
Alfred Ekker Strande
Edvard Munch (21)

Edvard Munch was one of the most important artists in the period between the 19th and 20th centuries. His motif Skrik (The Scream), repeated in several techniques, became part of the 20th-century world subconsciousness – an image of fear and loneliness most people probably know, even if they have no idea who created it.

Alfred Ekker Strande
Edvard Munch (21)

Mattis Herman Nyquist
Edvard Munch (30)

Ola G. Furuseth
Edvard Munch (45)

Anne Krigsvoll
Edvard Munch (80)

Ida Elise Broch
Dagny Juel

Jesper Christensen
Dr. Daniel Jacobson

Gine Cornelia Pedersen
Tulla Larsen

Dennis Storhøi
Per Deberitz

Lisa Carlehed
August Strindberg

Anders Baasmo Christiansen
Rolf Stenersen

Thea Lambrechts Vaulen
Milly Thaulow

Nader Khademi
Gustav Vigeland
Hanna Maria Vea Grønneberg
Amalie

Ville Virtanen
Carl

Fanny Leander Bornedal
Linke Jørgensen

1503 yılında Katolik Kilisesi'nin başına geçen Papa II. Julius bir yandan diğer İtalyan şehir devletleri ve komşu ülke Fransa'yla savaşırken, diğer yandan da bilim adamlarının ve sanatçıların koruyuculuğunu yapıyordu. Bu ihtiraslı ve savaşçı lider ordusuyla Roma'ya geldiğinde birçok sanatçıyı etrafında toplayarak bazı yeni mimari ve sanat eserlerinin yapımı için emirler verir. Bu arada devrin ünlü heykeltraşı Michelangelo’yu da Sistine Şapeli’nin tavanına görkemli bir dinî fresk yapması için görevlendirir. Ancak ünlü heykeltraş resim yapmaktan pek hoşlanmamaktadır ve bu istek karşısında sürekli ayak diretir, hatta bu görevi kabul etmemek için İstanbul'a gidip Osmanlı Sultanı için Haliç Köprüsü projesinde çalışmayı düşünür, üstelik bu iş için Sultan'dan kaparo bile alır.

Hollanda doğumlu Van Gogh'un yaşam hikayesini anlatan bir kaç film var ama Vincente Minelli'nin yönettiği “Ölmeyen İnsanlar” bambaşka bir yerde duruyor.Van Gogh'u başarıyla canlandıran Kirk Douglas'a, yakın arkadaşı Gauguin rolünde Anthony Quinn ve kardeşi Teo olarak James Donald eşlik ediyor. Van Gogh'un bir din adamından, tutkulu bir ressama dönüşme sürecini oldukça başarılı işleyen film, renkleri ve çerçeveleriyle de Van Gogh'un dünyasına girmeyi başarıyor. Yoksulluk ve yalnızlık içinde geçen bir ömür ve gittikçe artan nöbetlerin esaretinde hayata resimle anlam kazandıran bir dehanın hikayesi...

Maud, hastalıklara ve yaralanmalara sık sık rastlanan bir çamaşırhanede 7 yaşından beri çalışmaktadır. Aynı çamaşırhanede çalışan George ile evlenen Maud'un hayatta en büyük dayanağı oğlu Sonny'dir. Bir paketi teslim etmeye giderken eylem yapan süfrajetlerin arasında kalan Maud, eylemciler arasında kendisiyle aynı çamaşırhanede çalışan Violet'ı görür. Maud'un harekete olan ilgisini fark eden Violet, onu süfrajet hareketine ve oy haklarını savunmaya ikna etmeye çalışır. Bu arada, süfrajetlerin eylemlerini ciddi bir tehdit olarak gören hükümet, her yola başvururken, yenilikçi bir aygıt olarak fotoğraf makinesiyle şüphelileri belirlemeye başlar ve Maud'un Hükümet için ajanlık yapacağına inanırlar...

Minamata, savaş fotoğrafçısı W. Eugene Smith’in Japonya’daki cıva zehirlenmelerinin etkilerini tüm dünyaya duyurmak üzere çıktığı yolculuğu konu alıyor. Filmde, Chisso Corporation adlı kimya şirketinin 1932-1968 yılları arasında kimyasal atıklarını Minamata Körfezi’ne boşaltması sebebiyle kıyı şehirleri sakinlerinde görülmeye başlanan cıva zehirlenmesi etkilerini Life dergisi fotoğrafçısı olarak belgelemek isteyen W. Eugene Smith’in mücadelesi gözler önüne seriliyor.

In August of 1949, Life Magazine ran a banner headline that begged the question: "Jackson Pollock: Is he the greatest living painter in the United States?" The film is a look back into the life of an extraordinary man, a man who has fittingly been called "an artist dedicated to concealment, a celebrity who nobody knew." As he struggled with self-doubt, engaging in a lonely tug-of-war between needing to express himself and wanting to shut the world out, Pollock began a downward spiral.

Film, İtalyan moda evi Gucci'nin ardındaki aile imparatorluğunun şok edici gerçek hikayesinden ilham alıyor. Otuz yıllık aşk, ihanet, çöküş, intikam ve nihayetinde cinayetle, bir ismin ne anlama geldiğini, değerinin ne olduğunu ve bir ailenin kontrol için ne kadar ileri gidebileceğini görüyoruz.

Babasının ölümüyle sarsılan, evin bakıcısı tarafından sevilen ama aynı zamanda bu süre zarfında cinsel istismara uğrayan, bir leydi ile dost olan ve sonuç olarak onunla Chelsea´de yaşamaya başlayan Turner, tüm bu hayatında olup biten karmaşanın yanında aslında çok büyük bir yeteneğe sahiptir. Resim yapmak, gezi keşiflerine çıkmak, hatta genelevleri ziyaret etmek, gemilerle denizlere açılmak, üst sınıfın arasına girmek gibi birçok değişik aktivitede bulunması onu diğer ressamlardan farklı kılmış, ve hem kraliyetin hem de halkın eserlerini takdir etmesini sağlamıştır.

16 yy'da yaşayan genç bir hukuk öğrencisiyken, tanrıya verdiği bir söz yüzünden rahip olmaya karar veren Martin Luther, kıvrak zekası ile kısa zaman içinde kilise içinde parlıyor. Avrupa'daki tüm siyasi havaya egemen olan kilisenin yaptıklarına ve süren din sömürüsüne eleştirel bir gözle bakan Luther, düzenden rahatsız oluyor ve inancıyla çelişkiye düşüyor. Kutsal kitapları tekeli altına alan papalık düzenine karşı çıkarak, kısa zaman içinde İncil'i kendi dillerine çeviren Luther, yüzbinlerce taraftar topluyor. Ancak o güne kadar 'bağışlanma ve cennet tapuları' satarak güç ve zenginlik elde etmiş katolik kilisesi bu isyan sesini bastırmak için elinden geleni yapmaya kararlı tabii ki...

Milgram insanların otoriteye boyun eğmelerini araştıran Milgram Deneyinin ve dünya üzerindeki her hangi iki insanın birbirine en fazla altı insan kadar uzak olduğunu anlatan Six Degrees of Separation yasasının sahibidir. Kişinin davranışlarını belirleyen, karakteri değil; içinde bulunduğu durumdur." diyerek sosyal psikolojinin önde gelen isimleri arasında yer almıştır.1961 yılında Stanley Milgram (Peter Sarsgaard) insanların başka bir odada,bir sandalyede bir yabancıya (Jim Gaffigan) elektrik şoku vererek düşüncelerini kontrol edebileceğini düşündüğü bir psikoloji deneyi tasarlar.Merhametini göz ardı ettiği uygulamalarda, deneklerin çoğunluğu onlara söylendiği gibi hareket etmektedir, çünkü ölümcül elektrik şoku ne düşündüğünü ve uygulaması gerekenleri engellemektedir. Karısı Sasha (Winona Ryder) herkesin aksine ona ve deneylerine karşı çıkar.

1462 yılı ünlü Alman ressam Rembrandt’ın hayatında bir dönüm noktasıdır: zengin ve saygıdeğer bir ünlüyken, güvenilmez bir yoksula dönüşür. Hamile karısı Saskia’nın ısrarları üzerine Rembrandt Amsterdam Silahşör Milislerinin resmini yapmayı isteksiz bir şekilde kabul eder. (Bu eser daha sonra Gece Bekçileri olarak tanınacaktır.) Kısa bir süre sonra, Batı Dünyası’nın o sıralar en zengin şehrinde maddi avantaj ve kişisel güç için hile yapan askerleri oynayan Amsterdamlı tüccarlarla ilgili bir komplo hazırlandığını öğrenir. Rembrandt tesadüfen bir cinayetle karşılaşır. Oğlunun doğmasıyla kendine güveni gelen Rembrandt planlanan cinayetleri ortaya çıkarmaya karar verir ve suçlamalarını resimlerine aktarır. Böylece Altın Çağ’da Alman halkının ikiyüzlü tarafını ortaya çıkarır. Rembrandt’ın şansı sonunda döner.

Jem Belcher, eski bir boksör olan büyükbabası tarafından yoksulluk içinde büyütülür. Maddi olarak tükenmiş ve büyükbabasını gururlandırma arzusuyla hareket eden genç adam, onun izinden gitmeye karar verir. Bunu için de ünlü koç Bill Warr’dan yardım alır. Bill, Jem'in doğal yeteneğini geliştirmeyi ve onu dünyanın gördüğü en büyük dövüşçü yapmayı hedefliyor. Büyük bağlılık ve birçok zorluk sayesinde Jem'in planı işe yarar. Jim, şampiyon olur ve sosyal olarak yükselir. Ama sonra bir kaza onu kısmen kör bırakır ve acımasızca düşer. Ancak, birdenbire, acımasız bir dövüşte yeni şampiyonla yüzleşmek için son bir şans yakalar.

Ünlü fotoğrafçı Diane Arbus'un hayat hikayesinden esinlenilerek yapılmıştır. Film, 1958 yılı New York'unda geçiyor. Diane Arbus (Nicole Kidman) kendisini eşine ve çocuklarına adamış, geleneksel bir evlilik hayatı sürdürmektedir. Diane'in ailesinin desteği sayesinde ayakta duran eşi Allan Arbus (Ty Burell) moda ve reklam fotoğrafçısıdır, Diane ise ona asistanlık yapmaktadır. Diane'in dikkatini çeken yeni komşusu Lionel Sweeney (Robert Downey Jr.) aşırı kıllanma hastalığı olarak bilinen hypertrichosis hastasıdır. Diane Lionel'den çok etkilenir.

1973’te, artık yaşlanmaya başlamış olan Salvador Dalí New York’taki büyük sergisi için hazırlanmaktadır. Genç bir galeri asistanı, Dali’ye yardımcı olmak için perde arkasındaki çılgın maceraya katılır.

15. yüzyılda Tatarların saldırıları altında inleyen Rusya'dayız. Andrei Rublev hem bir keşiş hem de ikona ressamıdır. Barbarlık, şiddet ve kana kontrast olarak doğanın mucizevi güzelliği ve inanç Rublev'in beslendiği kaynaktır. Ne var ki bir köylü kızını tecavüzden kurtarmak için bir adamı öldürmek zorunda kaldığında hayatı ve Tanrı inancını yeniden sorgular. Yaratıcılık ateşinin, konuşmama ve resim yapmama yemini eden Rublev'in içinde yeniden yanmaya başlaması için toy bir delikanlının dev bir çan imal etmesini seyretmesi gerekecektir. Bu aslında sanatçı keşişin eserlerine gerçek renk ve hayatın da gelmesinin işaretidir.

Adını Vincent Van Gogh’un, intihar olduğu bilinen ölümünden birkaç ay önce resmettiği tablosundan alan filmde, Van Gogh’un Paris’te en çok zaman geçirdiği bölgeler olan Arles ve Auvers-sur-Oise motifleri eşliğinde ressamın yaratıcılık ve sonsuzlukla ilişkisini göreceğiz.


Yargıç Clarence Thomas’ın ABD’nin Anayasa Mahkemesi’ne üyeliği söz konusudur. Fakat eski meslektaşı Anita Hill, aleyhine ifade verir; İfadesinde Clarence’ın kendisine cinsel tacizde bulunduğunu söyler.

Oslo, 1993’te gerçekleşen Oslo Barış Antlaşması’nın arka planında yatan olayları ele alıyor. Yatıştırılamayan ebedi düşmanlıklar, perde arkası görüşmeler ve Oslo Antlaşması’nın gerçekleşmesini sağlayan gizli ama birbirlerine derinden bağlı bir grup Norveçli, İsrailli ve Filistinli kahramanın öyküsü, gerçek hikâyelere dayanıyor.

Çizdiği resimlerin gözlerini boş bırakarak imzasını atan rakiplerinin aksine resimlerinin satılmasını umursamayan ve zamanın zengin ressamlarının aksine beş parasız yaşayan, sosyetenin övgülerine rağmen onların ruhsuzluğunu yüzlerine en uygunsuz şekilde vurmaktan da geri durmayan fütursuz bir kişilik.Ve güzel gözlü Jeanne

Ünlü Hollandalı ressam Vincent van Gogh'un ölümünün üzerinden 1 yıl geçmiştir. Postacı Roulin, ressamın kardeşi Theo'ya gönderdiği, ancak bir türlü yerine ulaşamayan mektubu elden vermesi için oğlu Armand'ı Auvers-sur-Oise'a gönderir. Armand bu görevi pek istemese de kabul ederek söz konusu kasabaya gider. Ancak Theo da vefat etmiştir, mektubu Van Gogh'un doktoru aynı zamanda dostu Dr. Gachet'ye vermesi gerekir. Doktoru beklerken kasaba halkından birçok kişiyle tanışan Armand, ressamın sanatının esin kaynaklarına ve ölümüne giden sürece dair çok şey öğrenir. Loving Vincent filmi, 125 ressamın tek tek yaptığı 65,000 kare yağlı boya tablonun birleştirilmesiyle gerçekleşti.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir