
Gael García Bernal
Daniel

Daniel, en yakın arkadaşının ölümünden sonra, birlikte yaşadığı topluluktan dışlandıktan sonra, kaçakların ve ruhsal çöküntü yaşayanların olduğu bir otel bulur. Burada suç işlemekle, doğru yolda ilerlemek arasında bocalayan Daniel, Francine ile tanıştığında içindeki umut ışığı tekrar canlanacaktır.

Gael García Bernal
Daniel

Marine Vacth
Francine

Nahuel Pérez Biscayart
Costel

Karim Leklou
Michel

Wojciech Pszoniak
Le polonais

Alba Galocha
Maria
Mariano Santiago
Lucho

Antonia Malinova
Sylvie
Manuel Muñoz
Pepe

Abbes Zahmani
Ali

Théophile Sowié
Louis
Dolores Muñoz
La mère de Costel
Maurice Lloret
Le père de Costel
Jean Fernandez
Le père de Maria
Angélique Molin
Sandi

“Bobby”, Amerikan tarihinin en trajik gecelerinden birisini yeniden ekranlara taşır. Başkanlığa doğru hızla ilerleyen Senatör Robert F. Kennedy’nin öldürüldüğü kader gecesinde Ambassador Hotel’de bulunan 22 hayali karakterin öykülerini izleyen yazar / yönetmen Emilio Estevez, kırılma noktasına doğru yol alan Amerika’nın çok samimi ve detaylı mozaiğini şekillendirdi. Filmdeki farklı karakterlerin önyargıları, adaletsizliği, kaosu ve karmaşık kişisel öyküleri arasında yelken açarken, Kennedy idealizminden günümüze kalmış en küçük umut kırıntılarını bile aramayı ihmal etmedi. Sıradan insanların farklı deneyimlerini keşfe çıkan film aracılığıyla olağanüstü bir insanın ve tarihin en önemli dönüm noktalarından birisinin enstantanelerinde yer alanların ruhunu kutsadı.

Film, sanat tarihinin sıradışı sanatçılarından biri olan Frida Kahlo'nun hayatını anlatıyor. Frida'nın meşhur aşkı, bir kadın düşkünü olan Diego, Frida'ya 'kendini farklı kadınlarla birlikte olmaktan alıkoyamayacağını, ama özünde sadece O'nu seveceğini' söylemiş ve Frida tarafından anlayışla karşılanmıştır. Ancak zamanla ilişkileri problemli bir hal almaya başlar.


Moğol göçebe bir ailenin yeni doğan deve yavrusu annesi tarafından reddedilince, annenin fikrini değiştirmek için bir müzisyenin yapacağı ritüele ihtiyaç duyulur.

Fiona ve Grant 40 yıldır evli olan mutlu bir çifttir. Yaşamlarının ikinci baharına gelmiş çift bambaşka bir gerçekle yüz yüze kalacaktır: Fiona unutkanlık hastalığı da denilen Alzheimer'a yakalanmıştır. Günün birinde evden çıkar ve kaybolur. Tekrar bulunduğunda ikili bir karar alırlar. Fiona Alzheimer hastaları için açılmış özel bir kliniğe yatacaktır. 30 günlük zor bir oryantasyon döneminden sonra, Grant merakla eşinin yanına gider. Ancak Fiona onu unutmakla kalmadığı gibi, artık başka bir adamdan hoşlanmaktadır...

Whangara kabilesinin enteresan bir inanışı vardır. Yeni Zelanda’nın Doğu yakasında konuşlanan Whangara kabilesi, soylarının binlerce yıl önce o topraklara bir balinanın sırtında geldiğine dair güçlü bir inanca sahiptir. Bu atalarının adı Paikea'dır. Bu inanışa göre kabilenin geleneklerinde işleyen töre şu şekildedir: Kabileye şef olarak seçilen kişiler ailenin ilk doğan erkek çocukları olmak zorundadır ve bu kabilede yaşayan 11 yaşındaki "kız çocuğu" Pai'nin ise gözü şefliktedir. Pai'nin bilge Büyükbabası Koro, kabilenin müstakbel başkanını tayin edecek olan mercidir. Lider olmak isteyen küçük kız Pai, bu uğurda ne gerekirse yapmaya kararlıdır. Dünyada her şeyden çok sevdiği büyükbabasına karşı gelecek bile olsa... Yeni Zelanda’nın kültürüne dair çok içten, samimi bir hikaye anlatan Whale Rider, küçük oyuncusu Keisha Castle-Hughes’a da 'en iyi kadın oyuncu' dalında Oscar adaylığı getirmişti.

Bernie Lootz (William H.Macy), Las Vegas'ın en şanssız adamıdır. O bir 'ŞANS ÖLDÜRÜCÜ'dür. Hatta kötü şansı o kadar bulaşıcı ki eski zamanların mafya lideri Shelly Kaplow (Alec Baldwin) onu casinosunda yüksek rakamlı oyunlarda müşterilerinin şansını döndürmek için kullanıyor. Fakat Bernie Nathalie (Maria Bello) ile tanışıyor, ona aşık oluyor ve "aşkta şanssız" olmak kavramına yepyeni bir anlam yüklüyor.

Antonia Fraser’ın çok satan kitabından, Sophia Coppola tarafından beyazperdeye uyarlanan film, tarihin en ünlü kadın figürlerinden birine, Fransa kraliçesi Marie Antoinette’in dramına odaklanıyor. Dönemin politik ve siyasi şartları gereğince Fransa kralıyla evlendirilen genç Avusturya kraliçesi Marie Antoniette, yaşamını sürdüreceği bu yeni hayat düzeninde çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Kayıtsız ve ilgisiz bir kocaya sahip olan genç kraliçe, Versailles sarayının ihtişamlı gölgesi altında çeşitli siyasi oyunlara ve politik hesaplaşmalara tanık oluyor. Genç kraliçe bu alışık olmadığı düzende mücadele etmenin yolunu uçarı partilerde ve tehlikeli dostluklarda ararken, film kadın başrakarakterini tüm insansı halleriyle ele alıp alışılmışın dışında bir Marie Antoniette portresi çiziyor.

Floriane yüzme takımı üyesi, alımlı, sarışın ve mükemmel vücutlu bir kız. Küçük ve erkeksi olan Marie içe dönük ve utangaç. Gözlemlemeyi sevenlerden. Anne’in ise kilo problemi var ve biraz dertli ama aynı zamanda lafını esirgemeyen ve dışa dönük bir tip. Anne, gözleri Floriane’dan başkasını görmeyen bir erkek yüzücüye “abayı yakmış”. Bu üç kızın arasındaki ilişki, duyguların yüzme havuzunun ışıltılı ve kuralcı ortamından soyunma odalarının ve yatak odalarının kişisel alanına geçip, arzunun ve kıskançlığın karanlık dehlizlerinde dolaşmaya başlamalarıyla birlikte farklı bir boyut alır. Yetişkinliğe has özel hayat çelişkileri, kamuya açılıp ergenliğin güvenli dünyasını istila edince ayarlar bozulur… Paris’in hemen dışındaki bir banliyöde geçen Nilüferler senkronize yüzme dünyasından gelen birbirinden çok farklı üç kızın içinden geçtikleri duygusal aşamaları takip eden bir film



A former special forces contractor is forced out of retirement as an avocado farmer in Mexico when local gangsters try to force him and his family off their farm.

Yuri Orlov ve ailesi Amerika ‘ya o çok küçük yaşlardayken göç etmiştir. Sıradan geçen hayatı yaşadığı bir olay yüzünden tamamen değişir. Uluslarası bir silah taciri olup, en önemli ordulara, diktatörlere silah pazarlamaya başlar. Kardeşi Vitaly ile başladıkları bu işte az zamanda çok yol katederler. Ordulara, diktatörlere silah satmaya kadar uzanan kariyerlerinde Vitaly kardeşini yarı yolda bırakır. Ağır sorumluluklar ve sağlam bir yürek isteyen bu işi daha fazla kaldıramaz. Yoluna tek başına devam eden Yuri, hayallerinin kadınıyla evlenir ve çoluk çocuğa karışır ama ailesi onun bir nakliye şirketinin sahibi olduğunu sanmaktadır.

Mafyanın ilk büyük ispiyoncusu Joseph Valachi'nin (Charles Bronson) gerçek hikayesi. Hapishanedeyken FBI'a Cosa Nostra'nın sırlarını anlatan Valachi'nin anılarıyla 1930'ların mafya dünyasına yolculuk: Lucky Luciano ve Vito Genovese'yle bağlantıları, suç dünyasının kuralları ve "omertà" yeminini bozmasının bedelleri.

Jenna, kocası Sisto'nun baskılarından sıkılmış, kesinlikle parçası olmak istemediği bir hayat sürmektedir. En büyük hayali ise garsonluk yaparak biriktirdiği para ile bir gün kocasını terkedebilecek gücü bulabilmektir.Sahip olduğu eşsiz yeteneği sayesinde, inanılmaz lezzette ve görüntüde pastalar ve kekler yapabilmektedir. Hayatındaki zorluklarla ve sorunlarla baş edebilecek gücü, sadece kensini mutfağa atabildği zaman bulabilmektedir. Fakat hayat bir gün hiç beklenmedik bir süpriz hazırlar. Hesapsız bir şekilde gelen hamileliği bütün beklentilerinin ve umutlarının sarsılmasına neden olacaktır. Ama diğer bir yandan da, hayatında hiç hissetmediği kadar büyük bir güven duygusu ile dolmuştur içi. Doğmamış çocuğundan gelen mektuplar, önüne yepyeni bir pencere açılmasına neden olacaktır.

Film, kıyamette sağ kalmayı başaran bir kadın ve adamın ilginç hikayesini konu alıyor. Del yalnızlığı seven ve keşiş gibi bir hayat yaşayan biri haline gelmiştir. Fakat kıyametin kopuşunda, Del, kalabalıkların içerisindeki o yalnız adam değildir. Çünkü dünyada ondan kimse kalmamıştır. 16 nüfusluk küçük kasabasında aniden tek başına kalması Del için bulunmaz bir şanstır. Bu durumdan keyif alan adamın mutlu hali, sağ kalan ikinci bir kişinin daha ortaya çıkıvermesi ile bir anda bozulur. Grace adındaki genç kadın da tıpkı Del gibi kıyamette sağ kalmıştır. Hiçliğin ortasında Del ile karşılaşan Grace onunla birlikte kalmak niyetindedir. Fakat tanımadığı bu kadının huzurlu yalnızlığını bozmasını kabus gibi gören Del, bu durum karşısında ne yapacağı belirsizdir.

20. yüzyılın başlarında Gustave H., Büyük Budapeşte Oteli'nin işleyişini büyük bir profesyonellikle idare eden, müşterilerini en ince ayrıntılarına kadar tanıyan bir konsiyerj görevlisidir. Bir gün otele bellboy ve komi görevlisi olarak Zero Mustafa adında genç bir adam gelir ve kısa zamanda aralarında yakın bir arkadaşlık başlar. İkili birbirlerinin sırdaşı olurken yaşadıkları şehir de büyük bir savaşa doğru sürüklenmektedir. Bu esnada Gustave'ın yaşlı sevgilisi Madame D. esrarengiz bir şekilde hayata veda eder, ikili Madame D. adlı kadına veda etmek için yola çıkar. Bir asilzade olan Madame D. adlı kadının şatosuna vardıklarında miras paylaşırken denk gelirler. Madame D., Gustave'a miras olarak paha biçilmez bir rönesans tablosu bırakmıştır ve bunun açıklanmasıyla aile içerisinde büyük bir karmaşa çıkar. Bu andan itibaren belalarla dolu bir maceraya atılan Gustave ve Zero, gerçeklerin peşinde koşarken dışarıda da bir çağ değişmektedir.

Yıllardır görmediği babasını tekrar görebilmek umuduyla İngiltere ye doğru yola çıkan Amanda belki de hiç beklemediği bir şeyle karşılaşır, tamamen aristokrat ruhlu ve aşırı ciddi bir politikacı olan baba. Şimdi Amanda'nın yapması gereken, kendini bu tarz insanlara kabul ettirmek, ama bu hiç te kolay olmayacaktır.

1700'lerde geçen bu hikayede William Shakespeare ve eşi Agnes’in, oğulları Hamnet’i vebaya kaybeder. Şifacı Agnes, bu büyük acıyla başa çıkıp diğer çocuklarının yanında olmak için elinden geleni yapar.

Sevilen romandan uyarlanan Son Gün Doğumu, kronik hastalığı olan üniversite öğrencisi Ry'ın, annesiyle Mallorca'ya yaptığı yaz tatilini konu alıyor. Ry, beklenmedik bir şekilde Julián'a âşık olup anı yaşamaya başlasa da kötüleşen durumu ve uzun süredir saklanan aile sırları, yaz bitmeden her şeyi altüst edebilecek bir tehdit oluşturur.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir