
Leslie Howard
Captain Fred Allison

While waiting out World War I in a German POW camp, Captain Fred Allison discovers that his oldest and dearest friend Digby has also been captured and put into the same camp with him. Fred longs for news of his wife, Monica, but Digby speaks little of her. Digby knows a secret about Monica, a secret he must keep from his friend, and it wears at his conscience so much that he attempts a reckless escape.

Leslie Howard
Captain Fred Allison

Douglas Fairbanks Jr.
Lieutenant Fred Digby

Paul Lukas
Colonel Carl Ehrlich

Margaret Lindsay
Monica Allison

Robert Barrat
The Commandant

Arthur Hohl
Cocky

John Bleifer
Strogin
William LeMaire
Tex Martin

J. Carrol Naish
Cpl. Guarand

Philip Faversham
Lieutenant Haversham

Frank Reicher
Herr Hauptman

Joyce Coad
Elsa

Bert Sprotte
Sergeant Major

Harry Cording
First Orderly

Halliwell Hobbes
British Major General

1917 Sovyet Devrimi öncesi ve sonrasını yaşayan bir burjuva aydını Dr. Jivago'nun öyküsü. Devrimle birlikte inandığı tüm değerler silinip yerine yeni sistemin gelişi Dr. Yuri Jivago'nun hayatını alt üst eder. Savaşın acımasızlığını yaşayan Dr. bir yandan da iki kadın arasında kalır.

Zor Zamanlarda Aşk indir, Nazi Almanya’sın da yaşamak her geçen gün zorlaşmaktadır. Irkçılığın, ötekileştirmenin, acımasızlığın en üst seviyelere ulaştığı bu dönemde hayatta kalmak adeta pamuk ipliğine bağlı. Cani Nazi askerleri tarafından esir edilen bölgedeki binlerce insan. Elbette her asker aynı kötülükte değildir. Siyahi bir kızın askere olan aşkını konu ediniyor. Nasıl olabilir de böyle bir ortamda böylesine kalbi körelmemiş gençler hala var olabilir? Belki de bu sisteme en başından beri karşıdırla

Birbirlerinden sınıfları, geçmişleri, yaş ve meslekleriyle ayrılan üç eski Amerikan askeri ve onların yeniden sivil hayata ayak uydururken karşılaştıkları sorunlar üzerine dokunaklı bir savaş sonrası destan... Bu üç adam, II. Dünya Savaşı sonunda yaşadıkları kente geri dönerler; başarılı bankacı Al, güvenli yaşamına; eskiden bir garson olup savaşta hava kuvvetlerinde yüzbaşılığa yükselmiş Fred, savaş sırasında evlendiği ve pek iyi tanımadığı eşiyle endişe veren kavuşmaya; eskiden öğrenci olup savaşta kollarını kaybeden Homer ise, sevgilisinin sakatlığına vereceği tepki konusundaki şüphelerine. Bunlardan ikisi geri dönüşte başarılı olacaktır: eskiden olduğu gibi yemekli toplantılarda konuşmalar yapan Al genç bir çiftçiye teminatsız kredi vermeye çekinmez; Homer’in sevgilisi onu hayal kırıklığına uğratmaz; kimsenin kabul etmediği Fred ise toplumun dışında kalacaktır, hayatının en güzel yıllarını geride bırakmıştır...

Film, bize sıradışı bir adamın hayatını ve aşklarının hikayesini samimi bir şekilde anlatıyor. Öncelikle tam bir eski kafalılık örneği olan, aşırı kilolu general Clive Wyne-Candy ile tanışıyoruz. 40 yıl geriye gittiğimizde ise tamamen farklı bir adam, genç ve yakışıklı subay "Sugar" Candy'i görüyoruz... Hayatına girmiş üç kadınla olan ilişkilerini ve bir Alman subayı ile ömür boyu arkadaşlığını izlerken, Candy'nin hayatındaki izleri görüp onun ordu onuru anlayışını modern çağın "genel harp" mefhumuna adapte etmesinin ne kadar zor olduğunu anlıyoruz...

A German soldier home on leave falls in love with a girl, then returns to World War II.

Altı Oscar kazanan BAYAN MİNİVER, savaşın başlarında ABDnin Avrupaya müdahale etmesi doğrultusundaki kamuoyu desteğini oluşturan ve devam etmesini sağlayan bir İkinci Dünya Savaşı propaganda filmiydi. İngiliz orta sınıf ailesi Miniverlar, savaşın ilk aylarını Belham kasabasında geçirirler. Miniverların oğlu Vin, bir yandan bombalardan isabet almamaya çalışırken, bir yandan da Leydi Beldonın zarif torunu Carola kur yapar. İstasyon şefi Bay Ballard yetiştirdiği güle Bayan Miniverın adı verilir ve gururlu yaşlı Leydi Beldonın gülüne rakip olarak yarışmaya sokulur. Daha sonra, Vin Kraliyet Hava Kuvvetlerine katılır; Bayan Miniverin iriyarı kocası Clem İngiliz Ordusunun Dunkerqueten dramatik bir biçimde tahliyesine gezinti teknesiyle yardımcı olur; Nazi bombalarının güllerini mahvetmesine göz yummayı reddeden hoş, kibar ama güçlü bir iradeye sahip Bayan Miniver ise, bahçede bulduğu yaralı Alman paraşütçüsünü etkisiz hale getirir

The Austrian Secret Service sends its most seductive agent to spy on the Russians.

Tolkien, Lord of The Rings serisi, The Hobbit, Silmarillion, Hurin'in Çocukları ve daha nice edebiyat dünyasına kazandırdığı önemli eserle tanınan J.R.R. Tolkien’ın hayatını konu ediyor. Film, İngiliz yazar, şair, filolog ve profesör unvanlı akademisyen JRR Tolkien'ın yetim kaldığı çocukluk döneminden itibaren yaşamının ilerleyen dönemine uzanıyor. Tolkien'in arkadaşlık ve aşkı keşfetme hikayesi anlatılırken diğer yandan da I. Dünya Savaşı Dönemi'nde Tolkien'in yaşadıklarına değiniliyor.

2. Dünya Savaşı'nda Polonya'nın Almanlar tarafından işgali üzerine Amerika Birleşik Devletleri'ne kaçmış Leo Gursky , çocukluk yıllarında aşık olduğu, ancak ailesi tarafından yine ABD'ye gönderilmiş Alma'yı hiç unutmamış, başka hiçbir kadını sevmeyeceğine dair kendine söz vermiştir. Ömrünün son yıllarını geçiren Leo ile, annesinin yeniden evlenebilmesi için girişimlerde bulunan genç Alma Singer'ın yolları kesişir. Bu esnada çok eskiden yazılmış, ancak yeni ortaya çıkan gizemli bir kitap, hepsinin hayatını derinden etkileyecektir.

Filmin konusu Fransız ordusundaki komuta kademesinin savaşmak istemeyen askerlere gözdağı verip korkutmak amacıyla suçsuz askerleri kurşuna dizmesidir. Fransız Ordusu da savaş sırasında diğer müttefik orduları gibi korkaklık suçundan dolayı infazlar gerçekleştirmiştir. Ancak filmin merkezinde duran sorun, verilen emre karşı gelerek saldırıya geçmeyen tüm cephenin yerine rastgele seçilen askerlerin kurşuna dizilmesidir. Bu tür cezalandırma tarihte Romalılar tarafından yaygın olarak uygulanmıştır. Onuncunun cezalandırılması olarak dilimize çevrilebilecek decimation cezasında suçlular arasından her on kişiden bir tanesi öldürülerek ceza uygulanır. Bu ceza Fransız Ordusunda, Flanders yakınlarında 15 Aralık 1914 tarihinde geri çekilen Cezayir Alayı 8.Tabur 10. Bölük askerleri hücum emrine uymayınca uygulanmıştır...

İki erkek ve bir kadın arasındaki üç kişilik aşkın sinema tarihindeki en güzel anlatımlarından biri olan Jules ve Jim, sadece aşk değil, dostluk üzerine de sözleri olan bir film. Yakın arkadaş olan Jules ve Jim’in hayatları, Catherine ile tanışınca bambaşka bir yöne doğru savrulur. Her ikisi de aynı kadına aşık olsa da Catherine, ilk başlarda sadece Jules’a ilgi duyar. Bildik kadın kimliğinin çok dışında bir karaktere sahip olan Catherine için hayat, alışıldık sınırların çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. İlk zamanlardan beri Jim’in ilgisinin de farkında olan Catherine, yıllar sonra onunla da bir yakınlaşma içine girer. Catherine’i terketmeyi düşünmeyen Jules’un da varlığıyla bu unutulmaz üçlü, birlikte yaşamaya başlarlar.

Öğrencilerin sesini yükseltmeye başladığı, o ünlü 68 Baharı'ndayız. Isabelle ve erkek kardeşi Theo, bohem aileleri tatilde olduğu için Paris'te yalnız kalmışlardır. Matthew isimli Amerikalı bir öğrenciyi evlerine davet ederler. Üçünün de ortak özelliği ise filmlere olan düşkünlükleridir. Zaman içinde konukla aralarındaki ilişki tutkularının peşinden cinselliği tüm yönleriyle keşfedecekleri arzu dolu bir oyuna dönüşür. Dışarıda ise devrim sesini çoktan yükseltmeye başlamıştır.

Jack Powell genç ve arabalara tutkun bir adamdır. Komşusu Mary Preston ise ona âşıktır, ancak Jack, zengin David Armstrong'a ilgi duyan Sylvia Lewis'a kapıldığı için Mary'ye ilgi göstermez. ABD I. Dünya Savaşı'na girince, Jack ve David hava kuvvetlerine yazılır. Tesadüfler sonucu arkadaş olan ikili, Fransa üzerinden Almanlarla savaşmak için cepheye gider. Mary de Jack'e yakın olabilmek için orduya katılır, ancak savaş acımasızdır ve trajediler kaçınılmaz bir gerçektir.

İkinci dünya savaşında çok direnişli örgütün lideri Victor Lazlow Alman konsantrsayonu kampından kaçarak Casablanca'ya gelir. Amacı Lizbon'a oradanda ABD'ye iltica etmektir. Fakat bütün umutları şans eseri Casablanca'nın en meşhur gece kulübünün sahibi olan Rick'e bağlamıştır. Rick kaçış için gerekli olan pasaportlara sahib olan tek kişidir. Öte yandan Ricky'in Victor'un yakalanması ya da öldürülmesi için gerekli nedeni vardır. Victor'un karısı Ilsa Ricky bir zamanlar kendisini terk ettiğine inandığı ve kalbinin derinliklerine gömdüğü büyük aşkıdır.

Bir grup acemi genç Alman askerinin, 1.Dünya Savaşı sırasında büyük bir idealizmle başlayan hikayelerinin, hayal kırıklığıyla sonuçlanmasını anlatıyor. Başrol oyuncusu Lew Ayres’in canlandırdığı Paul Baumer’in repliği, filmin konusunu da özetliyor: “Siperlerde yaşıyor ve savaşıyoruz. Ölmemeye çalışıyoruz, tek yaptığımız bu” Modası çabuk geçen pek çok mesaj filmlerinin aksine, Erich maria Remarque’nin savaş karşıtı romanından uyarlanan filmin etkisi yıllar sonra bile hiç azalmamıştır. Lewis Milestone’nun ölçülü, sade ve insanı derinden etkileyen çalışması, yıllar sonra bile pek çok ülkede yasaklıydı.

Kendine ait bir hayatı olmayan, diğer insanların yaşamına, kendi yöntemleriyle ortak olan bir adam... Yardıma ihtiyacı olan genç bir kadın...Tatile giden insanların boşalttığı evlerini kullanarak yaşayan ve karşılığını kendince, bozulmuş ev aletlerini onararak ödeyen tuhaf bir adamın hikayesi Boş Ev. Yine böyle bir misafirliği sırasında kaldığı evde yalnız olmadığını fark eder. Evde kocası tarafından işkence gören genç bir kadınla karışılaşan adam şaşkındır. İlk başta birbirlerinden çok farklı görünen bu iki insan giderek yakınlaşır ve aralarında sıradışı bir ilişki başlar.Sinemanın görsel gücünü kullanmayı büyük bir ustalıkla başaran Kim Ki-Duk'un Boş Ev'i, bunu en iyi kanıtladığı filmlerinden biri.

18. yüzyılda, İngiliz ve Fransız askerleri, Kuzey Amerika'nın kontrolünü ele geçirebilmek için savaşmaktadırlar. Kızılderililer ve yerleşimciler, bu savaşın ortasında kalmışlardır. Yerleşimcilerden Cora ve kızkardeşi Alice'i, başlarına gelen bir beladan Şahingöz adında bir kızılderili kurtarır. Şahingöz, aslında bir yerleşimcidir fakat ailesi ölünce son Mohikanlar tarafından büyütülmüştür.James Fenimore Cooper'ın romanından uyarlanan Mohikanların Sonuncusu, Michael Mann'in yönetmenlik kariyerinin önemli filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. Daniel Day-Lewis'in oldukça başarılı bir performans sergilediğini de ekleyelim.

Wladyslaw Szpilman, Polonyalı başarılı bir piyanisttir. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların Polonya'yı işgal etmesiyle hayatı kâbusa döner. Musevi olduğu halde şans eseri toplama kamplarına gitmekten kurtulur ve Varşova'nın gettolarında yaşamaya başlar. Acı ve sefalet dolu yaşamı, bir gün bir Alman subayının ona yardıma gelmesi ve onu oradan kurtarmasıyla değişir.

Birinci Dünya Savaşı esnasında bir erkek lisesinde öğretmenlik yapan Profesör Kantorek, öğrencilerini savaşa katılmanın ve bir asker olarak savaşta yer almanın son derece onurlu bir mevki olduğu gerekçesiyle doldurmaktadır. Bu etkileyici konuşmalardan etkilenen askerler gönüllü olarak askere yazılarak Alman ordusuna katılırlar. Ancak savaş ne kitaplarda yazdığı, ne de öğretmenlerinin anlattığı türden epik bir olay değildir. Genç askerler bu yanılgının farkında olsalar da artık geriye dönebilmeleri mümkün değildir; tüm toyluklarıyla olup biten tüm siyasi oyunların ve acımasız planların gölgesinde canları için mücadele edeceklerdir. 1930 yapımı All Quiet on the Western Front, (Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok) filminin uyarlaması.

Bir grup müttefik kaçışa imkan vermeyecek şekilde tasarlanmış özel bir kampa hapsedilir. Üç farklı tünel kazarak kurtulmayı planlayan İngiliz asker (Richard Attenborough), usta Amerikalı hırsız (James Garner) ve Polonya’lı hendek kazıcısının (Charles Brosnon) bu planı başarılı olur. Ne var ki, bu 70 tutuklunun kaçışları burayla sınırlı kalmayacaktır...Film iki bölümden oluşuyor. İlk yarıda kaçış planları ve hazırlıklarını, ikinci bölümde ise Alman hükümeti ile esir Avrupa’nın sınırlarından dışarı çıkmaya çalışan kahramanların kovalamacasını izliyoruz.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir