
Marlon Brando
Robert Crain

A German living in India during World War II is blackmailed by the English to impersonate an SS officer on board a cargo ship leaving Japan for Germany carrying a large supply of rubber for tyres. His mission is to disable the scuttling charges so the captain cannot sink the ship if they are stopped by English warships.

Marlon Brando
Robert Crain

Yul Brynner
Captain Müller

Janet Margolin
Esther

Trevor Howard
Colonel Statter

Martin Benrath
Kruse

Hans Christian Blech
Donkeyman

Wally Cox
Dr. Ambach

Max Haufler
Branner

Rainer Penkert
Milkereit

William Redfield
Baldwin

Oscar Beregi Jr.
Admiral (as Oscar Beregi)
Martin Brandt
Nissen
Charles De Vries
Kurz

Carl Esmond
Busch

Martin Kosleck
Wilke

Rusya'daki istikrarsızlık nükleer denizaltı Alabamanın başka bir yere kaydırılmasıyla sonuçlanır. Rus asiler bir nükleer füze tesisini ele geçimiştir ve ABD'ye bir saldırı için hazırlanmaktadır. Kesinleşmeyen ateşleme emri geldiğinde tansiyon denizin altında yükselir.

During a routine patrol, a reporter is given permission to interview a hardened cold-war warrior and captain of the American destroyer USS Bedford. The reporter gets more than he bargained for when the Bedford discovers a Soviet sub and the captain begins a relentless pursuit, pushing his crew to breaking point.

2. Dünya Savaşı'nın kaderini belirleyen olaylardan biri olan Dunkerque Tahliyesi'ni konu edinen film, yüz binlerce İngiliz ve müttefik askerlerinin etrafının düşman askerleri tarafından sarılması ile başlar. Arkaları deniz olan bir yerde sıkışan askerler, düşman saldırısına karşı çaresiz bir durumda kalırlar.

Kaptan Ernest Krause, 37 gemilik uluslararası bir konvoya liderlik ederek, Atlantik’in tehlikeli sularını aşıp binlerce askeri ve acilen ihtiyaç duyulan malzemeleri Müttefik kuvvetlerine ulaştırıyor.

İkinci Dünya Savaşının önemli cephelerinden olan Rusya cephesinde büyük değişiklikler olmuştur. Rusya'ya saldıran Alman orduları yanlış zaman ve yetersiz malzeme yüzünden inanılmaz hızla girdikleri bu topraklardan geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Savaş alanındaki kurnazlıkları sayesinde hayatta kalmayı başaran Çavuş Steiner ve emrindeki birliğe yeni atanan komutanları Yüzbaşı Stransky arasında çok kısa bir zaman içinde bir sürtüşme başlar. Aslen Prusyalı aristokrat bir aileden gelen bu yeni komutan her ne pahasına olursa olsun şeref madalyası almaya çalışmaktadır. Aralarındaki hava gergindir çünkü çavuş, askerler arasında adeta bir efsane haline gelmek üzeredir.

Bu son derece etkileyici drama, II. Dünya Savaşı'nda gerçekleşen Bulge Savaşı sırasında Alman hatları arkasında kalan savaş yorgunu bir piyade bölüğünü anlatmaktadır. Ev özlemiyle yanan ve karla kaplı siperlerde soğuktan titreyen askerler acıya, ıstıraba ve üzüntüye bastırılamaz bir mizah ve amansız bir alay ile katlanmaktadırlar. Hiçbiri kahraman olmak niyetinde değildir ama hepsi de kendilerinden beklenen cesareti göstermeye hazırdır.

Charlton Heston, suyun 442 metre altında bir nükleer denizaltı içinde mahsur kalan insanların hikâyesini konu edinen bu dramda başrolde. Nükleer denizaltı U.S.S. Neptune, bir Norveç gemisi ile çarpışınca okyanusun derinliklerine doğru batmaya başlar. Kaptan Paul Blanchardin (Heston) ve ekibinin tek umudu, Stacy Keach ve Ned Beatty'nin önderliğindeki kurtarma ekibidir. David Carradine'in de oyuncu kadrosunda yer aldığı filmde mahsur kalan denizcilerin oksijeni hızla azalırken zamana karşı nefes kesen bir yarış başlar

İkinci Dünya Savaşı'nın en ateşli zamanlarında, Caine'in kitabına göre davranması yüzünden ikinci kaptan Maryk (Van Johnson) ve tayfası isyana başlarlar. Ancak asıl kırılma noktası bir çok sorgulanan emirinden sonra kaptanın tüm tayfayı Ölüm Tayfunu'na yöneltme emri olur.

2. Dünya Savaşı sırasında Amerikalılar ve Fransızların beraber düzenledikleri Normandiya çıkarmasının yapıldığı gün olan D-Day'de geçiyor film. Bir düzine karakter eşliğinde müttefik kuvvetlerin yaşadığı en uzun günün hikayesi. Filmin en büyük özelliği birbirinden ünlü pek çok oyuncunun yer alması...

Savaşa Almanların gözünden bakan film, bir grup Alman askerinin Avrupa'dan Rusya'ya gidişini ve Stalingrad Savaşını anlatıyor. Hitler 2. Dünya Savaşında Nazi ordusunu toplayarak Rusya'nın doğusunda Kızılordu'ya saldırır. Tarihin en büyük savaşları arasında yer alan bu savaş 2. Dünya Savaşının sonucuna da etki edecektir. Bu yüzden iki taraf da savaşı kazanmak için canla başla mücadele eder fakat savaşı Kızılordu kazanır.

1940 yılında Fransa’da II. Dünya Savaşı’nın ilk işgalleri yaşanmaktadır. Genç ve güzel bir kız olan Lucile Angellier, üvey annesinin evde gözetiminde, savaşta esir düşen babasından haber almak için beklemektedir. Bir yandan Paris’ten gelen savaş mültecileri küçük kasabaya yerleşmeye çalışırken, diğer yandan Alman askerleri kasabalıların evlerini bir bir işgal etmeye başlar. Lucile evlerine yerleşen Bruno von Falk adlı yakışıklı askerden, başlarda hiç hoşlanmaz ve kendisini geri çeker. Fakat günler ilerledikçe iki genç arasında aşka sürüklenen bir çekim oluşur. Ama karşılarında savaşın en trajik yüzü durmaktadır.

2. Dünya Savaşı’nda, Amerika’nın sabrının taşmasına neden olan Pearl Harbor baskınını, hem Japonlar’ın hem de Amerikalılar’ın bakış açılarıyla anlatmayı deneyen, gösterişli bir ortak yapım. Baskının öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar dizisini de perdeye taşıyan “Tora! Tora! Tora!”, özellikle o ünlü saldırı sahnelerinde ürkütücü bir gerçekçiliği yakalamayı başarıyor. Film, 1939 yılında Amiral Isoroku Yamamoto’nun Japon Kraliyet Donanması’nın komutasını üzerine almasıyla başlar. Eğitimini Harvard’da tamamlamış, ateşli bir milliyetçi olan komutan, önceleri Amerika’yla yapılacak bir savaşa karşı olmasına rağmen, zamanla fikrini değiştirir. Japonya’nın, Asya’nın en güçlü devleti olma arzusu onu da etkiler ve vargücüyle Amerikalılar’la savaşmaya hazırlanır. Öte yandan ABD cephesinde, Japonya’nın egemenliğine karşı çıkma hazırlıkları başlar.

Kuzey Atlantik sularındaki bir cankurtaran botu, bir Nazi torpido saldırısı sonucu batan gemiden kurtulan sekiz kişiyi taşıyor. Amaçsız bir şekilde dolaştıkları bir-iki günden sonra, denizde Walter Slezak adlı bir yolcu daha buluyorlar. İlk başta herkes Slezak'ın İngilizce konuşamadığını zannediyor ama şartlar konuşmasını gerektirdiğinde, birçok dili rahatça konuşabilen, çok zeki biri olduğu ortaya çıkıyor. Zaten bu adam aslında, onları vuran Alman denizaltısının kaptanından başkası değil. Denizcilik bilgisine sahip tek kişi olarak, sandalı bir Alman gemisine doğru yönlendiriyor. Ta ki, diğerleri olan bitenin farkına varıncaya kadar. Hitchcock'un savaşa katkılarından biri olan Yaşamak İstiyoruz bir gerilim filmi değil, bir psikolojik dramadır.

Gerçek bir olaydan ilham alan Son Bir Nefes, izleyicileri okyanusun karanlık ve amansız derinliklerinde soluksuz bırakacak bir hayatta kalma mücadelesine davet ediyor. Deneyimli derin deniz dalgıçlarının, dalgaların ve zamanın acımasız baskısı altında verdikleri mücadeleyi konu alan bu sürükleyici yapım, insan iradesinin sınırlarını zorlayan çok farklı bir hikâyeyi gözler önüne seriyor.

Acımasız bir Alman casusu, D-Day hakkında yaşamsal bilgilerle İngiltere'den çıkmaya çalışan, genç bir kadınla sakat kocasıyla zaman geçirmek zorundadır.

Murphy is the sole survivor of his crew, that has been massacred by a German U-Boat in the closing days of World War II. He is rescued, and ends up at a forgotten mission station near the mouth of the Orinoco, and begins to plot his vengeance. He wishes to sink the U-Boat by means of any method imaginable to him, and sets about to make the courageous attempt, assisted by Louis, the administrator of the local oil company.

Normandiya Çıkarması’ndan 72 saat önce, özgür dünyanın kaderi pamuk ipliğine bağlıdır. General Dwight D. Eisenhower ile Yüzbaşı James Stagg, kritik bir kararın eşiğindedir: Ya tarihin en büyük ve en tehlikeli deniz harekâtını başlatacaklar ya da savaşı kaybetme riskini göze alacaklardır.

Ruslar ve İngilizler, birer denizaltıları ortadan kaybolunca savaşın eşiğine gelirler. Ele geçirilen mikrofilm, denizaltıların üçüncü bir tarafın kontrolündeki bir teknolojiyle takip edilerek kaçırıldığını ortaya çıkarır. Bunun üzerine MI6'in gözde ajanı James Bond ve güzel Rus ajanı Anya Amasova, güçlerini birleştirerek olayların şüphelisi milyarder işadamı Carl Stromberg'in peşine düşerler. Stromberg'ın amacı, nükleer denizaltıları kullanarak yer yüzünü yok etmek ve kurtulan insanlara denizlerin altında yeni bir yaşam imkanı sağlamaktır. Anya'yla beraber çalışan Bond, kendisini güzel partnerine karşı da korumak zorundadır çünkü bir önceki görevinde onun sevgilisini öldürmek zorunda kalmıştır.

Soğuk Savaş döneminde, Sovyet denizaltısı K-19'un başına katı disiplinli Kaptan Vostrikov (Harrison Ford) getirilir. Eski kaptan Polenin (Liam Neeson) uyarılarını dinlemeyen Vostrikov, ABD yakınlarında nükleer reaktör arızasına yol açar. Mürettebat, ölümcül radyasyon altında tamirat yaparken, Vostrikov NATO'dan yardım almayı reddeder. 8 kişinin fedakarlığıyla felaket önlenir, ancak Vostrikov itibarını kaybeder. Film, Sovyet sisteminin baskıcılığını ve bireysel kahramanlıkları vurgular. Ford'un sert komutan portresi ve gerçek olaylara dayanan gerilim dolu sahneler dikkat çeker. Denizaltı klostrofobisi ile siyasi gerilimin harmanlandığı bu yapım, Soğuk Savaş'ın risklerini gözler önüne serer.

When terrorists take over two oil rigs, and threaten to blow them up if their demands are not met, an eccentric anti-terrorism expert volunteers his unique commando unit to stop them.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir