
Angelica Panganiban
Mace


1931'de Paris'te Anais Nin (Maria de Medeiros), Henry Miller (Fred Ward)ve eşi June (Uma Thurman) ile tanışıyor. İkisinden de etkilenen Nin, kocası Hugo (Richard E.Grant), Henry ve başkalarıyla cinselliğini keşfediyor. June, Paris ve New York arasında iş gezileri yaparken Henry de bir kitap yazıyor. Hugo ve Nin kitabı finanse ediyorlar ama June Henry'nin nin'e karşı olan davranışlarından rahatsızlık duyuyor. Nin ve Henry de yazma stilleri konusunda devamlı kavga ediyorlar.

Noel’den hemen önce New York’tayız. Bloomingdale’de kalan son bir çift kaşmir eldiveni aynı anda satın almak isteyen Sara (Kate Beckinsale) ve Jonathan (John Cusak) bu vesileyle tanışırlar. Eldivenlerin kimin olacağına karar vermek için Serendipity ismindeki küçük kafeye giderler. Ardından Central Park’ta paten kayarlar. Gece yıldızları seyrederler. Kraliçe Takımyıldızı’nın, Sara’nın alnındaki çillerle aynı desene sahip olduğunu farkederler. Sara telefonunu bir kitabın içine yazarak yarın onu rastgele bir kitapçıya göndereceğini söyler. Jonathan ise kendi telefonunu beş dolarlık bir banknota yazdıktan sonra bir sokak satıcısına verir. Eğer kader tekrar karşılaşmalarını isterse, kitap Jonathan’ı, para da Sara’yı bulacaktır.


Hiç bir yaygara yok, hayır fırfırlar bir adam ve idealist bir şekilde başarıya ulaştı Sam dostlar döndü sevgili döndü. Bir çift olarak ilişkileri, ikisi de dostane bir ayrılmaya karar verene kadar neredeyse sekiz yıl sürdü.

İki adam, kazayla sonuçlanacak bir uçak seyahati öncesinde biletlerini değiştirirler. Bu sayede hayatta kalan, bir dizi aksilike ve karmaşa yaşadıktan sonra ölenin eşiyle tanışır ve ona aşık olur.

Donanmaya henüz katılmış olan bir ABD denizaltısı 2. Dünya Savaşı'nın hemen başlarında Filipinler'de daha limandayken batırılır. Geminin hevesli ve gayretli komutanı (Cary Grant) üstlerinin itirazına rağmen kendi imkanları ile denizaltıyı onarıp savaşa sokabileceğinde ısrar eder. Denizaltıyı onarılacağı emniyetli bölgeye götürürlerken mahsur kalmış bir grup ordu hemşiresi subayı da denizaltıya almak zorunda kalırlar.İlk bakışta sıradan yüzeysel bir durum komedisi gibi gözükse de filmin çevrildikten yarım asır sonra bile hala popüler olarak kalabilmesindeki sırrı, özellikle filmin ikinci yarısında kadınların denizaltıya gelmeleri ile devreye giren kadın erkek ilişileri üzerine kurnazca kurulmuş incelikli mizah ve hicivdir.(Filmin özgün isminde geçen petticoat kelimesi İngilizce'de 'kadınların iç etekliği, kombinezon' anlamına gelmektedir)

İki çiftin geleceği, birbiriyle bağlıdır. Bu ikili arasındaki bağlantı nasıl ortaya çıkacak, hangi yollarla kaderleri kesişecek, kimsenin tahmin bile edemeyeceği bir şekilde olacaktır.

Sıradan bir hayatı olan Clarence çizgi roman dükkanında çalışmaktadır. Bir gün Alabama isimli fahişeyle tanışır ve ona aşık olur. Fakat onu eski hayatından kurtarmak hiç de kolay bir iş değildir ve bir de Alabama'nın patronundan uyuşturucu çalacaktır. Tony Scott'un kendi çektiği filmler arasında en sevdiği film olan True Romance' ın senaristliğini de Quentin Tarantino yapmıştır.

Harry Madox, bilinmeyen yolculuğuna küçük bir Texas kasabasında mola verir. Bu molanın sebebi de Gloria Harper adlı muhasebeci bir genç kızdır. Harry, Gloria’nın çalıştığı ikinci el araba mağazasında işe girer. Patronun karısı Dolly Harshaw ile tanıştıktan sonra ise Gloria ve Dolly arasında gidip gelir. Bu gelgitler arasında da Harry kendini garantiye almak için kasabanın bankasını soyar ve sonrasında işler iyice karışır.

Şaşırtıcı bir şansları vardı... Uçak kazalarından, insan avlarından, büyük afetlerden kurtulmuşlardı. Oynadıkları kumarlarda müthiş kazançlar elde etmişlerdi. Hem kendi hayatlarını değiştirmişler hem başkalarının hayatlarını derinden etkilemişlerdi. Şimdi sıra, son kumardaydı: Hayatlarının en büyük kumarında... Gerçeklerle yüzleştiklerinde ne tür bir belayla karşı karşıya kaldıklarını da anlamışlardı. Ama her şey için çok geçti, çünkü bahisler açılmıştı.

1960'lı yıllar... Yuddy kadınları baştan çıkaran ve suçluluk duymadan terk eden, Hong Kong'lu yakışıklı bir çapkındır. Onu büyüten kadının annesi olmadığını öğrendiği sırada gözünü güzel bir tezgâhtar kıza dikmiştir.

Kaderimizi biz mi kontrol ediyoruz, yoksa görünmez güçler mi bizi idare ediyor? Senatoya girmek üzere olan, hırslı politikacı David Norris (Matt Damon) daha önce tanıdığı hiçbir kadına benzemeyen Elise Sellas’la (Emily Blunt) tanışır. Tam ona âşık olmaya başladığını fark ettiği an, gizemli adamlar çifti ayırmak için karşılarına çıkar. Bu adamlar sahip oldukları güçle, David ve Elisa’nın bir araya gelmesine engel olmak için, ellerinden geleni yapacaklardır. Bu yoğun engellemeler karşısında, David ya Elisa’nın peşini bırakıp daha önce kendisi için çizilmiş yoldan gidecek… ya da Kader’e karşı gelmek için her şeyi tehlikeye atıp onunla olacaktır. Ocean’s Twelve’in senaristi, Son Ültimatom’un yazarlarından George Nolfi'nin beyaz perdeye uyarlayıp yönettiği The Adjustment Bureau, Philip K. Dick’in (Gerçeğe Çağrı, Azınlık Raporu and Bıçak Sırtı) kısa öyküsünden uyarlanmıştır.

Genç bir çift olan Darcy ve Tom evlenmeye karar verir. Bu onların dışarıdan oldukça sevecen gözüken ancak oldukça inatçı olan ailelerinin de bir araya gelmesi demektir. Bu durum kutlama için tehlike oluşturacak olsa da onları bekleyen tek sorun bu değildir. Düğünde konuklardan biri rehin alınınca işler iyice karışır. Sevdiklerini korumak için ellerinden geleni yapan çiftin ilişkisi de bu süreçte sınanır.

Dönemin özellikle tasarımıyla öne çıkan otomobillerinden olan bir DeLoran'ın içine gizlenmiş icat, Marty'i yanlışlıkla 50'lere geri götürür. Sorumsuz delikanlı bu gösterişsiz Amerikan kasabasında bir kazaya yol açar ve müstakbel anne ve babasının tanışmasına engel olur. Böylece kendisi de hiç doğmamış olacağı için bu durumu düzeltmesi gerekmektedir. Ama hayat sandığından daha karmaşıktır ve sorumluluk kelimesinin anlamını öğrenmek zorundadır.

Paul Atreides, Arrakis gezegeni için mücadeleye devam ediyor ve Fremen halkının liderliğini üstleniyor. Paul, Harkonnen ailesinin saldırısından kurtulduktan sonra, Fremenlerle birlikte yaşamaya başlar. Fremenlerin yardımıyla, Arrakis'in kontrolüne yeniden sahip olmak ve evrenin kaderini değiştirmek için mücadele eder. Paul, Arrakis gezegeninin Fremen halkı tarafından Mesih olarak kabul edilir. Fremen'ler, Paul'ün liderliğinde Arrakis gezegenini özgürleştireceklerine ve galakside eşitlik ve adaleti sağlayacaklarına inanırlar.

Dune, kendi ailesi ve halkının geleceğini garanti altına almak için evrendeki en tehlikeli gezegene seyahat etmek zorunda olan, kavrayışının ötesinde büyük bir kaderin içine doğmuş, parlak ve yetenekli genç Paul Atreides'in hikayesini anlatıyor. Kötücül güçler, gezegenin var olan en değerli kaynağı için -insanlığın en büyük potansiyelini ortaya çıkarabilecek bir maden- çatışmaya tutuşmuşken, yalnızca korkularını yenebilenler hayatta kalacaktır.

Lise mezuniyetlerinin ardından farklı hayatlara savrulmak üzere olan iki kadim dost olan Jo ve Raissa, son gecelerini kutlarken kendilerini gizemli bir portalın içinde bulurlar. Filipin efsanelerinden aşina oldukları sihirli ve mitolojik yaratıklarla dolu fantastik Nakali Adası, bu iki arkadaşın dostluğunu en büyük sınavından geçirecektir. Eve dönmenin bedelinin tüm anılarını unutmak olduğunu öğrendiklerinde Jo ve Raissa, birbirlerini sonsuza dek unutmadan adadan ayrılmanın bir yolunu bulmaya çalışacaklardır.

Dehşetin Bedeli, günümüzde kült bir film sayılmasına rağmen ilk gösterildiğinde eleştirmenler tarafından pek hoş karşılanmamıştı. Filmde, Nikaragua’daki bir petrol kuyusuyla ilgili özel bir operasyonda görev alan dört uluslararası suçlunun izini sürüyoruz. Bu tekinsiz adamlar, kontrol altına alınmayan bir yangın çıkınca, iki kamyona paylaştırılan 6 sandık nitrogliserini balta girmemiş ormanda kilometrelerce taşımak zorunda kalırlar.

Film 1943 yılında 2.Dünya Savaşı'nın Kuzey Afrika cephesi ile başlar.Savaş tarihinin en eksantrik komutanlarından biri olan Tankçı General George S. Patton Jr.(George C. Scott) 'ın karşısında Çöl Tikisi lakaplı ünlü Alman Mareşali Rommel (Karl Michael Vogler) vardır.Askeri dehasının yanı sıra savaş tarihini de çok iyi bilen Patton,Rommel'in yazdığı kitapları da okumuştur ve onun taktiklerini kullanarak 'Çöl Tilkisi' ni Kuzey Afrika'dan sürer.Bu başarısı üzerine korgeneralliğe terfi ettirilerek Sicilya 'ya gönderilir.Burada Müttefiklerin diğer bir ünlü komutanı İngiliz mareşali Montgomery (Michael Bates) ile bir rekabete girer.Kimi zaman üstlerinin emirlerine itaatsizlik eden,bencil,boşboğaz ve küfürbaz bir asker olan Patton'un bu huyları onun askeri dehasının önüne geçer.Disiplin takıntısı yüzünden bir hastane teftişi sırasında korkaklıkla suçladığı hasta bir eri tokatlaması ve ona herkesin içinde hakaretler yağdırması kariyerini tehlikeye sokar.

Kehanetteki seçilmiş kişi olmasına rağmen kimsenin inanmadığı sakar panda Po, vadisini tehdit eden ölümcül bir düşmana karşı Ejder Savaşçısı unvanını üstlenip dövüşmek zorunda kalır. Ustası Shifu ve Öfkeli Beşli'nin isteksiz bir şekilde yaptığı rehberlik ile Kung Fu dünyasına adım atan Po, içindeki gerçek gücü açığa çıkarmak için önce kendisiyle barışmalıdır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.




0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir