
Conrad Veidt
The Stranger

The tenants of an old London boarding house spend their time in petty bickering and sniping until a mysterious stranger arrives at their door.

Conrad Veidt
The Stranger

Rène Ray
Stasia

Frank Cellier
Wright

Anna Lee
Vivian Tomkin

John Turnbull
Major Tomkin

Cathleen Nesbitt
Mrs. Tomkin

Ronald Ward
Chris Penny

Beatrix Lehmann
Miss Kite

Jack Livesey
Mr. Larkcom

Sara Allgood
Mrs. de Hooley

Mary Clare
Mrs. Sharpe

Barbara Everest
Cook
Alexander Sarner
The Gramophone Man
James Knight
Police Inspector (Uncredited)

Aşkı; Düşlerin ötesinde, tutkuların ötesinde, zamanın ötesinde bulacak! Bu hikaye geçmişte onu bekleyen gerçek aşkını bulmak için hayatını feda eden genç bir yazara ait... Bir gün kendisinden yaşça büyük bir kadın Richard Colliere (Christopher Reeve) antika altın bir saat verir ve birlikte zamanda yolculuk yapmaları için onu ikna etmeye çalışır. Yıllar sonra Richard güzeller güzeli genç bir bayanın (Jane Seymour) resmini görerek kendinden geçer. Bayanın daha ileriki yaşlarda çekilmiş başka bir fotoğrafı gerçekleri ortaya çıkarır. Bu fotoğrafın kendisine altın saat veren kadına ait olduğunu anlayan Collier, 1912ye geri dönüp onu bekleyen aşkını bulmayı kafasına koyar..

Sarah ve David, ortak bir arkadaşlarının düğününde tanışan iki yabancıdır. Ancak kendilerini bir anda, geçmişte yaşadıkları belirleyici anları yeniden yaşayacakları sıra dışı bir yolculuğun içinde bulurlar. Bu deneyim, onları hem kendileriyle hem de birbirleriyle yüzleşmeye zorlayacaktır.

Mr.Dashwood yasalar gereği mirasını ilk karısından olan oğluna bırakmak zorundadır. Oğlundan ikinci karısı ve ondan olan kızlarına destek olmasını rica eder. Fakat oğlunun karısı bunun gerçekleşmesini engellemek için elini yapar. Biri tamamen duygularıyla, diğeri de sadece mantığıyla hareket eden iki kızkardeş, 19.yüzyılın erkek egemen ve ahlakçı dünyasında bir de ekonomik sorunlarla başetmek zorunda kalırlar. Tüm toplumsal ve ekonomik baskılara rağmen mantık ve duygu aşkla birleştiğinde, bu iki kızkardeşe güç verecek, onlara mutluluğun kapılarını açacaktır.

Tala, a London-based Palestinian, is preparing for her elaborate Middle Eastern wedding when she meets Leyla, a young British Indian woman who is dating her best friend. Spirited Christian Tala and shy Muslim Leyla could not be more different from each other, but the attraction is immediate and goes deeper than friendship. But Tala is not ready to accept the implications of the choice her heart has made for her and escapes back to Jordan, while Leyla tries to move on with her new-found life, to the shock of her tradition-loving parents. As Tala's wedding day approaches, simmering tensions come to boiling point and the pressure mounts for Tala to be true to herself.

Sır: Hayal Etmekten Korkma merkezine, üç çocuğunu tek başına ve çok çalışarak büyütmeye çalışan Miranda Wells'i ve ailesini alıyor. Güçlü bir fırtına hayatına yıkıcı bir meydan okuma ve gizemli bir adam, Bray Johnson'u getiriyor. Kısa bir süre sonra Bray'in varlığı ailenin ruhunu yeniden canlandırıyor ancak kendisinin taşıdığı bilmedikleri bir sır vardır ve bu sır her şeyi değiştirebilir.

Mutsuz bir evliliği olan ve üst tabakanın kendisine yapmacık gelen tavırlarından bunalan Julia Sturges, kocasından habersiz olarak iki çocuğunu da alır ve Amerika'ya gitmek üzere Titanic gemisine biner. Ancak kocası Richard da çocuklarından vazgeçmek niyetinde değildir ve son anda Titanic'e binmeyi başarır. Julia ve kocası Richard arasında yolculukları boyunca üst tabakaya mensup olmanın getirmiş olduğu soğukkanlı ama gerilimli bir tartışma yaşanırken, her ikisi de birbiri hakkındaki yalanları, gerçekleri ve gerçek kişiliklerini keşfederler. Bu arada ilk seferine çıkmış olan, yapıldığı tarihe göre dünyanın en büyük gemisi olan ve hiç batmayacağı söylenen Titanic; bir buzdağına çarpınca, Julia ve Richard bu olay karşısında kendi sorunlarının boyutunu ve ilişkilerini bir kez daha gözden geçirmek zorunda kalırlar.

Bu film 'Pire' lakaplı Henry Nash ve en yakın dostu Nicky'nin deniz kuvvetlerine katılmadan önce yaşadıkları ve delikanlılık çağlarına ait son maceralarının öyküsünü anlatıyor. Elizabeth McGovern, Nash'in gizemli sevgilisini canlandırıyor. Ay ile Yarışanlar, masumiyetin kaybı, büyüyüp yetişkin olmanın getirdiği sorumluluklar gibi birbiri ardına gelen olayların acı tatlı hikayesini anlatıyor.

Fransız Xavier'in, İspanyolca öğrenmek için AB bursuyla Barselona’ya gidip, Avrupa’nın altı farklı ülkesinden gelen insanlarla kaynaştıktan sonra Paris'teki sevgilisinin yanına dönmesinin ardından 5 yıl geçmiştir. Artık hayalini kurduğu gibi bir yazar olmayı başardıysa da, kendini bir kez daha kaybolmuş hissetmektedir. Hem maddi hem de romantik cephede yaşadığı sıkıntılar onu önce Londra'ya, ardından Saint Petersbourg'a sürükler. Bu yolculuk, ona yıllar sonra bir kez daha işi, hayatı ve aşkı yeniden keşfetme imkanı tanıyacaktır.

The year is 1955, and a great flood is coming to Northfork, Montana. A new hydroelectric dam is about to be installed in the mountains above the town, ready to submerge the valley in the name of progress. It is the responsibility of a six-man Evacuation Committee to relocate the townsfolk to higher ground. Most have duly departed, but a few stubborn stragglers remain – among them a priest caring for a sickly orphan, a boy whose fevered visions are leading him to believe he is a member of a roaming band of lost angels desperately searching for a way home.

Kalbinizi durduracak derecede heyecan verici bu macera filminde kıvılcımlar yüksekten uçar. Sanat hırsızı Robert ‘’Mac’’ MacDougal (Sean Connery), sigorta dedektifi Gin Baker’ın (Catherine Zeta-Jones) uluslararası entrikaların oluşturdugu sinsi tuzağına düşer. Polis tarihindeki en büyük kovalamaca için sahne hazırlanmıştır. Onlar bütün olasılıklar için hazırlanmış ve tüm detayları düşünmüşlerdir, bir tanesi dışında...

Alan Furnace, Londra da bir öğretmenin mükemmel ve sessiz hayatına sahip genç bir adamdır. Ancak bu mükemmelliğin altında heyecan için duyulan bir arzu alev alev yanmaktayken aradığını bulur. Diğer hem cinslerinden çok farklı bir kadın ;yakıcı irlandalı gözler, latin dudaklar...Adı Beatrice dir ama sokaktaki ismi B.Monkey dir ve onun Londra nın vahşilikleriyle tanışacağı tehlikeli, inanılmaz bir geziye çıkarmak üzeredir.

Yıl 1593 ve umut vadeden oyun yazarı Will Shakespeare, her yazarın zaman zaman başına gelen tıkanma hastalıklarından birini yaşıyor. Son komedisi Romeo ve Ethel, Korsanın Kızı bir türlü ilerlemiyor ve Londra tiyatro topluluğu sürekli bitmiş senaryoyu istiyor. Depresyona giren Will, tanrı vergisi yeteneğini kaybedip kaybetmediğini düşünmeye başlıyor. Tüm umudunu kaybetmişken güzel Viola ile tanışıyor ve aldığı ilham ile tüm zamanların en harika aşk hikayelerinden birini yazıyor. John Madden'in Shakespeare uyarlamalarının popüler olduğu bir dönemde gerçekleştirdiği bu sıradışı film, sempatik oyuncuları barındıran kadrosuyla hem çok sevilmiş hem de yedi Oscar ödülünün birden sahibi olmuştu.

Pregnant out of wedlock, an educated young woman is pressured by her father into an arranged marriage with a lonely farmer in this drama set during WWII.

Küçük bir kız yaşamak için gönderildiği büyük ve gizemli bir malikânede, daha önce yaşıyor olduğundan haberdar olmadığı kuzeni ile tanışır. Daha sonraları ise, kuzeninin bile varlığından haberdar olmadığı gizli bir bahçenin varlığını keşfedeceklerdir. Uzun seneler boyunca, sahipsiz kalmış olan gizli bahçe, artık sağlam dostlukların ve arkadaşlıkların yeşerip büyüdüğü çok özel bir mekana dönüşecektir..

Eilis Lacey (Saoirse Ronan), İrlanda'nın fakir mahallelerinden birinde yokluk içinde yaşayan bir kızdır. Sevmediği bir işte annesinin hatrına çalışan Eilis'e kasabasındaki kilise papazı yardımcı olur ve onu Amerika'ya güvenilir bir tanıdığın yanına gönderir. 1950'li yılların New York'unda Brooklyn’e gelen genç kız, Amerika'nın gelecek vaatleri için annesinin evini terk eder. Ayakları üzerinde durma mücadelesi veren Eilis bu arada bir gençten de çok hoşlanır. Fakat gurbet özlemi birkaç ay sonra Eilis için dayanılmaz olur ve bu sırada annesinden gelen bir haber ile İrlanda'ya birkaç haftalığına dönmeye karar verir. Amerikan rüyası İrlanda'daki geçmişi yüzünden bozulan Eilis, iki ülke ve üzerinde yaşadığı hayatlardan birini seçmek zorunda kalacaktır.

Film, Altın Küre'de kazandığı 8 adaylıktan 3'ünde ödüle uzanan, 1 özel BAFTA ve 15 Emmy ödülüne sahip olan aynı adlı dizinin beyaz perde uyarlaması olup, 20. yüzyılın başlarında İngiliz kırsalında büyük bir mülkün varlıklı sahipleri olan Crawley ailesinin King George V ve Queen Mary’nin ziyaretlerine hazırlanmaları ile gelişen bir dizi olayı konu almaktadır.

Hayatını kütüphaneci olarak idame ettiren Taylor, aniden işsiz kalır. Kendisine yeni bir hayat kurmak için Montana'daki küçük kasabasına geri döner. Şimdi Taylor, kardeşini ve kasabadaki küçük oteli, farklı fikirleri olan iş adamı Joel Sheenan'dan kurtarmak zorundadır. Böylece Taylor için mücadele dolu anlar başlar.

The Time Machine, başkarakterinin zamanda yolculuk yapan bir mucidin, George’un hikayesini anlatır. George, icat ettiği zaman makinesi sayesinde zamanı avucunun içine almış bir adamdır. Bu makine sayesinde mucizevi bir şekilde 1899 yılından 802701 yılına gider. Bu milyonlarca yıl uzaklıktaki gelecekte, insanoğlunun iki düşman ırka bölündüğünü fark eden George, kendini acımasız bir savaşın tam ortasında bulur.

A young man journeys from a difficult childhood to maturity, exploring social injustice, personal development, and the complexities of human relationships.

Film, lisedeki en yakın arkadaşını kaybettikten sonra onunla ilgili yazdığı roman sayesinde şöhreti erken yaşlarda bulan Sidney Hall (Logan Lerman) ve onun bu şöhreti kaldıramayıp aradan kaybolmasından geçen 10 seneden sonra bir dedektifin Hall’u araştırmaya başlamasının hikayesi.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir