
Ralph Fiennes
M. Gustave
"Muazzam serveti ve ani ölümünü çevreleyen en çirkin olaylarla Madam D.'nin cinayet davası!"
20. yüzyılın başlarında Gustave H., Büyük Budapeşte Oteli'nin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave'ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder, ikili Madame D. adlı kadına veda etmek için yola çıkar. Bir asilzade olan Madame D. adlı kadının şatosuna vardıklarında miras paylaşırken denk gelirler. Madame D., Gustave'a miras olarak paha biçilmez bir rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir.

Ralph Fiennes
M. Gustave

F. Murray Abraham
Mr. Moustafa

Tony Revolori
Zero

Adrien Brody
Dmitri

Willem Dafoe
Jopling

Mathieu Amalric
Serge X.

Jeff Goldblum
Deputy Kovacs

Harvey Keitel
Ludwig

Jude Law
Young Author

Bill Murray
M. Ivan

Edward Norton
Henckels

Saoirse Ronan
Agatha

Jason Schwartzman
M. Jean

Léa Seydoux
Clotilde

Tilda Swinton
Madame D.

İki tecrübeli endüstriyel yağ satıcısı ile araştırma bölümünde görevli bir genç, bir fuarın son gecesinde, iyi bir potansiyel müşteriyle karşılaşmak için bir otelde bir araya gelirler. Üç adamın da hayattan beklentileri farklıdır. Özellikle dindar, tecrübesiz ve ilk fuarının heyecanını atamamış olan genç, diğerlerinin tarzından ciddi şeklide rahatsız olur. Aralarından en tecrübelisi karısından yeni ayrılmıştır. Fiziksel ve ruhsal olarak çökmüşken şimdi de diğerlerinin arasında barış yapmak zorundadır. Üçü de sınıra gelirler. Gece yeni açılımlar sunar. Hepsi de, gün doğarken yepyeni insanlar olacaktırlar. Seyirciyi ve kendilerini çok şaşırtacak bir şekilde...

Ülkesindeki bir ihtilal sonucu devrilen Kral Shahdov New York'a gelir. Amacı biraz para kazanmaktır ve bir TV'ye gider. Burada ticari ilişkiler kuran Shahdov medya dünyasında ön plana çıkar. Ancak ailesinin komünist oluşundan dolayı kendisi de fişlenir.

Oscar adayı Noah Baumbach'ın yönettiği bu filmde sinema yıldızı Jay Kelly, sadık menajeriyle birlikte çıktığı Avrupa yolculuğunda geçmişi ve bugünüyle yüzleşiyor.

Şehir Işıkları, görme engelli genç bir kızla evsiz bir gencin hikayesini anlatıyor. Kör bir çiçekçiye aşık olan ve sokaklarda yaşayan iyi niyetli bir serseri, kıza kendisini varlıklı biri olarak tanıtır. Bir milyonerin hayatını kurtarmıştır ve onun kendisine yardım edeceğine güvenmektedir. Adamı ziyaret edip sevdiği kızın gözlerini ameliyat ettirebilecek kadar para ödünç alabileceğini düşünür. Ama zengin insanlar aslında ikiyüzlü bir yaşam sürmektedirler. Mesaj sessiz, fakat evrenseldir: aşkın gözü kördür...

Şarlo, 19. yüzyılın sonunda Klondike’de maceraperestlerle birlikte karlı dağlarda altın bulma umuduyla yola çıkar. Şiddetli bir fırtınada terk edilmiş bir kulübeye sığınır ve burada iki altın avcısıyla daha karşılaşır. Şehre eli boş döndüğünde Georgia adında bir kadınla tanışacak, aşık olacaktır.

"Apu'nun Dünyası" (Apur Sansar), Satyajit Ray'in Apu Üçlemesi'ni oluşturan filmlerinin sonuncusudur. Üçlemenin diğer filmleri ise: 1955 tarihli Yol Türküsü (Pather Panchali) ve 1956'da tamamlanan Yenilmez (Aparajito)'dır. Bu filmin müziklerini de diğer iki filmin müziklerini yapan Ravi Shankar bestelemiştir. Her üç filmin öyküsü de Bibhutibhushan Bandyopadhyay (Bibhutibhushan Banerjee olarak da biliniyor)'ın kitaplarından uyarlanmıştır. Bu film de diğerleri gibi siyah beyaz çekilmiştir ve düşük bir bütçeyle tamamlanmıştır. Her üç filmin de görüntü yönetmeni Subrata Mitra'dır.

1940'lı yıllarda New York'lu sosyalist bir oyun yazarı olan Barton Fink, Los Angeles'a gelip bir film senaryosu yazma ihtimali belirdiğinde durumu kabul etmek zorunda kalır. Bir otele yerleşir ve burada film stüdyosunun başkanı Jack Lipnick'le tanışır. Lipnick'ten, yazacağı senaryonun kaba saba bir B filmi için olduğunu öğrenir. Daktilosunda sadece tek bir cümle yazmayı becerse de, içinde bulunmaya hiç alışık olmadığı durum sebebiyle bir türlü ilham gelmez ve tıkanır.Oteldeki kapı komşusu Charlie Meadows, geveze bir pazarlamacı ve tam bir orta sınıf insanıdır. Fink'in hayatına giren diğer insanlar da (ünlü bir senarist olan Mayhew ve onun kız arkadaşı Audrey gibi) genç entellektüel yazara ilham gelmesine ve senaryoda ilerlemesine yardımcı olamazlar. Stres doruğa çıktığında Fink kendisini doğaüstü tabloları andıran bir cehennemin içinde bulur.

Aparajito (Yenilmez), Satyajit Ray’ın muhteşem Apu üçlemesinin ikinci filmi. Pather Panchali’de (Yol Türküsü) ablasının ölmesinin ardından küçük Apu (Pinaki Sengupta) ve ailesi Benares’e taşınmıştır. Babası Harihar (Kanu Bannerjee) Ganj kıyılarında rahiplik yaparak hayatını kazanırken çocuk da içinde barındırdığı zengin görüntü ve ses karışımından büyülenmiş ve hoşnut bir halde kenti dolaşır. Ne var ki Harihar bir hastalığa yakalanıp ölür ve Apu’nun tek başına ayakta kalmaya gücü yetmeyen annesi Sarbojaya (Karuna Bannerjee), oğlunu yeniden taşraya, kayınpederinin evine götürür. Daha büyük bir dünyanın tadını almış olan Apu, içinde büyüdüğü basit köy hayatıyla yetinemeyecek duruma gelmiştir; köyün öğretmeni de onun tutku ve meraklarını teşvik eder. 16 yaşında Kalküta’da öğrenim görmek için bir burs kazanır. Kent yaşamına kendini kaptıran Apu (artık Smaran Ghosal tarafından canlandırılmaktadır) eve çok seyrek ve gönülsüzce döner.

Filmde, 1860’ların İtalyası’nın hızla değişen toplumsal yapısına uyum sağlamaya çalışan yaşlı bir prensi canlandıran Burt Lancaster, statüsünü ve yaşam tarzını sağlama alma çabasıyla yeğeni Tancredi’nin (Alain Delon) zengin bir tüccarın kızı olan Angela’yla (Claudia Cardinale) evliliğini ayarlar; ve filmin final bölümünü oluşturan neredeyse bir saate yakın balo sahnesi boyunca, hem ait olduğu toplumsal sınıf hem de kendi geçmişiyle bugünü üzerine derin düşüncelere dalar. Birey ve toplum arasındaki etkileşimi büyüleyici ve görkemli bir dille anlatan böyle bir filmi, ancak Visconti gibi aristokrat kökenli bir Marksist yönetebilirdi. (Lancaster, rolünü Visconti’nin karakterinden yola çıkarak canlandırdığını söylemiştir). Aristokratların artık gücün yeni zenginlerin eline geçtiğini kabullendikleri balo sahnesi, haklı olarak sinema tarihinin en ustaca çekilmiş sahnelerinden biri olarak kabul edilir.

Walter Winchell tarzı sansasyonel bir köşe yazarı olan J.J. Hunsecker yazılarıyla birçok kişinin kaderini belirlemektedir. Hunsecker kızkardeşi Susan'a kur yapma cüretini gösteren caz gitaristi Steve'i hedef seçer.

Will Plunkett and Captain James Macleane, two men from different ends of the social spectrum in 18th-century England, enter a gentlemen's agreement: They decide to rid the aristocrats of their belongings. With Plunkett's criminal know-how and Macleane's social connections, they team up to be soon known as "The Gentlemen Highwaymen". But when one day these gentlemen hold up Lord Chief Justice Gibson's coach, Macleane instantly falls in love with his beautiful and cunning niece, Lady Rebecca Gibson. Unfortunately, Thief Taker General Chance, who also is quite fond of Rebecca, is getting closer and closer to getting both.

Filmin konusu Fransız ordusundaki komuta kademesinin savaşmak istemeyen askerlere gözdağı verip korkutmak amacıyla suçsuz askerleri kurşuna dizmesidir. Fransız Ordusu da savaş sırasında diğer müttefik orduları gibi korkaklık suçundan dolayı infazlar gerçekleştirmiştir. Ancak filmin merkezinde duran sorun, verilen emre karşı gelerek saldırıya geçmeyen tüm cephenin yerine rastgele seçilen askerlerin kurşuna dizilmesidir. Bu tür cezalandırma tarihte Romalılar tarafından yaygın olarak uygulanmıştır. Onuncunun cezalandırılması olarak dilimize çevrilebilecek decimation cezasında suçlular arasından her on kişiden bir tanesi öldürülerek ceza uygulanır. Bu ceza Fransız Ordusunda, Flanders yakınlarında 15 Aralık 1914 tarihinde geri çekilen Cezayir Alayı 8.Tabur 10. Bölük askerleri hücum emrine uymayınca uygulanmıştır...

Soğuk Savaş döneminde Ruslara saldırmak için bahane aramakta olan çılgın general Jack D. Ripper, Rusların 'Amerikan halkının vücut sıvılarını kirlettiği' gerekçesiyle SSCB'ye sürpriz bir nükleer saldırı yapmaya karar verir. Nükleer silahlarla yüklü bir Amerikan uçağı Rus sınırına yakın bir bölgede Soğuk Savaş döneminin tipik devriye uçuşlarından birini yapmaktayken mürettebat Ripper'dan SSCB'ye saldırı emrini alır. Fakat Rus büyükelçisi DeSadesky, Amerikan makamlarına Rus savunma teknolojisinin geldiği son noktanın ürünü olan 'Doomsday Device'dan bahsettiğinde ve başkanın danışmanlarından eski Nazi bilimadamı Dr. Strangelove, buluşun olduğunu doğruladığında durum daha da tehlikeli bir hal alır. 'Doomsday Device', SSCB'ye yapılacak herhangi bir nükleer saldırıda dünyadaki tüm canlıların yok olmasına sebep olacak bir silahtır.

Bekar insanların 45 gün içinde bir eş bulmak üzere bir otele yerleştirildiği distopik bir gelecekte, bunu başaramayanlar seçtikleri bir hayvana dönüştürülerek ormana sürülür. Karısı tarafından terk edilen David, hayvana dönüşmemek için verilen sürede bir eş bulmak zorundadır.

15. yüzyılda Tatarların saldırıları altında inleyen Rusya'dayız. Andrei Rublev hem bir keşiş hem de ikona ressamıdır. Barbarlık, şiddet ve kana kontrast olarak doğanın mucizevi güzelliği ve inanç Rublev'in beslendiği kaynaktır. Ne var ki bir köylü kızını tecavüzden kurtarmak için bir adamı öldürmek zorunda kaldığında hayatı ve Tanrı inancını yeniden sorgular. Yaratıcılık ateşinin, konuşmama ve resim yapmama yemini eden Rublev'in içinde yeniden yanmaya başlaması için toy bir delikanlının dev bir çan imal etmesini seyretmesi gerekecektir. Bu aslında sanatçı keşişin eserlerine gerçek renk ve hayatın da gelmesinin işaretidir.

Yirminci yüzyılın başlarında Viyana'da, bir apartman binasında yaşayan genç bir kız olan Lisa (Joan Fontaine), yeni bir kiracı olan konser piyanisti Stefan Brand'a (Louis Jourdan) hayran kalır. Stefan enerjik performanslarıyla kendine bir isim yapar. Lisa, Stefan'a takıntılı hale gelir, onu çalarken dinlemek için geç saatlere kadar ayakta kalır ve gizlice dairesine girip onu uzaktan hayranlıkla izler. Lisa'nın çabalarına rağmen, sadece bir kez karşılaşırlar ve Stefan ona pek aldırmaz.

Paul Sheldon kolay okunan popüler romanlar yazarıdır. Artık kariyerinde bir dönüm noktasında olduğunu düşünür, seri maceralarını yazdığı karakteri Misery Chastain'in öldürüp diziyi bitirir. Paul taşrada geçirdiği bir araba kazasından yaralı kurtulur. Onu bulup evinde bakmaya başlayan Annie Wilkes, şans eseri Paul'un sadık okurlarından biridir ve kahramanı Misery Chastain'in de sıkı bir hayranıdır. Son kitabı okuyup Misery'nin ölümüyle şoke olan kadın öfkeye kapılır ve Paul'u ayağından feci şekilde yaralayarak onu yatağa hapseder. Hem bölge şerifi hem de menajeri umutsuzca Paul'ü ararken o, gardiyanı Annie'ye özel bir Misery macerası daha yazmak zorundadır. Harry ile Sally Tanışınca yönetmeni Rob Reiner'ın bu müthiş başarılı Stephen King uyarlaması, o zamana dek gölgede kalmış aktris Kathy Bates'i şöhretle tanıştırmakla kalmamış, onu Oscar'la da buluşturmuştu..

David Huxley müze koleksiyonu için bir takım kemiklere ihtiyaç duymaktadır. Bu kemikleri bulmaya çalıştığı dönemde Susan Vance ile tanışır. İkili "Bebek" adını verdikleri bir leoparla birlikte garip bir maceraya atılırlar.

II. Dünya Savaşı zamanları... Film, savaşın özellikle tüm avrupayı ve avrupadaki yahudileri kırıp geçirdiği bir ortamda katolik okulan giden iki öğrencinin aralarındaki geç başlayan erken biten dostluğun hikayesini konu alıyor. Bahsi geçen okul da bir çok yer gibi alman milislerin ablukası altındadır. Tüm bu sıkı yönetim ve baskıya rağmen okul yöneticileri isimlerini değiştirmek suretiyle üç yahudi öğrenciyi okullarında saklamayı başarırlar taki okul çalışanlarıdan biri intikam amaçlı ispiyonculuk yapana kadar...

Çocuk televizyonu… zor bir dünya. Randolf Smiley (Robin Williams) çok başarılı olmuştur. Çocuk televizyonu yıldızı Gökkuşağı Randolph olarak Manhattan’da bir dairesi, Times Meydanındaki reklam panolarında resimleri, arabaları, tekneleri ve çocuklarını televizyona çıkartmak için ailelerden aldığı rüşvetler vardır. Olay ortaya çıkıp lanetlenince Randolph yıldız konumunu kaybeder. Onun yerini Sheldon Mopes (Edward Norton) ile sahne kimliği olan fuşya renkli tombiş gergedan Smoochy alır. Çocuklar Smoochy’nin saflığına ve tavizsiz ahlakına bayılır. Artık daireye de, reklam panolarına da, ağzı güzel laf yapan menajere de (Danny DeVito) sahip olan Smoochy’dir. Ama Sheldon kısa sürede çocuk televizyonunun tehlikeli ve kalleş bir dünya olduğunu anlar—en büyük sorunu da Smoochy’ye Ölüm yemini etmiş olan beş parasız ve evsiz Gökkuşağı Randolph’tur.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.



0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir