
Crystal Shepherd-Cross
Self - Narrator (voice)

France, 1974. The erotic film Emmanuelle, directed by Just Jaeckin, breaks all records for cinema attendance: the story of the creation of a sensual epic that marked a turning point in the struggle for sexual emancipation.

Crystal Shepherd-Cross
Self - Narrator (voice)

Sylvia Kristel
Self

Just Jaeckin
Self

Yves Rousset-Rouard
Self

Ovidie
Self
Christine Bard
Self
Marc Godin
Self
Pénélope Blanckaert
Self
Sylvia Charvillat
Self
Richard Suzuki
Self

Marika Green
Self

Robert Merle
Self

Robert Fraisse
Self
Vanessa Bruno
Self
Delphine Cauly
Herself - illustrator

Sinema tarihinde açık hava sinemasında gösterilen ilk film. 49 saniyelik bu filmde La Ciotat'taki bir tren istasyonunun peronunda bir grup insan tren bekliyor. Uzaktan bir trenin geldiği görülüyor ve sonunda peronda duruyor. Vagonların kapıları açılıyor ve görevliler yolcuların inip binmelerine yardımcı oluyor. Bir efsaneye göre, bu film ilk gösterildiğinde, ilk izleyiciler yaklaşan trenin altında kalmaktan korkarak ’Tren bizi ezecek!’ diyerek kendilerini gösterimin yapıldığı kafeden dışarı atmışlar.

Exuberant, eye-opening movie that serves up a dazzling hundred-year history of the role of gay men and lesbians have had on the silver screen. Film contains fabulous footage from 120 films showing the changing face of cinema sexuality, from cruel stereotypes to covert love to the activist triumphs of the 1990s.

The history of cinematic sound, told by legendary sound designers and visionary filmmakers.

In 1972, a seemingly typical shoestring budget pornographic film was made in a Florida hotel: "Deep Throat," starring Linda Lovelace. This film would surpass the wildest expectation of everyone involved to become one of the most successful independent films of all time. It caught the public imagination which met the spirit of the times, even as the self-appointed guardians of public morality struggled to suppress it, and created, for a brief moment, a possible future where sexuality in film had a bold artistic potential. This film covers the story of the making of this controversial film, its stunning success, its hysterical opposition along with its dark side of mob influence and allegations of the on set mistreatment of the film's star.

In 1974, Chilean-French director Alejandro Jodorowsky embarked on the quixotic project of adapting Frank Herbert's influential novel Dune (1969) for the big screen. After investing two years, and millions of dollars, the gigantic project ended in failure; but the artists Jodorowsky brought together to carry it out continued to work together, and ended up laying the foundations for modern science fiction cinema.

Yeni Roman hareketinin ve savaş sonrası sinemanın önemli isimlerinden olan seksen yaşındaki Agnes Varda, sık sık işlerinde kendisini kameranın önüne koymuştur. Ama bunların sonuncusu, özgeçmiş niteliğinde bir deneme, yönetmenin bir sahilde geri geri yürüdüğü sahneyle açılan "bir çiçek dürbünü, bir kolaj, bir fantezi" adeta. Sahildeyiz, çünkü biri gelip onu açsa içindeki sahillerin ortaya çıkacağını söylüyor. Yönetmen dostu Chris Marker’ın da elle çizilmiş bir kedi cismine bürünerek anlattığı Agnes’in Plajları, Varda’nın fotoğraflar, eski çekimler, film sahneleri ve günümüzde çekilen sekanslardan örülü yaşamına ve hafızasına dair derin, çekici ve dokunaklı ifadelerden oluşuyor.

"Kadınlar kadar erkekler de aile içi şiddete maruz kalırken, intihar edenlerin, hükümlülerin, bağımlıların ve evsizlerin ezici çoğunluğunu erkekler oluştururken, savaşlarda ve iş kazalarında neredeyse tamamen erkekler can verirken eşitliğe neden sadece kadının gözüyle bakılmaktadır?" Bu soruya ve çok daha fazlasına cevap arayan 'The Red Pill' cinsiyet çatışmasının dünü, bugünü ve yarınına ışık tutan, ancak alışılmışın aksine, bu kez erkek açısından eşitsizliğe dikkat çeken bir belgesel.

In 1977, a book of photographs captured an awakening - women shedding the cultural restrictions of their childhoods and embracing their full humanity. This documentary revisits those photos, those women and those times and takes aim at our culture today that alarmingly shows the need for continued change.

A hilarious introduction, using as examples some of the best films ever made, to some of Slovenian philosopher and psychoanalyst Slavoj Žižek's most exciting ideas on personal subjectivity, fantasy and reality, desire and sexuality.

Kirby Dick's provocative documentary investigates the secretive and inconsistent process by which the Motion Picture Association of America (MPAA) rates films, revealing the organization's underhanded efforts to control culture. Dick questions whether certain studios get preferential treatment and exposes the discrepancies in how the MPAA views sex and violence.

As a visually radical memoir, CAMERAPERSON draws on the remarkable footage that filmmaker Kirsten Johnson has shot and reframes it in ways that illuminate moments and situations that have personally affected her. What emerges is an elegant meditation on the relationship between truth and the camera frame, as Johnson transforms scenes that have been presented on Festival screens as one kind of truth into another kind of story—one about personal journey, craft, and direct human connection.

The evolution of adult cinema through the most influential films in history, a journey that begins in the 1970s and ends nowadays. An in-depth analysis of the success of the most prestigious erotic films, their impact on industry and society, and their influence on cinema and contemporary culture.

A documentary on the expletive's origin, why it offends some people so deeply, and what can be gained from its use.

“Kuantum fiziği gibi bir durum bu: İnsanlar filmi izlerken film değişmeye başlıyor.”(Yönetmen) Bir çok kült filmin radikal yorumları vardır ama hiç birisi bu konuda Stanley Kubrick’in filmi Cinnet’inin (1980) eline su dökemez herhalde. 237 No’lu Oda, Kubrick’in belki de en çok tartışılan filminin altında yatan gizli anlamları, tuhaf sembolleri ve şifreleri çözdüğünü iddia eden bir grup (belki biraz kaçık ve fazlasıyla meraklı) sinefille tanıştırıyor bizi. Cinnet’i baştan sona didik didik eden, onu hiç akla gelmeyecek biçimlerde yeniden düşünmeye sevk eden 237 No’lu Oda bizi hem ikna edici, hem de kışkırtıcı ve tuhaf teorilerle başbaşa bırakıyor. Rodney Ascher, Cinnet’ten aldığı parçalarla bu teorileri ustaca bir araya getirirken bir yandan da günümüzün sinefil kültürünün muhteşem bir portresini çiziyor. 237 No’lu Oda hiç abartısız senenin en keyifli, en kült olmayı hakeden seyirliklerinden birisi.

Canterbury'e giden bir grup keşiş, yolda vakit öldürmek için birbirlerine öyküler anlatmaya başlarlar. Fakat bütün bu öykülerin ortak bir yanı vardır: hepsi de son derece açık saçık öykülerdir. Bu noktadan itibaren sırayla anlatılan öyküleri dinlemeye ve izlemeye başlarız. Açık saçık olmalarının yanında aslında hepsi de, kilise ve papazların yaşam tarzlarına yöneltilen bir eleştiri ve insan doğasında bulunan zaafların mizahi bir yoldan ele alınmasını içermektedir.

Tek kişilik ordular, romantik tanışmalar, saatli bombalar... Yıldızlar ve sektörün içinden isimler bu sinema klişelerini ve daha fazlasını masaya yatırıyor.

Paranoyak imparator Tiberius'un ölümünden sonra, varisi Caligula iktidarı ele geçirir ve imparatorluğu kanlı bir delilik ve ahlaksızlık sarmalına sürükler.

Acı ve Zafer, yönetmen Salvador Mallo’nın geçmişten bugüne yaptığı seçimleri ve yaşamında iz bırakan olayları konu ediyor. Filmde, Mallo’nun çocukluğunu yaşadığı 60’lı yıllara, doğup çocukluğunu geçirdiği yerden ayrılıp ailesi ile birlikte Valencia’da bir köye göç etmesine, refah arayışına, 80’lerin Madrid’inde kalbinin hızla çarpmasına neden olan ilk aşkına, terapi aracı olan yazı ve sinema ile tanışmasına, kendisini tanımasına yol açan olaylara değiniliyor.

Dudağının Altında filmi tutkunun, aşkın, şehvetin, yalanın dolanın bir arada olduğu lezbiyen aşk filmidir. Moda editörlüğü yapan işinde ki başarıyı özel hayatına da taşıyarak nişanlılık mertebesinde yaşamını devam ettirirken bir şıp diye karşısına çıkan Dallas isimli gizemli bir kadınla tanıştıktan sonra birbirlerine deliler gibi bağlanan aşıkların filmidir.

1956 yılının yazında, 23 yaşında genç bir delikanlı olan Colin Clark, Oxford'da okuduğu bölümü terk ederek, sinema sektörüne girer ve kendisini o sırada çekimlerine başlanan “The Prince and the Showgirl” adlı filmin setinde, en alt kademedeki asistanlardan biri olarak bulur. Sir Laurence Olivier, efsanevi yıldız Marilyn Monroe ve o dönem yeni evlendiği kocası, İngiliz tiyatro oyun yazarı Aurthur Miller'ı merkezine alan film, asistan Colin'in gözünden Monroe'nun İngiltere'de geçen bir haftasını anlatıyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir