
Edmond O'Brien
Winston Smith of the Outer Party

Winston Smith, Büyük Birader'in kesintisiz gözetimi altındaki totaliter ve sefil durumdaki Oceania'ya katlanmaktadır. Fakat aşık olma ve özgür düşünme suçunu işleyinde hayatı tehlikeli bir döneme girer. "Aşk bakanlığı"na gönderilen Winston orada kendisinin düşüncelerini kontrol etmek ve ruhunu paramparça etmek için hazır bekleyen serinkanlı ve güvenilmez biri olan O'Brien'ın insafına kalır.

Edmond O'Brien
Winston Smith of the Outer Party

Jan Sterling
Julia of the Outer Party

Michael Redgrave
O'Connor of the Inner Party

David Kossoff
Charrington the Junk Shop Owner

Mervyn Johns
Jones

Donald Pleasence
R. Parsons
Carol Wolveridge
Selina Parsons

Ernest Clark
Outer Party Announcer

Patrick Allen
Inner Party Official

Ronan O'Casey
Rutherford
Bartlett Mullins
Syme

Michael Ripper
Outer Party Orator

Ewen Solon
Outer Party Orator

Kenneth Griffith
Prisoner

Walter Gotell
Guard (uncredited)

Filmde iki role sahip olan Julie Christie hem Oskar Werner’in kuralcı ve zevk peşinde koşan eşi Linda’yı hem de kitap koleksiyoncusu metresi Clarisse’i oynuyor. Montag devlet tarafından kitapları yakmak üzere görevlendirilmiş bir itfaiye eridir. Kitap okumaya cesaret eden devrimci öğretmen Clarisse ile tanışınca kendisini kaçak avının içinde bulur. Montag, sadece iki kadın arasında değil, kişisel güvenliği ve fikir mülkiyeti arasında da seçim yapmak zorundadır.

Amerikalı yazar Lois Lowry'nin romanından beyazperdeye uyarlanan film, ütopik bir dünya düzeninde geçiyor ve bu dünyada insanların zihinlerinde bulunan geçmişe dair anılar ve bilgiler tamamen siliniyor. Dolayısıyla artık insanların hafızalarında ne suç, ne yoksulluk ne de hastalıklar kalır. Bu geçmişi ayrıntılarıyla bilen tek kişi ise 'The Giver' isimli yaşlı bir adamdır. 12 yaşındaki Jonas, yaşlı adamın yanında çalışmaya başlayınca insanlığın hafızalarından silinen geçmişini öğrenmeye başlar. Zamanla bu sırların acımasızlığıyla yüzleşen Jonas'ın hayatı tam bir kaosa dönüşecektir...

İnsanlık 25. yüzyılda mekanikleşmenin son safhasına ulaşmıştır. Yeraltında ultra hijyenik ortamlarda yaşayan insanların artık bir ismi ya da kimliği yoktur. Yalnızca kodlarla tanımlanan bu dünyada insanlar özel bir ilaçla duygulardan arındırılmıştır. Amaç cinselliği yok ederek nüfusu belli bir sayıda tutabilmektir. THX 1138 bu kapalı toplumda yaşayan sıradan bir işçidir. Evini LUH 3417 isimli bir kadın arkadaşıyla birlikte paylaşmaktadır. Ancak aralarında herhangi bir duygusal bağ yoktur, hergün aldıkları ilaçlar bunu engellemektedir. LUH ilacı almayı reddeder ve THX ona katılır. Değişim başlamıştır.

İlk filmdeki olayların üzerinden 30 yıldan daha uzun bir zaman geçmişken, Los Angeles Polis Departmanı'nda görev yapan Memur K, insanlığı büyük kargaşaya sürükleyecek ve hatta sonunu bile getirebilecek bir sırrı ortaya çıkarmıştır. Büyük bir felaketi önleyebilmek için Rick Deckard'ı bulup ondan bazı soruların yanıtlarını alması şarttır.

Henüz 22 yaşında olan Nana, aktris olma hayalleriyle evliliğini ve çocuğunu bırakır. Fakat güzel Nana için işler hiç de yolunda gitmez. Bu başladığı yeni hayatında kendini bir anda sokaklarda fahişelik yaparken bulur. Sonuç ise kamera hareketleri, kurgusu, ses ve müzik kullanımı, diyalogları ile Godard'ın eteğinde ne varsa döktüğü şiirsel bir başyapıt. Bir düş(üş)ün hikayesi...


Dünya'nın kuraklık ve kıtlıkla yok oluşun eşiğine geldiği bir gelecekte, insanlığın hayatta kalabilmesi için yeni bir yuva bulması şarttır. Keşfedilen gizemli bir solucan deliği, bir grup astronot ve bilim insanına insanlık tarihinin en önemli görevini üstlenme fırsatı verir. Eski bir NASA pilotu olan Cooper, ailesini geride bırakarak yıldızlararası bir yolculuğa çıkar ve bilinmeyen galaksilerde insanlığın kurtuluşunu arar.

Victoria dönemi İngilteresi'nde yaşayan John Merrick, ender görülen bir hastalık yüzünden ileri derecede deforme bir bedene ve yüze sahiptir. Gezici bir kumpanyada Fil Adam takma adıyla sergilenmekte ve kafes hayvanı muamelesi gördüğü çok zor bir hayat geçirmektedir. Dr. Frederick Treves adında genç bir cerrahın onu içine hapsolduğu korkunç hayattan kurtarmasıyla hiç alışık olmadığı güzel bir dünyaya adım atar. Ancak acı ve korku dolu geçmişi Merrick'i bu yeni dünyada da takip edecektir.

Birbirlerinden farklı ama ortak olarak hayattan beklentileri olmayan karakterle dolu koca bir sınıf öğrencinin arasında idealist duygularla öğretmenlik yapmaya yeni başlayan Erin'in işi, sandığından da zordur. Farklı ırk ve toplum katmanlarından gelen öğrenciler için okul, sadece yaşları gereği orada bulunmaya katlanmaları gereken bir yerdir.Erin, kendince yöntemlerle onlara yakınlaşmaya çalışsa da bu niyeti daha da büyük tepkilere yol açar. Çünkü öğrenciler, hayatta yüzleştikleri ırksal ve toplumsal acı gerçekleri farkına vararak öğretmenlerinin saf idealizmi bırakmasını isterler. Zaman içinde onlarla iletişim kurmayı başaran Erin, herbiri birbirinden farklı hikayesi olan bu gençleri, kendi hikayelerini yazmaları ve bunu da birbirleri ile paylaşmaları konusunda cesaretlendirir. Basit bir günlük işlevi görmenin ötesine geçen bu yazılar, öğrencilerin hayata tutunmalarını sağlayan bir araca dönüşecektir.

Boksör Jakc la mottanın kendi ağzından anlattığı şampiyonluklardan bar komedyenliğine uzanan hırslı hayat hikayesi.Usta yönetmen Martin Scorsese'nin yönettiği bu film protesto amacıyla siyah-beyaz çekilmiştir,aynı zamanda sinema eleştirmenleri ve yönetmenleri tarafından tüm zamanların en iyi filmleri içinde ilk 10 sıradadır.

Gilbert, obez annesi ve otistik kardeşi arasında sıkışmış; kendine ait hiçbir şeyi olmayan sıkıcı bir yaşam sürmektedir. Yaşamının sıkıcılığı çoğu zaman gözüne batmaz çünkü yaşadığı kasabada hayat, bütün olağandışılıklardan uzak bir tekdüzelikte gitmektedir. Hayatındaki tek aksiyon, otistik kardeşi Arnie'nin ortalığı karıştırmasıdır. Bir gün Gilbert, anneannesi ile birlikte kasabadan geçen Becky ile tanışır ve hayatındaki bütün dengeler bir anda altüst olur. Gilbert, âşık olur fakat aşkını doyasıya yaşamasına mani olan sorumlulukları, mutluluğa ulaşmak için önünde bir engel olarak durmaktadır.

Evelyn Couch evliliğinde sorunlar yaşamaktadır ve kimse onu ciddiye almamaktadır. Bir bakımevindeki akrabalarını ziyaret ederken sempatik yaşlı Ninny Threadgoode ile tanışır. Threadgoode ona 1920'lerin Alabama'sındaki genç bir kadın olan Idgie Threadgoode' nin hikayesini anlatır. Idgie'nin ilham verici hayatı sayesinde, Evelyn daha olumlu olmayı öğrenir ve Ninny ile uzun süreli bir arkadaşlık kurar.

Julian Schnabel’e Cannes Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren “Dalgıç ve Kelebek”, gerçek bir yaşam hikâyesinden yola çıkarak yazılan bir kitaptan uyarlandı. Geçirdiği beyin kanaması nedeniyle 43 yaşında sol gözünün görme yetisi hariç bütün bedensel fonksiyonlarını yitiren Jean-Dominique Bauby hayatı zihninde yaşamaya başlar ve dış dünyayla bağını sol gözü aracılığıyla kurar.

İki erkek ve bir kadın arasındaki üç kişilik aşkın sinema tarihindeki en güzel anlatımlarından biri olan Jules ve Jim, sadece aşk değil, dostluk üzerine de sözleri olan bir film. Yakın arkadaş olan Jules ve Jim’in hayatları, Catherine ile tanışınca bambaşka bir yöne doğru savrulur. Her ikisi de aynı kadına aşık olsa da Catherine, ilk başlarda sadece Jules’a ilgi duyar. Bildik kadın kimliğinin çok dışında bir karaktere sahip olan Catherine için hayat, alışıldık sınırların çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. İlk zamanlardan beri Jim’in ilgisinin de farkında olan Catherine, yıllar sonra onunla da bir yakınlaşma içine girer. Catherine’i terketmeyi düşünmeyen Jules’un da varlığıyla bu unutulmaz üçlü, birlikte yaşamaya başlarlar.

Bir grup üniversite öğencisi yaz aylarında Mao'nun politik ve kültürel devrimi üzerine çalışmaya başlarlar. Kendilerinin ve Fransa'nın durduğu noktayı tahlil etmek için yapılan bu araştırmada, sanat, kültür, kadının toplumdaki yeri sorgulanmaya başlanır. Grubun geldiği nokta, şiddetin kullanıldığı bir devrim projesidir.

İflasın eşiğine gelen George Bailey (James Stewart) bir Noel gecesinde kendini nehre atarak intihar etmek üzeredir. Doğduğundan bu yana aynı küçük kasabada yaşayan Bailey kendisini buraya ve insanlarına adamış, hoşgörülü, güvenilir ve yardımsever bir insandır. Büyük bunalım'ı hasarsız atlatmış,babasından devraldığı konut ve finans şirketi aracılığı ile kasabalıların neredeyse tamamını konut sahibi yapmıştır. Bu arada para kazanmayı, mimar olma fırsatını,dünyayı gezmeyi, kısaca tüm hayallerini ertelemek zorunda kalmıştır. Kasabaya yaptığı bunca iyilik kötü yürekli banker Henry F. Potter (Lionel Barrymore)'ın çıkarları ile çakışır. Potter, Bailey'in sürekli peşindedir artık.Birgün aradığı fırsat çıkar ve Finans şirketine ait önemli bir miktarda para Bailey'in alkolik ve yaşlı amcası Billy Bailey (Thomas Mitchell)'in dalgınlığı sonucunda Potter'ın eline geçer. Banka müfettişlerinin yaptığı bir denetlemeden sonra şirketin açığı ortaya çıkar. Bu iflas ve tutuklanma anlamına gelmektedir...

John Fante‘nin aynı adlı romanından uyarlanan Aşk’a Sor (Ask The Dust), 1930’ların Los Angeles’ında yolları kesişen güzel bir kadın ile karizmatik bir adamın hayallerini gerçekleştirme mücadelelerini anlatıyor. Tutku ve hırslarına yenik düşen bu çift, bir yandan ateşli bir aşk yaşarken, bir yandan da hayalleri uğruna zorlu seçimler yapmak zorunda kalır..

Kendine çok güvenen, başarılı avukat Martin Vail, bir psikoposun öldürüldüğü cinayet davasında yargılanan ve cinayet bölgesinden kaçarken yakalanan Aaron'u savunmaya karar verir. Medyanın da ilgi odağı bu davadadır. Dava aynı zamanda bir takım yolsuzlukları da ortaya çıkarabilecektir ve davanın savcılığını da Martin'in eski kız arkadaşı yapmaktadır. Martin'in bu davayı kazanması hukuk çevrelerince imkansız gibi görülmektedir. Dava görgü tanıklarının odada üçüncü bir kişi olduğu yönündeki çelişkili ifadelerinden dolayı daha da karmaşık bir hal alır. Hukuk sistemini sorgulayan "adalet," "suçlu" ve "masum" kavramlarının gerçekliğini araştıran Edward Norton'a bu filmdeki performansından dolayı birçok filmin kapısını açacak olan "İlk Korku" sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir.

Armageddon ve Pearl Harbour filmlerinin yönetmeni Michael Bay bu sefer de karşımıza bir distopya filmiyle çıkıyor. 21. yüzyılda ütopik bir toplum... Filmin kahramanı Lincoln ve toplumun diğer üyelerinin tek amacı büyük çekilişi kazanıp, "ada"ya gitmektir. Bu umutla hayatına devam eden genç adam günün birinde olan biten her şeyin bir düzmece olduğunu öğrenir. Lincoln ve diğerleri, aslında dış hayattan soyutlanmış olarak yaşayan klonlardır. Ve yaşatılma amaçları, klonları oldukları insanların yedek parçaları olarak varolmaktır. Günün birinde sağlığı bozulacak olan gerçek sahiplerine organ sağlamaktan başka varoluş amaçları yoktur. Hasat zamanının yaklaştığını ve eninde sonunda sıranın kendisine de geleceğini bilen Lincoln, yaşadığı yerden kaçmaya ve yaratıcılarıyla yüzleşmeye karar verir.

Kendi çalışanlarının bile bilmediği bazı tehlikeli, gizli projeler yürüten bir şirketin bir yeraltı tesisinde T-virüsü adındaki bir enfeksiyon serbest kalır. Bunun üzerine, tesisin tüm kontrolünü elinde tutan Kızıl Kraliçe adındaki süper bilgisayar, virüsün yayılmasını engellemek için çalışanların ölümü pahasına tesisin tüm giriş ve çıkışlarını kapatır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir