
Claudette Colbert
Augusta Nash


Claudette Colbert
Augusta Nash

Ray Milland
Tom Martin

Dennis O'Keefe
Shep

Walter Abel
Phillips

Dick Purcell
Pink

George Zucco
Prison Governor

Frank Puglia
Father Jacinto

Esther Dale
Susie
Paul Leyssac
Bresson

Ann Codee
Mme. Bresson

Stanley Logan
Colonel Tubbs-Brown
Lionel Pape
Lord Kettlebrook

Aubrey Mather
Achille

Cliff Nazarro
Botzelberg

Rafael Alcayde
French Correspondent (uncredited)

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, bir kont bir haftasonu av partisi düzenler. Ne var ki av partisi efendilerle hizmetçiler arasında bir köşe kapmacaya dönüşür, ahlaksızlıkta ve zalimlikte birbirleriyle yarıştıkları, acımasız ve umutsuz bir ahlak tablosu çizer. İzleyicinin gözünün yaşına bakmadan drama dönen bu güldürüde, kırda tavşanların katledilmesi, 1940 ilkbaharındaki çatışmaların habercisi değilse de, duyguları konusunda fazlasıyla hilekar bir toplumun aptalca şiddete yönelmesini yansıtır. Dünyanın sonu, en azından bir dünyanın sonu yakındır, der bize bu acı ve karanlık trajikomedi. İlk gösterime girdiği sırada anlaşılmayan, uzun zaman boyunca yerden yere vurulan, yasaklanan, kesilen film savaş sonrasında sinemaseverler tarafından yeniden keşfedilmiş ve övgülere boğulmuştur * "Oyunu kuralına göre oynayan oyunda kalır" ana fikriyle şekillenen hikaye

Oscar adayı Amy Adams ve Oscar ödüllü Frances McDormand, bir gün içinde yeni bir aşk bulmak ve yeni bir hayat kurmak üzerine yapılmış inanılmaz eğlenceli bu filmde bir araya geliyor. Bayan Pettigrew (McDormand), göz alıcı güzellikteki bir sosyete şarkıcısı ve oyuncusu olan Delysia Lafosse'un (Adams) sekreteri olma şansını yakalar. Bu onun için çok büyük bir fırsattır ancak o kadar başka bir dünyaya aittir ki bu yeni dünyada karşılaştıkları onu sudan çıkmış balığa çevirir.

Bir kadın, patronunun nişanlısı olduğunu düşündüren bir fotoğrafla hayatını güzelleştirir. Kariyeri yükselirken, fotoğraftaki adam bir akşam nişanlısını oynamayı kabul edene ve birbirlerine aşık olana kadar ofisteki lothario ile flört ediyormuş gibi yapar.

Büyük bir mirasın sahibi olan Tracy Lord, çapkın kocası C.K. Dexter Haven'i evlendiklerinden kısa bir süre sonra başından atar. Boşanmadan iki yıl geçmiştir ve Tracy bu sefer toplumda saygı gören biri olan George Kittredge ile evlenme hazırlıklarına başlar. O sırada Dexter bir dergi için çalışıyordur. Kendini kardeşinin arkadaşı olarak tanıtan yazar Mike Connor ve fotoğrafçı Liz Imbrie ile saklı kalanları ortaya dökmek için düğünden bir gün önce Tracy'nin malikanesine gider. Altı Akademi ödülüne aday gösterilen ve iki ödül alan film, 1955'te Ulusal Film Dairesi tarafından korunmaya alınmıştır.

American sailor Charlie Madison falls for a pretty Englishwoman while trying to avoid a senseless and dangerous D-Day mission concocted by a deranged admiral.

İkinci dünya savaşında çok direnişli örgütün lideri Victor Lazlow Alman konsantrsayonu kampından kaçarak Casablanca'ya gelir. Amacı Lizbon'a oradanda ABD'ye iltica etmektir. Fakat bütün umutları şans eseri Casablanca'nın en meşhur gece kulübünün sahibi olan Rick'e bağlamıştır. Rick kaçış için gerekli olan pasaportlara sahib olan tek kişidir. Öte yandan Ricky'in Victor'un yakalanması ya da öldürülmesi için gerekli nedeni vardır. Victor'un karısı Ilsa Ricky bir zamanlar kendisini terk ettiğine inandığı ve kalbinin derinliklerine gömdüğü büyük aşkıdır.

İkinci Dünya Savaşının arefesinde, bir İngiliz subayı Waterloo Köprüsünü bir kez daha ziyaret eder. Bu ziyaret, Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki gençliğini ve cepheye gönderilmesinden az önce tanıdığı genç balerini anımsamasına vesile olur. Myra, kendisiyle birlikteyken sokağa çıkma yasağını ihlâl etmiş ve Bale Grubundan kovulmuştur. Londra sokaklarında hayatını sürdürmeye çalışırken, âşığının savaşta öldüğü haberi daha da batağa saplanmasına neden olur. Ama haber asılsızdır. Roy kendisini bulup taşradaki aile evine götürdüğünde, Myra geçirdiği korkunç yılların kötü bir rüya olarak kalacağını ummaktadır.

2. Dünya Savaşı'ndan dönen Paul, otobüste Victoria adında genç bir Meksikalı kadın ile tanışır. Kadın hamiledir ancak evli olmadığı için, ailesinin, özellikle toprak sahibi babası Don Pedro Aragon'un tepkisinden çekinmektedir. Paul, Victoria'ya, kocası rolünü oynayabileceğini söyler. Karı-koca rolü oynamaya başlayan iki genç, kısa bir süre sonra birbirlerine karşı bir yakınlık hissederler. Bunun adı aşktır ve uğrunda bütün engeller yıkılmalıdır.

Wandered away from his asylum, an amnesiac World War I veteran falls in love with a music hall star but his amnesia makes it difficult to last.

Mutsuz bir evliliği olan ve üst tabakanın kendisine yapmacık gelen tavırlarından bunalan Julia Sturges, kocasından habersiz olarak iki çocuğunu da alır ve Amerika'ya gitmek üzere Titanic gemisine biner. Ancak kocası Richard da çocuklarından vazgeçmek niyetinde değildir ve son anda Titanic'e binmeyi başarır. Julia ve kocası Richard arasında yolculukları boyunca üst tabakaya mensup olmanın getirmiş olduğu soğukkanlı ama gerilimli bir tartışma yaşanırken, her ikisi de birbiri hakkındaki yalanları, gerçekleri ve gerçek kişiliklerini keşfederler. Bu arada ilk seferine çıkmış olan, yapıldığı tarihe göre dünyanın en büyük gemisi olan ve hiç batmayacağı söylenen Titanic; bir buzdağına çarpınca, Julia ve Richard bu olay karşısında kendi sorunlarının boyutunu ve ilişkilerini bir kez daha gözden geçirmek zorunda kalırlar.

Tabu, tüm sessiz film yönetmenleri arasında belki de en büyüğü olan F.W. Murnau’nun son filmidir. Murnau’nun büyüklüğü stüdyo hilelerindeki başarısının yanı sıra Tabudaki gibi belgesel doğalcılığından kaynaklanıyordu. Bu çok yönlülük Almanya’da ve ABD’de çektiği filmler arasında köprü kurar. Doğal mekanlarda çekilen ve kesinlikle ne Almanca ne de İngilizce konuşulan Tabu, bu iki yeteneğin farklı yüzlerini sergiler. "Cennet" ve "Kayıp Cennet" şeklinde adlandırılan iki "bölüm"den oluşan basit senaryo, erotik bir aşk hikayesini konu alır. Genç bir kadın, köyün yaşlısı (Murnau’nun en ürkütücü kıyamet habercilerinden biridir) tarafından yeni ölen kutsal bakirenin yerine geçmek üzere seçilince cinsel tabu haline gelir. "Uygarlığın" (özellikle de paranın) ada sakinlerinin masum hazcılığı üzerindeki yozlaştırıcı gücü de yan tema olarak işlenir.

Top Gun bir onur ödülüdür. Bunu elde etmek için bu alanda mücadele veren herkes heyecan içindedir. Pete Mitchell, yüksek düzeyde eğitim görmek üzere Miramar Donanma Hava Üssü’nde bulunmaktadır ve bu ödülün peşindedir. Aynı zamanda kıdemli pilot Tom Kasansky de bu yola baş koymuştur. İkisi arasında bir rekabet söz konusudur. Mitchell, diğer pilotlar tarafından çok sıcak karşılanan biri değildir çünkü vaktiyle babası, bir kazaya neden olur. O kazada da hem kendi ölür hem de birçok asker şehit olur. Mitchell bir süre sonra Charlotte Blackwood ile tanışır ve onunla aşk yaşamaya başlar. Arkadaşın ölüm haberinin etkisi ile Mitchell, Top Gun ödülünü kaybeder. Ruhsal sorunlar yaşamaya başlar. Gerçek ve kalıcı bir başarı için bir şansı vardır. Yeni görevinin üstesinden gelmek zorundadır...

Bu film 'Pire' lakaplı Henry Nash ve en yakın dostu Nicky'nin deniz kuvvetlerine katılmadan önce yaşadıkları ve delikanlılık çağlarına ait son maceralarının öyküsünü anlatıyor. Elizabeth McGovern, Nash'in gizemli sevgilisini canlandırıyor. Ay ile Yarışanlar, masumiyetin kaybı, büyüyüp yetişkin olmanın getirdiği sorumluluklar gibi birbiri ardına gelen olayların acı tatlı hikayesini anlatıyor.

1930’ların İtalya’sında geçen filmde hayat dolu bir Yahudi muhasebeci olan Guido Orefice (Roberto Benigni), güzeller güzeli öğretmen Dora’ya (Nicoletta Braschi) vurulur ve tüm engellere rağmen evlenirler. Ardından bir de çocuk sahibi olan çiftin hayatlarındaki tüm pürüzler ortadan kalktığında İkinci Dünya Savaşı patlak verir ve Almanlar İtalya’yı esir alır. Yahudi oldukları için toplama kampına götürüldüklerinde Guido, oğlu Giosué’ye (Giorgio Cantarini) esir kampının ve savaşın bir oyun olarak söyleyecek; oğlu, oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edecektir.

Truman küçük kasabasının aslında, yenilikçi bir yapımcı/yönetmen/ yazar (Ed Harris) tarafından kurulan devasa bir stüdyo olduğunun farkında değildir. Kasabada yaşayan herkes, hatta çok sevdiği güzel karısı bile sözleşmeli bir Hollywood oyuncusudur.

İkinci Dünya Savaşı döneminde Alman işgali altında bulunan Polonya'da yaşam, Nazi'lere karşı olan herkes için oldukça zordur. Polonya'nın Nazi'lere direnişine çok ciddi şekilde zarar verebilecek bir casusun Alman'lara bilgi ulaştırmadan bir an evvel engellenmesi gerekmektedir. Joseph Tura ve karısı Maria'nın başını çektiği bir grup tiyatro oyuncusu, Nazi'lerle amansız bir mücadeleye girişirler.

Pilot Peter Carter, II. Dünya Savaşı'nda bir bombardımandan dönerken kullandığı uçak kontrolden çıkar ve düşer. Paraşütünü açmayı başaramayan pilot sisin içinde kaybolur. Kendisine geldiğinde yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgidedir. Yukarıda işler karışmıştır ve öteki dünyaya gitmesi gerekirken Carter'ın eline ikinci bir şans geçer. Araf'tan dünyaya ve aşık olduğu kadına dönme şansı vardır...

1917 Sovyet Devrimi öncesi ve sonrasını yaşayan bir burjuva aydını Dr. Jivago'nun öyküsü. Devrimle birlikte inandığı tüm değerler silinip yerine yeni sistemin gelişi Dr. Yuri Jivago'nun hayatını alt üst eder. Savaşın acımasızlığını yaşayan Dr. bir yandan da iki kadın arasında kalır.

Donanmaya henüz katılmış olan bir ABD denizaltısı 2. Dünya Savaşı'nın hemen başlarında Filipinler'de daha limandayken batırılır. Geminin hevesli ve gayretli komutanı (Cary Grant) üstlerinin itirazına rağmen kendi imkanları ile denizaltıyı onarıp savaşa sokabileceğinde ısrar eder. Denizaltıyı onarılacağı emniyetli bölgeye götürürlerken mahsur kalmış bir grup ordu hemşiresi subayı da denizaltıya almak zorunda kalırlar.İlk bakışta sıradan yüzeysel bir durum komedisi gibi gözükse de filmin çevrildikten yarım asır sonra bile hala popüler olarak kalabilmesindeki sırrı, özellikle filmin ikinci yarısında kadınların denizaltıya gelmeleri ile devreye giren kadın erkek ilişileri üzerine kurnazca kurulmuş incelikli mizah ve hicivdir.(Filmin özgün isminde geçen petticoat kelimesi İngilizce'de 'kadınların iç etekliği, kombinezon' anlamına gelmektedir)

Altı Oscar kazanan BAYAN MİNİVER, savaşın başlarında ABDnin Avrupaya müdahale etmesi doğrultusundaki kamuoyu desteğini oluşturan ve devam etmesini sağlayan bir İkinci Dünya Savaşı propaganda filmiydi. İngiliz orta sınıf ailesi Miniverlar, savaşın ilk aylarını Belham kasabasında geçirirler. Miniverların oğlu Vin, bir yandan bombalardan isabet almamaya çalışırken, bir yandan da Leydi Beldonın zarif torunu Carola kur yapar. İstasyon şefi Bay Ballard yetiştirdiği güle Bayan Miniverın adı verilir ve gururlu yaşlı Leydi Beldonın gülüne rakip olarak yarışmaya sokulur. Daha sonra, Vin Kraliyet Hava Kuvvetlerine katılır; Bayan Miniverin iriyarı kocası Clem İngiliz Ordusunun Dunkerqueten dramatik bir biçimde tahliyesine gezinti teknesiyle yardımcı olur; Nazi bombalarının güllerini mahvetmesine göz yummayı reddeden hoş, kibar ama güçlü bir iradeye sahip Bayan Miniver ise, bahçede bulduğu yaralı Alman paraşütçüsünü etkisiz hale getirir
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir