
Garret Dillahunt
Thomas Montgomery

Thomas Montgomery, a married father of two young daughters, gets seduced by the world of online gambling and chat rooms where a virtual romance and sexual obsession ultimately leads to the murder of an innocent man.

Garret Dillahunt
Thomas Montgomery

Brando Eaton
Brian Barrett

Laura San Giacomo
Carol Montgomery

Molly Hagan
Beth Brooks

Taylor Geare
Amy

Jadin Gould
Stacey

Ashley Hinshaw
Katie

Drew Seeley
Tommy

Nicholas Turturro
Moretti

Jose Pablo Cantillo
Wilkes

Richmond Arquette
Jake
Michael Dunn
Ray

Brett Rice
Foreman

Courteney Cox
Amanda
Jimmy Townsend
Trooper

Los Angeles'ta geçen çılgın bir gecede tanışan oyuncu Hervé Villechaize ile zor durumdaki bir gazeteci Danny Tate'in yeşillenen arkadaşlığını konu alıyor. Villechaize'i Peter Dinklage canlandırırken, gazeteci rolünde ise Jamie Dornan var. Sacha Gervasi, filmi Sean Macaulay'la birlikte yazdığı bir hikayenin kendisi tarafından yazılan senaryosuna dayanarak yönetiyor. Hikayenin temeli ise Villechaize 1993'te intihar etmeden günler önce Gervasi'e verdiği röportaja dayanıyor.

Good Samaritan Sarah Fitzpatrick has a fatal accident just before Christmas, and finds herself in the lobby before the gates of Heaven. Certain that she will be let in, she is shocked to find that her name is not on the reservation list. However, she is granted the chance to return to Earth as an "angel in training" with the requirement to help a soul in need. Sarah has the 12 days before Christmas to secure her place on the list leaving her in the race for her after-life.


Film, sanat tarihinin sıradışı sanatçılarından biri olan Frida Kahlo'nun hayatını anlatıyor. Frida'nın meşhur aşkı, bir kadın düşkünü olan Diego, Frida'ya 'kendini farklı kadınlarla birlikte olmaktan alıkoyamayacağını, ama özünde sadece O'nu seveceğini' söylemiş ve Frida tarafından anlayışla karşılanmıştır. Ancak zamanla ilişkileri problemli bir hal almaya başlar.


Moğol göçebe bir ailenin yeni doğan deve yavrusu annesi tarafından reddedilince, annenin fikrini değiştirmek için bir müzisyenin yapacağı ritüele ihtiyaç duyulur.

Fiona ve Grant 40 yıldır evli olan mutlu bir çifttir. Yaşamlarının ikinci baharına gelmiş çift bambaşka bir gerçekle yüz yüze kalacaktır: Fiona unutkanlık hastalığı da denilen Alzheimer'a yakalanmıştır. Günün birinde evden çıkar ve kaybolur. Tekrar bulunduğunda ikili bir karar alırlar. Fiona Alzheimer hastaları için açılmış özel bir kliniğe yatacaktır. 30 günlük zor bir oryantasyon döneminden sonra, Grant merakla eşinin yanına gider. Ancak Fiona onu unutmakla kalmadığı gibi, artık başka bir adamdan hoşlanmaktadır...

Whangara kabilesinin enteresan bir inanışı vardır. Yeni Zelanda’nın Doğu yakasında konuşlanan Whangara kabilesi, soylarının binlerce yıl önce o topraklara bir balinanın sırtında geldiğine dair güçlü bir inanca sahiptir. Bu atalarının adı Paikea'dır. Bu inanışa göre kabilenin geleneklerinde işleyen töre şu şekildedir: Kabileye şef olarak seçilen kişiler ailenin ilk doğan erkek çocukları olmak zorundadır ve bu kabilede yaşayan 11 yaşındaki "kız çocuğu" Pai'nin ise gözü şefliktedir. Pai'nin bilge Büyükbabası Koro, kabilenin müstakbel başkanını tayin edecek olan mercidir. Lider olmak isteyen küçük kız Pai, bu uğurda ne gerekirse yapmaya kararlıdır. Dünyada her şeyden çok sevdiği büyükbabasına karşı gelecek bile olsa... Yeni Zelanda’nın kültürüne dair çok içten, samimi bir hikaye anlatan Whale Rider, küçük oyuncusu Keisha Castle-Hughes’a da 'en iyi kadın oyuncu' dalında Oscar adaylığı getirmişti.

Konuşma öğretmeni James Leeds (William Hurt) duyma sorunu olan öğrencilerine yardımcı olmak amacıyla yeni teknikler uygular ancak okulun sağır temizlikçisi Sarah (Marlee Martlin) ile hiçbir ilerleme kaydedemez. Sarah, zeki ama ironik bir şekilde, dünyanın kimseyi umursamayan çekişmesine adım atmak yerine, güvenli bir şekilde kendi sessiz çevresinde kalmanın daha iyi olacağını düşünmektedir. James, Sarah'ı ikna edip onu sessiz kozasından çıkarabilecek mi?

A woman embarks on a journey alone across the United States after fleeing from her violent husband.

Antonia Fraser’ın çok satan kitabından, Sophia Coppola tarafından beyazperdeye uyarlanan film, tarihin en ünlü kadın figürlerinden birine, Fransa kraliçesi Marie Antoinette’in dramına odaklanıyor. Dönemin politik ve siyasi şartları gereğince Fransa kralıyla evlendirilen genç Avusturya kraliçesi Marie Antoniette, yaşamını sürdüreceği bu yeni hayat düzeninde çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Kayıtsız ve ilgisiz bir kocaya sahip olan genç kraliçe, Versailles sarayının ihtişamlı gölgesi altında çeşitli siyasi oyunlara ve politik hesaplaşmalara tanık oluyor. Genç kraliçe bu alışık olmadığı düzende mücadele etmenin yolunu uçarı partilerde ve tehlikeli dostluklarda ararken, film kadın başrakarakterini tüm insansı halleriyle ele alıp alışılmışın dışında bir Marie Antoniette portresi çiziyor.

Floriane yüzme takımı üyesi, alımlı, sarışın ve mükemmel vücutlu bir kız. Küçük ve erkeksi olan Marie içe dönük ve utangaç. Gözlemlemeyi sevenlerden. Anne’in ise kilo problemi var ve biraz dertli ama aynı zamanda lafını esirgemeyen ve dışa dönük bir tip. Anne, gözleri Floriane’dan başkasını görmeyen bir erkek yüzücüye “abayı yakmış”. Bu üç kızın arasındaki ilişki, duyguların yüzme havuzunun ışıltılı ve kuralcı ortamından soyunma odalarının ve yatak odalarının kişisel alanına geçip, arzunun ve kıskançlığın karanlık dehlizlerinde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte farklı bir boyut alır. Yetişkinliğe has özel hayat çelişkileri, kamuya açılıp ergenliğin güvenli dünyasını istila edince ayarlar bozulur… Paris’in hemen dışındaki bir banliyöde geçen Nilüferler senkronize yüzme dünyasından gelen birbirinden çok farklı üç kızın içinden geçtikleri duygusal aşamaları takip eden bir film


Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.



Jenna, kocası Sisto'nun baskılarından sıkılmış, kesinlikle parçası olmak istemediği bir hayat sürmektedir. En büyük hayali ise garsonluk yaparak biriktirdiği para ile bir gün kocasını terkedebilecek gücü bulabilmektir.Sahip olduğu eşsiz yeteneği sayesinde, inanılmaz lezzette ve görüntüde pastalar ve kekler yapabilmektedir. Hayatındaki zorluklarla ve sorunlarla baş edebilecek gücü, sadece kensini mutfağa atabildği zaman bulabilmektedir. Fakat hayat bir gün hiç beklenmedik bir süpriz hazırlar. Hesapsız bir şekilde gelen hamileliği bütün beklentilerinin ve umutlarının sarsılmasına neden olacaktır. Ama diğer bir yandan da, hayatında hiç hissetmediği kadar büyük bir güven duygusu ile dolmuştur içi. Doğmamış çocuğundan gelen mektuplar, önüne yepyeni bir pencere açılmasına neden olacaktır.

Film, kıyamette sağ kalmayı başaran bir kadın ve adamın ilginç hikayesini konu alıyor. Del yalnızlığı seven ve keşiş gibi bir hayat yaşayan biri haline gelmiştir. Fakat kıyametin kopuşunda, Del, kalabalıkların içerisindeki o yalnız adam değildir. Çünkü dünyada ondan kimse kalmamıştır. 16 nüfusluk küçük kasabasında aniden tek başına kalması Del için bulunmaz bir şanstır. Bu durumdan keyif alan adamın mutlu hali, sağ kalan ikinci bir kişinin daha ortaya çıkıvermesi ile bir anda bozulur. Grace adındaki genç kadın da tıpkı Del gibi kıyamette sağ kalmıştır. Hiçliğin ortasında Del ile karşılaşan Grace onunla birlikte kalmak niyetindedir. Fakat tanımadığı bu kadının huzurlu yalnızlığını bozmasını kabus gibi gören Del, bu durum karşısında ne yapacağı belirsizdir.

Yıllardır görmediği babasını tekrar görebilmek umuduyla İngiltere ye doğru yola çıkan Amanda belki de hiç beklemediği bir şeyle karşılaşır, tamamen aristokrat ruhlu ve aşırı ciddi bir politikacı olan baba. Şimdi Amanda'nın yapması gereken, kendini bu tarz insanlara kabul ettirmek, ama bu hiç te kolay olmayacaktır.

Başarılı oyuncu Eric Roberts’in saplantılı bir doktor rolünde yer aldığı bu gerilim dolu filmin yönetmenliğini ve senaristliğini Doug Campbell üstleniyor. Bir doktorun genç bir hastasına olan saplantısı tehlikeli bir boyut haline gelir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir