
Katja Riemann
Lena Fischer ( 33 Jahre alt )

When Ruth's husband dies in New York, in 2000, she imposes strict Jewish mourning, which puzzles her children. A stranger comes to the house - Ruth's cousin - with a picture of Ruth, age 8, in Berlin, with a woman the cousin says helped Ruth escape. Hannah, Ruth's daughter engaged to a gentile, goes to Berlin to find the woman, Lena Fisher, now 90. Posing as a journalist investigating intermarriage, Hannah interviews Lena who tells the story of a week in 1943 when the Jewish husbands of Aryan women were detained in a building on Rosenstrasse. The women gather daily for word of their husbands. The film goes back and forth to tell Ruth and Lena's story. How will it affect Hannah?

Katja Riemann
Lena Fischer ( 33 Jahre alt )

Maria Schrader
Hannah Weinstein

Doris Schade
Lena Fischer ( 90 Jahre alt )
Jutta Lampe
Ruth Weinstein ( 60 Jahre alt )
Svea Lohde
Ruth Weinstein ( 8. Jahre alt )

Jürgen Vogel
Arthur von Eschenbach

Martin Feifel
Fabian Fischer

Fedja van Huêt
Luis Marquez

Carola Regnier
Rachel Rosenbauer

Plien van Bennekom
Marion

Romijn Conen
Ben
Julia Eggert
Emily

Thekla Reuten
Klara Singer
Jutta Wachowiak
Frau Goldberg

Jan Decleir
Nathan Goldberg

Yıl 1943. 2. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Berlin'den toplanan bir grup Yahudi, katır vagonlarında toplama kampı Auschwitz'e doğru yola çıkar. Su ve yemek verilmeyen insanların çoğu bu acı dolu yolculuk sarasında hayatını kaybeder. Ancak yaşam savaşı geride kalanlar için devam etmektedir. Eski yaşantılarına özlem duyan ve farklı sınıflardan gelen bir avuç insan artık aynı kaderi paylaşmaktadır. Bir türlü bitmek bilmeyen zorlu yolculuk sinirlerin harap olmasına ve dengesiz davranışlara sebep olur. Artık hepsinin aklındaki soru aynıdır; acaba hayatta kalmayı başarabilecekler mi?

Top gol çizgisinden ağlara doğru yuvarlanır ve 50.000 taraftar tezahürata başlar. Bu size maçın aslında olağan bir futbol maçı olmadığını gösterir. Bu bir savaştır! Savaş alanı Paris'te işgal edilen bir stadyumdur. Ordular: Alman yıldız takımı, P.O.W müteffiklerine karşı. Amaçları ise Yahudi ırkından olmayanların üstünlüğünü kanıtlamaktır. Tahmin edin, kim kazanır ? Daha doğrusu kim maçı bir kaçış yolu olarak kullanır? Sylvester Stallone, Michael Caine ve Max von Sydow, bu gerilim dolu filmde rol alıyorlar. John Houston tarafından çekilen film, savaşların kendine özgü kurallarına ve galibiyetin hem oyun sahasında, hem de savaş alanında elde edilebileceğini gösterir. Ayrıca Pele, Bobby Moore, Osvoldo Ardiles, Co Prins, Mike Summerbee gibi gerçek hayattaki futbol efsanelerinin muthiş yeteneklerini sergilemelerini keyifle izleyeceksiniz.

After returning home from an extended tour in Afghanistan, a decorated U.S. Army medic and single mother struggles to rebuild her relationship with her young son.

A luxury liner carries Jewish refugees from Hitler's Germany in a desperate fight for survival.

Wladyslaw Szpilman, Polonyalı başarılı bir piyanisttir. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların Polonya'yı işgal etmesiyle hayatı kâbusa döner. Musevi olduğu halde şans eseri toplama kamplarına gitmekten kurtulur ve Varşova'nın gettolarında yaşamaya başlar. Acı ve sefalet dolu yaşamı, bir gün bir Alman subayının ona yardıma gelmesi ve onu oradan kurtarmasıyla değişir.

1942 yılı. Belçikalı Yahudi bir genç olan Gilles, Almanya’daki toplama kamplardan birine götürülmek üzere Nazi subayları tarafından yakalanır. Kurtulmak için Yahudi değil İranlı olduğunu söylemesiyle hayatta kalsa da, Gilles’nin bu yalanı onu yaşamla ölüm arasında tutan tehlikeli bir oyuna dönüşür. Savaş bitince İran’a gitme hayalleri kuran Subay Koch, Gilles’in kendisine Farsça öğretmesi şartıyla hayatını bağışlar. Ancak en büyük sorun Gilles hiç Farsça bilmiyordur ve Koch’a öğretmek için yeni bir dil yaratmak zorundadır. Kamptaki diğer askerler onun yalanını ortaya çıkarmak için ellerinden geleni yaparlarken, Gilles uydurduğu bir kelimeyi bile unutursa bedelini hayatıyla ödemek zorunda kalabilir.

Film 1920'li yıllarda Almanların, Polonyalılar ve diğer azınlıklarla birlikte uyum içinde yaşadıkları yoksul kent Danzig'de başlar. Annesi ve hangisinin babası olduğunu bilmediği iki erkekle birlikte yaşayan Oskar'a (David Bennent) üç yaşına bastığı doğum gününde teneke bir trampet hediye edilir. Bu andan itibaren çevresinde gözlemlediği erişkinlerin mutsuz ve acınılacak dünyalarına katılmaktansa hep çocuk olarak kalmaya karar verir. Gerçekten de yıllarca fiziksel olarak bir gelişme göstermez. Çevreye karşı tek protestosu büyümeyi reddetmek değildir, aynı zamanda teneke davuluna şiddetle vururken çıkardığı cam eşyaları bile parçalayan tiz çığlığı da 2. Dünya Savaşı yaklaşırken ülkede olup bitenlere duyarsız kalan orta sınıf Alman toplumunu bir yadsıma biçimidir, gitgide çıldıran dünyaya karşı bir protestodur.


A Jewish boy separated from his family in the early days of WWII poses as a German orphan and is taken into the heart of the Nazi world as a 'war hero' and eventually becomes a Hitler Youth.

Auschwitz kumandanı Rudolf Höss, eşi Hedwig, çocukları ve hizmetkârlarıyla rüya gibi bir hayat sürmektedir. Öyle ki, ölüm kampının duvarına bakan muhteşem evleri tam da tren raylarıyla gaz odaları arasındadır. Martin Amis'in aynı adlı romanından uyarlanan bu çarpıcı film çiçekli, geniş bahçeleri, seraları ve havuzlarında keyif süren Höss ailesinin başlarına ölüm külleri serpilirken süregiden sıradan gündelik yaşamını gözlemliyor.

Hans Fallanda'nın Otto and Elise Hampel romanından uyarlanan film; Nazi yönetimi altında ki Berlin günlerinde insanca yaşamanın cesaret ve onurunu etkileyici biçimde anlatıyor.

Sessiz sinema doneminin unutulmaz yapitlari arasinda yer alan ve kurgu ile belgesel anlayisin icice gectigi film, 1920’lerin Berlin’inde yasayan kendisini canlandiran, oyunculuk deneyimi olmayan bes genc Berlinli’nin bir Pazar gununu anlatiyor. Bir hikâye anlatmaktan ziyade o tatil gununun rahatligini pelikul uzerinde belgelemektir amaci. Kamera filmin buyuk bolumunde sokaklarda, gercek mekânlardadir. Bu baglamda hem Siirsel Gercekcilik’in hem de Italyan Yeni Gercekciligi’nin oncusu sayilir. Nazi Partisi’nin iktidara gelmesinden sadece birkac yil oncesinin Almanyasi’ni ve bambaska bir ruh halini gostermesi bir yana, yaraticilarinin tumunun III. Reich doneminde Hollywood’a kacip, orada une kavusmasiyla da ayrica sinema tarihinde onemli bir yere sahiptir…

18 Ocak 1943 yılında Nazi orduları Varşova Gettosu'na doğru yol almaktadırlar, Görevleri uzun zamandır yaptıkları gibi yine yahudileri Treblinka'daki ölüm kampına götürmektir. Fakat bu sefer her şey farklıdır. Yahudi Savaş Örgütü'ne mensup silahlı kadın ve erkekler de bunların arasına karışır. Sinyal verildiği zaman hepsi özgürlükleri için savaşmaya başlarlar. Ayaklanma ikinci dünya savaşı esnasında Nazilere karşı yapılan en büyük Yahudi örgütlenmesini olağanüstü bir şekilde anlatmış bir filmdir. Savaş zamanında sıradan insanlar hayatlarını kurtarmak için düşmanla kendi başlarına savaşmaya karar verirler.

Tarihin en büyük hazine avının gerçek hikayesinden uyarlanan The Monuments Men tuhaf bir 2. Dünya Savaşı müfrezesini anlatıyor. Bu müfrezedekiler FDR tarafından sanat eserlerini Nazi hırsızlarından kurtarmak ve sahiplerine ulaştırmak için Almanya’ya gitmekle görevlendiriliyorlar. Ancak bu imkansız bir görevdir: düşman hattının arkasında kalan sanat eserleri ve her şeyi yok etme emir almış Alman ordusuyla, bu adamlar – hiç askeri deneyimi olmayan yedi müze müdürü, koleksiyon yöneticisi ve sanat tarihçisi- nasıl başarılı olabilir ki? Ancak Monuments Men olarak bilinen bu adamlar kendilerini 1000 yıllık kültürün yok olmasını önlemek için zamana karşı yarışırken, insanoğlunun en büyük başarılarını korumak için hayatlarını da riske atacaklardır..

Tüm zamanların tarihsel açıdan en önemli filmlerinden biri olan Steven Spielberg'in Schindler'ın Listesi, cesaret ve inanç dersleriyle nesiller boyu ilham vermeye devam eden güçlü bir hikaye. En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere yedi Akademi Ödülü sahibi olan bu inanılmaz gerçek hikaye, Holokost sırasında 1.100'den fazla Yahudinin hayatını kurtaran esrarengiz Oskar Schindler'ı (Liam Neeson) konu alıyor. Bu, fark yaratan bir adamın zaferi ve yaptıkları sayesinde insanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden birini atlatanların dramıdır.

Fury, 1945 yılının Nisan ayında, İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde geçiyor ve Komutan Wardaddy, topçu Boyd Swan, yükleyici Grady Travis, şoför Trini Garcia ve yardımcı şoför Norman'dan oluşan müfrezenin, 300 düşman askeriyle karşılaştığı ve tüm imkansızlıklarla savaşmak zorunda kaldığı 24 saati konu alıyor. Beş askerden oluşan küçük ekip, zırhlı tanklarıyla, Almanya'da savaşın ortasında kalır ve bu ekip bölgede kalan son Amerikan ordusu askerlerinden oluşur. Birlik az sayıda askerden oluşmasının yanı sıra cephane anlamında da bir hayli zor durumdadır. Gruba komuta eden Çavuş Wardaddy'nin Avrupa'nın tamamını yıkıma uğratan bu savaştaki son görevi, askerlerini Nazi birliklerinin kuşatması altında olan bu bölgeden sağ salim çıkarabilmektir.

İkinci dünya savaşında çok direnişli örgütün lideri Victor Lazlow Alman konsantrsayonu kampından kaçarak Casablanca'ya gelir. Amacı Lizbon'a oradanda ABD'ye iltica etmektir. Fakat bütün umutları şans eseri Casablanca'nın en meşhur gece kulübünün sahibi olan Rick'e bağlamıştır. Rick kaçış için gerekli olan pasaportlara sahib olan tek kişidir. Öte yandan Ricky'in Victor'un yakalanması ya da öldürülmesi için gerekli nedeni vardır. Victor'un karısı Ilsa Ricky bir zamanlar kendisini terk ettiğine inandığı ve kalbinin derinliklerine gömdüğü büyük aşkıdır.

Hoover ailesinin her bireyi denemekten yılmayan sıcak insanlardır. Bir Volswagen minübüse doluşup ailelerinin en küçük bireyinin hayalini gerçekleştirmek için California’ya doğru yola çıkarlar. Bu üç günlük traji komik yolculuk sürprizlerle ve aile fertlerin hayal bile edemeyeceği bir sonla tamamlanacaktır. Küçük Gün Işığım bilinen kalıpları kıran bir Amerikan yol komedisi.

Nelly Lenz, toplama kampından kurtulmayı başarmış ama işkenceden yüzü tanınmayacak hale gelmiş bir şarkıcıdır. Zorunlu olarak geçirdiği estetik ameliyat sonrasında, kendisinin bir benzerine dönüşür. Görmek için can attığı tek kişi ise kocası Johnny’dir. Karşılaştıklarında Johnny onu tanımayıp zihnini iyice bulandırır. Acaba kocası ona hâlâ âşık mıdır, yoksa sadece parasının peşinde midir?

İngiltere'den mektup yoluyla bulduğu bir erkek ile evlenmeye karar veren, konuşma problemleri olan bir kadın, küçük kızı ve de çok değer verdikleri piyanosunu da yanına alarak evleneceği kişi ile tanışmak için Yeni Zelanda'ya doğru yola çıkarlar. Evlendikten bir süre sonra yanlış bir seçim yaptığını kavrayan genç kadın, yerli halk ile kaynaşmayı başarmış bir beyaz ile piyanonun etrafında başlayan yakınlaşması tutkulu bir aşka dönüşecektir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir