
Cary Grant
Cole Porter

When his first stage show fails, songwriter Cole Porter goes off to fight in WWI until, injured, he lands in a hospital. He impresses nurse Linda Lee with his creativity, but their budding romance must wait as Cole heads home. Back in New York, he mounts a series of popular shows, and when his work brings him back to Europe, he eventually marries Linda. But success doesn't spare him from marital complications or bad news about a beloved relative.

Cary Grant
Cole Porter

Alexis Smith
Linda Lee Porter

Monty Woolley
Monty Woolley

Ginny Simms
Carole Hill

Jane Wyman
Gracie Harris

Eve Arden
Gabrielle

Victor Francen
Anatole Giron

Alan Hale
Leon Dowling

Dorothy Malone
Nancy

Tom D'Andrea
Tommy

Selena Royle
Kate Porter

Donald Woods
Ward Blackburn

Henry Stephenson
Omar Cole

Paul Cavanagh
Bart McClelland

Sig Ruman
Wilowski

Ray, kendi halinde yaşayıp giden, hayalleri olan küçük bir çocuktur. Yaşadığı oldukça trajik bir olay sonucunda hayatına kör olarak devam etmek zorunda kalır. Yaşadığı bu acıya rağmen hayata dair umudunu kaybetmez ve yepyeni, taze hayallerle hayat yolculuğuna devam etmeye karar verir. Ray, karşısına çıkan engellerle savaşacak ve dünyanın en önemli müzisyenlerinden biri haline gelecektir. Küçük Ray, hem adıyla hem de soyadıyla tanınan Ray Charles olacaktır. 11 haziran 2004 günü 73 yaşında hayata veda eden soul müziğinin efsane ismi Ray Charles'ın yaşam öyküsünü anlatan 'Ray' müzikal bir otobiyografi.

Edith Piaf’ın 1959’da New York’da verdiği konser sahnesi ile başlayan film, Fransız şarkıcı Piaf’ın, 40’lı yaşlarına odaklanıyor. 1915 yılında dünyaya gelen Piaf, babasının çalıştığı sirk sayesinde küçüklüğünden itibaren pek çok yer dolaştı. O dönemlerde, en yakın arkadaşı Mômone ile sokaklarda şarkı söyleyerek para kazanıyordu. Bu sırada bir kabare işleten Leplée tarafından keşfedildi ve kısa sürede, onu meşhur edecek çevre içine girdi. Genç yaşta yakalandığı hastalık ve bağımlılıkların, henüz 40 yaşındayken onu 70 yaşında bir kadın haline dönüştürdüğü, yürüme, konuşma ve şarkı söyleme yetisini kaybettiği süreci tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Filmde, Piaf’ın büyük aşk yaşadığı ve 1949 yılında bir uçak kazasında hayatını kaybeden boks şampiyonu Marcel Cedan’ın da önemli bir yeri var.

Gelecek vadeden bir müzikal bestecisi, 20'li yaşları geride bırakmak üzereyken New York'ta genç bir sanatçı olarak aşk, arkadaşlık ve hayatın zorluklarıyla boğuşur.

A struggling musician becomes a 12-year-old musical prodigy's guardian for a summer.

Tár, dünya çapında sanatının en iyilerinden biri olarak kabul edilen ve büyük bir Alman müzik orkestrasının ilk kadın şefi olmayı başaran Lydia Tár'ın hayat hikayesini konu ediyor.

Besteci, şarkıcı ve dansçı George M. Cohan'ın müzisyenlik kariyerini ele alan film, 2. Dünya Savaşı'nın ilk günlerinde, Cohan'ın emekli olmaya karar vermesiyle başlıyor. Başkan Roosevelt'in davetiyle bir akşam Beyaz Saray'a konuk olacak ve Altın Madalya nişanına layık görülecektir. Cohan, bu gece sahnedeki ilk günlerini hatırlamaya başlar, filmin hikayesi de onunla birlikte doğduğu güne geri döner ve bugünden başlayarak yaşadıklarını perdeye yansıtır. Gerçek hayatta ünlü şarkılarıyla kendi müzikal şovlarının yazan, yöneten ve başrolünde yer alan ünlü sanatçı George M. Cohan'ın hikayesini ele alan filmin yönetmeni Michael Curtiz.

Yılın Mücadelesi dünyanın dört bir yanından gelen en iyi takımların buluştuğu ve her yıl düzenlenen bir break dans turnuvasıdır. Amerikalı grup on beş senedir bu dans olimpiyatlarını kazanamamaktadır. Los Angeles Hip Hop dünyasının önemli isimlerinden biri olan eski break dansçı Dante ülkesini birinciliğe yükseltmek istemektedir. Takımını çalıştırması için eskiden şampiyonluk kazanmış bir basketbol takımının koçluğunu yapmış arkadaşı Blake'ten yardım ister. Doğru koçla her takımın şampiyon olabileceği teorisiyle ülkenin en iyi break dansçılarından oluşan bir Rüya Takımı kurarlar. Yılın Mücadelesine sadece üç ay kala, Blake on iki yetenekli gencin bir takım ruhu oluşturabilmesi ve zafer kupasını Amerika’ya getirmesi için bildiği her taktiği kullanır. Film her sene Fransa’da düzenlenen gerçek Dünya şampiyonasından esinlenilerek yapılmıştır.

Yedi yaşında küçük Bobby'nin kalbi geçirdiği ateşli romatizma sonucu hasar gördü. Öyle ki onbeş yaşını bile görmesi beklenmiyordu. Ailesi bütün enerjisini onun bakımına harcadı. Zayıf kalbi hayatında gözardı edilemeyecek bir gerçekti ama eski bir şarkıcı olan annesi Polly oğlunu hayatın bambaşka bir gerçeği ile daha tanıştırdı: müzik. Müzik zamanla Bobby'nin hayatla yaptığı bir anlaşma oldu, onu yıldızlığa taşıdı. Amerika'nın favori gösterilen genç oyuncusu Sandra Dee (Kate Bosworth) ile hayatını birleştirdi. Zamanla Bobby'nin engellenemez hırsı özel yaşamını zehirlemeye başladı. Bunalımlı geçen uzun bir dönemin ardından Bobby ailesi, arkadaşları, olağanüstü yeteneğinin farkına vararak sonunda kim olduğunu keşfetti ve yaşamın onun için ne kadar değerli olduğunu.

"Yıllardır gösterimde olan harika bir müzikal! (Roger Ebert) Efsanevi besteci Cole Porter için yapılan sinematik methiye neşeli ve komik aynı zamanda da kalp kırarcasına güzel!" (Liz Smith). "Oscar ödüllü Kevin Kline mükemmel" (Rolling Stone). "Porter'ın zarif ve son derece karışık yaşamını anlatan bu eserde Natalie Cole, Elvis Costello, Sheryl Crow, Diana Krall, Alanis Morissette ve Robie Williams'tan şaşırtan performanslar ve kendinizi kaptıracağınız kadar melankoli, zeka ve stil var!" (The Philadelphia Inquirer). Paris'ten Venedik'e, Broadway'den Hollywood' a kadar Cole (Kevin Kline) ve Linda (Ashley Judd) Porter'ın yaşamı göz alıcı ve sıradışından daha aşağı değildi. Cole'un yaşam aşkı evliliklerini etkilemiş olsa bile, Linda onun ilham perisi olmayı hiç bırakmadı ve 20. Yüzyıl'ın en güzel şarkılarını yaratmasında ona ilham kaynağı oldu.

A famous pianist at the twilight of his career meets a free-spirited music critic who soon becomes his rock as his mental state deteriorates.

Umudunu Kaybetme’de, Chris Gardner iki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir aile babasıdır. Ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen beş yaşındaki oğlu Christopher’ın annesi, maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybetmek üzeredir. Artık dayanamayacağını anlayınca istemeye istemeye evi terk eder. Artık bekar bir baba olan Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet; geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar.

Idi Amin'in Uganda'sı ile ilgili neler biliyorsunuz? Dünyanın tanıdığı en vahşi diktatörlerden bir olan Idi Amin'in Uganda'sı ile bizleri tanıştıran film, insanlık tarihinin karanlık sayfalarından birine kamerasını çeviriyor.Tıbbi bir misyonla Uganda'ya gelen genç doktor Nicholas Garrigan, bu uzak ve çok da fazla tanımadığı ülkeye doğru yola çıktığında oldukça idealist düşüncelerle yüklüdür. Fakat bu düşüncelerinin yerini büyük bir karanlığın alması uzun sürmez. Son derece katı ve barbar bir yönetim şekli yürüten Idi Amin'in emirleri altında, hareket sınırları oldukça dardır. İlk zamanlar bunun onurunu yaşasa da Garrigan'ın, nasıl bir barbarlığın parçası yapılmak istendiğini anlaması uzun sürmeyecektir. Ama yanlışlardan geri dönüş, sandığı kadar kolay olmayacaktır.

Shakers adıyla bilinen inanç topluluğunun kurucusu Ann Lee’nin, gerçeğe dayanan sıra dışı efsanesi.

Büyük besteci Beethoven, hayatının son yıllarında yeni besteler üretmek konusunda sıkıntı çekmektedir. Başarı elde eden son çalışmasının üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen hala üzerinde çalıştığı besteyi bitirememekte ve zaten sıkıntılı olan durumuna bu, daha da çok sıkıntı eklemektedir. Sağırlığının gittikçe artması ve buna bağlı olarak da kendini çok daha fazla yanlız hissetmesi, içinde olduğu bunalımı daha da arttırmaktadır. Bu sıkıntılı durumda, son bestesini söz verdiği tarihte bitirebilmesi için çalışmalarını kopya edecek bir kişiye ihtiyaç duyar. O kişi ise genç ve güzel Anna Holtz olacaktır.

Manuel Puig’in ünlü romanını temel alarak sahnelenen ve Broadway’i kasıp kavuran Kander & Ebb müzikalinin sinema uyarlaması, üç başrol oyuncusunun olağanüstü performanslarıyla dikkat çekiyor: filme adını veren rolde Jennifer Lopez, Diego Luna ve Tonatiuh. Örümcek Kadının Öpücüğü, siyasi mahkûm Valentin ile aynı hücreyi paylaşan, ahlâka aykırı davranıştan hüküm giymiş Molina’nın sıradışı dostluklarını anlatıyor. Molina Valentin’e, bayıldığı film yıldızı Ingrid Luna'nın başrolünü oynadığı şatafatlı bir Hollywood müzikalinin hikâyesini anlatıyor; küçük, karanlık hücreleri böylece ışıl ışıl canlanıyor. Bu sahnelerde Technicolor renk tonları ve muhteşem danslarla izleyicinin gözlerini kamaştıran Örümcek Kadının Öpücüğü, The Greatest Showman ve Chicago gibi hit müzikal filmlerin senaryolarını yazan, Dreamgirls’ün de yönetmenliğini üstlenen Bill Condon tarafından beyazperdeye aktarıldı. Film, Sundance’te prömiyerini yaptı ve Locarno Film Festivali'nin kapanış filmi olarak gösterildi.

En İyi Film başta olmak üzere tam 6 Oscar'lı bir başyapıt Ünlü yıldız Margo Channing (Bette Davis), Eve (Anne Baxter) adlı genç bir kızla tanışır Eve, Margo'nun büyük bir hayranıdır ve kısa sürede onun güvenini kazanmayı başarır; hatta onun evine taşınır Oysa masum görünüşlü bu kızın başka amaçları vardır Margo'nun yerini almak isteyen Eve, sinsi planlarını sırayla uygulamaya başlamıştır Margo'nun yıldızı sönerken Eve ise başarıdan başarıya koşmaktadır...

Manipulated by his jealous ensign Iago, the Moorish general Othello is driven to believe that his new wife Desdemona is unfaithful, setting in motion a chain of deception, jealousy, and violence that leads to tragedy.

Birbirlerinden farklı ama ortak olarak hayattan beklentileri olmayan karakterle dolu koca bir sınıf öğrencinin arasında idealist duygularla öğretmenlik yapmaya yeni başlayan Erin'in işi, sandığından da zordur. Farklı ırk ve toplum katmanlarından gelen öğrenciler için okul, sadece yaşları gereği orada bulunmaya katlanmaları gereken bir yerdir.Erin, kendince yöntemlerle onlara yakınlaşmaya çalışsa da bu niyeti daha da büyük tepkilere yol açar. Çünkü öğrenciler, hayatta yüzleştikleri ırksal ve toplumsal acı gerçekleri farkına vararak öğretmenlerinin saf idealizmi bırakmasını isterler. Zaman içinde onlarla iletişim kurmayı başaran Erin, herbiri birbirinden farklı hikayesi olan bu gençleri, kendi hikayelerini yazmaları ve bunu da birbirleri ile paylaşmaları konusunda cesaretlendirir. Basit bir günlük işlevi görmenin ötesine geçen bu yazılar, öğrencilerin hayata tutunmalarını sağlayan bir araca dönüşecektir.

Her şeyiyle mükemmel olan Keller ailesinin, kusurlu tek yönü kör, sağır ve haliyle dilsiz kızlarıdır. Kızlarının yaşıyla birlikte sorunları da artmaktadır. İstekleri ve ihtiyaçları gün geçtikçe çoğalan Helen'i anlamak, annesi ve babası için dahi imkansızdır. Bir yandan sevgi, şefkat ve acıma duyguları işin içine girince, Helen'i terbiye etmeye kimsenin ne gücü, ne de cesareti yeter. Onu ya bir bakım evine terk etmek gerekmektedir ya da bir hoca tutarak son seçeneği değerlendirmek. İşe aldıkları öğretmen henüz öğrenciliği süren, deneyimsiz, bakım evlerinde büyümüş ve görme engelli biridir. Eve adım attığı anda sorunlar ikiye katlanınca, ailenin tüm umutları tükenir. Öğretmenin ve Helen'in başarısız olacakları konusunda herkes hemfikirdir ancak gerekli sabırla tüm dünyayı öğrenmeye çalışmak, denemeye değecek kadar güzeldir.

Boksör Jakc la mottanın kendi ağzından anlattığı şampiyonluklardan bar komedyenliğine uzanan hırslı hayat hikayesi.Usta yönetmen Martin Scorsese'nin yönettiği bu film protesto amacıyla siyah-beyaz çekilmiştir,aynı zamanda sinema eleştirmenleri ve yönetmenleri tarafından tüm zamanların en iyi filmleri içinde ilk 10 sıradadır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir