
Felicity Jones
Ruth Bader Ginsburg
"Hikayesi tarih yazdı."
Dünya kadın hakları için yaptığı önemli girişimler ve çalışmalarla tanınan ABD’nin ilk kadın hakimi Ruth Bader Ginsburg erkeklerin ağırlıkta olduğu bir okuldan mezun olur. Hayatı boyunca kadın hakları ve cinsiyet eşitliği üzerine çalışmalar yapar. Bu zorlu mücadele en büyük destekçisi hayat arkadaşı Marty Ginsburg’dur.

Felicity Jones
Ruth Bader Ginsburg

Armie Hammer
Martin D. Ginsburg

Justin Theroux
Mel Wulf

Sam Waterston
Erwin Griswold

Kathy Bates
Dorothy Kenyon

Cailee Spaeny
Jane C. Ginsburg

Callum Shoniker
James Steven Ginsburg

Jack Reynor
James H. Bozarth

Stephen Root
Professor Brown

Ronald Guttman
Professor Gerald Gunther

Chris Mulkey
Charles Moritz

Gary Werntz
Judge William Edward Doyle

Francis X. McCarthy
Judge Fred Daugherty

Ben Carlson
Judge William Judson Halloway Jr.

Ruth Bader Ginsburg
Self

Soğuk savaş sürmektedir ve birçok insan II. Dünya Savaşı'nda yaşanan acı olayları unutmak istemektedir. Suçları hakkında hiçbir şüphe olmamasına rağmen politik baskılar nedeniyle tereddüt geçiren yargıç Haywood, II. Dünya Savaşı'nda Nazi eylemlerini yasal hale getiren dört yargıç hakkında en doğru kararı vermek zorundadır.

Eskiden başarılı bir basketbol oyuncusu olan Ken Carter, mezun olduğu Richmond Lisesinden gelen koçluk teklifini kabul eder. Koç Carter oyuncularının sahada kazananlar olmasının yanında, sınıflarında da çok başarılı olmalarını istemektedir. Bundan dolayı tüm oyuncularını, ortalamalarını 2.3'ün üzerinde tutacaklarına, sınıfta en ön sırada oturacaklarına ve tüm derslere gireceklerine dair bir sözleşme imzalamaya zorlar. İş disipline geldiği zaman koç Carter tamamen acımasızdır, kondisyonun ve defansın her zaman hücumdan önemli olduğunu savunmuş ve takımını da bu yönde çalıştırmaya başlamıştır. Programı işlemiştir, takım sezona müthiş bir başlangıç yapmış ve her şey çok iyi gitmektedir. Ta ki oyuncuların akademik ilerleme raporları gelinceye dek...

Don Haskins’in liselerdeki kız takımlarını çalıştırarak başladığı koçluk kariyerine, Texas Western üniversitesinin başına geçerek devam etmesi isteniyor.Bir çok şeyden fedakarlık ederek ailesi ile Texas’a yerleşiyor ve burada kendisinden basketbol oyuncularını hizaya sokması isteniyor. Haskins ise takımına yedi tane yıldız olabilecek derecede yetenekli siyahi oyuncuyu kadrosuna katarak şampiyonluğa oynamak istiyor.Siyahlara karşı ırkçılığın had safhada olduğu dönemler de Kimsenin takımına almaya cesaret edemediği oyuncuları takımına alan ve onlarla üniversiteler ararı şampiyonalara(NCAA) sokan Don Haskins hikayesi anlatılıyor.

1950'li yılların Amerikan televizyonlarında bir fenomene dönüşen 'Twenty-One' isimli yarışma tüm halkı ekran başına çekerken televizyon kanalına ve sponsor firmaya da servet kazandırmaktadır. Yarışmada aylardır birinci olan yoksul yahudi Harbie Stempel aylarca halkın hayranlığını kazansa da NBC kanalının yöneticileri bu yarışmacı profilini değiştirmeye karar verir. Yeni gözdeleri ise saygın bir Amerikan ailesine mensup olan Charles Van Doren isimli yarışmacıdır. Stempel ve Doren artık karşı karşıyadır. Ancak hesapta bir terslik vardır! Genç bir avukat olan Dick Goodwin yarışmaya şike karıştırıldığından kuşkulanarak harekete geçer. Richard N. Goodwin'in romanından uyarlanan ve temeli gerçek bir olaya dayanan yapıt Oscar ödüllü yönetmen ve aktör Robert Redford imzalı.

Film İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’de yaşanan en büyük skandallardan birini ele alıyor: 1940’larda ve 1950’lerde 130.000 çocuğun İngiltere’den Avustralya’ya evlatlık olarak verilip ülkelerinden koparılmaları, hatta tacize uğramaları. Film, İngiliz hükümeti tarafından yıllarca gizlenen bu skandalı 1980’lerde ortaya çıkaran eski kamu görevlisi Margaret Humphreys’in çabalarını konu alıyor. Ailesi için en iyiyi yapmayı hedeflemiş bir anne olan Humphreys bu uğurda binlerce aileyi birleştirdi ve sorumluları hesap vermeye zorladı.

1938'de gergin geçen Münih Konferansı'nda artık rakip hükûmetler için çalışan eski arkadaşlar bir Nazi sırrını açığa çıkarmak için yarışan gönülsüz casuslar hâline gelir.

Annesi Charlene tarafından büyütülen Greg Laurie ve bir grup genç, herhangi bir kurtuluş yolu ile gerçeği yeniden tanımlamak için güneşli Güney Kaliforniya'ya gider. Burada tesadüfen karizmatik bir hippi sokak vaizi olan Lonnie Frisbee ve kilisesinin kapılarını dolaşan bir gençliğe açan Papaz Chuck Smith ile tanışır. Ortaya çıkan şey, Amerikan tarihindeki en büyük ruhsal uyanış olur.

Shirley Chisholm kongre üyesi olarak seçilen ilk siyahi kadın olmasının ardından 1972'de Demokrat Parti'nin ABD başkan adayı olmak için çığır açan bir yarışa girişir.

Genç bir kadın olan Joy, 1960'lı yılların geleneklerine uygun bir yaşam sürmektedir. Ancak beklenmedik hamileliği onun hayatının değişmesine neden olur. İkinci hamileliği Joy’un hayatını tehdit ettiği için hamiliğini sonlandırmak ister. Ancak erkeklerden oluşan sağlık kurulu, Joy’un hamileliğini sonlandırmasına izin vermez. Kendisini sıkışmış hisseden Joy, bu sırada kendi gibi çaresiz kadınlara gizlice yardımcı olan, kendilerine Jane’ler adını veren bir grup kadınla tanışır. Grup, Joy’un hayatını kurtarır. Hayata yeniden başlayan Joy, örgüte katılıp başka kadınların da kendi kararlarını almalarına yardımcı olmaya karar verir.

İşe önce traktör üretimiyle başlayan Ferruccio Lamborghini, hayatının aşkı ile evlenip, inandığı işi gerçekleştirebilmek için elindeki her şeyi satar. Lamborghini, Ferrari markasının kurucusu olan Enzo Ferrari ile birlikte araba yapmak ister ancak beklenmedik bir şekilde reddedilir. O anı milat olarak gören Lamborghini, Ferrari’den daha iyi araçlar yapmak için çalışmaya başlar. Bu durum onlar arasında hiç bitmeyecek bir rekabetin de başlangıcı olur.

While investigating the global phenomenon of caste and its dark influence on society, a journalist faces unfathomable personal loss and uncovers the beauty of human resilience.

İkinci Dünya Savaşı sırasında atom bombasının geliştirilmesine liderlik eden Amerikalı fizikçi J. Robert Oppenheimer'ın hikayesi. Manhattan Projesi'nin başına geçen Oppenheimer, insanlık tarihini değiştirecek bu ölümcül icadı hayata geçirirken, yarattığı gücün doğuracağı vicdani ve siyasi sonuçlarla da yüzleşmek zorunda kalır.

Ülkeye olan bağlılık bir yalana dönüştüğünde, bir genç gerçeği ortaya çıkarmak için her şeyi riske atar. Gestapo'nun baskısı altında, iyi bir Alman olmanın gerçekte ne anlama geldiğine karar vermek zorundadır.


Gerçek bir öyküden esinlenen, Tyler Perry imzalı bu dramada, ABD Kadın Kolordusu'nun siyahi kadınlardan oluşan tek taburu, II. Dünya Savaşı'nda denizaşırı imkânsız bir göreve çıkar.

Elvis Presley'in 1970 yılında dönemin ABD başkanı Richard Nixon'a 6 sayfalık bir mektup yazarak Beyaz Saray'ı ziyaret etmek istediğini bildirmesinin ardından yapılan ilginç görüşmeyi perdeye taşıyacak olan film, iki tarihsel figürü perdede karşı karşıya getirmeyi hedefliyor. Tarzı komedi-tarihidir.

Genç avukat Bryan Stevenson, adaletin yerini bulması için büyük bir mücadeleye girişir. Harvard'dan mezun olduktan sonra Bryan'ın para kazandıran işlerde yer alması beklenir. Ancak o, Alabama'da haksız yere mahkum edilen bir adamın peşinden gider. Yerel avukat Eva Ansley'in de yardımıyla, 1987 yılında ölüme mahkum edilen bir adamın suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışacaklardır. Walter McMillan, 18 yaşındaki genç bir kızın ölümünden sorumlu tutuluyordur. Ancak onun sorumlu tutulması için hiçbir kanıt bulunmamasına arağmen McMillan ölüme mahkum edilmiştir. Bryan, Walter'ın suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışırken, ilerleyen zamanlarda aslında ırkçılığa karşı savaş vermeye başladığını anlayacaktır.

Tüm zamanların tarihsel açıdan en önemli filmlerinden biri olan Steven Spielberg'in Schindler'ın Listesi, cesaret ve inanç dersleriyle nesiller boyu ilham vermeye devam eden güçlü bir hikaye. En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere yedi Akademi Ödülü sahibi olan bu inanılmaz gerçek hikaye, Holokost sırasında 1.100'den fazla Yahudinin hayatını kurtaran esrarengiz Oskar Schindler'ı (Liam Neeson) konu alıyor. Bu, fark yaratan bir adamın zaferi ve yaptıkları sayesinde insanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden birini atlatanların dramıdır.

Dört çocuk annesi bir kadın, İkinci Dünya Savaşı’nda kaybettiği üç oğlunun ardından fazlasıyla yaralanmıştır. Şimdi tek dileği hayatta kalan tek oğlunun savaştan sağ salim dönmesidir. Yakarışları karşılık bulur ve Başkan tarafından verilen bir emirle James Ryan’ın ne pahasına olursa olsun bu savaştan sağ çıkması sağlanacaktır. Normandiya çıkarmasının yapıldığı gün, sekiz kişilik bir asker birliği farklı bir göreve, Ryan’ı kurtarma görevine atanır. Ancak yüzbaşı John Miller tarafından yönetilen bu birim, can pazarının yaşandığı bu zorlu ortamda hakikatli bir yaşam mücadelesine atılacak; tek bir adamı kurtarmak için sekiz kişinin hayatının tehlikeye atılmasının meşruluğunu sorgulayacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 2. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından Desmond T. Doss da birçok Amerikalı gibi orduya katılmaya gönüllü olur. Ancak dindar bir Hristiyan ve bir pasifist olan Doss, savaşta insan öldürmeyi ve herhangi bir şekilde silah kullanmayı reddetmektedir, onun yerine savaş alanında yaralıları kurtararak hizmet etmek istemektedir. Bu tavrı hem komutanları hem de asker arkadaşları arasında ilk başta çok sert tepkiyle karşılanır, askeri mahkemeye bile çıkar. Ancak Doss, son derece sert bir eğitimden geçip kendi hayatı pahasına silahsız bir şekilde savaş alanına gitmeyi çoktan göze almıştır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.



0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir