
Ian Hendry
Tom Llewellyn


Ian Hendry
Tom Llewellyn

Alan Badel
David Neville

Barbara Ferris
Susan Eliot

Alfred Burke
Colin Webster
Sheila Allen
Diana Looran

Ralph Michael
Minister of Defense

Patrick Wymark
Commander

Martin Miller
Prof. Gruber

Harold Goldblatt
Harib
Patrick White
Mr. Davidson
Andre Mikhelson
Russian Official

Bessie Love
Mrs. Robbin
Clive Powell
Paul
Yoke-Moon Lee
Mi Ling
Roberta Rex
Nina

Dr. Henry L. Jekyll (Fredric March ) Victoria devri Londra 'sının saygın ve sevilen doktorlarından biridir. Üst tabakadan varlıklı ve ince zevkleri de olan bir adamdır, zaten filmin başında onu malikhanesinde org çalarken görürüz, bu pahalı ve hacimli müzik aletinin evlerde bulunması pek alışılmış bir şey değildir. Mesleğine ve hastalarına son derece bağlıdır. Sosyetik davetleri kaçırmak uğruna yoksul ve yardıma muhtaç hastalarına vakit ayırmayı tercih edecek kadar da insancıldır. Aynı zamanda bir bilim adamı olan Dr. Jekyll'e üniversitede bir konferansı olduğu uşağı Poole (Edgar Norton) tarafından hatırlatılır.

Bir çocuğun gizemli hastalığı. Çaresiz bir anne. Terk edilmiş bir kasaba. Genç bir anne olan Rose kızı Sharon'ın gizemli hastalığına çare bulmak istemektedir. Psikiyatrik tedaviyi reddeden Rose kızıyla birlikte, kızının rüyasında sürekli olarak tekrarladığı kasabaya, SILENT HILL'e doğru yola çıkar. Kocası Christopher'ın karşı çıkmasına rağmen Rose, kızının gizemli hastalığının tedavisinin bu gizemli kasabada olduğuna inanmaktadır. Anne kız kasabaya yaklaşırlarken karşılarına bir gölge çıkar ve Rose arabanın kontrolünü kaybeder. Kendine geldiğinde Sharon arabada yoktur. Rose kızını çaresiz bir biçimde ararken karşısına bir polis çıkar ve onunla birlikte kızını bulmak için Silent Hill'e gider. Rose Silent Hill'in çıkan büyük bir yangından sonra terkedilmiş olduğunu keşfeder. Kasabanın her yanı sisle kaplıdır ve birden Rose'un etrafını gölgeler sarmaya başlar. Rose bu gizemli kasabada kızını ararken kızının kaybolmasının aslında çok büyük şeytani bir planın parçası olduğunu keşfeder.

Marion Crane’e patronuyla iş yapan zengin bir adam 40 bin dolar emanet eder ve Marion parayı bankaya yatırmak yerine yanına alıp şehirden ayrılır. Bir polis Marion’un şüpheli davranışları üzerine peşine takılır. Ancak Marion’un peşine takılan sadece polis değildir. Sevgilisi ile buluşmayı planlayan Marion şiddetli yağmur yüzünden geceyi bir otelde geçirmeye karar verir. Otelden içeri girer girmez garip şeyler olduğunun farkına varan Marion uyumadan önce otel sahibi Norman Bates ile biraz sohbet eder. Norman’ın kişiliğinde sorunlar olduğunu, annesine ve kuşlara karşı bir takıntısı olduğunu öğrenen Marion, sohbeti kısa kesip odasına giderek duş almaya karar verir ve olaylar gelişir.

Ormanda devriye gezen polisler tarafından, öldürülmüş bir adamın cesedi bulunur. Adamın karısı da tecavüze uğramıştır. Olaya tanıklık eden üç kişi vardır: Bir gezgin, oduncu ve bir haydut. İzleyici olarak mahkeme bizizdir ve tanıkların hikayelerini dinleriz. Tecavüze uğramış kadın da dahil, hepsinin anlattığı hikayeler birbirinden farklıdır. Öldürülen adamın da olaya tanıklığını izlediğimiz filmde çözülmesi zor bir bulmacayla karşı karşıyayızdır: İçlerinden birileri yalan söylemektedir ancak kim ve neden? Film, 20. yy.'ın başlarında yaşamış yazar Ryunosuke Akutagawa'nın Ormanın Sıklığı isimli kitabının uyarlaması. Ancak, toplam süresi 60 dakikayı pek geçmeyine yazarın diğer kitabı Rashômon'dan alınan kestilerin eklenmesiyle film son halini almış. Japon sinemasının ustalarından Kurosawa'nın bu filmi pek ödüllendirilmemişse de oldukça başarılı. Rashômon insan psikolojisi üzerinde duran ve yalanın sınırlarını zorlayan bir Japon draması.

Bir matematik dehası olan Max, sorunlu bir kişiliğe sahiptir ve insan hayatının belki de en önemli buluşuna ulaşmak üzeredir. Son on yıl boyunca sayısal olarak tabiatın bir kodlanma sistemine sahip olduğunu keşfetmiş fakat bunu çözmeyi başaramamıştır. Her şey ama her şey onu bir tek sonuca götürmektedir. Ulaştığı sonuç onu daha büyük kaoslara bunun da ötesinde problemin merkezi olarak kendine yöneltmektedir. Bulduğu sır için belki de insanlar birbirlerini bile öldüreceklerdir. Bunu herkesten saklamalıdır. Max zincirin ilk halkası olan kodu kırmayı deneyerek bu riski yok etmeye karar verir.

Amy Pond and Rory Williams are trapped on a crashing space liner, and the only way the Eleventh Doctor can rescue them is to save the soul of a lonely old miser. But is Kazran Sardick, the richest man in Sardicktown, beyond redemption? And what is lurking in the fogs of Christmas Eve?

Yüzü bandajlarla kaplı, siyah gözlükler takmış gizemli bir adam, İngiltere'nin küçük bir köyündeki bir hana yerleşir. Aslında bu kişi görünmez olmanın formülünü bulmuş ve kendi üzerinde denemiş bir bilim insanıdır. Ancak o artık Görünmez Adam'dır zira ilacın etkisi geri çevrilememektedir. Esrarlı adam kaldığı han odasında gizlice deneyler yaparak bir çözüm arar. Ne var ki onu görünmez yapan ilaç aynı zamanda kurbanını yavaş yavaş delirtmektedir de. Bu durum Görünmez Adam'a korkunç suçlar işletecektir.

İngiltere'de küçük bir kasaba olan Midwich'de gün ortasında herkesin aniden uykuya dalıp sonra uyandığı tuhaf bir olay yaşanır. Bir süre sonra kasabada uygun yaştaki genç kadınların hepsi birden hamile kalır ve aynı günde, aynı saatte birbirine tıpatıp benzeyen çocuklar doğurur. Tedirgin edici sabit bakışları ve esrarlı tavırları olan bu sarışın çocukların fiziksel görünüşü, sadece bir kaç yılda neredeyse on yaşına gelir. Babalardan biri olan George Sanders olayı araştırdıkça daha da dehşete düşecektir.

Winston Smith, Büyük Birader'in kesintisiz gözetimi altındaki totaliter ve sefil durumdaki Oceania'ya katlanmaktadır. Fakat aşık olma ve özgür düşünme suçunu işleyinde hayatı tehlikeli bir döneme girer. "Aşk bakanlığı"na gönderilen Winston orada kendisinin düşüncelerini kontrol etmek ve ruhunu paramparça etmek için hazır bekleyen serinkanlı ve güvenilmez biri olan O'Brien'ın insafına kalır.

Bir gün kökeni belirsiz tuhaf bir uçan araç, sefil bir şekilde hayatta kalmaya çalışanları ziyaret eder. Aracın pilotu, medeniyeti tekrar kurmak için sıfırdan çalışmalara başlamış bir organizasyondan söz eder ve insanlara umut aşılar. Gerçekten de takip eden on yıllar boyunca insanlık kendine güvenini kazanır ve yer altına yaşadığı yeni şehirler inşa eder. 2035 yılına gelindiğinde insanlık doğal evriminde bir basamak daha atlamak üzeredir: Ay'a ilk insan yollanacaktır. Ancak gereğinden fazla bilimsel ilerlemenin tekrar insanlığa felaket getireceği inancını taşıyan kalabalık bir grup vardır.

Joseph Losey'nin yönettiği bu kült İngiliz bilim kurgu filmi, Soğuk Savaş paranoyasını ve ahlaki ikilemleri merkezine alır. Film, bir sahil kasabasında, gizli bir hükümet projesi kapsamında radyasyona maruz bırakılarak büyütülen bir grup çocuğun hikayesini anlatır. Motorcu bir çete lideri ve sevgilisi, bu çocuklarla karşılaştıklarında kendilerini tehlikeli bir komplonun içinde bulurlar. Film, gençlik isyanı, otorite ve insanlığın geleceği temalarını cesurca işler.

Film, sıkı kurallara bağlı bir hayat yaşayan başarılı mimar Jonathan’ın hikayesini anlatıyor. Jonathan’ın ikiz kardeşi John ise tüm gün uyumakta ve geceleri sosyalleşmektedir. Jonathan, kardeşi John’un Elena adında gizli bir kız arkadaşı olduğunu öğrendiğinde ondan ilişkisini bitirmesini ister ve hem meraktan hem de kıskançlıktan kendisi Elena ile bir ilişkiye başlar. John bu ilişkiden haberdar olduğunda, Doktor Mina Nariman’dan yardım istemesi için kardeşini ikna eder.

Frankenstein's unscrupulous colleague, Dr. Bohmer, plans to transplant Ygor's brain so he can rule the world using the monster's body, but the plan goes sour when he turns malevolent and goes on a rampage.

Joe Gillis (William Holden) genç bir senaristtir. Film, Gills’in bir havuzda kanlar içinde yatarken görüntüsü ile başlar ve daha sonra altı ay öncesine gideriz. Senaryolarını satamayan ve parasız kalan Joe’nun başı eski borçlarıyla derttedir. Alacaklılardan kaçar ve Sunset Bulvarı’ndaki bir eve sığınarak saklanır. Buradaki ev sahibi ise, sessiz filmler döneminde ün yapmış aktrislerden Norma Desmond’dır (Gloria Swanson). Eski ününü hemen geri kazanabileceğini düşünen Norma, kendi yazdığı bir senaryoyla sinema dünyasına dönmeyi amaçlamaktadır. Joe kendisine senaryo yazımı konusunda yardım edebileceğini söyler ve böylelikle Norma onun bu evde yaşamasına izin verir.

Paris’in gettolarında hararetli saatler yaşanmaktadır. Grup halinde dolaşan yerel gençlerle, çevreyi kuşatan polisler arasında nefret dolu bakışlardan oluşan bir gerilim vardır. Mahallenin gençlerinden Abdel, polis soruşturması sırasında dövüldüğü için hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır. Arkadaşı Vinz ise, Abdel’in ölmesi durumunda bir polis vurmaya ant içer.

Guido Anselmi son filminin hazırlıkları ile uğraşan bir yönetmendir. Herkes onun eski işlerine bakmakta ve ondan büyük bir iş beklemektedir. Çevresindekilerden bir huzur bulamayan Guido yeni filmi için parlak bir fikir de bulamamaktadır. Tüm bunlar yetmezmiş gibi hayatındaki kadınlar da ona rahat vermez. Guido giderek boğulduğunu hissetmektedir.

Tecavüzle suçlanan bir zenciyi savunan güneyli bir avukatın çevresindekilerin tepkilerine rağmen asılsız bir iddia ile suçlanan genci savunma hikayesini anlatıyor.

Karnavallarda gösteri yapan ikinci sınıf vücutçu Zampano, tuhaf bir köylü kızı olan Gelsomina’yı, fakirlikten çaresiz annesinden “satın alır” ve ikisi birlikte yola koyulurlar. Merhametsiz ve suskun Zampano, (Fellini’nin karısı Giulietta Masina’nın; Buster Keaton, Charlie Chaplin ve Marcel Marceau’nunkilerle karşılaştırılmış garip bir pandomimci uslûbuyla canlandırdığı) masum ve çocuksu Gelsomina’ya, zincir kırma numarası sırasında şapkayı dolaştırmasını, davul çalmasını ve biraz soytarılık etmesini öğretir. Kızı baştan çıkarır, ona köle muamelesi eder ve kaçmaya çalıştığında da döver. Bir taşra sirkine katıldıklarında, Gelsomina nükteci ip cambazı, soytarı Matto’yla tanışır. Zampano ona amansızca sataşan Matto’dan nefret eder. Bir seferinde tahrik üzerine bıçağını çekince tutuklanıp bir geceliğine hapse atılır. Gelsomina, Zampano’yu terk etmek ister ama Matto kızı onunla kalması için ikna eder...

1962 yılında hem Cannes hem de Venedik Film Festivallerinden ödülle dönen, aynı yıl George Meliee ödülünün de sahibi olan Beşten Yediye Cleo, Vardanın yönetmenlik adına ilk başarısı. Kanser olduğu gerçeğiyle yüzleşen genç ve güzel bir Fransız pop şarkıcısı Cleonun öyküsü. Kendince geri dönüşleriyle hayatını irdelediği doksan dakikayı Cleoyla birlikte yaşıyoruz. Aynı zamanda Cleonun hayata dair sorularıyla da karşı karşıya kalıyoruz: Böyle bir zamanda ne yapılabilir?, Nasıl yapılır? Cleo, bu soruların cevaplarını ve kişisel ilişkilerini sorguluyor. Bu soruların cevaplarını hem bugünde, yaşadığı hayatta hem de yeni tanıdığı insanlarda arıyor. Kanser psikozunun, korkusunun çevrelediği filmde zaman ilerledikçe değişik insan yüzlerinin geçtiği Paris sokaklarına, içeriğini kaybetmiş hareketsiz ve durgun bir zamana dönüyoruz...

Air Force Colonel Kenneth Penmark and his wife, Christine, adore their daughter Rhoda, despite her secret tendency for selfishness. Christine keeps her knowledge of her daughter's darker side to herself, but when a schoolmate of Rhoda's dies mysteriously, her self-deception unravels.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir