
Eddie Murphy
Rudy Ray Moore

1970'lerde Los Angeles'ta zorluk içindeki komedyen Rudy Ray Moore, seksi ikinci kişiliği Dolemite ile ünlenir ve oyunculuğunu sinemaya taşımak için her şeyi riske atar.

Eddie Murphy
Rudy Ray Moore

Wesley Snipes
D’Urville Martin

Da'Vine Joy Randolph
Lady Reed

Keegan-Michael Key
Jerry Jones

Mike Epps
Jimmy Lynch

Craig Robinson
Ben Taylor

Tituss Burgess
Theodore Toney

Kodi Smit-McPhee
Nick von Sternberg

Snoop Dogg
Roj

Ron Cephas Jones
Rico

Barry Shabaka Henley
Demond

T.I.
Walter Crane

Luenell
Aunt

Tasha Smith
Jimmy's Wife

Chris Rock
Bobby Vale

Julian Schnabel’e Cannes Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren “Dalgıç ve Kelebek”, gerçek bir yaşam hikâyesinden yola çıkarak yazılan bir kitaptan uyarlandı. Geçirdiği beyin kanaması nedeniyle 43 yaşında sol gözünün görme yetisi hariç bütün bedensel fonksiyonlarını yitiren Jean-Dominique Bauby hayatı zihninde yaşamaya başlar ve dış dünyayla bağını sol gözü aracılığıyla kurar.

Amerikan tarihinin en önemli insan hakları savunucularından ve siyahi liderlerinden biri olan Malcolm X’in hayatı, Spike Lee’nin yaratıcı bakış açısı ile beyazperdeye aktarılıyor. Daha önce Broadway’de tarihi lideri canlandırmış olan Denzel Washington’un dikkate değer oyunculuğu ile Malcolm X’in hikayesi sıradan bir biyografi olmaktan çok, bir insanın hayatında devrim yapıp kendini gerçekleştirmesi şeklinde, dönemlere bölünerek anlatılmış:Babası Ku Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm, çağdaşı bir çok zenci gibi umutsuz ve zor bir çocukluk geçirir. Neticesinde hayatı günlük yaşayan hedonist bir hırsıza dönüşür. Sonunda hapise girdiğinde İslam öğretisi kendisini yeniden tanımlamasına yardımcı olur. Burada dahil olduğu toplulukta kendini bulur ve yükselmeye başlar. Hapisten çıkınca Malcolm, adeta bir mesih işlevi yüklenir ve kendilerini birer suçlu yapan toplumsal adaletsizliğe başkaldırır.

Victor Navorski Amerika yolundayken ülkesinde askeri darbe olması üzerine New York'un Uluslararası Havaalanında mahsur kalıyor. Pasaportu artık geçersiz olduğu için Amerika'ya girme hakkını yitirmiş durumda olan Victor ne ülkesine geri dönebiliyor ne de Amerikaya girebiliyor. ülkesindeki savaş bitinceye kadar havaalanı terminalinin transit yolcular salonunda beklemek zorunda kaldığında başına gelmeyen kalmıyor.

Antonia Fraser’ın çok satan kitabından, Sophia Coppola tarafından beyazperdeye uyarlanan film, tarihin en ünlü kadın figürlerinden birine, Fransa kraliçesi Marie Antoinette’in dramına odaklanıyor. Dönemin politik ve siyasi şartları gereğince Fransa kralıyla evlendirilen genç Avusturya kraliçesi Marie Antoniette, yaşamını sürdüreceği bu yeni hayat düzeninde çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Kayıtsız ve ilgisiz bir kocaya sahip olan genç kraliçe, Versailles sarayının ihtişamlı gölgesi altında çeşitli siyasi oyunlara ve politik hesaplaşmalara tanık oluyor. Genç kraliçe bu alışık olmadığı düzende mücadele etmenin yolunu uçarı partilerde ve tehlikeli dostluklarda ararken, film kadın başrakarakterini tüm insansı halleriyle ele alıp alışılmışın dışında bir Marie Antoniette portresi çiziyor.


İkinci Dünya Savaşı’ndan bir yıl önce, yoksul bir ailenin kız çocuğu bir geyşa evinde hizmetçi olarak çalışmaya başlar. Gizemleri günümüze kadar korunan, saklı ve bir o kadar da büyülü bir dünyada büyüyen kız çocuğu, rekabetin bitmediği, hataların affedilmediği bir dönemde efsanevi geyşa Sayuri’ye dönüşür. Dönemin en güçlü erkeklerini parmaklarında oynatan Sayuri, rakiplerinin tuzaklarına aldırmaksızın gerçek aşkın hayalleriyle yaşamaktadır.

The Last Detail, her daim başarılı performanslara imza atmış Jack Nicholsonın çarpıcı oyunculuğuyla öne çıkan güçlü bir film. Filmde küçük bir hırsızlığa teşebbüs suçu yüzünden 8 yıla mahkum olan genç bir asker ile onu cezaevine götürmekle görevli iki denizcinin yaşadıklarını anlatıyor. Denizciler, ona güzel bir macera yaşatmak isterken, hiç de tahmin etmedikleri bir noktaya sürüklenirler.

1970'lerin ortalarında New York Times muhabiri Sydney Schanberg Kamboçya'da hüküm süren iç savaşı gazetesi adına takip edip yazmak için bu ülkededir. Kendisine gazetenin bölge muhabiri olan, arkadaşı ve tercümanı Dith Pran yardımcı olmaktadır. Amerikan ordusu Vietnam yenilgisinden sonra geri çekilirken Kamboçya'lıların da bölgeden tahliyesini sağlamaktadır. Ancak ailesini helikoptere bindiren Dith Pran görevini terketmeyerek Sydney Schanberg'le birlikte bölgede kalır ve haber yapmayı sürdürürler. Bir dizi trajik habere imza atan ekip ülkedeki durumun daha da vahim bir hal alması ile ABD'ye dönme kararı alır. Ancak bir Kamboçya'lı olan Dith Pran kaçamaz ve korktuğu şey başına gelir,ülkeyi kana bulayan Kızıl Kmerlere esir düşer.

An aspiring young filmmaker gets involved with an eccentric gangster for the financing of his first film.

Raoul Duke ve avukatı Dr. Gonzo, bir motosiklet yarışını izlemek için Mojave Çölü'nde bir bavul dolusu uyuşturucu ve kırmızı bir üstü açık arabayla Las Vegas'a giderler. Uyuşturucu tüketimleri endişe verici bir hızla artarken, uyuşturucu bağımlısı ikili otel odalarını mahveder ve yasal yaptırımlardan korkarlar. Duke, Los Angeles'a geri dönmek için yola çıkar, ancak bir polisle yaşadığı tuhaf olayın ardından Günah Şehri'ne geri döner ve çılgın uyuşturucu serüvenine devam eder.

Gregg Araki’nin 1990’larda California’da yaşayan kuir (gay) gençlerin portresini çizen filmi, yoğun duygularla dolup taşıyor. Varoluş sancılarını alternatif müzik, tutkulu ilişkiler ve keskin bir zekayla dindirmeye çalışan bu asi gençlerin, isyan etmek için çok haklı sebepleri var.

Köşe yazarı Darla, son yazısından dolayı büyük tepki çeker ve kovulur. Bailey ise kanser olduğunu öğrenir. Yolları kesişen Darla ve Bailey yakınlaşmaya başlarlar.'Pitch Perfect' serisi ve 'Dial a Prayer' filmlerinde de izlediğimiz Brittany Snow'a, Sam Richardson ve Anna Akana'nın eşlik ettikleri yapımın kamera arkasında Nico Raineau yer alıyor.

1462 yılı ünlü Alman ressam Rembrandt’ın hayatında bir dönüm noktasıdır: zengin ve saygıdeğer bir ünlüyken, güvenilmez bir yoksula dönüşür. Hamile karısı Saskia’nın ısrarları üzerine Rembrandt Amsterdam Silahşör Milislerinin resmini yapmayı isteksiz bir şekilde kabul eder. (Bu eser daha sonra Gece Bekçileri olarak tanınacaktır.) Kısa bir süre sonra, Batı Dünyası’nın o sıralar en zengin şehrinde maddi avantaj ve kişisel güç için hile yapan askerleri oynayan Amsterdamlı tüccarlarla ilgili bir komplo hazırlandığını öğrenir. Rembrandt tesadüfen bir cinayetle karşılaşır. Oğlunun doğmasıyla kendine güveni gelen Rembrandt planlanan cinayetleri ortaya çıkarmaya karar verir ve suçlamalarını resimlerine aktarır. Böylece Altın Çağ’da Alman halkının ikiyüzlü tarafını ortaya çıkarır. Rembrandt’ın şansı sonunda döner.

Modern aileyi ve bencil toplum düzenini yerden yere vuran filmin anti-kahramanı Victor, bir seks bağımlısı. Üstüne üstlük, annesi Ida, Alzheimer hastası. Victor, annesinin hastane masraflarını karşılamak için pahalı lokantalara gidip sonradan para sızdırmak için boğazına yemek kaçmış numarası yapıyor. Victor’un hayatı, annesi için yeni bir tedavi yöntemi öneren doktor Paige’la tanıştığında değişiyor.

Shampoo, 1960'ların sonlarında cinselliğin özgürce yaşandığı, yozlaşmış Los Angeles'ta geçen, yıldız oyuncularla dolu, renkli bir yatak odası komedisi. Oskar ödüllü Warren Beatty (1982 En İyi Yönetmen, Reds) ile Robert Towne'ın (Chinatown) senaryosunu yazdığı ve Hal Ashby'nin (Being There) yönettiği film dört dalda Oskar'a aday olmuş ve Amerikan Film Enstitüsü'nün En Komik 100 Film listesine girmiştir. George, L.A.'in en arzulanan erkeklerinden biri, tüm müşterilerini hiç olmadığı kadar güzelleştiren ve iyi hissettiren bir Beverly Hills kuaförüdür. Kız arkadaşı Jill'in (Goldie Hawn) teşvikiyle kendi salonunu açar ve finansman için muhafazakar iş adamı Lester'dan (Jack Warden) yardım ister. Ancak Lester, George'un karısı (Lee Grant), sevgilisi (Julie Christie) ve ergen kızıyla (Carrie Fisher) yattığından habersizdir. George arzularına direnip Jill'le yuva kuracak mı, yoksa daha da skandal ilişkilere mi girecek?

Ari Graynor (Aşk Listesi), Lauren Anne Miller (50/50), Justin Long (Yakar Top) ve Nia Vardalos (Kalbinin Sesini Dinle) bu eğlenceli ve seksi filmde bir araya geliyorlar. Lauren (Miller) sevgilisi tarafından terk edilince tek başına kalır. Özgür ruhlu Katie (Graynor) bir ev arkadaşı bulamazsa hayalindeki daireyi kaybetmek üzeredir. Hiçbir ortak yanları olmamasına rağmen beraber yaşamaya isteksizce razı olurlar; ta ki Lauren, Katie’nin telefon seksi üzerinden para kazandığını öğrenip bu işe dahil olmaya karar verene dek… Birliktelikleri daha çok para kazanmalarını sağlarken, bu yeni arkadaşlık beklenmedik zorlukları da beraberinde getirir.

Amerikan İç Savaşı tüm şiddetiyle ülkeyi kasıp kavurur. İnsanlar yakınlarını kaybeder. Aileler dağılır. Savaş biter. Birlikten ayrılmak isteyen Güney eyaletlerinin kurduğu Konfederasyon yenilmiştir. Yeniden Yapılanma Dönemi başlar. Kölelik yasaklanır. Başkan Lincoln'ün suikastiyle, yeni oluşan güven ortamı yerini kaos ve anarşiye bırakır. Özellikle güney eyaletlerinde çeteciler beyaz çiftlik sahiplerine saldırır ve ailelerine göz açtırmazlar. Polis gücüne katılan siyahlar ve melezler beyazları taciz eder. Bunun üzerine asayişi sağlamak üzere "Klan" kurulur. Haçlı şövalyelerini andıran giysileriyle Ku-Klux-Klan üyeleri gecelerin hakimidir artık. Devletin sağlayamadığı adaleti onlar getirir. D.W. Griffith’in sessiz filmi Bir Ulusun Doğuşu, gerçekten de bizlere anlatılan tarih tezinin aksi bir görüşü, üstelik şimdi izlendiğinde epey rahatsız edici bir tonda sunuyor.

Savaşmaya pek de hevesli olmayan bir kahraman olan Benjamin Martin, İngilizler Benjamin'in değer verdiği insanları tehdit etmeye başlayınca kendini Amerikan Devrimi'nin içinde buluverir. İdealist bir vatansever olan oğlu Gabriel ile birlikte silah kuşanıp Amerikan milislerinin başına geçer ve "kırmızı urbalılarla" göğüs göğüse çarpışır. Bunlar olurken kendi ailesini korumasının tek yolunun genç Amerikan ulusunu topyekün bağımsızlığa taşımak olduğunu keşfeder fakat karanlık geçmişi, savaşta da peşini bırakmaz.


Brad Pitt ve Margot Robbie'li Babil, 1920'li yılların Los Angeles'ında, sinemanın sessiz dönemden çıkış sürecinde adından söz ettiren bir aktör ile gözünü yıldız statüsüne dikmiş hırslı bir aktris adayının gözünden o dönemki Hollywood'un her manadaki aşırılığını epik bir dille ele alıyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir