
Faye Dunaway
Denise Kreisler


Faye Dunaway
Denise Kreisler

Oskar Werner
Professor Egon Kreisler

Lee Grant
Lili Rosen

Sam Wanamaker
Carl Rosen

Lynne Frederick
Anna Rosen

David de Keyser
Joseph Joseph

Luther Adler
Professor Weiler

Wendy Hiller
Rebecca Lara Weiler

Julie Harris
Alice Fienchild

Nehemiah Persoff
Herr Hauser

Maria Schell
Frau Miriam Hauser

Paul Koslo
Aaron Pozner

Jonathan Pryce
Joseph Manasse

Brian Gilbert
Laurenz Schulman

Georgina Hale
Lotte Schulman

White Bird: A Wonder Story, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki Fransa'da bir çocuk ve ailesi tarafından saklanan genç bir Yahudi kızın hikayesini konu ediyor. 11 yaşındaki Julian Albans, yüz deformitesi ile doğmuş bir sınıf arkadaşını küçümseyen zalim bir çocuktur. Bu durum üzerine büyükannesi Sara ona bir hikaye anlatır: 1940'larda Fransa'da yaşayan Yahudi bir kız, Nazi Almanya'sının anavatanını işgal etmesini izlemek zorunda kalmıştır. Yahudi nufüs toplanıyor ve zalim yöneticiler çocukları hedef alıyordur. Küçük kız, sınıf arkadaşı Julien ve ailesi tarafından kurtarılarak, saklanır. Julien'in çocuk felci nedeniyle yüzünün bozulmasıyla, Yahudi kız dahil sınıf arkadaşları onunla dalga geçer. Ancak Yahudi kız saklandığı sürede Julien ile daha çok vakit geçirdiğinde önyargılarından kurtulmayı öğrenir.

Alex is an 11-year old boy who, during WWII, hides in the Jewish ghetto from Nazis after all his relatives have been sent to the concentration camp. The movie portrays the ghetto through his eyes.

Top gol çizgisinden ağlara doğru yuvarlanır ve 50.000 taraftar tezahürata başlar. Bu size maçın aslında olağan bir futbol maçı olmadığını gösterir. Bu bir savaştır! Savaş alanı Paris'te işgal edilen bir stadyumdur. Ordular: Alman yıldız takımı, P.O.W müteffiklerine karşı. Amaçları ise Yahudi ırkından olmayanların üstünlüğünü kanıtlamaktır. Tahmin edin, kim kazanır ? Daha doğrusu kim maçı bir kaçış yolu olarak kullanır? Sylvester Stallone, Michael Caine ve Max von Sydow, bu gerilim dolu filmde rol alıyorlar. John Houston tarafından çekilen film, savaşların kendine özgü kurallarına ve galibiyetin hem oyun sahasında, hem de savaş alanında elde edilebileceğini gösterir. Ayrıca Pele, Bobby Moore, Osvoldo Ardiles, Co Prins, Mike Summerbee gibi gerçek hayattaki futbol efsanelerinin muthiş yeteneklerini sergilemelerini keyifle izleyeceksiniz.

Ari Ben Canaan, a passionate member of the Jewish paramilitary group Haganah, attempts to transport 600 Jewish refugees on a dangerous voyage from Cyprus to Palestine on a ship named the Exodus. He faces obstruction from British forces, who will not grant the ship passage to its destination.

Wladyslaw Szpilman, Polonyalı başarılı bir piyanisttir. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların Polonya'yı işgal etmesiyle hayatı kâbusa döner. Musevi olduğu halde şans eseri toplama kamplarına gitmekten kurtulur ve Varşova'nın gettolarında yaşamaya başlar. Acı ve sefalet dolu yaşamı, bir gün bir Alman subayının ona yardıma gelmesi ve onu oradan kurtarmasıyla değişir.


Bir grup müttefik kaçışa imkan vermeyecek şekilde tasarlanmış özel bir kampa hapsedilir. Üç farklı tünel kazarak kurtulmayı planlayan İngiliz asker (Richard Attenborough), usta Amerikalı hırsız (James Garner) ve Polonya’lı hendek kazıcısının (Charles Brosnon) bu planı başarılı olur. Ne var ki, bu 70 tutuklunun kaçışları burayla sınırlı kalmayacaktır...Film iki bölümden oluşuyor. İlk yarıda kaçış planları ve hazırlıklarını, ikinci bölümde ise Alman hükümeti ile esir Avrupa’nın sınırlarından dışarı çıkmaya çalışan kahramanların kovalamacasını izliyoruz.

Gerçek bir öyküden esinlenen, Tyler Perry imzalı bu dramada, ABD Kadın Kolordusu'nun siyahi kadınlardan oluşan tek taburu, II. Dünya Savaşı'nda denizaşırı imkânsız bir göreve çıkar.

Auschwitz kumandanı Rudolf Höss, eşi Hedwig, çocukları ve hizmetkârlarıyla rüya gibi bir hayat sürmektedir. Öyle ki, ölüm kampının duvarına bakan muhteşem evleri tam da tren raylarıyla gaz odaları arasındadır. Martin Amis'in aynı adlı romanından uyarlanan bu çarpıcı film çiçekli, geniş bahçeleri, seraları ve havuzlarında keyif süren Höss ailesinin başlarına ölüm külleri serpilirken süregiden sıradan gündelik yaşamını gözlemliyor.

18 Ocak 1943 yılında Nazi orduları Varşova Gettosu'na doğru yol almaktadırlar, Görevleri uzun zamandır yaptıkları gibi yine yahudileri Treblinka'daki ölüm kampına götürmektir. Fakat bu sefer her şey farklıdır. Yahudi Savaş Örgütü'ne mensup silahlı kadın ve erkekler de bunların arasına karışır. Sinyal verildiği zaman hepsi özgürlükleri için savaşmaya başlarlar. Ayaklanma ikinci dünya savaşı esnasında Nazilere karşı yapılan en büyük Yahudi örgütlenmesini olağanüstü bir şekilde anlatmış bir filmdir. Savaş zamanında sıradan insanlar hayatlarını kurtarmak için düşmanla kendi başlarına savaşmaya karar verirler.

Tarihin en büyük hazine avının gerçek hikayesinden uyarlanan The Monuments Men tuhaf bir 2. Dünya Savaşı müfrezesini anlatıyor. Bu müfrezedekiler FDR tarafından sanat eserlerini Nazi hırsızlarından kurtarmak ve sahiplerine ulaştırmak için Almanya’ya gitmekle görevlendiriliyorlar. Ancak bu imkansız bir görevdir: düşman hattının arkasında kalan sanat eserleri ve her şeyi yok etme emir almış Alman ordusuyla, bu adamlar – hiç askeri deneyimi olmayan yedi müze müdürü, koleksiyon yöneticisi ve sanat tarihçisi- nasıl başarılı olabilir ki? Ancak Monuments Men olarak bilinen bu adamlar kendilerini 1000 yıllık kültürün yok olmasını önlemek için zamana karşı yarışırken, insanoğlunun en büyük başarılarını korumak için hayatlarını da riske atacaklardır..

Tüm zamanların tarihsel açıdan en önemli filmlerinden biri olan Steven Spielberg'in Schindler'ın Listesi, cesaret ve inanç dersleriyle nesiller boyu ilham vermeye devam eden güçlü bir hikaye. En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere yedi Akademi Ödülü sahibi olan bu inanılmaz gerçek hikaye, Holokost sırasında 1.100'den fazla Yahudinin hayatını kurtaran esrarengiz Oskar Schindler'ı (Liam Neeson) konu alıyor. Bu, fark yaratan bir adamın zaferi ve yaptıkları sayesinde insanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden birini atlatanların dramıdır.

Fury, 1945 yılının Nisan ayında, İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde geçiyor ve Komutan Wardaddy, topçu Boyd Swan, yükleyici Grady Travis, şoför Trini Garcia ve yardımcı şoför Norman'dan oluşan müfrezenin, 300 düşman askeriyle karşılaştığı ve tüm imkansızlıklarla savaşmak zorunda kaldığı 24 saati konu alıyor. Beş askerden oluşan küçük ekip, zırhlı tanklarıyla, Almanya'da savaşın ortasında kalır ve bu ekip bölgede kalan son Amerikan ordusu askerlerinden oluşur. Birlik az sayıda askerden oluşmasının yanı sıra cephane anlamında da bir hayli zor durumdadır. Gruba komuta eden Çavuş Wardaddy'nin Avrupa'nın tamamını yıkıma uğratan bu savaştaki son görevi, askerlerini Nazi birliklerinin kuşatması altında olan bu bölgeden sağ salim çıkarabilmektir.

Liesel Meminger'in, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'da henüz dokuz yaşındayken bir ailenin manevi kızı olur. Çok sevdiği ailesi ve evlerinde kalan sığınmacı Max sayesinde okumayı öğrenen ve çok seven Liesel kitaplarla derin bir bağ kurar. Max ve cesur Liesel için çevrelerinde dünyada yaşanan tüm kötülüklerden uzaklaşmanın tek yolu, kitapların ve kelimelerin ikisine sunduğu hayal dünyasıdır. Fakat bodrum katında saklanan Yahudi Max, sürekli diken üstündedir.

Viyana'da yaşayan Yahudi bir kadın olan Maria Altmann, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi ve yaşadığı yerin Nazi kuşatması altına girmesiyle ülkesini terk etmek zorunda kalır. Ülkesinden ayrı, mülteci olarak geçirdiği 60 yılın ardından Maria, Viyana'ya geri dönmeye karar verir ve bunun için geçerli bir nedeni de vardır. Zamanında Nazilerin el koydukları aile mirasını ve en önemlisi ünlü ressam Gustav Klimt'in, teyzesi Adele Bloch-Bauer’i sadece altın ve gümüş kullanarak resmettiği önemli tabloyu geri almaya kararlıdır. 80 yaşındaki Maria, yanında genç ve deneyimsiz avukatı Randy Schoenberg ile birlikte Avusturya hükümetinde sürecek bir yolculuğa atılır. Ne var ki bu yolculuk Maria'nın geçmişindeki sır ve gerçeklerin ortaya çıkacağı bir deneyime dönüşür.

1935 yazının en sıcak günleri... On üç yaşındaki Briony Tallis, ablası Cecilia ve hizmetçilerinin oğlu Robbie'nin gizli bir şekilde flörtleşmelerine tanık olur. Çocuk aklı ile gördüklerini yanlış yorumlaması üzerine yıllarca sürecek büyük bir trajedenin yaşanmasına neden olacaktır. O andan itibaren bir daha hiç düzelmeyecek kadar trajik bir şekilde kaderleri birbirlerine bağlanan bu üç insan, hak etmedikleri bir kefaretin farklı şekillerde kurbanı olacaklardır.

Evsiz bir jokey, bir milyoner, bir kovboy ve seabiscuit adında bir at... kendilerinin ve ülkedeki herkese ilham kaynağı olan bir yarış atının gerçek öyküsünü anlatıyor... 1920'lerde efsaneye dönüşen sıradışı bir drama... seabiscuit sizi hayatınızın yarışına götürecek...

Amerika’daki ekonomik buhran döneminde tetikçilik yaparak hayatını kazanan Michael Sullivan, John Rooney’nin hesabına çalışmaktadır. Fakat Rooney’nin oğlu, babasına kendisinden daha yakın olan bu adamı harcayacak türden dolaplar çevirir. Sullivan, hiç istemediği halde kendi oğlunun da olaya karışması sonucu tehlikeli bir açmaza düşer. Olayların gelişmesiyle birlikte, hem cinayet mahali fotoğrafçısı hem de suikastçı olan Maguire, Sullivan’ın peşine takılır. Sullivan, ne pahasına olursa olsun oğlunu korumak zorundadır.

1930'lu yıllarda İstanbul ve Paris arasında sefer yapan ünlü Şark Ekspresi' nde bir cinayet işlenir.Amerikalı bir milyoner trende ölü bulunur.Trende çok sayıda yolcu arasında ünlü Belçikalı dedektif Hercule Poirot' da bulunur.Trenin kara saplanıp durması, Poirot' ya yerel yetkililer duruma el koymadan önce cinayeti çözmesi için birkaç saat zaman verecektir.Türkiye' de bazı televizyon kanallarında Doğu Ekspresi'nde Cinayet adı ile de gösterilmiştir...

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir