
Orson Welles
Othello

Manipulated by his jealous ensign Iago, the Moorish general Othello is driven to believe that his new wife Desdemona is unfaithful, setting in motion a chain of deception, jealousy, and violence that leads to tragedy.

Orson Welles
Othello

Micheál Mac Liammóir
Iago

Robert Coote
Roderigo

Suzanne Cloutier
Desdemona

Hilton Edwards
Brabantio
Nicholas Bruce
Lodovico
Michael Laurence
Michael Cassio

Fay Compton
Emilia

Doris Dowling
Bianca

Joan Fontaine
Page

Joseph Cotten
Senator (uncredited)

Robert Rietti
Lodovico (voice)

Gudrun Ure
Desdemona (voice)

Justin McLeod (Mel Gibson), beş yıl önce geçirdiği trafik kazasında yüzünün bir kısmı yanmış olduğundan kasabanın en üç köşesinde yalnız yaşayarak hayatını geçiriyor. Kazada yanında bulunan çocuğun ölmesi sonucu mahkemede yargılanıyor ve suçlu bulunuyor. Onun 'küçük çocukları seven' biri olduğuna inanan halk onu yalnız bırakıyor. Chuck (Nick Stahl) ile başlayan arkadaşlığını sorgulamaya başlayan kasaba halkı, geçmişte olan olayları Justin'a bir daha yaşatmaya başlıyor.

Orta yaşlı bir karı kocanın ızdırap verici aşk-nefret oyunlarının içerisine yeni tanıştıkları genç bir çifti de çekmeleri ve alkolün de körüklediği sabaha dek süren fırtınalı zaman zaman da gülünç bir didişme, acı çektirme oyunu sonunda içlerindeki her şeyi ortaya dökmeleri anlatılmaktadır. Cinsel imalarla dolu küfürlü dili filmin çevrildiği yıllarda sinemada alışılmadık bir şeydi ve o yıl değişen film derecelendirme sistemi sayesinde birçok salonda gösterilebildi. Bugün birçok filmde çok daha ağırlarının sıklıkla işitildiği ve artık kanıksanan küfürlü diyaloglar ABD'de ilk kez bu filmde geniş biçimde yer almıştı. Film 5 Oscar ödülünden başka aralarında 3 BAFTA ödülünün de bulunduğu 13 ödül daha kazanmıştır.

Steven Spielberg'in kendi çocukluğundan izler taşıyan bu film, II. Dünya Savaşı sonrasında, Arizona'da mütevazı bir ailede büyüyen Sammy Fabelman'ın, sinemanın büyüsüyle aile içerisinde yaşanan gelgitlerin üstesinden gelmeye çalışmasını konu ediniyor.

Hamlet , William Shakespeare’in aynı adlı oyununun 1948 İngiliz uyarlamasıdır. Yönetmeni ve başrol oyuncusu Laurence Olivier’dir. Hamlet Olivier ikinci yönetmenlik deneyimidir ve aynı zamanda Shakespeare üçlemesinin ikincisidir. Olivier’in siyah-beyaz çektiği tek filmdir.

Danimarka Prensi Hamlet babasının cenazesine geldiğinde annesi amcasıyla evlenmek üzeredir. Doğaüstü bir şekilde nefret ettiği amcasının aslında babasını öldüren kişi olduğunu öğrenir. Bu arada savaş da patlamak üzeredir.

Amerikalı yazar Jeannette Walls’un 2005 yılında yayımladığı aynı adlı romanından uyarlanan filmde, Jeannette Walls çok başarılı bir gazetecidir, elit ve zengin kesimden bir nişanlısı bile vardır. Ancak bu elit çevreye karşı ailesi hakkında gizli tuttuğu bir geçmişe sahiptir, aslında üç kardeşi ile birlikte yoksulluk içinde, psikolojik şiddetin hat safhada olduğu göçebe bir hayat sürdürmüştür. Babası Rex son derecede karizmatik ve eğlenceli bir adam olsa da aynı zamanda alkoliktir ve alkol alınca ne yapacağı tahmin edilemez, tehlikeli birine dönüşür. Annesi Rose Mary ise özgür ruhlu bir kadındır ve yaptığı resimleri dört çocuğundan daha fazla önemsiyor gibi görünmektedir. Böylesine işlevsiz bir ailede yetişen çocuklar hayatla tek başlarına mücadele etmek zorunda kalacaklardır.

Film, 1930’larda Güney Amerika’da yaşayan Celie ve diğer Afrikalı-Amerikalı kadınların ırkçılığa karşı verdikleri yaşam mücadelesini konu ediyor. Yıllar boyunca birçok erkekten zulüm gördükten sonra kendisini yeniden keşfetmeye çalışan Celie’nin hayatına odaklanılan film, Alice Walker’ın Pulitzer ödüllü romanından beyaz perdeye uyarlanıyor.

1950'lerde ailesini geçindirmeye çalışırken bir yandan da ırk ilişkileri ile mücadele etmeye çalışan Afro-Amerikan bir babanın hayatını anlatıyor.

1991 yılı, İngiltere Kraliyet ailesi bir kere daha Noel tatilini Sandringham Köşkünde geçirmek üzeredir. Her şey olması gerektiği gibi giderken, yalnızca bir kişi, mutsuzluğunu ve isyanını, son kez içinde tutmaya çalışıyordur. Bu kişi, tüm dünyanın hakkında konuştuğu, paparazzilerin peşinden koştuğu Lady Diana’dan başkası değildir. Dışarıdan görülen ‘prenses’ hayatının içine hapsedilmiş Diana, o Noel tatilinin Kraliyet içinde geçirmek istediği son günleri olmasına karar verir.

Yeni emekli olan Harold Fry, karısı Maureen ile birlikte kasvetli bir hayat sürmektedir. Eski arkadaşı Queenie'nin ölmek üzere olduğunu öğrendiğinde, ona bir mektup göndermek için üzgün bir şekilde evinden çıkar ancak bir anda onun yanına gitmeye karar verir. Harold, mektubu cebinde, yolculuğunun Queenie'yi hayatta tutacağına dair samimi bir inançla İngiltere'de 700 km'den fazla bir yolculuğa çıkar. Beklenmedik ve özgürleştirici karşılaşmalar sayesinde Harold kendi hayatına da bir şans verebilecek midir?

Askeri eşler korolarının küresel fenomeninden ilham alan hikaye, askeri bir üste koro oluşturan uyumsuz kadınlardan oluşan bir grubu kutluyor. Beklenmedik dostluk bağları gelişirken, müzik ve kahkaha hayatlarını değiştirir ve birbirlerine savaşta sevdiklerine yönelik korkularının üstesinden gelmelerinde yardımcı olur.

Değerli bir aile yadigarı piyano için bir erkek ve kız kardeşin verdiği mücadele, geçmişin nasıl algılandığı ve bir aile mirasını kimin tanımladığı konusunda ürkütücü gerçekleri ortaya çıkarır.

Latin kökenli bir Amerikalı genç babasını bıçaklayarak öldürdüğü gerekçesiyle birinci dereceden cinayetle suçlanır ve mahkeme önüne çıkarılır.

İngilizce öğretmeni olan Charlie, obezite sorunuyla başa çıkmaya çalışan bir adamdır. Münzevi bir yaşam süren Charlie’nin tek isteği uzaklaştığı kızıyla yeniden iletişim kurabilmektir. Charlie, kızıyla yeniden yakınlaşabilmek için elinden geleni yapar.

The Brutalist filmi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra "Amerikan rüyasını" yaşamak için ABD’ye göç eden Macaristan doğumlu, Bauhaus eğitimli Holokost kurtulanı mimar Laszlo’nun yolculuğunu ve hayat hikâyesini anlatıyor. Başlangıçta yoksulluk içinde çalışmaya zorlanan Laszlo, kısa süre sonra hayatının seyrini 30 yıl boyunca değiştirecek bir kontrata imza atar. Yenilikçi kamera oyunları, dramatik yapısı, alışılmadık açı ve kadrajları, kurgusu ve sıradışı ses tasarımı, parlak oyuncu kadrosuyla hem şaşırtıcı hem de unutulmaz.

Doğunun kanunlarından uzağa kaçan bir adam olan Haşmet ve hayatın acı gerçeklerinden bihaber, saf ve duru bir kız olan Yağmur'un imkansız aşkının hikayesidir. Doğu ve Batının, Güneş ve Ayın, Su ve Ateşin masalıdır bu aşk…

Eşcinsel Hakları Savunucusu. Arkadaş. Aşık. Politikacı. İkon. İlham. Kahraman. Hayatı, tarihi değiştirdi. Cesareti ise birçok kişinin hayatını. 1977’de, Harvey Milk San Francisco Şehir Meclisi’ne seçilerek Amerika’da eşcinselliğini saklamadan bir devlet kadrosunda üst düzey yöneticiliğe seçilen ilk kişi oldu. Zaferi, sadece eşcinsel hakları adına önemli değildi. Politik alanda koalisyonlar peşindeydi. Yaşlı vatandaşlardan sendikalı işçilere kadar herkes için, Harvey Milk bir uğurda savaşmanın anlamını değiştiren, 1978’de ölümüne kadar da tüm Amerikalıların kahramanı haline gelen biri oldu.

Bu güzel drama, antropolog Dian Fossey'nin gerçek hikayesine dayandırılarak filmleştirilmiştir.Fossey şans eseri Afrika'nın derinliklerinde nadir bulunan dağ gorilleri üzerine çalışmaya başlamıştır ve onlarla ilişki kurmayı öğrenmektedir. Ama artık akademik ilgisinin ötesinde gorillerle ilgi duymakta ve hayatını tehlikeye atma pahasına hayvan tüccarlarına ve yasak avcılık yapanlara karşı mücadele etmektedir.


Bir adamın kendi hayatını kontrol etme çabasıyla başlayan, seçim şansı olmayan bir hikaye; kaybolmuş olan ve geri dönen eşinin artık farklı birisi olduğunu fark eden bir polis; ve belirli bir kişiyi bulmaya kararlı, özgücü olan ve olağanüstü bir ruhsal lider olma kaderine sahip bir kadın.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir