
Gong Li
Ju Dou

Varlığını bırakabileceği bir oğul sahibi olmak isteyen zengin ve yaşlı bir adam tarafından satın alınan genç bir kadının, Ju Dou’nun öyküsü. İktidarsızlığı nedeniyle genç kadını hamile bırakamayan yaşlı adam, hırsını genç kadını önceleri aşağılayarak, daha sonraları da döverek çıkarmaya kalkınca, genç kadın yaşlı adamın yeğeninin ilgisine ve ardından da aşkına sığınır.

Hareketli akşam pazarında noodle tezgâhı açmak için Taipei'ye dönen bir annenin iki kızı ile yaptığı bu yeni başlangıç, aile sırları ve geleneklerin testine tabi tutulur.

P.T. Barnum'ın hayatından esinlenen film, bir vizyonerin 1800’lü yıllarda yoktan başlayarak hırsı ve hayal gücüyle nasıl dünya çapında harika bir şov ve sirk konsepti yaratmasını anlatıyor.

Epilepsi hastası olan utangaç tahnitçi Espinosa, mükemmel bir suç işlemenin hayalini kurar. Bir av gezisi sırasında yanlışlıkla şaibeli bir karakteri öldürdüğünde bu şansı beklenmedik bir şekilde yakalar. Kurban, kumarhane kârlarını taşıyan bir zırhlı aracı soymayı planlamıştır ve Espinosa bu planı devralır. Ancak suç dünyasındaki deneyimsizliği ve hastalığı, hayatını gerçek bir tehlikeye atar.

Kevin Spacey ve Lena Olin'in baş rollerini paylaştığı yapımda, 15 yaşındaki bir gencin işlediği korkunç cinayetin hikayesi anlatıyor. Leland, cinayet suçu sebebiyle ıslah evine düşer. Burada öğretmenlik yapan aynı zamanda da yazar olan Pearl Madison ile tanışır..

Avusturalyalı bir ailenin, egzotik bir dünyayı bulmak için Hindistan'a giden ve dünyasından tamamen farklı bir dünyanın büyüsüne kapılan kızlan Ruth Barron'u (Kate Winslet) karizmatik Hintli Gururu'nun elinden kurtarmak için verdikleri amansız mücadeleyi izleyeceksiniz. Ruth'un umutsuzluk içinde çırpınan ailesi tarikatlar konusunda uzman olan PJ Waters'ı (Harvey Keitel) kızlanın korunması icin kiralarlar. Fakat hiçbir şey planlandığı gibi gitmez. PJ Waters da kısa sürede seksi ve akıllı olan Ruth'un kendisi için yaratılmış olduğunu hissedecektir.

Freidoune arabası bozulduğu için durduğu küçük bir köyde Zahra ile tanışır. Daha doğrusu, gazeteci olduğunu anlayan Zahra, onunla konuşabilmek için ısrarla peşine takılır. Yeğeni Soraya bir gün önce aynı köyde yaşadığı insanlar tarafından vahşice katledilmiştir. Ölmeden önce yeğenine söz veren Zahra, bunun köyün sırlarının arasına gömülmemesi için elinden geleni yapmaya kararlıdır. Tek umudu da bu gazetecinin elindedir, dinlemeli ve bu küçücük köyün büyük günahını tüm dünyaya anlatmalıdır. 15 Ağustos 1986; Soraya sadakatsizdir! Soraya suçludur! Cezası ölümdür! Ve ölene kadar taşlanmalıdır!

Kocasının bütün isteklerini kusursuz bir şekilde yerine getiren güzel ve mükemmel bir ev hanımı Laura... Yakışıklı, başarılı ve baştan çıkarıcı şekilde ince düşünceli Martin... Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir evliliğe sahip olduğu düşünülen bu çiftin kapalı kapılar ardındaki yaşantıları bambaşka... Laura'nın yaşamını hasta ruhlu obsesif kocası Martin cehenneme çevirince bu baskıya dayanamayan kadın sıradışı bir planla kocasından kaçmanın bir yolunu bulur. Fakat sapkın kocasının nefesi her an ensesinde olacaktır...

Bir trafik kazasıyla yaşamlarında başka bir boyut açılan evli bir çift, tanıştıkları yeni insanlarla değişik ilişkilere giriyor, bu arada değişik bir tutkuya kaptırıyorlar kendilerini. Kahramanlarımız, araba kazalarıyla varoluşlarını yeniden sorgulayan, metal ile ölümcül tehlike arasındaki bağlantıyla cinsel tatmine ulaşmaya çabalayan bu yeni insanlarla ölümcül bir tutkunun peşine düşüyor.

The Sheltering Sky (Çölde Çay), bir çiftin durgun ve umutsuz evliliklerini yeniden canlandırabilme umuduyla Kuzey Afrika’ya doğru yaptıkları egzotik bir yolculuğu anlatmaktadır. Kendilerini turist değil gezgin olarak tanıtan besteci Port (John Malkovich) ve oyun yazarı olan eşi Kit Moresby (Debra Winger), yakın arkadaşları George Tunner (Campbell Scott) ile birlikte İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika’dan uzaklaşarak kaybolmuş ruhlarını Sahra Çölü’nde bulmayı arzulamaktadırlar. Fas, Cezayir ve Nijer’in çarpıcı manzarasını fon alan bu aşk hikayesinde, iki sevgilinin tensel yakınlığının bir dışavurumu olan çöl ile ilişkilerindeki karmaşıklığın dışavurumu olan şehirlerin labirentimsi yapısı içinde siz de kendi yalnızlığınızla tanışacak ve harikulade görüntülerle unutamayacağınız ruhsal bir yolculuğa çıkacaksınız.

Orta Çağ Avrupası'nda geçen Et ve Kan, biri paralı asker, diğeri ise bir derebeyinin oğlu olan iki adamın hikayesini ve aynı kadına duydukları aşkı konu alıyor.



Kariyerine odaklanan genç bir kadın her şeye sahip gibi görünür – iyi bir gayrimenkul şirketinde yeni bir iş, heyecan verici bir proje ve tutkulu bir âşık. Ancak patronunun karısına âşık olup bir kötülük ağına takılınca işler değişir. Genç kadın bu sürükleyici gerilim filminde kendini savunmaya çalışırken sırlar ve geçmişiyle bağlantılı karanlık dürtüler bir bir ortaya çıkar.

Charles Dickens klasiği Scrooge bu kez müzikale dönüştürülmüş. Ebenezer Scrooge (Albert Finney) çok zengin ama taş kalpli ve cimri bir adamdır. Geçmişin, şimdinin ve geleceğin Noel hayaletleri yine yalnız geçirdiği bir Noel akşamı Scrooge’u geçmişini yeniden gözden geçirmeye zorlar ve eğer bu şekilde yaşamaya devam ederse geleceğinin nasıl olacağını ona gösterirler. Alec Guinness, Kenneth Moore, Laurance Naismith ve Edith Evans başarılı performanslarıyla dikkat çekici! Müzikler, sahne ve kostümler mükemmel! 1951 versiyonunun vermekte başarılı olamadığı detaylar bu kez seyirciye çok iyi yansıtılmış. Noel hediyeleri alınırken, zenginlerin düşünmeden hediye alıp geçmesi ama fakir bir adamın minnettar bir şekilde15 şiline hediye seçmeye çalışması en etkileyici sahnelerden…

On a steamy New Orleans afternoon, Sam Deuprey decides to surprise his beautiful wife, Ashley, for their anniversary and comes home early. But Ashley is not alone in the bedroom. She and her lover, Damien are about to learn how far a jealous husband will go.

“Hayatının Seçimi”nde, atılacak bir adım bir hayatı sonsuza dek değiştirebilir. Karanlık bir geçmişe sahip olan Shana, aynı iş yerinde çalışmaya başladığı komşusu Gavin ile tutkulu bir aşk yaşamaya başlar. Ancak Shana’nın uçlarda yaşayan kocası Joe’nun bu sadakatsizliği öğrenmesi üçünü birden fırtınalı bir sona doğru sürükleyecektir. Zamana karşı yarışılan bu gerilimde, karmaşık bir aşk üçgeni ve birbiriyle karşıt düşüncelere sahip iki adamın ölümcül çatışması merak uyandıracak bir şekilde perdeye yansıyor.

Zoe, iyi bir işi, iyi bir kariyeri, harika bir kocası, iki tane canından çok sevdiği çocuğu ve her zaman yanında olan bir annesi ile mükemmel bir hayatı olduğuna inanan bir kadındır. Temsil ettiği müşterilerinden biriyle yaptığı görüşmeden sonra aslında hayatında, kocası ile arasında bir takım eksiklikler olduğunu fark eder. Ancak bunu doldurmak için koyduğu kuralları çiğnemesi gerekmektedir. Yaptığı seçimler onu bir çıkmaza sürüklediğinde durumunu bir profesyonele anlatmak zorunda kalır. Uzun terapilerden sonra yapılan teşhis ise tüm dengeleri değiştirir.

Mack adlı varlıklı bir avukatın (Kline) arabası, Los Angeles’ın düzen karşıtı, tehlikeli bir mahallesinde bozulduğunda, Simon adında bir kamyon şoförü (Glover) tam zamanında oraya varır ve Mack’in hayatını kurtarır. Farklı sınıf ve ırktan olan bu iki adam arasında başlayan dostluk ve gelişen sürpriz olaylar, iki adamın ailelerini ve arkadaşlarını da derinden etkileyecektir.

Eski bir Çin Atasözü’ne göre, insan yaşamını temsil eden 4 temel duygu vardır: Sevgi, Keder, Zevk ve Mutluluk. The Air I Breathe, bu 4 duyguyu sembolize eden 4 insanın iç içe geçen hikayesini anlatıyor. At yarışı oynayıp kaybeden Mutluluk, Fingers isimli mafya babasına borçlanır. Zevk ise, Fingers’ın yanında çalışan bir çete lideridir ve patronun emriyle yeğeni Tony’nin belaya bulaşmasını engellemekle görevlendirilir. Keder’i temsil eden Trista isimli pop starın menajeri yıldızın sözleşmesini Fingers’a devredince Trista, Fingers’ın baskısı altında kalır. Öte yandan, hayatının aşkı ölmek üzere olan doktor (Sevgi) da umutsuzca sevdiği kadın için çok nadir rastlanan bir kan grubunu bulmak için çırpınmaktadır. Bu 4 insanın hikayesi ummadık şekilde birbiriyle kesişecektir.Jieho Lee’nin senaryosunu yazdığı ve ilk yönetmenlik denemesi olan The Air I Breathe, geniş oyuncu kadrosunun performanslarıyla öne çıkan Türkiye’de gösterim şansı bulamamış başarılı bir ilk film.

Bill'le (Aaron Eckhart) tanışın. Görünürde hayatında her şey mükemmel. Mükemmel bir eş, mükemmel bir iş. Oysa karısı Jess (Elizabeth Banks) onu yerel TV kanalının sunucusuyla aldatıyor; kayınpederinin bankasında kendisi için uydurulan bir işte nefret ederek çalışıyor. Karısının gölgesindeki Bill'i kimse ciddiye almıyor. Ta ki seksi bir iç çamaşırı satıcısı (Jessica Alba) ve zıpır bir lise öğrencisi (Logan Lerman) hayatının kontrolünü Bill'in elinden alana kadar! 2008'de Dark Knight ve No Reservations'da karşımıza çıkan Aaron Eckhart, klişeleri yıkıp geçen bu romantik komedide unutulmaz bir "ezik ama gururlu" adam portresi çiziyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.






0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir