
Alba Rohrwacher
Irina

Berlin'de yaşayan ve birbirinden çok ayrı hayatlar süren iki gencin olası birliğinin hikayesidir. Irina, savaş mültecisi olup fahişelik yapan bir kadın, Kalle ise evsiz bir punktır. Karşılaştıklarında birbirlerinden utanmalarına ve şüphe etmelerine rağmen aşık olurlar. Zorluklara rağmen bir düzen içerisinde beraber bir hayat kurarlar. Kalle, bu kurulan mutluluğu bozmamak için ne gerekiyorsa yapmaya karar verir...

Alba Rohrwacher
Irina

Vinzenz Kiefer
Kalle

Andrea Sawatzki
Kalles Mutter

Petra Kleinert
Olga

Maren Kroymann
Staatsanwältin

Matthias Brandt
Noah Leyden

Christina Große
Laura Leyden

Oliver Nägele
Herr W.

Margarita Broich
Punk-Frau
Peter Mohrdieck
Kontrolleur

Aykut Kayacık
Freund

Natalia Rudziewicz

Paraschiva Dragus
Lisa

Irene Rindje
Nähmaschinen-Verkäuferin
Stefan Kaminski
Polizei-Beamter

60'ların Paris'inde ergenliği doruklarda yaşayan Musevi çocuk Moïs, annesi kardeşini de alıp evi terk edince babasıyla mutsuz bir hayata mahkum olur. Zamanının çoğunu fahişeleri izleyip para buldukça da onlara gitmekte harcayan Moïs, zamanla mahallenin Arap sanılan bakkalı İbrahim Demirci ile sık görüşmeye başlar. Moïs'in babası depresyon sonucu intihar edince İbrahim, Moïs'i evlat edinir. Moïs, İbrahim Bey'in Kur'an'ının çiçekleri ışığında bilgilenirken memlekete çıkılan yolda bambaşka bir hayatla tanışır ve yeni insanlar tanır.

Film, Stern dergisi muhabirlerinin, Christiane ile 1978 de gerçekleştirdiği röportaj bant kayıtlarından yola çıkarak 70'ler Berlinindeki uyuşturucu durumunu gözler önüne seren kitaptan uyarlanmış. 14 yaşındaki Christiane annesiyle ve kız kardeşiyle birlikte Berlin'deki bir apartman dairesinde yaşamaktadır. Şehirdeki yeni modern disko Sound onu çok etkilemiştir. Yasal olarak yaşının küçük olmasına rağmen arkadaşlarından O'nu da götürmelerini ister. Orada Detlef'le tanışır. Adım adım uyuşturucu batağında daha dibe gider.

Film Bruno'nun Berlin'de bir hapishaneden tahliye olma sahneleriyle başlar. Hapishane müdürünün sert nasihatlerinden Bruno'nun bir alkolik olduğunu ve işlemiş olduğu bütün suçların alkolizmden kaynaklandığı anlarız. Müdürün alkolden uzak durması gerektiğiyle ilgili uyarılarını kayıtsızca dinleyen Bruno, dışarı çıkar çıkmaz gördüğü ilk bara dalar. Burada iki kadın satıcısının darp ettiği Eva adlı bir fahişeyi teselli eder ve evine davet eder. Evde onları çok yaşlı komşusu Scheitz karşılar. Bruno'nun yokluğunda evine göz kulak olmuş olan bu ufak tefek eksantrik ihtiyar eski bir bilim adamıdır ve Almanya'daki hayatından bıktığı için Wisconsin'e, bir araba tamircisi Amerikalı yeğeni Clayton'ın yanına göçmeyi planlamaktadır. Bruno ise sokaklarda akordeon çalarak hayatını kazanmaya çalışır. İki kadın satıcısının Eva'nın izini bularak eve gelmeleri ve tacizlerini sürdürmeleri üzerine ihtiyar Scheitz Bruno ve Eva'ya Amerika'ya birlikte gitmelerini önerir.

Bir erkeğe aşık olarak cinsiyet değiştiren Erwin Weishaupt'un yaşamının son günlerinde yaşadığı kabusu anlatır.

Büyük bir başarı kazanan ilk pornografik film Deep Throat 1972’de yurtdışında da sansasyon yaratır. Filmin yıldızı Linda Lovelace ise medyanın göz bebeği haline gelir. Yıllar sonra “cinsel devrimin poster kızı” hikayesinin karanlık tarafını açıklar.

A deadly car crash sets off three parallel stories of women at crisis points, faltering behind the doors of the same, plain Vienna apartment block.

Young Jeremiah lives in a stable environment with loving foster parents until the day his troubled mother, Sarah, returns to claim him. Jeremiah becomes swept up in his mother's dangerous world of drugs, seedy hotels, strip joints and revolving lovers. Salvation comes in the form of the boy's ultrareligious grandparents, but soon Jeremiah's mother returns. Maternal love binds the pair together on the road until Sarah's desperate and depraved lifestyle finally consumes her.

Onlarca yıla yayılan ve farklı kıtaları kapsayan romantik ve heyecan verici "Dokunmak" adlı bu hikâyede, bir adamın 50 yıl önce ortadan kaybolan ilk aşkını, vadesi dolmadan bulmak için çıktığı duygusal yolculuğu konu alıyor.


Yıl 1959, New Yorker dergisi için çalışan yazar Truman Capote, New York Times gazetesindeki bir makaleye takılır. Yazıda, Kansas eyaletinde vahşice işlenen bir katliam ve aynı aileye mensup 4 kişinin öldürülmesi anlatılmaktadır. Capote, daha önce buna benzer çok haber okumuştur ama nedense bu olayda onu çeken birşey vardır. Dergi yazı işlerini de ikna ederek, olayı araştırmak üzere kendisi gibi dergiye yazan çocukluk arkadaşı Harper Lee ile beraber olayın geçtiğe yere yola çıkarlar. Bu olayın, geçtiği kasaba üzerindeki etkilerinden, görgü tanıklarına ve polis raporlarına dayanarak yazılan öykü, katil zanlıların yakalanması ve ölüm cezasına çarptırılması ile Capote'nin sanıklarla yaptığı görüşmeler ve nihayetinde onlara destek olmak istemesi ile uzadıkça, Amerikan edebiyatının önemli eserlerinden In Cold Blood (Soğukkanlılıkla) adlı romanın da temeli oluşur...

Yaşadığı boğucu ve varlıklı Westport kasabasında kendini hapsolmuş hisseden Anders Hill, hayata olan arzusunu geri kazanmak için finans alanındaki işinden istifa eder ve eşini terk eder. Ancak kısa sürede, yaptığı seçimlerin şaşırtıcı gerçekliğiyle karşı karşıya kalır; günlerini boş raflarını dolduracak şeyler aramakla, yabancılarla birlikte olmakla ve son derece kaybolmuş hissederek geçirir. Eski eşini özleyen ve 27 yaşındaki oğlu ile arası açık olan Anders, uyuşturucu bağımlısı bir genç ile arkadaşlık kurar ve onun pişman olacağı bir yola girmesine sebep olur. Utanç verici davranışları onu, bir baba ve en nihayetinde bir insan olarak kim olduğunu sorgulamaya iter.

1989-1990 yılları arasında çok sayıda insanı öldürerek, dünyanın ilk kadın seri katili olarak ünlenen Aileen Wuornos'un gerçek hikayesi.Yakalandıktan sonra, 1992'de 7 kişiyi öldürmekten suçlu bulunan Wuornos'un öyküsü ABD ve dünya kamuoyunu epey meşgul etmişti. Aynı zamanda bir lezbiyen de olan ve hayat kadınlığı yapan Wuornos, kurbanlarını ilişkiye girdiği insanlar arasından seçiyordu. Dehşet verici kadın katilin kurbanlarını ormana götürüp sakladığı ortaya çıkmış, ancak benzer şekilde öldürdüğünden şüphe duyulan 2 kişinin daha cesedi bulunamamıştı. Wuornos'un eski kadın aşığı mahkemede aleyhine tanıktık etmiş; avukatının sanığın çocukluğunda maruz kaldığı kötü muamele ve tacizi hafifletici neden olarak öne sürmesi jüriyi ikna etmemiş ve 2003'te gerçekleşen idamına karar verilmişti.

Bill Harford ve karısı Alice Harford'ın dış dünyaya mutlu bir yansıyan bir evlilikleri vardır. İlişkilerinde her şey yolunda gibi görünmektedir. Bir gün katıldıkları bir davette Alice, başka erkeklerle sohbetlere dalar. Bunu fark eden Bill, hem sinirlenir hem de yaşanan bu duruma tuhaf bir tepki gösterir. Bill, yaşanan o geceden sonra kimliğini cinselliğe emanet edecektir. Oldukça tuhaf düşüncelerle örülü bir cinsellik dünyasına doğru savrulacaktır.

Fassbinder'in artık klasikleşen 1980 yapımı TV dizisinin ardından, Alfred Döblin'in çok önemli romanının Berlinale'de Altın Ayı için yarışan yeni uyarlaması, 1929 yılı Weimar Cumhuriyeti'nin kasvetli havasını günümüz Berlin'ine aktarıyor. Ebeveynleri Afganistan'dan Almanya'ya göç etmiş olan yönetmen Burhan Qurbani, 2014'te çektiği "We Are Young. We Are Strong." filminde gözlemlediği ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının düzeyini bu yeni filminde iyice artırıyor. Romanın Berlin doğumlu anti-kahramanı, Akdeniz'i botla aşan Gine-Bissau göçmeni Francis'e dönüşmüş. Suça bulaşmadan hayatta kalamayacağının kısa sürede farkına varan Francis, adını da Franz'a çevirerek psikopat uyuşturucu tacirlerinden altın kalpli seks işçilerine kadar bir dizi insanla yakınlık kurarak hayatta kendine bir yer bulmaya çalışıyor.

Nick is desperate, holed up in a cheap hotel, suffering from an ulcer and convinced that a local mob boss wants him killed. Terrified, he calls Mikey, his friend since childhood and a fellow gangster. So begins a long night…

Küçük bir Fransız köyündeki gündelik yaşam, yeni taşınan gizemli bir genç kadın ve kızı sayesinde bir anda değişiverir. Oldukça kasvetli ve birbirinin aynı günler geçiren kasaba halkı, anne-kızın birlikte açtıkları son derece sevimli çikolata dükkanı sayesinde, farkında olmadıkları bambaşka bir hayatla tanışırlar. Zevkin, eğlencenin, neşenin ve en önemlisi çikolatanın olduğu bir hayattır bu. Fakat kasabadaki bu değişimden memnun olmayan insanlar da vardır. Bunların en başında, ahlak bekçiliği yaparak kasabada dilediği gibi bir ortam yaratan belediye başkanı gelmektedir. Ama birbirinden lezzetli çikolataların karşısında durmak, o kadar da kolay değildir.

19 yaşındaki bir genç kızın trajik cinayeti, hâlâ Boston'da yaşayan üç çocukluk arkadaşını yeniden bir araya getirir: Kurbanın mafya olan babası, bir dedektif ve her ikisinin de kızı öldürdüğünden şüphelendiği sorunlu bir adam.

Genç ve başarılı bir banker olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir. İşkence, tecavüz, dayak dahil her türlü kötü koşulun hüküm sürdüğü hapishane koşullarında, Andy'nin hayata bağlı ve her daim iyi bir şeyler bulma çabası içindeki hali, çevresindeki herkesi çok etkileyecektir. Bir süre sonra parmaklıkların arkasında bile özgür bir yaşam olabileceğine bütün mahkumları inandırır. Bu mahkumlardan biri olan Ellis Boyd "Red" ve Andy, unutulmaz bir dostluk kurarak hapishaneyi bambaşka bir yer haline getirirler.

Mario Puzo'nun çok satan kitabından Puzo ve yönetmen Francis Ford Coppola tarafından sinemaya uyarlanan eser, 40'lar ve 50'lerin Amerika'sında, bir İtalyan mafya ailesinin destansı öyküsünü konu alıyor. Corleone ailesi, Don Vito Corleone'nin başında olduğu, suça dayalı bir örgüt kurmuş olan İtalyan asıllı meşhur bir ailedir. Aile, New York'taki diğer dört aileyle birlikte New York'un yeraltı işlerini yönetmektedir. Ancak Corleone ailesini diğerlerinden ayıran özelliği, Don Corleone'nin cebinde bozuk para gibi taşıdığı politikacılar ve yargıçlardır. Politikacılar ve yargıçlarla olan bu yakın ilişkileri diğer ailelerin açamadığı kapıları açabilmesini sağlamaktadır.

Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir