
Francisco Rabal
Goya

Goya, 82 yaşındaki ressamın Fransa ’daki malikanesinde başlıyor. Ünlü ressam, son sevgilisi Leocadia de Weiss’la yaşarken İspanya, iç karışıklık ve uluslararası politikayla uğraşmaktadır. Yaşlı adam, gençliğini hatırlar. Hareketli gençlik günlerinde tek ilhamı, defalarca resmini yaptığı Alba Düşesi ’dir. Ressam, kırk altı yaşında ateşli bir hastalık geçirir ve sağır olur. İçine kapanık bir adam haline gelir, dışarı hiç çıkmadığından eserlerini evinin duvarlarına çizer. Malikanesine Quinta del Sordo (Sağırın Evi) derler. Resmini en iyi açıklayan yorumu kendisi yapar: ’ Renk görmüyorum.’ der, ’ Yalnız ileri geri hareket eden gölgeler görüyorum.’

Francisco Rabal
Goya

Jose Coronado
Goya Joven

Dafne Fernández
Rosario

Maribel Verdú
Duquesa de Alba

Eulalia Ramón
Leocadia

Joaquín Climent
Moratín

Josep Maria Pou
Godoy

Saturnino García
Cura y San Antonio
Cristina Espinosa
Pepita Tudó

Concha Leza
Mujer en Andalucía
Franco di Francescantonio
Doctor en Andalucía

Carlos Hipólito
Juan Valdés

Victoria dönemi İngilteresi'nde yaşayan John Merrick, ender görülen bir hastalık yüzünden ileri derecede deforme bir bedene ve yüze sahiptir. Gezici bir kumpanyada Fil Adam takma adıyla sergilenmekte ve kafes hayvanı muamelesi gördüğü çok zor bir hayat geçirmektedir. Dr. Frederick Treves adında genç bir cerrahın onu içine hapsolduğu korkunç hayattan kurtarmasıyla hiç alışık olmadığı güzel bir dünyaya adım atar. Ancak acı ve korku dolu geçmişi Merrick'i bu yeni dünyada da takip edecektir.

Sinema tarihinin en çok ödül alan, en geniş kadrolu filmlerinin başında gelen Son İmparator destansı bir öyküdür: 2 yaşında tahta çıkan Çin'in son imparatoru Pi Yi'nin gözünden 60 yılın öyküsü. Çekimi 2,5 yıl süren, 19 binden fazla kişinin rol aldığı film çok şık ve estetik bir görkemli yapımdır. Bertolucci sinemasının izlerini de taşır: Yasak Kent'in avlusunda binlerce figuranla çekilen sahnelerden ipek çarşafların altında belli belirsiz sevişen üç bedene kadar... Son İmparator aynı zamanda Bertolucci'nin Oryantal Üçlemesi'nin ilk filmidir. Bu seri daha sonraki yıllarda çekeceği Çölde Çay ve Küçük Buda ile tamamlanır.

20. yüzyılın ilk yarısında İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan'da geçen film, bağımsızlık mücadelesi için İngiliz yönetimine karşı "Pasif Direniş"i örgütleyen Mahatma Gandhi'nin hayatından bir kesit anlatıyor. En iyi biyografik çalışmalardan biri olarak kabul edilen Gandhi, 11 dalda aday olduğu Oscar ödüllerinden "en iyi film" ve "en iyi yönetmen" dahil tam 8 ödülle döndü. Gandhi rolünde sinema tarihinin en iyi performanslarından birine imza atan usta oyuncu Ben Kingsley'nin ise "en iyi erkek oyuncu" dalında heykelciğe uzanmasıysa pek zor olmadı. Cenaze sahnesinde yaklaşık 300.000 kişinin yer almasıyla da bir film sahnesinde yer alan en kalabalık insan sayısı rekorunu da elinde bulunduran film, çarpıcı sahneleriyle hafızalardan silinmeyecek bir yapıt. Hindistan bağımsızlık hareketinin lideri Gandhi'nin gerçek hayatından sinemaya aktarılan bu gerçekçi yapım, ülkemizde yıllarca yasaklanmış ve gösterime girememişti..

John Davidson’ın yaşam öyküsünden uyarlanan film, 1980’lerin Britanya’sından günümüze uzanan ilham verici bir dönüşüm hikâyesi. On beşinde Tourette teşhisi alan John; önyargılarla dolu gençlik yıllarını ve yetişkinliğe geçiş sürecini, nezaketin gücüyle aşıyor. Bu, yanlış anlaşılan bir çocuğun, dünyayı değiştiren bir adama dönüşme yolculuğu.

Stephen Glass, "Başkanın Uçağı'nın Uçuş Dergisi olarak tanıtılan The New Republic'te yıldızı yükselen bir muhabirdir. Doğum gününüzü hatırlayan, tereddüt etmeden size iyilikte bulunan türden biridir. Hayret verici haberler yapan ve yazdıklarının çoğunu özenle uyduran biri. Glass, şirket ortamına kesinlikle yatkın, eşsiz becerileri sayesinde ayakta durmayı başarır. Adi bir yalancı olduğundan, ofisteki herkesin gözüne girerek suçlanmaktan kurtulmayı becerir. Her daim hazır bir göz yaşartıcı öyküsü bulunan Glass, yalanı ortaya çıktığında bile, aralarında bazı editörlerin de bulunduğu mesai arkadaşlarını sadece bir hata işlediği konusunda inandırır. Her şey yolunda giderken öyle bir habere çatar ki, çileden çıkardığı seçmenler altta kalmayı reddeder. Ve işler çığrından çıkar...

1938'de gergin geçen Münih Konferansı'nda artık rakip hükûmetler için çalışan eski arkadaşlar bir Nazi sırrını açığa çıkarmak için yarışan gönülsüz casuslar hâline gelir.

Film İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’de yaşanan en büyük skandallardan birini ele alıyor: 1940’larda ve 1950’lerde 130.000 çocuğun İngiltere’den Avustralya’ya evlatlık olarak verilip ülkelerinden koparılmaları, hatta tacize uğramaları. Film, İngiliz hükümeti tarafından yıllarca gizlenen bu skandalı 1980’lerde ortaya çıkaran eski kamu görevlisi Margaret Humphreys’in çabalarını konu alıyor. Ailesi için en iyiyi yapmayı hedeflemiş bir anne olan Humphreys bu uğurda binlerce aileyi birleştirdi ve sorumluları hesap vermeye zorladı.

Taşralı bir genç kız olan Gabrielle, karizmatik Parisli yazar Henry Gauthier-Villars ile evlenince, sanatın kalbinin attığı Paris’e taşınır. Willy mahlasıyla tanınan kocası başarısız bir yazardır ve Gabrielle’in yeteneklerini çok geçmeden farkına varır. Willy, kariyerinin ve mali durumlarının kurtarıcısı olarak karısını görüp, kendi isminde yayınlanacak bir romanın gizli yazarı olarak Gabrielle'i kullanmaya başlar. Kocasının ısrarı üzerine Colette, ilk eseri Claudine’i yazar ve kitap tüm ülke çapında büyük başarı elde eder. Her şeyi farkında varmaya başlayan Colette, erkek egemen bir dünyada, kocasının ona dayattığı edebi ve mecazi sınırlardan kurtularak yazdıklarını sahiplenmeye karar verir. Gelecek neslin kadınlarına ışık tutan güçlü dilini kullanarak, topluma meydan okumanın zamanı gelmiştir.

Thomas Edison, George Westinghouse ve Nikola Tesla... Endüstriyel çağın en büyük mucitlerinden üç kahraman. 19. yüzyıl sonlarında elektrik sistemi üzerine, adeta bir savaşı andıran kıyasıya bir rekabete girişirler. Entrikalarla dolu süreçte rakiplerini alt eden isim, 1893 Dünya Fuarı’nı aydınlatacak akım türünün patent sahibi olacaktır. Kazanan tarihin akışını, dünyanın kaderini değiştirecektir.

Francisco Goya, 1700'lerin sonunda İspanya'nın en ünlü ressamı olarak Kral IV Carlos'un himayesinde sanatının en başarılı eserlerini vermektedir. İlham perisi olarak kabul ettiği güzeller güzeli Inés, Engizisyon Mahkemesi ve bu mahkemenin kararlarına gizliden gizliye etkide bulunan rahip Lorenzo tarafından ahlaksızlık ve toplum değerlerine karşı gelmekle suçlanınca Goya, Inés'in bağışlanması için büyük bir savaş verecektir.Güzel Inés'i mahkumiyetten, işkenceden ve ölüme terkedilmekten kurtaramasa da, 20 yıl sonra Fransızlar Engizisyonu kaldırıp mehkumlar serbest bırakılınca, Goya, Lorenzo ve Inés arasındaki asıl hesaplaşma o zaman başlayacaktır.Sinema tarihinin unutulmaz filmleri Guguk Kuşu, Hair ve Amadeus gibi filmlere imza atmış Milos Forman imzalı film, Javier Bardem, Natalie Portman, Stellan Skarsgård gibi güçlü isimlerden oluşan kadrosu ile de dikkat çekiyor.

The brief life of Jean Michel Basquiat, a world renowned New York street artist struggling with fame, drugs and his identity.

In 1575, the young soldier Miguel de Cervantes is captured on the high seas by Barbary pirates and taken to Algiers as a hostage. Aware that a cruel death awaits him if his family does not pay his ransom soon, he finds refuge in his passion for storytelling.

Babasının ölümüyle sarsılan, evin bakıcısı tarafından sevilen ama aynı zamanda bu süre zarfında cinsel istismara uğrayan, bir leydi ile dost olan ve sonuç olarak onunla Chelsea´de yaşamaya başlayan Turner, tüm bu hayatında olup biten karmaşanın yanında aslında çok büyük bir yeteneğe sahiptir. Resim yapmak, gezi keşiflerine çıkmak, hatta genelevleri ziyaret etmek, gemilerle denizlere açılmak, üst sınıfın arasına girmek gibi birçok değişik aktivitede bulunması onu diğer ressamlardan farklı kılmış, ve hem kraliyetin hem de halkın eserlerini takdir etmesini sağlamıştır.

Milgram insanların otoriteye boyun eğmelerini araştıran Milgram Deneyinin ve dünya üzerindeki her hangi iki insanın birbirine en fazla altı insan kadar uzak olduğunu anlatan Six Degrees of Separation yasasının sahibidir. Kişinin davranışlarını belirleyen, karakteri değil; içinde bulunduğu durumdur." diyerek sosyal psikolojinin önde gelen isimleri arasında yer almıştır.1961 yılında Stanley Milgram (Peter Sarsgaard) insanların başka bir odada,bir sandalyede bir yabancıya (Jim Gaffigan) elektrik şoku vererek düşüncelerini kontrol edebileceğini düşündüğü bir psikoloji deneyi tasarlar.Merhametini göz ardı ettiği uygulamalarda, deneklerin çoğunluğu onlara söylendiği gibi hareket etmektedir, çünkü ölümcül elektrik şoku ne düşündüğünü ve uygulaması gerekenleri engellemektedir. Karısı Sasha (Winona Ryder) herkesin aksine ona ve deneylerine karşı çıkar.

While investigating the global phenomenon of caste and its dark influence on society, a journalist faces unfathomable personal loss and uncovers the beauty of human resilience.

Savaşmaya pek de hevesli olmayan bir kahraman olan Benjamin Martin, İngilizler Benjamin'in değer verdiği insanları tehdit etmeye başlayınca kendini Amerikan Devrimi'nin içinde buluverir. İdealist bir vatansever olan oğlu Gabriel ile birlikte silah kuşanıp Amerikan milislerinin başına geçer ve "kırmızı urbalılarla" göğüs göğüse çarpışır. Bunlar olurken kendi ailesini korumasının tek yolunun genç Amerikan ulusunu topyekün bağımsızlığa taşımak olduğunu keşfeder fakat karanlık geçmişi, savaşta da peşini bırakmaz.

Gezici bir tiyatro kumpanyasının 1939 ve 1952 yılları arasında Yunanistan'da çıktıkları uzun turne sırasında uğradıkları her ada, köy ve kasabada Kadın Çoban Golfo adlı aynı kırsal oyunu sergilerlerken, gerçek hayatta kendi aralarında yaşadıkları birtakım olayların da klasik bir Yunan trajedisi olan Oresteia'yı andırması konu edilir. Bu bağlamda Yunanistan'ın çalkantılı yakın tarihine dramatik ve alegorik bir yolculuk yaparlar. Bu tarih Nazi işgalinin sürdüğü 2. Dünya Savaşı yıllarından başlayıp, Kralcılar ve Komünistler arasında geçen yıkıcı Yunan İç Savaşı'nı da içine alan süreyi kapsar. Brechtvari bir anlatım tarzıyla filmde zaman bir ileri bir geri sıçrar durur. Yunanistan'ın en eski tarihi (bir anlamda mitoloji) ile yakın tarihi (1939 - 1952 arası) arasındaki zamanda gidip gelmeler tiyatro aracılığıyla yapılır.

Ünlü Hollandalı ressam Vincent van Gogh'un ölümünün üzerinden 1 yıl geçmiştir. Postacı Roulin, ressamın kardeşi Theo'ya gönderdiği, ancak bir türlü yerine ulaşamayan mektubu elden vermesi için oğlu Armand'ı Auvers-sur-Oise'a gönderir. Armand bu görevi pek istemese de kabul ederek söz konusu kasabaya gider. Ancak Theo da vefat etmiştir, mektubu Van Gogh'un doktoru aynı zamanda dostu Dr. Gachet'ye vermesi gerekir. Doktoru beklerken kasaba halkından birçok kişiyle tanışan Armand, ressamın sanatının esin kaynaklarına ve ölümüne giden sürece dair çok şey öğrenir. Loving Vincent filmi, 125 ressamın tek tek yaptığı 65,000 kare yağlı boya tablonun birleştirilmesiyle gerçekleşti.

1970’lerin Paris’inde, dünyaca ünlü opera sanatçısı Maria Callas’ın çalkantılı, güzel ve trajik hayatının son günlerini yeniden yaşatan ve hayal ettiren filmin başrollerinde Angelina Jolie, Haluk Bilginer ve Alba Rohrwacher var.

Gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanan filmde Henry Hill adında bir gangster, Jimmy Conway ve Tommy De Vito adlı iki arkadaşıyla birlikte bir soyguna kalkışır. Gözleri daha yukarda olan iki arkadaşı soyguna katılan diğerlerini öldürür ve mafya içinde yükselmeye başlarlar. Bu durum Henry'i olumsuz etkilemiştir ve bu konuda birşeyler yapması gerekmektedir. Büyük usta Martin Scorsese'nin başyapıtlarından biri olan Goodfellas, 1991 yılında 6 dalda Oscar'a aday gösterilmiş, en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında Joe Pesci'ye ödül kazandırmıştı.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir