
Yaniss Lespert
Marcel

When 21 year-old Leo, the oldest of four brothers, announces to his rural French family that he's HIV positive, his family quickly rallies around him. Leo travels to Paris with his youngst brother Marcel for treatment. When Leo tries to push his brother away to protect him, the love and loyalty of the two brothers is tested.

Whangara kabilesinin enteresan bir inanışı vardır. Yeni Zelanda’nın Doğu yakasında konuşlanan Whangara kabilesi, soylarının binlerce yıl önce o topraklara bir balinanın sırtında geldiğine dair güçlü bir inanca sahiptir. Bu atalarının adı Paikea'dır. Bu inanışa göre kabilenin geleneklerinde işleyen töre şu şekildedir: Kabileye şef olarak seçilen kişiler ailenin ilk doğan erkek çocukları olmak zorundadır ve bu kabilede yaşayan 11 yaşındaki "kız çocuğu" Pai'nin ise gözü şefliktedir. Pai'nin bilge Büyükbabası Koro, kabilenin müstakbel başkanını tayin edecek olan mercidir. Lider olmak isteyen küçük kız Pai, bu uğurda ne gerekirse yapmaya kararlıdır. Dünyada her şeyden çok sevdiği büyükbabasına karşı gelecek bile olsa... Yeni Zelanda’nın kültürüne dair çok içten, samimi bir hikaye anlatan Whale Rider, küçük oyuncusu Keisha Castle-Hughes’a da 'en iyi kadın oyuncu' dalında Oscar adaylığı getirmişti.

Bir hayat hikayesi geriye doğru anlatılırsa... Alexander Masters’ın aynı adlı biyografik romanından uyarlanan Stuart: A Life Backwards, Masters’ın sokakta tanıştığı evsiz alkolik Stuart Shorter’ın gerçek hayat hikayesini tersten anlatıyor. Stuart’ın sokaklara düşmesinden başlayıp eski yaşamına çark eden öykü geriye doğru akarken, merak katsayısı da gittikçe artıyor. Film, Tom Hardy’ye BAFTA adaylığı getirmişti

Lizzie, 9 yaşındaki oğlu Frankie'yi babasından ve onla ilgili gerçekten korumak için sürekli olarak taşınmaktadır. Kendini bildiğinden beri farklı yerlere taşınan Frankie sağırdır ve babasının Accra isimli bir gemiyle denizlerde seyahat ettiğini zannetmektedir. Oysa Lizzie, oğlunun babasıyla ilgili gerçeği öğrenmemesi için babasının ağzından mektuplar yazmakta, gittiği yerlerdeki maceralarını anlatmaktadır. Fakat bir gün gerçekten var olduğunu bilmediği Accra gemisinin yeni taşındıkları sahil kasabasına yanaşacağını öğrendiğinde işler Lizzie için karmaşık bir hal alır. Bir yabancı bulup bir günlüğüne Frankie'nin babası gibi davranmasını istemek zorunda kalacaktır...

Amerikan tarihindeki önemli olaylardan birine güncel bir bakış açısı getiren Demir Çeneli Melekler, Amerikan kadınlarına oy hakkı kazandırmak için hayatlarını riske atmaktan kaçınmayan ve Hilary Swank'ın canlandırdığı cesur, başarılı ve genç eylemci Alice Paul ve Frances O'Connor tarafından canlandırılan Lucy Burns'ün gerçek yaşam hikayelerini anlatıyor.

Time passes and tension mounts in a Florida police station as an estranged interracial couple awaits news of their missing teenage son.

Koşulların değişmesi, Miriam'ın üniversite eğitim ücretini ödeyememesi durumunda, şaşırtıcı bir karardır: yetişkin filmlerinde performans göstermeye başlamak için, Belle Knox takma adını kullanmak. Miriam, ailesine ve okuldaki arkadaşlarına, onun çifte hayatını bir sır olarak saklar. Ancak kısa bir süre sonra söylentiler yayıldı ve Miriam çevrimiçi saldırılara ve istenmeyen ilgiye maruz kaldı. Miriam arka arkaya kavga ediyor: medyaya yeni iş çizgisinin onu bir feminist olarak güçlendirdiğini söyleyerek konuşuyor. Ancak kendine güvenen standında istenmeyen sonuçlar var. Miriam, yetişkin film dünyasındaki muhafazakâr ailesi ve meslektaşları tarafından şaşkına döndü. Bir dürtüsel karar hızla kontrolden çıktı - ve Miriam'ın sorunları daha yeni başlıyor.

Aparajito (Yenilmez), Satyajit Ray’ın muhteşem Apu üçlemesinin ikinci filmi. Pather Panchali’de (Yol Türküsü) ablasının ölmesinin ardından küçük Apu (Pinaki Sengupta) ve ailesi Benares’e taşınmıştır. Babası Harihar (Kanu Bannerjee) Ganj kıyılarında rahiplik yaparak hayatını kazanırken çocuk da içinde barındırdığı zengin görüntü ve ses karışımından büyülenmiş ve hoşnut bir halde kenti dolaşır. Ne var ki Harihar bir hastalığa yakalanıp ölür ve Apu’nun tek başına ayakta kalmaya gücü yetmeyen annesi Sarbojaya (Karuna Bannerjee), oğlunu yeniden taşraya, kayınpederinin evine götürür. Daha büyük bir dünyanın tadını almış olan Apu, içinde büyüdüğü basit köy hayatıyla yetinemeyecek duruma gelmiştir; köyün öğretmeni de onun tutku ve meraklarını teşvik eder. 16 yaşında Kalküta’da öğrenim görmek için bir burs kazanır. Kent yaşamına kendini kaptıran Apu (artık Smaran Ghosal tarafından canlandırılmaktadır) eve çok seyrek ve gönülsüzce döner.

Walter Winchell tarzı sansasyonel bir köşe yazarı olan J.J. Hunsecker yazılarıyla birçok kişinin kaderini belirlemektedir. Hunsecker kızkardeşi Susan'a kur yapma cüretini gösteren caz gitaristi Steve'i hedef seçer.

Yıllardır süren bir hesaplaşma, Donovan ailesinin geçmişini tamamen açığa çıkarır. Ray'i bugün olduğu kişi yapan koşullar nihayet gün ışığına çıkarken, Donovanlar kendilerini geçmişle yüzleşmek için Boston'a geri dönmüş bulurlar. Her biri şiddet dolu yetiştirilme tarzlarının üstesinden gelmek için mücadele eder, ancak kader onlara karşı acımasızdır ve sadece birbirlerine duydukları güçlü sevgi onları bu mücadelede ayakta tutar.

George and The Man In The Yellow Hat are having a merry time counting down to Christmas. But neither can decide what to give each other. Will they find the answers before Christmas morning?

Diana B Henriques’in biyografik romanından uyarlanan, ABD tarihinin en büyük mali dolandırıcısı olarak kabul edilen Bernie Madoff’un yükseliş ve düşüşünü konu alacak olan filmde ; yatırımcılara kendi paralarından geri dönenle veya sonraki yatırımcılardan gelen paralarla ödemenin yapıldığı bir dolandırıcılık yöntemi olan Ponzi Oyunu sebebiyle hüküm giyen Madoff’u De Niro canlandırırken, dolandırıcının eşi Ruth’a ise Pfeieffer hayat verecek. Alessandro Nivola ise babasını federal makamlara bildiren büyük oğul Mark’ı canlandıracak.

The Cider House Rules, evini terkeden, aşkı ve dünyada ait olduğu yeri bulan genç bir adamın hikayesi. Senaryoyu da yazan John Irving'in çok-satan romanından uyarlanan film, ailesini kaybetmiş ve kaldığı yetimhanenin doktoru Larch tarafından yetiştirilmiş Homer Wells'in hikayesini anlatıyor. Homer ve Larch'ın arasındaki ilişki biraz gariptir. Larch, Homer'a tıpla ilgili bildiği her şeyi öğretir. Ama Homer'ın istediği ve Larch'ın ona veremediği bir şey vardır: Hayatını sürmesi için gerekli kurallar...

Filmin konusu Fransız ordusundaki komuta kademesinin savaşmak istemeyen askerlere gözdağı verip korkutmak amacıyla suçsuz askerleri kurşuna dizmesidir. Fransız Ordusu da savaş sırasında diğer müttefik orduları gibi korkaklık suçundan dolayı infazlar gerçekleştirmiştir. Ancak filmin merkezinde duran sorun, verilen emre karşı gelerek saldırıya geçmeyen tüm cephenin yerine rastgele seçilen askerlerin kurşuna dizilmesidir. Bu tür cezalandırma tarihte Romalılar tarafından yaygın olarak uygulanmıştır. Onuncunun cezalandırılması olarak dilimize çevrilebilecek decimation cezasında suçlular arasından her on kişiden bir tanesi öldürülerek ceza uygulanır. Bu ceza Fransız Ordusunda, Flanders yakınlarında 15 Aralık 1914 tarihinde geri çekilen Cezayir Alayı 8.Tabur 10. Bölük askerleri hücum emrine uymayınca uygulanmıştır...

Paul Sheldon kolay okunan popüler romanlar yazarıdır. Artık kariyerinde bir dönüm noktasında olduğunu düşünür, seri maceralarını yazdığı karakteri Misery Chastain'in öldürüp diziyi bitirir. Paul taşrada geçirdiği bir araba kazasından yaralı kurtulur. Onu bulup evinde bakmaya başlayan Annie Wilkes, şans eseri Paul'un sadık okurlarından biridir ve kahramanı Misery Chastain'in de sıkı bir hayranıdır. Son kitabı okuyup Misery'nin ölümüyle şoke olan kadın öfkeye kapılır ve Paul'u ayağından feci şekilde yaralayarak onu yatağa hapseder. Hem bölge şerifi hem de menajeri umutsuzca Paul'ü ararken o, gardiyanı Annie'ye özel bir Misery macerası daha yazmak zorundadır. Harry ile Sally Tanışınca yönetmeni Rob Reiner'ın bu müthiş başarılı Stephen King uyarlaması, o zamana dek gölgede kalmış aktris Kathy Bates'i şöhretle tanıştırmakla kalmamış, onu Oscar'la da buluşturmuştu..

Elfriede Jelinek'in Piyano Öğretmeni adlı romanından uyarlanan film, Viyana Müzik Konservatuarı'nda öğretim görevlisi olarak çalışan orta yaşlı bir kadın üzerine kurulu. Annesiyle aralarında sevgi ve nefret karışımı bir ilişki bulunan Erika Kohut adlı bu kadın, bir yandan saygı duyulan ve otoriter bir öğretmen görüntüsü çizerken diğer yandan karanlık arzuları ve müzik arasında ikilem yaşamaktadır. Viyana'nın kenar mahallelerindeki erotik gösterilere ve porno film gösteren sinemalara gidip gelen Erika, anlam katamadığı hayatında bir tür kendi kendini tüketme sürecine girmiştir. Kendine o denli yabancıdır ki bir sevgili edinememekte, geceleri parkta sevişen çiftleri gizlice seyretmekle tatmin olmaktadır. Kendisine karşı garip bir hayranlık ve tutku duyan erkek öğrencisiyle iletişim kurmasının ardından, görünüşteki hayatı ve bastırılmış arzuları arasındaki duvar yıkılmaya başlar.


Küçük bir Hollanda kasabasında, hayatı boyunca etrafındakilere ilham olmuş güçlü bir kadın geçmişini hatırlar. Sofrasında yemek yemiş, onun çatısı altında büyümüş nesilleri, dava arkadaşlarını, arkasında bıraktığı değerleri gözden geçirir.

New York'ta bir gazetede muhabir olarak çalışan Arthur'dan 70'lerin Glam Rock akımının en popüler isimlerinden biri olan Brian Slade'in kariyeri ve sahte ölümü hakkında haber yapması istenir. O dönemler bu akımdan fazlasıyla etkilenmiş olan Arthur araştırmasıyla beraber kendisi de eski günlere geri döner. Bir gün sahnede izlediği rock star Curt Wild'ın çılgınlığından etkilenen Brian Slade kendine has bir tarz yaratır ve bütün gençlerin idolü haline gelir. Artık hepsi onunki gibi bir yaşam tarzını benimsemiştir. Ama sansasyon yaratmak için düzenlendiği sahte ölümü kariyerinin sonunu getirecektir.

Bir trafik kazasıyla yaşamlarında başka bir boyut açılan evli bir çift, tanıştıkları yeni insanlarla değişik ilişkilere giriyor, bu arada değişik bir tutkuya kaptırıyorlar kendilerini. Kahramanlarımız, araba kazalarıyla varoluşlarını yeniden sorgulayan, metal ile ölümcül tehlike arasındaki bağlantıyla cinsel tatmine ulaşmaya çabalayan bu yeni insanlarla ölümcül bir tutkunun peşine düşüyor.

22 Ağustos 1972 tarihinde John Wojtowicz ve Salvatore Naturile bir Brooklyn bankasında yaptığı soygundan esinlenen filmde, Sonny ve Salvatore, Brooklyn'deki bir Tasarruf Bankası'nı soymaya kalkışırlar. Hızla kötüye giden ve bir rehine krizine dönüşen durumuna polis müdahale eder. Sonny'in kısa sürede bitirmeyi planladığı soygun bir medya sirkine dönüşecektir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.













0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir