
Guillaume Canet
Guillaume Canet
Genç bir yardımcı yıldız Guillaume Canet'e artık havalı olmadığını ve filmlerinin satmayacağını söyler. Bunun sonucu olarak Canet hırslanır ve ona haksız olduğunu kanıtlama yoluna baş koyar. Bu noktada da kız arkadaşı Marion Cotillard'ın yardımına başvuracaktır.

Guillaume Canet
Guillaume Canet

Marion Cotillard
Marion Cotillard

Gilles Lellouche
Gilles Lellouche

Philippe Lefebvre
Philippe Lefebvre

Camille Rowe
Camille Rowe

Kev Adams
Kev Adams

Ben Foster
Ben Foster

Johnny Hallyday
Johnny Hallyday

Yvan Attal
Producer Yvan

Guillaume Faure
Selfie father

Xavier Alcan
Urologist

Hugo Dillon
Boy at the after

Jeanne Damas
Journalist
Evelyne Bonneau
Maquilleuse film dans le film

Nadja Settel
Nancy (Crocodile Rangers)


Yapımcı olan nişanlısının yeni projesi için yönetmen arayışında olan Ellie'nin aklına ilk olarak, 10 sene evvel boşandığı kocası Val gelir. Uzun zamandır sinemadan uzak kalan Val'ın geri dönüşü olacağına inandığı bu filmin yönetmenliğini Val'a vermesi için nişanlısı Hal'ı ikna etmeye çalışan genç kadın, sonunda başarılı olur ve hemen Val'ı bulur.Val ise, işinden henüz kovulmuş, kendinden yaşlarca küçük sevgilisi ile kös kös otururken, kendisini Hal için terkeden Ellie'nin teklifini kabul eder ve bir hafta sonra işe başlayacağını bildirir. Olmadık zamanlarda tuhaf istekleriyle Hal'ı ve diğer çalışanları adeta canlarından bezdiren Val'ın başına, film çekimlerine başlayacağı günün önceki gecesi öyle bir illet gelecektir ki, O'nu ne deneyimleri, ne de diğer duyuları kurtarabilecektir.

Bir futbol fanatiği olan Eric postacıdır. Orta yaş krizi geçiriyor ve hayatı da her geçen gün daha kötü gidiyordur. Fakat bir gün oğlunun bir hapını içmesiyle efsane Eric Cantona sanrısına kavuşur. Cantona artıkonun hayat koçudur.

Köşe yazarı Darla, son yazısından dolayı büyük tepki çeker ve kovulur. Bailey ise kanser olduğunu öğrenir. Yolları kesişen Darla ve Bailey yakınlaşmaya başlarlar.'Pitch Perfect' serisi ve 'Dial a Prayer' filmlerinde de izlediğimiz Brittany Snow'a, Sam Richardson ve Anna Akana'nın eşlik ettikleri yapımın kamera arkasında Nico Raineau yer alıyor.

A 16-year-old girl takes her parents hostage after they miss her big jump-roping competition.

Arkadaşları ve şöhreti için umutsuz olan genç bir kadın, sosyal medyadaki varlığını artırmak istemektedir. Bunun için de Paris'e sahte bir gezi düzenler. Ancak gerçek dünyada korkunç bir olay meydana geldiğinde yalanı ona istediği tüm ilgiyi sunan ahlaki bir ikileme dönüşür.

İzleyiciyi bu kadar iyi hissettiren nadir filmlerden biri olan KADIN DEDİĞİN, küstah enerjisi ve olanca sevimliliğiyle, coşkulu ve komik bir yapıt. Los Angeles'ın doğusunda yaşayan, Meksika göçmeni bir ailenin kızı olan 18 yaşındaki tombul Ana'nın önünde parlak bir gelecek vardır. Ailesinde üniversiteye gitmeyi hayal edebilen ilk kişidir, ama ablası Estela'nın giysi atölyesi eldeki işleri yetiştiremeyince, Ana bir dizi şık elbise siparişinin zamanında teslim edilmesi için gönülsüzce yardıma koşar. Kendisininkinden çok farklı hayatlar süren kadınlara havalı kıyafetler dikmek için harcanan onca emek onu sinirlendirir. Hem hayallerine, hem de vücuduna dar gelecek giysilerdir bunlar. Atölyede ter dökerek geçirdiği uzun saatlerin ardından, Ana ablasının çalışkanlığını ve yeteneğini takdir etmeye başlar. O da atölyedeki kadınlara vücutlarındaki kıvrımları sevmeyi ve kendilerini diğerlerinden farklı kılan her şeyin kıymetini bilmeyi öğretir.

Ünlü bir stand-up ustası olan George Simmons, kan dolaşımındaki bir sorun nedeniyle ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir. George'un bir yıldan az ömrü kalmıştır. Ira ise ümit vaadeden ve George'u örnek alan bir stand-up komedyenidir. Ira ve George günün birinde aynı klüpte sahne alırlar. Ira'nın yeteneğini fark eden George, onu asistanı olması için ikna eder. Ira’nın hayatına girmesi ile George bir çalışandan çok, bir arkadaş edinmiştir.

Büyüleyici ve seksi Paris, 1969.... 2001 yılı başlarında bir grup asinin sahip olduğu gizli silahı elde etmek için tehlikeli göreve gönderilen kadın süper casusun nefes kesen macerası... Bilim kurgu tarzı bu filmin setinde yönetmenin Seksi gizli ajan Dragonfly (Angela Lindvall) karakterini oynayan aktrise olan tutkusu ve ön yargısı neticesinde filmin sonu gelmez. Genç Amerikan çaylak film yönetmeni Paul (Jeremy Davies)'u filmde yaşamını belgelemek bütün dürüstlüğü ile bu düşük bütçeli filmi bitirmek için davet edilir ve ona yaşamının şansı verilir. Bütün sorunlara rağmen filmin bütün yetkilerini almayı başarır. Süper bir casus filmi yapmak için bütün inancı ile filme başladığında güzel ve seksi oyuncusunu ayartmak ve hayal gücünün ötesinde ki macerada ona katılmak için bütün riskleri alarak yeni işini tehlikeye sokar.

Riggan adlı bir tiyatro oyunun baş oyuncusu provalar esnasında beklenmedik bir biçimde yaralanır ve yerinin acil olarak doldurulması gerekir. Lesley ve onun en yakın arkadaşı olan Jake'in önerisiyle bir zamanların gözde yıldızı olan Mike Shiner baş aktörlüğe getirilir. Mike sahneye çıkma hazırlıkları yaparken, oyuncu olan sevgilisi Laura, kişisel asistanlığını yürüten kızı Sam ve mükemmeliyetçi eski karısı Sylvia baş etmek durumunda kalır. Başrolde Micheal Keaton'ı seyredeceğimiz filmde ünlü aktöre Amy Ryan, Naomi Watts, Zach Galifianakis, Andrea Riseborough ve Emma Stone eşlik ediyor. Kara komedi türündeki bu film, Paramparça Aşklar Köpekler (2000) , 21 Gram (2003), Babil (2006), Biutiful (2010) gibi farklı yapımlarla karşımız açıkmış olan Meksikalı sinemacı Alejandro G. Iñárritu'nun imzasını taşıyor.

Eski bir CIA analistinin anılarını içeren bir CD, spor salonu çalışanları Linda ve Chad'in eline geçince, Linda'nın hayatını değiştirecek bir estetik ameliyat yaptırmasını sağlayacak kadar para kazanma şansı yakalarlar. Beklendiği gibi, olaylar bu ikili ve çevrelerindeki kişiler için kontrolden çıkar.

Brad Sloan (Ben Stiller) 47 yaşında, bir dernekte çalışan orta yaşlı bir adamdır. Oğlu Troy (Austin Abrams) ise son derece zeki ve başarılı bir öğrencidir. Oğlunun kendine uygun bir okul seçmesi için çıktıkları turda, çok başarılı olmuş arkadaşlarının yanında başarısız bir hayatı olduğu gerçeği yüzüne vurulur * Yavaş akan bir temposu var, izlerken insana hayatla ilgili, kendisiyle ilgili sorular sordurtan güzel bir film.

Orta yaşlarını geçmiş olan dünyaca ünlü müzisyenin, gerçek hayat hikayesinden yola çıkılarak oluşturulmuş öyküsünü perdeye aktaran film; Danny adındaki bir rock yıldızının geçmişi ile olan samimi yüzleşmesini konu alıyor. 70´li yıllarda epey popüler ve yetenekli bir rock yıldızı olarak nam salan Danny, oldukça çılgın bir hayat yaşamış, kendisine sunulan bu hayatın tüm olanaklarını sonuna kadar kullanmış ancak artık bütün o parıltılı ve albenili günleri geride bırakmıştır. Menajeri John Lennon tarafından kendisine tam 40 yıl önce yazılmış olan bir mektup eline ulaştığı gün, son kez beste yapmaya ve geçmişte hem yapmay fırsat bulamadığı hem de yapmaktan pişmanlık duyduğu şeyleri telafi etmeye karar verir. Bir yandan ailesiyle arasında gevşeyen bağları güçlendirmeyi hedefleyen Danny, diğer yandan da kaldığı oteldeki görevliyle yakınlaşmaya başlar.

Kavga etmeyi bir türlü bırakamayan bir çift evliliklerini kurtarabilmek için son kez çaba harcar: Kavgalarını şarkılara dönüştürürler ve bir müzik grubu kurarlar.

Michael Haneke, 1997 yılında çevirdiği 'Funny Games'den sonraki bu son filminde, Paris'te yaşayan bir gurup 'sıradan' insanın hayatından bölümler yansıtıyor. Kalabalık bir bulvarda, adamın biri garip bir dilencinin eline buruşturulmuş bir kağıt parçası atar. Bu kağıtta yazılanlar, kendi hayatlarını yaşamakta olan öğretmen Amadou (Ona Lu Yenke), sinema oyuncusu Anne (Juliette Binoche) ve dilenci Maria'yı (Luminita Gheorghiu) bir şekilde birbirine bağlar.


I'm Still Here is a portrayal of a tumultuous year in the life of actor Joaquin Phoenix. With remarkable access, the film follows the Oscar-nominee as he announces his retirement from a successful film career in the fall of 2008 and sets off to reinvent himself as a hip-hop musician. The film is a portrait of an artist at a crossroads and explores notions of courage and creative reinvention, as well as the ramifications of a life spent in the public eye.

Orta yaşı çoktan geçmiş, evli ve çocuklu Amerikalı aktör Bob bir reklam çekimi için Japonya’ya gelir. Tokyo’da kaldığı otelde bir başka Amerikalı ile fotoğrafçı kocasının peşinden buraya gelmiş olan sevimli ama ciddi Charlotte ile tanışır. Dillerine ve kültürlerine uzak oldukları bu insanların ülkesinde fazlasıyla yabancı olan ve iletişimsizlik denizinde boğulan bu iki yabancı, bir Tokyo haftasonunda birdenbire yakınlaşacaklardır.

Dışarıdan bakıldığında Cal Weaver'ın (Steve Carell) kusursuz bir hayatı vardır: mükemmel bir işe, harika bir eve sahiptir ve gençlik aşkı karısı olmuş, ona sevimli çocuklar vermiştir. Fakat Cal'in gördüğü Amerikan rüyasından karısı Emily'nin (Julianne Moore) onu aldattığını ve dahası ayrılmak istediğini öğrenerek uyanır.Artık 40'ında yalnız bir adam olan Cal çapkınlıkta ve flörtleşmekte genç Jacob (Ryan Gosling), o kadar iyi değildir. Bir barda taşıtığı Jacob'ta gerçekten şeytan tüyü vardır ve Cal'a bekar bir hayat sürdürmenin püf noktalarını bu adam öğretecektir. Bir yandan da ergenliğe giren çocuklarıyla ilişkisini dengelemeye çalışan Cal kendini bir aşk üçgenini çözmeye çalışırken bulur!

New Hampshire'e yeni gelmiş Humbert aşık olduğu kişiye ulaşabilmek için büyük bir plan yapar; Charlotte Haze'la evlenecek ve böylece onun erken gelişmiş, güzeller güzeli kızına her zaman yakın olacaktır. Usta yönetmen ve yapımcı Stanley Kubrick cinsel tutkuları, Vladimir Nabokov'un romanını temel alarak keşfe çıkıyor. Kubrick, aynı konuyu 37 yıl sonra Eyes Wide Shut ile tekrar ele aldı...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir