
Harley Alexander-Sule
Adam


Harley Alexander-Sule
Adam

Doug Allen
Mitch

Jay Simpson
Neil

Charley Palmer Rothwell
Trey

Martin Hancock
DC Meyler

Melanie Gutteridge
Angie
Cameron Lee Farrelly
Alfie

Vas Blackwood
Bill

Tony Denham
Trent

Paul Reynolds
Tone

David Essex
Mickey Snr
Marley Lockhart
Tyler

Jumayn Hunter
Wood

Richard Blackwood
PC Benson

Lorraine Stanley
Cheryl

Dünyaca ünlü İngiliz yazarı Sarah Morton, tatil yapmak ve biraz da çalışmak amacıyla, editörünün Fransa'daki evine misafir gelir. Bir gece, Fransız editörün genç kızı Julie, Sarah'ın hayatına altüst edici bir giriş yapar ve kadın yazarın yaşamındaki tüm sükunet, bir daha geri dönmemek üzere bozulur. 8 Kadın ile tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tanınıp sevilen yönetmen François Ozon, bu filminde de sadık oyuncusu Charlotte Rampling'ten (Kumun Altında) vazgeçmiyor. Bununla da kalmıyor ve 8 Kadın'ın en masumu ve küçüğünü, Ludivine Sagnier'i de 'fettan kız' rolüyle olaya dahil ediyor.

2012 Londra Olimpiyatları öncesinde geçen film, ailesinin sevgisini ve güvenini geri kazanmaya çalışan eski bir mahkum olan Liam'ı takip ediyor. Politika, finans ve polis teşkilatında üst düzey bağlantıları olan Clifford Cullen tarafından yönetilen yerel bir suç örgütünün elindeki her şeyi kaybetti. Liam'ın kurtuluş dürtüsü, onu bir komplo, suç ve yolsuzluk ağına yakalandığını görüyor.

Jules Winnfield ve Vincent Vega, mafya babası patronları Marsellus Wallace’tan çalınan bir çantayı geri almaya giden iki profesyonel tetikçidir. Wallace aynı zamanda Vincent’a, kendisi birkaç gün sonra şehir dışındayken karısını dışarı çıkarmasını söyler. Butch Coolidge, bir sonraki maçını kaybetmesi için Wallace’tan para alan yaşlı bir boksördür. Honey Bunny ve Pumpkin, yer değişikliğine ihtiyaçları olduğuna karar veren soyguncu bir çifttir. Görünüşte birbirleriyle alakası olmayan bu insanların hayatları, hem heyecanlı hem de eğlendirici bir sinema filmi macerasında nefes kesici bir şekilde birleşecektir.

Senaryosunu Quentin Tarantino'nun yazdığı filmi Oliver Stone yönetmiş ve bunun yüzünden araları açılmıştı. Mickey ve Mallory birbirlerini seven ama 'doğuştan katil' olan iki aşık. Yaşadıklarını öldürerek hissedebiliyorlar belki de. Ancak 90'ların giderek çığrından çıkan medyası da onları kahraman gibi göstermekten geri kalmıyor. Böylece iki doğuştan katil yolculukları sırasında arkalarında onlarca ölü bırakarak yollarına devam ediyorlar. Yakalandıklarındaysa medya yine kurtarıcıları olarak çıkıyor karşılarına...

Tüm toplumu dehşet içinde bırakan ve polisi şaşkınlığa sürükleyen acımasız ve incelikli oyunların perde arkasındaki kuklacı, yeni çırağı Amanda ile beraber yakalanmaktan tekrar kurtulur ve ortadan kaybolur. Şehrin dedektifleri onu yakalamak için harekete geçerken Doktor Lynn Denlon ve Jeff kuklacının satranç tahtasında birer piyona dönüşeceklerinden habersizdir.

İngiliz seri katil John Christie'nin (Attenborough) vakasını ele alan film, aynı zamanda zihinsel engelli komşusu Timothy Evans'ın (Hurt) maruz kaldığı adaletsizliği de gözler önüne seriyor.

Tecrübeli hırsız Carter "Doc" McCoy (Steve McQueen) ve eşi Carol (Ali MacGraw) berbat olan bir soygundan ganimetlerle kaçarlar. Kendilerini kanundan ve hınçlı bir gruptan ve suç patronunun ölümcül vuruş takımından kaçarken bulurlar. Tek amaç vardır: En son soygundan başarıyla çıkmak.

Alex (Malcolm McDowell), huzur dolu fütürist evinde tüm gün uyuyan ve de geceleri arkadaşları ile masum insanlara sokaklarda ve evlerinde saldıran acımasız genç bir hayduttur. Sonunda polis tarafından yakalanınca Alex rehabilitasyona gönderilir. Bu istek azaltma formunda olan rehabilitasyonda yaptıklarının kat ve kat fazlası şiddet içeren ve insanı dehşete düşüren bir zaman geçirir.

Hem Martin Scorsese’nin hem de Robert De Niro’nun filmografilerindeki belki de bu en çarpıcı filmde, 70’lerin Manhattan gecelerinde taksicilik yapan Vietnam gazisi Travis’le birlikte sokaklardayız.Hikaye boyunca etrafındaki hayatla ve yolunun kesişeceği "toplumun pisliğiyle" (bir çocuk fahişe, güzel bir sarışın, başkan adayı bir senatör, gözü dönmüş bir kadın satıcısı) bir türlü iletişim kuramayacak olan Travis, en nihayetinde ipleri eline alacaktır. Üstelik gündüzleri izlemeye gittiği belden aşağı filmlerdeki "vahşi" bir stilde...Sadece eşsiz senaryosu ve oyunculuklarıyla değil, sıradışı sinematografisiyle de tüm zamanların en etkili filmlerinden biri...

Brian De Palma 1980’li yıllarda üç saatlik bir şölene dönüştürdüğü Tony Montanalı SCARFACE hikâyesini yakın tarihe kadar bir gizem olan 1931 yapımı SCARFACE filminden aktarmıştır. Hayatı sinema filmine konu olan Howard Hughes, senaryo yazarı Ben Hecht ve Amerikan sinemasının efsane yönetmenlerinden Howard Hawks’ın 1931 yılında gerçekleştirdikleri bu eser “Klasik” ve “Yön verme” vasıflarını hak eden bir çalışmadır. Eserin ana fikri Tony Guarino isimli karaktere dayandırılan Armitage Trail’in aynı isimli romanına dayanmaktadır.Ufak işlerde pişen Sicilya kökenli serseri Tony Camonte, dağlı teknikleri ve megaloman seviyede ki kazanma hırsıyla Chicago Yeraltı Dünyasının en büyüğü olmaya yemin etmiştir. Bu yolda da kendi patronundan şehri yönetenler kulübünün üyelerine herkes birer araçtır. Sırası gelenler bu hırstan kendine düşen payı alacak ve hastanede ki suikast sahnesinde olduğu gibi bir buket çiçek ve kurşunla şehirden ve hayattan uğurlanacaktır.

Benicio Del Toro ve gangster/detektif filmlerinin demirbaşı Dennis Farrina'yı biraraya getiren film şu sloganla tanıtılıyor: Kemikler kırılıyor, elmaslar çalınıyor. Boks dünyasında kaçak iş çeviren Turkish adlı adam, namlı suçlu Brick Top'la hileli bir boks maçı için anlaşınca başına büyük bela alır. Öte yandan, başarısız bir mücevher soygunu ardından garip gelişmeler yaşanmaktadır. Garip bir biçimde iki olay birbirine karışarak ilerler ve kahramanlar için olmasa da bizim için eğlendirici bir curcuna çıkar ortaya.

Dairesinde tuhaf bir genç kız bıçaklanarak öldürülünce, Londra'da tatilini geçirmekte olan genç Kanadalı rençber Richard Hannay kendini casusluk ve cinayet içeren gizemli bir maceranın ortasında buluyor. Kız, ölümünden önce Hanney'e İngiltere'den kaçırılmakta olan çok gizli birkaç sırdan söz ediyor. Sinsi casusluk şebekesi liderinin, sağ elinin küçük parmağının bir parçasının kesik oluşundan tanınabileceğini anlatıyor, sonra da 39 Basamak'la ilgili bir şeyler söylüyor. 39 Basamağın sırrını çözmek, casus çetesini ortaya çıkarmak ve kendini cinayet suçlamasından temizlemek içinse Hanney'in sadece 48 saati vardır.

Londra’lı bir kaç yaşlı gangster, arkadaşlarından birinin sokak çetelerinin biri tarafından öldürülmesi sonucunda tekrar ölüm saçmaya başlar…

Mario Bava’nın A Bay of Blood filmi, slasher türünün öncüsü kabul edilen bir İtalyan korku klasiğidir. 1971 yapımı bu film, 13 karakterin vahşi şekillerde öldürülmesini konu alarak, Halloween (1978) ve Friday the 13th (1980) gibi filmlere ilham vermiştir. Basit bir konuya sahip olan film, bir koyu satın almak isteyenler ile orada yaşayanlar arasındaki cinayetler zincirini işler. Bava’nın sanat geçmişi, filmin görsel estetiğine yansırken, su altındaki cesede yapışan ahtapot gibi unutulmaz sahneler sunar. Film, dönemine göre oldukça kanlı ve yaratıcı ölüm sahneleriyle dikkat çeker. Bugün biraz eskimiş görünse de enerjisi ve korku sinemasına katkıları açısından hala büyük bir önem taşımaktadır.

Lodge ailesi, sakin ve sıradan insanların yaşadığı, huzurlu bir banliyö mahallesi olan Suburbicon’da yaşamaktadır. Bölge aile kurmak için uygun bir yer gibi görünür. Fakat bu muhteşem görüntünün ardında rahatsızlık verici gerçekler vardır. İyi bir eş ve baba olan Gardner Lodge, mahallenin ihanet, aldatma ve şiddet dolu gizemli bölgelerini keşfe çıkar ve karanlık sokaklarda tehlikeli bir maceraya atılır.

An aging ex-boxer gangster working as muscle for a Boston crime boss receives an upsetting diagnosis. Despite a faltering memory, he attempts to rectify the sins of his past and reconnect with his estranged children. He is determined to leave a positive legacy for his grandson, but the criminal underworld isn’t done with him and won’t loosen their grip willingly.

Avrupa'da birçok yeni evli çift, arkasında hep aynı izi bırakan cinayetlerle karşı karşıya kalıyordur. Kanon'un kızı da balayı sırasında öldürülmüştür. Kanon da İskandinav bir gazetecinin yardımı ile olayı çözmeye çalışacaktır.

Tony Montana isimli Kübalı suçlu, Miami'ye gelip uyuşturucu lordu Robert Loggia'nın emrinde çalışmaya başlar. Montana'nın hırsı ve öfkesi basamaklaı hızla tırmanıp büyük bir suç şebekesinin başı olmasını sağlar. Film, uyuşturucu dünyasının gizli kapılar ardında dönen çarklarından başlayarak suç dünyasını gözler önüne serer.

Birbirini tanımayan iki adam köhne bir yerde, ayakları zincirle bağlı bir şekilde uyanır. Çok geçmeden kurbanlarını yanlış yola düşen insanlar arasından seçen ve onları ölümcül bir oyun oynamaya zorlayan bir seri katilin oyunun piyonları olduklarını anlarlar.

Bir bankada sıradan bir memur olarak çalışan Arvid, aniden silahla içeri girip bankayı soymaya kalkan bir hırsızı bayıltıp soygunu önler ve kahraman olur. Ancak iki gün sonra hırsızın karısı, evine gelip onu azarlar. Çünkü kocası -yani hırsız- aslında çok iyi biridir ve tüp bebek yapmak için, sadece ihtiyaçları olan parayı bankadan çalmak istemiştir. Kadının durumuna çok üzülen Arvin, azılı bir suçlu olan ağabeyi ile beraber, bir para nakil aracını soyar. Başarılı geçen bu soygun, onların ilk işleri olur. Artık soygunlardan ellerine geçen paraları, aynı Robin Hood hikayesindeki gibi ihtiyaç duyan kişilere dağıtmaya başlarlar. Derken işler tersine döner ve bir soygun sırasında ölümle burun buruna gelirler.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir