
Albert Dieudonné
Napoléon Bonaparte

A biopic of former Emperor of France, Napoleon Bonaparte, tracing the Corsican's career from his schooldays (where a snowball fight is staged like a military campaign) to his flight from Corsica, through the French Revolution (where a real storm is intercut with a political storm) and the Terror, culminating in his triumphant 1797 invasion of Italy.

Albert Dieudonné
Napoléon Bonaparte

Nicolas Roudenko
Napoléon Bonaparte (Child)

Edmond van Daële
Maximilien Robespierre

Alexandre Koubitzky
Georges Jacques Danton

Antonin Artaud
Jean-Paul Marat

Abel Gance
Louis Antoine Léon de Saint-Just
Gina Manès
Joséphine, Viscountess of Beauharnais

Nicolas Koline
Tristan Fleury

Annabella
Violine Fleury / Bernardine Eugénie Désirée Clary
Marguerite Gance
Charlotte Corday
Yvette Dieudonné
Élisa Bonaparte
Eugénie Buffet
Letizia Bonaparte

Maurice Schutz
Filippo Antonio Pasquale di Paoli

Philippe Hériat
Antoine Christophe Saliceti

Acho Chakatouny
Count Charles-André Pozzo of Borgo

1943'te Burma'da bir Japon esir kampının komutanı olan Saito, kampa yeni gelen İngiliz Albay Nicholson'dan adamlarına Kwai nehri üzerine bir köprü kurmalarını emretmesini istemektedir. Saito'nun amacı bu köprüyü kullanarak Japon birliklerine cephane taşıma konusunda avantaj sağlamaktır. Saito'nun işkencesine dayanamayan Albay bir süre sonra köprünün emri altındaki mühendisler için de bir moral kaynağı olacağını düşünerek onun isteğini kabul eder. Nicholson düşmanının esiri konumunda da olsa, onun ve adamlarının yapabileceğinden daha iyi bir köprü yaparak onu psikolojik seviyede altetmiş olacağını düşünür. İnşaat ilerledikçe Nicholson köprünün düşmanına avantaj sağlayacağını tamamen unutur ve onu mükemmelleştirmek için elinden geleni yapar.

2. Dünya Savaşı sırasında Amerikalılar ve Fransızların beraber düzenledikleri Normandiya çıkarmasının yapıldığı gün olan D-Day'de geçiyor film. Bir düzine karakter eşliğinde müttefik kuvvetlerin yaşadığı en uzun günün hikayesi. Filmin en büyük özelliği birbirinden ünlü pek çok oyuncunun yer alması...

Gerçek olaylara dayanan bu biyografik epik filmde, 1929 yılında İtalya’da iktidarda olan Faşist diktatör Benito Mussolini’nin Büyük Roma İmparatorluğu’nu yeniden kurma planlarının bir parçası olarak Libya’yı sömürgeleştirmek üzere bu Kuzey Afrika ülkesine gönderdiği güçlü ordularının, Ömer Muhtar liderliğindeki Libya halkının inatçı direnişi karşısında hiç ummadıkları ağır kayıplara uğramaları anlatılmaktadır.

Near the end of World War II, General Dietrich von Choltitz receives orders to burn down Paris if it becomes clear the Allies are going to invade, or if he's unable to maintain control of the city. After much contemplation, Choltitz ignores orders, enraging the Germans and giving hope to various resistance factions that the city will be liberated. Choltitz, alongside Swedish diplomat Raoul Nordling, helps a leader organise his forces.

Kuzey-Güney savaşının ilk yıllarına uzanan film Stonewall Jackson isimli savaş kahramanını anlatırken, öte yandan da savaşa giden askerlerin ailelerine, yani geride kalanlara odaklanıyor. Jeff Shaara'nın aynı isimli kitabından uyarlanan film, Gettysburry filminin yönetmeni tarafından yönetilmiş. 51 milyon bütçeye sahip olan yapım, sayısız tarihi ve kurgusal karakterin gözüktüğü büyük bir proje.

Amerikan İç Savaşı tüm şiddetiyle ülkeyi kasıp kavurur. İnsanlar yakınlarını kaybeder. Aileler dağılır. Savaş biter. Birlikten ayrılmak isteyen Güney eyaletlerinin kurduğu Konfederasyon yenilmiştir. Yeniden Yapılanma Dönemi başlar. Kölelik yasaklanır. Başkan Lincoln'ün suikastiyle, yeni oluşan güven ortamı yerini kaos ve anarşiye bırakır. Özellikle güney eyaletlerinde çeteciler beyaz çiftlik sahiplerine saldırır ve ailelerine göz açtırmazlar. Polis gücüne katılan siyahlar ve melezler beyazları taciz eder. Bunun üzerine asayişi sağlamak üzere "Klan" kurulur. Haçlı şövalyelerini andıran giysileriyle Ku-Klux-Klan üyeleri gecelerin hakimidir artık. Devletin sağlayamadığı adaleti onlar getirir. D.W. Griffith’in sessiz filmi Bir Ulusun Doğuşu, gerçekten de bizlere anlatılan tarih tezinin aksi bir görüşü, üstelik şimdi izlendiğinde epey rahatsız edici bir tonda sunuyor.

Film, 1. Dünya Savaşı’nda Alman Hava Kuvvetleri’nde Kızıl Baron olarak isim yapan, savaşın en ünlü, en korkusuz ve en cesur pilotu Manfred von Richthofen’in gerçek hayat öyküsünden bir kesit sunuyor… Ard arda kazandığı zaferleri ile bir efsane olan Kızıl Baron, savaşta yaralandıktan sonra, hemşire Kate’e aşık olur.

1700'lerin tam ortasındayız. Genç bir İrlandalı olan Redmond Barry, bir subayı düelloda öldürünce kaçıp yeni bir hayat kurmak ister. Serüvenler sonucu kendisini savaşın ortasında Prusya ordusunda bulur. Savaştan sonra casuslukla görevlendirilip İrlandalı bir Şövalye'nin peşine takılır. Onunla birlikte Prusya'dan kaçar ve kumarbazlığa başlayarak Avrupa'nın kalburüstü sosyetesine burnunun ucunu sokmayı başarır. Ama gözü daha yükseklerdedir.

Part two of a two-part biopic following French army officer Charles De Gaulle's life and political commitment between 1940 and 1945, and trace his development towards a political career.

Jean Valjean olarak bilinen 24601 nolu mahkum, hapishaneden salınır. Kendisine yeni bir hayat kurmak ister ama müfettiş Javert'in gölgesi onu daima takip etmektedir. Jean Valjean Fantine'in kızı Cosette ile ilgilenmeyi kabul ettikten sonra ikisinin hayatı da tamamen değişecektir. Fransız Devrimi'nin arifesinde geçen hikaye ihtilalin her iki tarafının da yüzünü gözler önüne serer.

Film, 1819 yılında Manchester’da yaşanan, 18 protestocunun öldüğü, 700’den fazlasının da yaralandığı Peterloo Katliamı’nı konu alıyor. Peterloo Katliamı, içinde süvarilerin de yer aldığı hükümet birliklerinin, St. Peter’s Meydanı’nda parlamenter reform talebiyle toplanan 60 bin kişilik gösteri grubuna saldırmasıyla başlamıştı. Yurtsever Birlik tarafından düzenlenen gösteride, Henry Hunt da (Rory Kinnear) konuşmacı olarak tayin edilmişti. Fakat Hunt, gösteri başlamadan hemen önce tutuklandı. Süvarilerin, kalabalığı dağıtmak üzere kılıçlarını çekip insanların üzerine doğru atlarını sürmesiyle, can kaybı ve yaralanmalarla sonuçlanan bir kaos ortamı oluştu.

Babasının ölümüyle sarsılan, evin bakıcısı tarafından sevilen ama aynı zamanda bu süre zarfında cinsel istismara uğrayan, bir leydi ile dost olan ve sonuç olarak onunla Chelsea´de yaşamaya başlayan Turner, tüm bu hayatında olup biten karmaşanın yanında aslında çok büyük bir yeteneğe sahiptir. Resim yapmak, gezi keşiflerine çıkmak, hatta genelevleri ziyaret etmek, gemilerle denizlere açılmak, üst sınıfın arasına girmek gibi birçok değişik aktivitede bulunması onu diğer ressamlardan farklı kılmış, ve hem kraliyetin hem de halkın eserlerini takdir etmesini sağlamıştır.

While investigating the global phenomenon of caste and its dark influence on society, a journalist faces unfathomable personal loss and uncovers the beauty of human resilience.


The lives of three young men, a German and two Americans, during WWII.

18 Ocak 1943 yılında Nazi orduları Varşova Gettosu'na doğru yol almaktadırlar, Görevleri uzun zamandır yaptıkları gibi yine yahudileri Treblinka'daki ölüm kampına götürmektir. Fakat bu sefer her şey farklıdır. Yahudi Savaş Örgütü'ne mensup silahlı kadın ve erkekler de bunların arasına karışır. Sinyal verildiği zaman hepsi özgürlükleri için savaşmaya başlarlar. Ayaklanma ikinci dünya savaşı esnasında Nazilere karşı yapılan en büyük Yahudi örgütlenmesini olağanüstü bir şekilde anlatmış bir filmdir. Savaş zamanında sıradan insanlar hayatlarını kurtarmak için düşmanla kendi başlarına savaşmaya karar verirler.

O Cassius Clay olarak doğdu ... 1960'lı yıllarda ringlerde fırtına gibi eserek, otoriteler tarafından gelmiş geçmiş en iyi boksör olarak nitelendirildi. Vietnam Savaşı'na gitmeyi red ettiği için elinden alınan şampiyonluğunu tekrar geri kazandı. Müslümanlığı seçerek Muhammed Ali adını aldı. Medyanın ve kadınların sevgilisi oldu.

Bu hikaye, hasta ve ölebileceğini düşünen bir Parisliyi anlatıyor. İçinde bulunduğu durum, çevresindeki insanlara yeni ve farklı bir gözle bakmasına neden oluyor. Kendi ölümünü düşünmek, kendi hayatına, başka insanların hayatlarına ve bütün şehir hayatına birdenbire yeni bir anlam katıyor. Meyve ve sebze satıcıları, fırına koşan bir kadın, işci, dansçı, mühendis, evsiz adam, üniversite profesörü, model, Kamerunlu yasa dışı bir göçmen… Bütün bu birbirinden farklı kişiler bu şehirde ve bu filmde bir araya geldi. Bu kişileri özel kılacak bir şeyin olmadığını düşünebilirsiniz, fakat her birinin birbirinden farklı hayatları var. Onların problemleri size önemsiz gelebilir, ama onlar için bu problemler dünyanın en önemli şeyi.

Aşk, intikam ve gurur arasında kalan kanlı katil Kontes Bathory'nin yükseliş ve düşüşünün öyküsü. 1560 doğumlu Kontes, 14 yaşında iken nüfuzlu bir Lord ile evlendirilir. Dönemin en güzel, akıllı ve güçlü kadını olarak anılan Kontes, erkeklerin hakim olduğu ve sadece onların sözünün geçtiği bir dünyaya başkaldıran bir kadın olarak öne çıkar. Bir davette kendinden oldukça genç olan Istvan'a aşık olur ve aralarında tutku dolu yasak bir aşk başlar. Fakat bu mutlulukları uzun sürmeyecektir, çünkü Istvan'ın babası Kont Thurzo, oğlunu ondan ayırmak için planlar kurmaktadır. Kont Thurzo, Kontes'i yaşı büyük olduğu için oğlu tarafından sevilemeyeceğine inandırır ve Kontes sonunda ancak bakirelerin kanıyla yıkanarak genç kalabileceğine inanmaya başlar. Bir sürü bakire kadın kaleye getirilir ve bir daha da görülmezler.

II. Dünya Savaşı sırasında, bir müttefik bombardıman uçağı işgal altındaki Paris üzerinde iken Almanların açtığı ateş sonucunda vurularak düşer. Uçuş komutanı Sir Reginald ve diğer mürettebat paraşütle atlamak zorunda kalırlar. İndikleri bölgede bazı sivil Fransızlardan yardım görürler. Bunlardan boya ustası Augustin Bouvet ve huysuz orkestra şefi Stanislas LeFort İngiliz mürettebatı önce saklarlar sonra da Fransa'nın güneyine, henüz Almanların işgal etmediği özgür bölgeye kaçmalarına yardım ederler.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir