
Bette Davis
Judith Traherne

Bette Davis, Humphrey Bogart ve Ronald Reagan, gelmiş geçmiş en büyük aşk filmlerinden olan bu filmde başrolü paylaşmaktadırlar. Sosyetenin genç, güzel ve çekici kadınlarından Judith Traherne'e (Davis) beyin tümörü teşhisi konduktan sonra kendisini ameliyat eden yakışıklı beyin cerrahı ile arasında romantik bir ilişki başlar. Doktor onun kısa bir ömrü kaldığını bilmesine rağmen Judith ile evlenir. Ve kısa bir süre sonra Judith gerçek aşkı keşfeder.

Bette Davis
Judith Traherne

George Brent
Dr. Frederick Steele

Humphrey Bogart
Michael O'Leary

Geraldine Fitzgerald
Ann King

Ronald Reagan
Alec

Henry Travers
Dr. Parsons

Cora Witherspoon
Carrie

Dorothy Peterson
Miss Wainwright

Virginia Brissac
Martha

Charles Richman
Colonel Mantle

Herbert Rawlinson
Dr. Carter

Leonard Mudie
Dr. Driscoll

Fay Helm
Miss Dodd
Lottie Williams
Lucy
Marian Alden
Judith's Friend (uncredited)


Greta Garbo, Joan Crawford, John Barrymore, Lionel Barrymore ve Wallace Beery, En İyi Film Dalında Akademi Ödülü alan bu filmde başrolü paylaşıyorlar. Berlin'deki Grand Hotel'in tek bir günü anlatılmaktadır. Mücevher hırsızı Baron Felix von Geigern (John Barrymore) hem baş balerin Grusinskaya'nın (Garbo) mücevherlerini, hem de ölüm döşeğinde olan Otto Kringelein'in (Lionel Barrymore) patronu Preysig'in (Beery) metresi Flaemmchen'i ele geçirmek istemektedir. Hollywood'un bu klasik filminde, sadece 24 saat içinde bu insanların hayatları sonsuza değin değişecektir.

İki hasta gencin hastanede yollarının kesişmesi ile değişen yaşamlarını konu ediyor. Stella Grant, 17 yaşında olan bir genç kızdır. Bilgisayarına bağlı bir hayat süren Stella, yaşıtları gibi gezip dolaşmak yerine zamanını çoğunu hastanede geçirmek zorundadır. Kistik fibrozis hastası olan genç kız hayatını rutinler, sınırlamalar ve kendi kendini kontrol etmekle geçirir. Fakat genç kızın hayatı Will Newman ile tanışmasıyla bambaşka bir hal alır. Birbirlerinden etkilenmeye başlayan gençlerin önünde büyük bir engel vardır. Will de Stella gibi hastadır ve hastalıkları nedeniyle hayatlarına konulan sınırlamalar aralarına mesafe koymalarını gerektirir. Ancak onlar birlikte vakit geçirmeye devam ettikçe sınırlamaların dışına çıkmaya başlarlar.

Film, modern bilim ve teknoloji tarihini değiştiren İngiliz fizikçi ve teorisyen Stephen Hawking'in hayatından bir kesiti ele alıyor. Odak noktası olarak Hawking'in 1965 ve 1991 yılları arasında evli kaldığı ilk eşi Jane Wilde ile olan ilişkini konu alan filmde, öğrencilik yıllarında başlayan ilişkilerine, birlikte bilim adına yaptıklarına ve ALS hastalığının teşhisiyle yaşadıkları sarsıntılara tanık olacağız.

İçinde bulunduğu çetenin başı belaya girince Landon Carter, bir anda kendini okul tiyatrosunda sahnelenecek bir oyunun içinde bulur. Burada karşılaşacağı sessiz ve kendi halinde bir kız olan Jamie'ye aşık olması ise tüm hayatını tümüyle değiştirecektir.

Genç bir çift, yaklaşmakta olan düğünlerinin heyecanı içindedir. Tam da bu tatlı koşuşturmanın içinde hayatlarını değiştirecek acı bir haber alırlar. Damada tedavi edilemeyen karaciğer kanseri teşhisi konulur ve genç adamın yaşamak için sadece birkaç ayı vardır.

Sonsuza Kadar: Michael Boyum adlı bir gencin gerçek olaya dayanan hikayesini konu edinirken kanserle savaşan genç bir adamın, verdiği savaş sırasında çıktığı ruhsal inanç yolculuğu güçlü bir şekilde anlatıyor.

16 yaşındaki Hazel üç yıldır tiroid kanseriyle boğuşmaktadır ve kanser akciğerlerine de sıçradığı için yanında bir oksijen tüpüyle gezmektedir. Kanserli hastalar için oluşturulan destek grubunun bir terapi seansı esnasında Augustus isimli bir gençle tanışır. Augustus da beyin tümörüyle savaşmış ve bu yolda bir bacağını kaybetmiştir. İkili birlikte zaman geçirdikçe birbirlerine aşık olurlar. Akciğer tedavisi için hastaneye yatırılan Hazel'ın yanından bir an dahi ayrılmayan Augustus, sevgilisinin çok istediği bir hayali gerçekleştirmek için onunla birlikte yola çıkar. Planlarına göre Amsterdam'a gidecek ve Hazel'ın en sevdiği yazar olan Peter Van Houten'i bulmaya çalışacaklardır...

İki çiftin geleceği, birbiriyle bağlıdır. Bu ikili arasındaki bağlantı nasıl ortaya çıkacak, hangi yollarla kaderleri kesişecek, kimsenin tahmin bile edemeyeceği bir şekilde olacaktır.

Dudağının Altında filmi tutkunun, aşkın, şehvetin, yalanın dolanın bir arada olduğu lezbiyen aşk filmidir. Moda editörlüğü yapan işinde ki başarıyı özel hayatına da taşıyarak nişanlılık mertebesinde yaşamını devam ettirirken bir şıp diye karşısına çıkan Dallas isimli gizemli bir kadınla tanıştıktan sonra birbirlerine deliler gibi bağlanan aşıkların filmidir.

Yılın en kısa gecesinde, Roma'da bir otel odası... İki kadın, ruhlarına işleyecek bir deneyim yaşayacak. Bu erotik gecenin sonunda, sabaha karşı, bu iki kadın ayrılacak ve ülkelerine dönecekler. Baş başa geçirdikleri 12 saat boyunca hayatlarını birbirlerine anlatacak bu iki kadın; kayıp zamanın sürprizleriyle dört duvar arasında... Böylece yeniden özgürlüklerine kavuşacaklar.

Bir flört uygulamasına gönülsüzce kaydolan 35 yaşındaki dul bir kadın, tasasız bir şairle birlikte onun üç eski sevgilisini ziyaret eder.

Alice, taciz edici bir ilişki içinde kapana kısılmış genç bir kadındır. Alice, iki yakın kız arkadaşıyla tatildeyken kendi özünü yeniden keşfeder ve çok ihtiyaç duyduğu bir bakış açısı kazanır. Yavaş yavaş, onu bağlayan karşılıklı bağımlılık iplerini yavaş yavaş koparmaya başlar. Ancak Simon'ın intikamı kaçınılmaz olduğu kadar sarsıcıdır ve bir kez serbest bırakıldığında, Alice'in gücünü, cesaretini ve köklü dostluk bağlarını test eder.

Eilis Lacey (Saoirse Ronan), İrlanda'nın fakir mahallelerinden birinde yokluk içinde yaşayan bir kızdır. Sevmediği bir işte annesinin hatrına çalışan Eilis'e kasabasındaki kilise papazı yardımcı olur ve onu Amerika'ya güvenilir bir tanıdığın yanına gönderir. 1950'li yılların New York'unda Brooklyn’e gelen genç kız, Amerika'nın gelecek vaatleri için annesinin evini terk eder. Ayakları üzerinde durma mücadelesi veren Eilis bu arada bir gençten de çok hoşlanır. Fakat gurbet özlemi birkaç ay sonra Eilis için dayanılmaz olur ve bu sırada annesinden gelen bir haber ile İrlanda'ya birkaç haftalığına dönmeye karar verir. Amerikan rüyası İrlanda'daki geçmişi yüzünden bozulan Eilis, iki ülke ve üzerinde yaşadığı hayatlardan birini seçmek zorunda kalacaktır.

George Malley, günlük hayatında vurdumduymaz bir araba tamircisidir. Ama doğum gününde George'un başına garip bir şey gelir. Malley'in bütün hayatı değişir, ilginç özellikleri ve güçleri ortaya çıkmaya başlar. Depremi bile önceden tahminen edecek duruma gelir. Bir kitabı sayfalarını karıştırarak bir çırpıda okuyuverir. Ama bu durum çevresinin ona hem yadırgayarak, hem de merakla bakmasına sebep olur. Bir takım gizli teşkilatlar peşine düşer.


Dr. Malcolm Sayer, insan ilişkileri çok zayıf olan ve hayatı boyunca laboratuvarlarda bilimsel araştırmalar yapan bir doktordur. Personel yetersizliği yaşayan bir hastane, başka başvuru olmadığı için Sayer'ı işe almak zorunda kalır. Dr. Sayer, çok uzun yıllardır katatonik olan hastaları tedavi etmek için deneysel bir ilacı Leonard Lowe üzerinde test eder. Bu sayede 30 yıllık komadan uyanan adam, yetişkin olarak yeni yaşamına alışmaya çalışır.

Elphaba ile Glinda, öğrenciyken tanışırlar. Muhteşem Oz Büyücüsü ile karşılaşmalarının ardından dostlukları ve hayatları çok farklı yollara sapar. Glinda’nın popülerliğe olan arzusu onu kışkırtır ve baştan çıkarırken, Elphaba’nın kendine sadık kalma kararlılığı, geleceği üzerinde şoke edici sonuçlar doğuracaktır. Oz’da yaşadıkları olağanüstü maceraları, sonunda “İyi Glinda” ve “Batı’nın Kötü Cadısı” olarak yazgılarını tamamlamalarını sağlar.

Başarılı bir yazar olan Kate (Hilary Swank) kendisine konan ALS teşhisi sonrası bir yardımcıya ihtiyaç duyar, bu iş için de delifişek, sorumsuz bir üniversite öğrencisi olan Bec (Emmy Rossum) bulunur. Kate'in eşi Evan'la sorunları vardır, Bec ise ilişkilerinde istikrarı bulamamıştır. Bu iki farklı kadın tuhaf ama fazlasıyla dürüst bir bağla birbirine bağlanırlar.

Bu filmde bir babanın yaptığı hatalardan dolayı çektiği pişmanlıklar beyaz perdeye aktarılmıştır. Baba işleri ve sosyal hayatından dolayı çocuğuyla çok vakit geçirememiştir. Bir gün oğlunun beyninde bir tümör olduğunu öğrenen baba pişmanlığın acısıyla artık oğlu için birşeyler yapması gerektiğini anlayacaktır. Oğlu ise kendisini bu kötü durumlardan kurtarmak için müziğe adayacaktır. Babası oğlu için elinden gelen herşeyi en iyi şekilde yapmaya çalışacaktır. Bakalım oğluna hastalığına kadar gösteremediği ilgi hastalığı sürecinde işe yarayacak mı?
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir