
Vincent Cassel
Vinz

"Ne kadar düştüğün değil, nereye düştüğün önemli."
Paris’in gettolarında hararetli saatler yaşanmaktadır. Grup halinde dolaşan yerel gençlerle, çevreyi kuşatan polisler arasında nefret dolu bakışlardan oluşan bir gerilim vardır. Mahallenin gençlerinden Abdel, polis soruşturması sırasında dövüldüğü için hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır. Arkadaşı Vinz ise, Abdel’in ölmesi durumunda bir polis vurmaya ant içer.

Vincent Cassel
Vinz

Hubert Koundé
Hubert

Saïd Taghmaoui
Saïd

Abdel Ahmed Ghili
Abdel

Solo
Santo
Joseph Momo
Ordinary Man

Héloïse Rauth
Sarah
Rywka Wajsbrot
Vinz's Grandmother

Olga Abrego
Vinz's Aunt

Laurent Labasse
Cook

Choukri Gabteni
Saïd's Brother
Nabil Ben Mhamed
Joking Boy

Benoît Magimel
Benoît
Médard Niang
Médard
Arash Mansour
Arash

1935 yılının Brooklyn’i… İrlanda’dan gelen göçmenlerin ikamet ettiği bir bölgede Margaret Mary McCourt adı verilen bir kız çocuğu dünyaya gelir. Anne-baba Angela ve Malachy çok mutludurlar. Ancak, yaşadıkları maddi zorluklar nedeniyle henüz yedi haftalıkken çocuklarını kaybeden ailenin tüm umutları bebekle beraber toprağa gömülecektir.


Fransa’nın fakir banliyölerinden birinde yaşayan asi ve girişken Dounia (Oulaya Amamra), bir yandan fahişelik yapan annesini idare eder bir yandan da evi geçindirmek için çabalar. Bu kadar derdinin içinde bir tek en yakın arkadaşı Maimouna’nın (Déborah Lukumuena) yanında biraz olsun mutlu olabilmektedir. Fakir hayatlarından bıkmış bu iki genç kızın hayali çok zengin olmaktır ve bunun için uyuşturucu ticareti yaparak iyi para kazanan Rebecca (Jisca Kalvanda) ile birlikte çalışmaya karar verirler. Ancak hem Dounia hem de Maimouna kazandıkları para uğruna ağır bedeller ödeyeceklerdir.

Charles drifts through politics, religion and psychoanalysis, rejecting them all. Once he realises the depth of his disgust with the moral and physical decline of the society he lives in, he decides that suicide is the only option...

Michael Haneke, 1997 yılında çevirdiği 'Funny Games'den sonraki bu son filminde, Paris'te yaşayan bir gurup 'sıradan' insanın hayatından bölümler yansıtıyor. Kalabalık bir bulvarda, adamın biri garip bir dilencinin eline buruşturulmuş bir kağıt parçası atar. Bu kağıtta yazılanlar, kendi hayatlarını yaşamakta olan öğretmen Amadou (Ona Lu Yenke), sinema oyuncusu Anne (Juliette Binoche) ve dilenci Maria'yı (Luminita Gheorghiu) bir şekilde birbirine bağlar.

Paris'in sefil bir banliyösündeki ihanet, intikam ve şiddet döngüsünü kırmaya çalışan Traoré kardeşler daha parlak bir gelecek için mücadele etmeye devam eder.

O, 1980'lerde New York'taki çetin bir mahallede büyüdü ve "Roxanne's Revenge" ile tarih yazdı. Rap savaşı şampiyonu genç Roxanne Shante'nin öyküsü.

Lilly (Baby Face), sefalet içinde yaşadığı onca yıldan sonra hayat basamaklarını tırmanmanın kolay yolunu bulmuştur; önüne gelenle yatmak... Lilly, babasının gizlice içki sattığı, bodrumdaki barda başlayan yolculuğuna, New York’un şaaşalı ofis binalarının çatı katında devam edecektir. Üstelik tüm basamakları tek tek çıkarak... Bankanın Alt-Düzey Yöneticisi Jimmy McCoy, Lilly’e önemli bir terfi imkanı olduğunu söyler. Fakat bir şart vardır; bankanın müdürüyle yatmak... Jimmy’nin son zamanlarda görememekten şikayetçi olduğu Lilly şöyle der; "Geceleri yatağa erken girebilmek için çok çalışıyorum."


Aşırı yoksul bir bölgede büyüyen 16 yaşındaki Starr artık banliyödeki özel bir hazırlık okuluna gitmektedir. Bir gün en yakın arkadaşı Khalil (Algee Smith) suçsuz yere bir polis cinayetine kurban gider. Toplumun her kesiminden baskı görmeye başlayan Starr, kendi sesine kulak vermeli ve doğru olduğunu düşündüğü şeyi savunmalıdır.

Los Angeles gettolarında birlikte büyüyen üç arkadaşın öyküsünü anlatan film, kenar mahallede yaşanan olaylara içten bir bakış atmasıyla benzerlerinden ayrılıyor. Kardeş gibi Doughboy ve Ricky Baker birbirlerine benzememekle birlikte her an birlikte takılmaktadırlar. Üçüncü kişi ise Tre'dir. Üçlü şiddet ve uyuşturucunun konuştuğu mahallerinde kendilerini ispat etmeye çalışır. 90'lı yılların başında gettoda yaşayan siyah gençler arasında yükselen nefreti, şiddete olan eğilimi, doğasına yakın bir şekilde sunuyor film. Yönetmen bu filmi 23 yaşında çektiği için sinema dünyasının yeni dahilerinden biri olarak selamlandı ve henüz 24 yaşındayken Oscar ödülüne aday oldu.

Paris'in hassas bir banliyösünden üç kardeş: Noumouke, Soulaymaan ve Demba. 15 yaşındaki küçük kardeş olan Noumuke; hangi kardeşin izinden gideceğine karar vermek zorundadır: ya avukat ağabeyi Soulaymaan’ın izinden gidecek ya da gangster ağabeyi Demba’nın.

Marcus şehrin karanlığına kendisini kaptırmış ve yolunu şaşırmış bir adamdır. Hayatını düşkünlere uyuşturucu satarak ve suç işleyerek kazanmakta ve suç sayesinde yaşamaktadır. Bir gün artık bu hayatın sonunun gelmesi gerektiğini fark eder. Onu bu bataklıktan çıkaracak olan yegane uğraşı ise rap müziktir. Marcus, rap müziğe sarılarak kurtulmaya çalışacaktır.

Paris’i kana bulayan terörist saldırılardan sonra gazeteci Sam, bir grup cihatçının arasına karışır. Asıl amacı bu gençlerin niyetini öğrenmektir…

Honey Daniels hayatı boyunca hep bugünlerin gelmesini beklemiştir. Yıllardır eğitimini alarak geliştirdiği dans yeteneğini tüm dünyaya göstereceği günler gelip çatmıştır. Özlemini çektiği herşey artık sadece bir adım önündedir.Onu en çok seven insanlar bile, bu zor alanda dikkatleri üzerine çekebileceğine inanmamış, "Mutlaka başaracağım" dediği zaman bile, hep kuşkuyla bakmışlardır. Ailesi tarafından önerilen ve güvenli gelecek vaat eden seçimlerden tatmin olmadığı için herşeye sırtını dönmüş; kendisini büyük kentin merkezine atmıştır. O artık bütün sokakları müzikle ve enerjiyle dopdolu büyük kentin kızıdır.

Genç bir kadın Paris’e yerleşmeye karar verir ve burada zengin insanların yaşadığı bir semtteki, daha çok civarındaki tiyatrolara hizmet veren bir barda garson olarak çalışmaya başlar. Burada bir piyano virtüözüyle, ünlü bir aktrisle ve büyük bir sanat kolleksiyoneriyle tanışır. Bu sayede çocukluğundan beri büyükannesinin bahsedip durduğu “lüks hayatla” da tanışacaktır.

Stanford mezunu iki parlak genç, bilgisayar dehası olarak kabul edilmektedirler. NURV adlı dev bir şirketin sahibi olan (ve Bill Gates'e açıkça gönderme içeren) Gary Winston, son derece gelişkin bir uydu iletişim sistemiyle ilgili bir proje için bu gençleri işe almak ister. İki arkadaştan Milo (Ryan Philippe), sanatçı kız arkadaşının (Claire Forlani) da aklını çelmesi sonucu işi kabul eder, ancak daha idealist olan Teddy'nin farklı planları vardır. Gary Winston'ın özel bir ilgi gösterdiği Milo, patronunu mahcup etmeksizin, orada tanıştığı meslektaşı Lisa'yla (Rachael Leigh Cook) birlikte yoğun bir çalışmanın içine girer. Ancak bir süre sonra, projenin aslında son dereci şeytani emelleri bulunduğunu ve kendisinin de onaylamayacağı bir amaç için piyon gibi kullanıldığını farkeder...

Genç gazeteci Joshua araştırmaları sonucunda, polis departmanının üst düzey bir birimindeki yasadışı işlere dair bilgilere ulaşır. Bu karanlık ilişkilerin arkasındakileri gün ışığına çıkarmak için, gazeteci Ashford ve hırslı araştırmacı Wallace ile zorlu bir ortaklığa girmesi gerekmektedir. Bu üçlünün en önemli tanığı ise, kendisi de eskiden söz konusu karmaşık çarkın içinde yer almış olan itirafçı polis Deed’dir. Ancak bir sorun vardır: Joshua peşinde olduğu insanların acımasızlıklarını fazlasıyla küçümsemektedir ve onların neler yapabileceğinden henüz haberi yoktur…

Genç ve başarılı bir banker olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir. İşkence, tecavüz, dayak dahil her türlü kötü koşulun hüküm sürdüğü hapishane koşullarında, Andy'nin hayata bağlı ve her daim iyi bir şeyler bulma çabası içindeki hali, çevresindeki herkesi çok etkileyecektir. Bir süre sonra parmaklıkların arkasında bile özgür bir yaşam olabileceğine bütün mahkumları inandırır. Bu mahkumlardan biri olan Ellis Boyd "Red" ve Andy, unutulmaz bir dostluk kurarak hapishaneyi bambaşka bir yer haline getirirler.

1960’larda inşa edilmiş ve 80’lerin başında Rio De Janeiro’nun en tehlikeli mahallelerinden birine dönüşmüş, sosyal konutlardan oluşan “Tanrıkent”te organize suçun destansı tarihi. Film 60’larda iki kenar mahalle çocuğunun seçtiği iki ayrı yolu takip eder.Fotoğrafçı olma hayalleri kurar ama fotoğraf makinesi alacak parası yoktur. Öte yandan, Küçük Ze çocukluğundan beri tam bir suçlu özellikleri taşır; acımasız, akıllı ve hırslıdır. Küçük yaşta planladığı bir genelev soygunu sırasında öldürmenin tadını alır, gün geçtikçe bu konudaki iştahı giderek artar. 70’lerde Ze, sakin ve becerikli Bee’nin desteğiyle, favela’nın (mahallenin) uyuşturucu ticareti üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırır. 80’lerin başlarında “Tanrıkent”i çetelerarası savaş sarar ve amansız genç suçlulardan oluşan yeni bir kuşak çıkıp “eskilerin” yerini almaya çalışırken, artık bir fotoğraf makinesine sahip olan Rocket, onu bu bitmek tükenmek bilmez katliam döngüsünü belgelemede kullanır...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.



0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir