
Adolf Hitler
Self

Sinema tarihinde tartışmalı bir yere sahip olan 'Triumph des Willens', 1934 Nürnberg mitingini etkileyici bir görsel üslupla perdeye taşır. Leni Riefenstahl’ın yönetmenliğindeki bu yapım, Nazi Partisi’nin propagandasını güçlü sinema teknikleriyle sunarak, toplumsal manipülasyonun sinematografik araçlarını gözler önüne seriyor. Mitingin devasa kalabalıkları, askeri disiplin ve kitle psikolojisi sahneleriyle seyirciyi etkisi altına alırken, aynı zamanda propaganda sinemasının sınırlarını da tartışmaya açıyor. Tarihsel önemi ve sinematografi açısından incelenmeye değer olan bu film, siyasi içerikli sinema örneklerini merak edenler için benzersiz bir deneyim sunuyor.

Dünya'da yaşayan insanların sağlıkları ile ilgili yorum yapan bazı üst düzey (paralı) insanlardan aldıkları emirle kamera karşısına geçip alim olduklarını zanneden bazı insanarın konuşmaları anlatılmaktadır.

Belgesel niteliğindeki film, ABD’de siyahi vatandaşların kanun önündeki pozisyonlarına ve hapishane koşullarına dikkat çekiyor. Son zamanlarda medyaya da sıkça yansıyan, Amerika’daki polislerin siyahilere karşı olan orantısız şiddet olayları tüm ülkede ve dünya çapında büyük tepki görmüştü. Hüküm giymiş mahkumların güçlü bir oranının siyahilerden oluştuğunu da belirten yönetmen bunun yalnızca suçla değil aynı zamanda Amerika’nın yargı sistemiyle de ilgisine dikkat çekiyor.

When Allied forces liberated the Nazi concentration camps in 1944-45, their terrible discoveries were recorded by army and newsreel cameramen, revealing for the first time the full horror of what had happened. Making use of British, Soviet and American footage, the Ministry of Information’s Sidney Bernstein (later founder of Granada Television) aimed to create a documentary that would provide lasting, undeniable evidence of the Nazis’ unspeakable crimes. He commissioned a wealth of British talent, including editor Stewart McAllister, writer and future cabinet minister Richard Crossman – and, as treatment advisor, his friend Alfred Hitchcock. Yet, despite initial support from the British and US Governments, the film was shelved, and only now, 70 years on, has it been restored and completed by Imperial War Museums under its original title "German Concentration Camps Factual Survey".

In 1977, a book of photographs captured an awakening - women shedding the cultural restrictions of their childhoods and embracing their full humanity. This documentary revisits those photos, those women and those times and takes aim at our culture today that alarmingly shows the need for continued change.

Film, 2010 yılında hayata veda eden ünlü İngiliz tasarımcı Lee Alexander McQueen’in efsanevi dünyasını anlatıyor. Tasarımcının çocukluk ve ilk gençlik yıllarını sarsıcı bir atmosferle aktaran belgesel, McQueen’in efsanevi şovlarının arkasındaki çarpıcı gerçeklere de odaklanıyor. 27 yaşında Givenchy‘nin başına geçen tasarımcının ikonik tarzı, onu endüstrinin gotik yüzü hâline getirirken; belgesel McQueen’i tanımak için de ideal bir ortam yaratıyor.

Stars of "The Walking Dead," Andrew Lincoln and Danai Gurira, walk down memory lane and visit iconic locations where pivotal moments between their characters, Rick and Michonne, were filmed.

The life of internationally renowned artist and activist Nan Goldin is told through her slideshows, intimate interviews, ground-breaking photography, and rare footage of her personal fight to hold the Sackler family accountable for the overdose crisis.

The late 1950s were known as golden years in the world of motor racing, champions were made and lost on a Sunday, and no losses were greater than those of Enzo Ferrari’s Scuderia. Based on Chris Nixon’s bestselling biography Mon Ami Mate, Ferrari: Race to Immortality tells the story of the loves and losses, triumphs and tragedy of a turbulent era that shook the motor racing world.

A documentary on the expletive's origin, why it offends some people so deeply, and what can be gained from its use.

Yönetmen Ursula Macfarlane (Untouchable) ile yapımcı Alexandra Lacey, Anna Nicole Smith adıyla ünlenen model ve oyuncu Vickie Lynn Hogan'ın yaşamını, ölümünü ve sırlarını insancıl bir yaklaşımla cesurca mercek altına alıyor. Anna Nicole'un 1992 yılında Playboy'a ilk kez verdiği pozlarla yakaladığı şöhret, Amerikan rüyasının timsali hâline gelmişti. Ancak 2007'deki zamansız ölümü, bu rüyanın trajik sonu oldu. "ANNA NICOLE SMITH: BENİ TANIMIYORSUNUZ" daha önce hiç yayınlanmamış görüntülere, özel kamera arşivlerine ve şimdiye dek sessizliğini korumuş önemli isimlerle yapılan röportajlara yer veriyor. Belgesel, Anna Nicole'un vücut verdiği mükemmel sarışın bomba imajının ardındaki neredeyse hiç bilinmeyen öyküsünü yeni bir bakış açısıyla ve tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyor.


The Great Hack, bir veri şirketi olan Cambridge Analytica’nın, nasıl sosyal medyanın karanlık yönünün sembolü haline geldiğini gözler önüne seriyor. Tüm etkileşimler, kredi kartı kullanımları, web aramaları, konumlar, beğeniler ve daha niceleri toplanıp yılca trilyonlarca dolar kazanan bir endüstri oluyor. Hem Trump kampanyalarını yürüten hem de Brexit için çalışan Cambridge Analytica da bir süre sonra sahip olduğu bilgileri kullanmaya başlar. Belgeselde, önce verileri elde edip ardından da kontörlü ele geçiren Cambridge Analytica skandalının farklı taraflarında bulunanların bireysel yolculuklarına odaklanıyor.


Sama İçin, savaşın kadınca deneyimlenmesinin samimi ve destansı bir yolculuğu… Genç bir anneden kızına sevgi dolu bir mektup… Film Waad El Katib’in Suriye’nin Halep şehrindeki başkaldırı sırasında, etrafında dehşetli bir çatışma tırmanırken, âşık olduğu, evlendiği ve Sama’yı doğurduğu beş yılını anlatıyor. Waad’ın kamerası inanılmaz kayıp hikâyeleri, kahkaha ve hayatta kalma hikâyelerini yakalıyor, bu sırada Waad imkânsız bir seçimle boğuşmakta: Kızının hayatını korumak için şehirden kaçmalı mı yoksa kaçmamalı mı? Hele de kaçmak, şimdiye kadar oldukça fazla şeyi feda ettiği özgürlük mücadelesini terk etmek anlamına gelirken.

A look at the life of activist, musician, and cultural icon Kathleen Hanna, who formed the punk band Bikini Kill and pioneered the "riot grrrl" movement of the 1990s.

An exploration of the heavy metal scene in Los Angeles, with particular emphasis on glam metal. It features concert footage and interviews of legendary heavy metal and hard rock bands and artists such as Aerosmith, Alice Cooper, Kiss, Megadeth, Motörhead, Ozzy Osbourne and W.A.S.P..

Nazi Almanya'sının tıpkısının aynısı bir başka diktatörlükte, kararları ve yönetimi ile ülkesini kırıp geçiren Diktatör Adenoid Hynkel, ülkede kendisine ikizi kadar çok benzeyen son derece saf karakterli bir Yahudi berberin yaşadığından habersizdir. Hynkel'in askerleri Yahudileri teker teker toplama kamplarına götürmek üzere toplarken Yahudi Berber'in Hynkel'e olan benzerliği nedeni ile onu Büyük Diktatör zannederler ve bu benzerlik büyük bir karışıklık yaşanmasına neden olur. Charles Chaplin'in Nazi Almanya'sını ve Hitler'i hicvettiği bu eğlenceli komedi, sinema tarihinin en başarılı hiciv örnekleri arasında yer alıyor.

Yönetmen Stanley Kubrick, Full Metal Jacket filminde savaşın ve askerliğin, insanların duygularını nasıl yok ettiğini gün yüzüne çıkarıyor. 18 yaşındaki acemi bir askerin gözünden, acemi askerlerin Deniz Kuvvetleri'ndeki ilk günlerinden başlayarak nasıl insani duygularının yok edildiğini ve bireysellikten çıkarılıp Deniz Piyadesi olarak nasıl tekrardan yaratıldıklarını anlatıyor. Film, 1968 yılında Vietnam harekatı için yetiştirilen askerlerin ruhlarında bıraktığı zarar ve savaşın nasıl insanlık dışı bir şey olduğunu açığa çıkartıyor. Gustav Hasford'un "The Short-Timers" isimli romanından uyarlanmıştır.

Soğuk savaş sürmektedir ve birçok insan II. Dünya Savaşı'nda yaşanan acı olayları unutmak istemektedir. Suçları hakkında hiçbir şüphe olmamasına rağmen politik baskılar nedeniyle tereddüt geçiren yargıç Haywood, II. Dünya Savaşı'nda Nazi eylemlerini yasal hale getiren dört yargıç hakkında en doğru kararı vermek zorundadır.

Film, dört ana bölümden oluşuyor. Sırasıyla, barlarda fahişeliğe zorlanan genç bir kadının; şeker kamışı tarlasının uluslararası bir Amerikan şirketine satıldığını öğrenen ihtiyar bir çiftçinin; emperyalizme karşı isyan bayrağı açan devrimci bir öğrencinin ve son olarak, başta silahlı mücadeleye karşı olsa da, devlet terörü karşısında gerilla harekete katılmayı seçen yoksul bir köylünün hikayelerine tanık oluyoruz. Tüm bu episodlar, Küba’yı temsil eden, şairane dış sesle birbirine bağlanıyor. Yer yer Sovyet propaganda filmlerinin, özellikle de Eisenstein’ın etkisinin hissedildiği filmin en büyük özelliği, devrime giden yolda kahramanlaşan isimlere hiç yer vermeden, tamamen sıradan insanların hikâyelerine odaklanması.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.















0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir