda insan ruhunun gücünü ve hayatta kalma isteğini de gözler önüne seren bir yapım olarak dikkat çekiyor.

Film, 1943 yılında iki istihbarat ajanının, müttefiklerin planladıkları saldırıyı dezenformasyon yöntemiyle önlemeye çalıştıkları absürt savaş stratejisini anlatıyor.

During the Crimean War between Britain and Russia in the 1850s, a British cavalry division, led by the overbearing Lord Cardigan, engages in an infamously reckless strategic debacle against a Russian artillery battery.

Tarihin en büyük hazine avının gerçek hikayesinden uyarlanan The Monuments Men tuhaf bir 2. Dünya Savaşı müfrezesini anlatıyor. Bu müfrezedekiler FDR tarafından sanat eserlerini Nazi hırsızlarından kurtarmak ve sahiplerine ulaştırmak için Almanya’ya gitmekle görevlendiriliyorlar. Ancak bu imkansız bir görevdir: düşman hattının arkasında kalan sanat eserleri ve her şeyi yok etme emir almış Alman ordusuyla, bu adamlar – hiç askeri deneyimi olmayan yedi müze müdürü, koleksiyon yöneticisi ve sanat tarihçisi- nasıl başarılı olabilir ki? Ancak Monuments Men olarak bilinen bu adamlar kendilerini 1000 yıllık kültürün yok olmasını önlemek için zamana karşı yarışırken, insanoğlunun en büyük başarılarını korumak için hayatlarını da riske atacaklardır..

İkinci Dünya Savaşının önemli cephelerinden olan Rusya cephesinde büyük değişiklikler olmuştur. Rusya'ya saldıran Alman orduları yanlış zaman ve yetersiz malzeme yüzünden inanılmaz hızla girdikleri bu topraklardan geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Savaş alanındaki kurnazlıkları sayesinde hayatta kalmayı başaran Çavuş Steiner ve emrindeki birliğe yeni atanan komutanları Yüzbaşı Stransky arasında çok kısa bir zaman içinde bir sürtüşme başlar. Aslen Prusyalı aristokrat bir aileden gelen bu yeni komutan her ne pahasına olursa olsun şeref madalyası almaya çalışmaktadır. Aralarındaki hava gergindir çünkü çavuş, askerler arasında adeta bir efsane haline gelmek üzeredir.

Tüm zamanların tarihsel açıdan en önemli filmlerinden biri olan Steven Spielberg'in Schindler'ın Listesi, cesaret ve inanç dersleriyle nesiller boyu ilham vermeye devam eden güçlü bir hikaye. En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere yedi Akademi Ödülü sahibi olan bu inanılmaz gerçek hikaye, Holokost sırasında 1.100'den fazla Yahudinin hayatını kurtaran esrarengiz Oskar Schindler'ı (Liam Neeson) konu alıyor. Bu, fark yaratan bir adamın zaferi ve yaptıkları sayesinde insanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden birini atlatanların dramıdır.

Dört çocuk annesi bir kadın, İkinci Dünya Savaşı’nda kaybettiği üç oğlunun ardından fazlasıyla yaralanmıştır. Şimdi tek dileği hayatta kalan tek oğlunun savaştan sağ salim dönmesidir. Yakarışları karşılık bulur ve Başkan tarafından verilen bir emirle James Ryan’ın ne pahasına olursa olsun bu savaştan sağ çıkması sağlanacaktır. Normandiya çıkarmasının yapıldığı gün, sekiz kişilik bir asker birliği farklı bir göreve, Ryan’ı kurtarma görevine atanır. Ancak yüzbaşı John Miller tarafından yönetilen bu birim, can pazarının yaşandığı bu zorlu ortamda hakikatli bir yaşam mücadelesine atılacak; tek bir adamı kurtarmak için sekiz kişinin hayatının tehlikeye atılmasının meşruluğunu sorgulayacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 2. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından Desmond T. Doss da birçok Amerikalı gibi orduya katılmaya gönüllü olur. Ancak dindar bir Hristiyan ve bir pasifist olan Doss, savaşta insan öldürmeyi ve herhangi bir şekilde silah kullanmayı reddetmektedir, onun yerine savaş alanında yaralıları kurtararak hizmet etmek istemektedir. Bu tavrı hem komutanları hem de asker arkadaşları arasında ilk başta çok sert tepkiyle karşılanır, askeri mahkemeye bile çıkar. Ancak Doss, son derece sert bir eğitimden geçip kendi hayatı pahasına silahsız bir şekilde savaş alanına gitmeyi çoktan göze almıştır.

Ailesi Berlin'deki evlerinden Polonya'daki tuhaf yeni evlerine taşındığında genç Bruno, herkesin çizgili pijama giydiği çitin öbür tarafındaki Shmuel'le arkadaş olur. Bruno, Shmuel'in Yahudi tutsak olarak kaderinden ya da Nazi babasının onun tutsaklığındaki rolünden habersiz kamp duvarları içinde tehlikeli bir yolculuğa çıkar.

İkinci Dünya Savaşı'nın en ateşli zamanlarında, Caine'in kitabına göre davranması yüzünden ikinci kaptan Maryk (Van Johnson) ve tayfası isyana başlarlar. Ancak asıl kırılma noktası bir çok sorgulanan emirinden sonra kaptanın tüm tayfayı Ölüm Tayfunu'na yöneltme emri olur.

1940 yılında Fransa’da II. Dünya Savaşı’nın ilk işgalleri yaşanmaktadır. Genç ve güzel bir kız olan Lucile Angellier, üvey annesinin evde gözetiminde, savaşta esir düşen babasından haber almak için beklemektedir. Bir yandan Paris’ten gelen savaş mültecileri küçük kasabaya yerleşmeye çalışırken, diğer yandan Alman askerleri kasabalıların evlerini bir bir işgal etmeye başlar. Lucile evlerine yerleşen Bruno von Falk adlı yakışıklı askerden, başlarda hiç hoşlanmaz ve kendisini geri çeker. Fakat günler ilerledikçe iki genç arasında aşka sürüklenen bir çekim oluşur. Ama karşılarında savaşın en trajik yüzü durmaktadır.

Steve McQueen kariyerinin en güçlü performanslarından birini sergilediği Cehennem Savaşçıları'nda yalnız takılmayı seven, biraz da küstah asker Reese olarak karşımıza çıkıyor. 2. Dünya Savaşı'nın en kızıştığı günlerde Reese ve arkadaşları bir anda kendilerini Fransa'nın Siegfried hattında Nazi kuvvetlerini durdurmak üzere görevlendirilmiş olarak bulurlar. Ancak düşmana göre sayıları hayli azdır. Zekaları ve cesaretlerinden başka hiçbir güçleri olmayan bu bir grup asker, karşı tarafa blöf yaparak zaman kazanmak zorundadır. Bu aynı zamanda onların yaşamak için tek şanslarıdır. Kirli Harry ve Alcatraz'dan Kaçış filmleriyle eleştirmenlerden tam not alan Don Siegel'in yönettiği filmde Steve McQueen'e Bobby Darin, Fess Parker, Harry Guardino, James Coburn, Nick Adams ve Bob Newhart (ilk filmi) eşlik ediyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir