Matahi
The Boy

Tabu, tüm sessiz film yönetmenleri arasında belki de en büyüğü olan F.W. Murnau’nun son filmidir. Murnau’nun büyüklüğü stüdyo hilelerindeki başarısının yanı sıra Tabudaki gibi belgesel doğalcılığından kaynaklanıyordu. Bu çok yönlülük Almanya’da ve ABD’de çektiği filmler arasında köprü kurar. Doğal mekanlarda çekilen ve kesinlikle ne Almanca ne de İngilizce konuşulan Tabu, bu iki yeteneğin farklı yüzlerini sergiler. "Cennet" ve "Kayıp Cennet" şeklinde adlandırılan iki "bölüm"den oluşan basit senaryo, erotik bir aşk hikayesini konu alır. Genç bir kadın, köyün yaşlısı (Murnau’nun en ürkütücü kıyamet habercilerinden biridir) tarafından yeni ölen kutsal bakirenin yerine geçmek üzere seçilince cinsel tabu haline gelir. "Uygarlığın" (özellikle de paranın) ada sakinlerinin masum hazcılığı üzerindeki yozlaştırıcı gücü de yan tema olarak işlenir.

14 yaşındaki kızı Grace'in, çok sevdiği atının sırtındayken kaza geçirmesi üzerine, bir dergi editörü olan annesi Annie, kızının kaderinin atıyla ayrılamaz biçimde bağlantılı olduğunu fark eder ve Atlara Fısıldayan Adamlar olarak bilinen sorunlu atları tedavi etmeleriyle tanınan at uzmanı seyislerden birini bulabilmek amacıyla bir kampanya düzenler. Sonunda Tom Booker (Robert Redford) adlı bir seyisin Montana'da bu işi yaptığını ve çalışmalarıyla adeta efsaneleştiğini öğrenir. Bunun üzerine kızı Grace ile Pilgrim adlı atını yanına aldığı gibi karavanıyla Montana'ya doğru yola çıkar.Tom Booker, bu kaza sonucunda darmadağın olan hayatları kurtarmak için çaba gösterirken şefkatli at bakıcısıyla kızın annesi arasında sevgi çiçekleri filizlenmeye başlayacak ve bunun sonucunda hem harika hem de trajik sonuçlara yol açacak bir aşk doğacaktır.

Middle-aged Gerald Kingsland advertises in a London paper for a female companion to spend a year with him on a desert island. Young Lucy Irving takes a chance on contacting him, but once on the island, things prove a lot less idyllic than in the movies. Gradually, it becomes clear that it is Lucy who has the desire and the strength to try and see the year through.

Bu yapmacık dünyada gerçek bir şey bulmak ve ona bağlanmak isteyen Amerikalı gezgin Richard, Thailand'a gelir. Bangkok'ta ucuz bir otelde kalan çılgın gezgin, Fransız bir çift ve Daffy adında ilginç bir adamla tanışır. Dünya üzerinde hiç kimsenin dokunmadığı, turistler tarafından işgal edilmemiş gizli bir cennetten, bir adadan söz eden Daffy, Richard'a elde çizilmiş bir harita bırakarak ortadan kaybolur. Fransız çifti de yanına alan Richard, keşfedilmemiş sahili bulmak üzere yola çıkar.

Taşrada tatil yapan kentli bir kadın, oralı genç ve evli bir çiftçiyle ilişki yaşar ve adamı karısını öldürüp onunla birlikte büyük şehre taşınmaya ikna eder. Adam, karısıyla beraber şehre giderken binecekleri teknede bir ‘kaza’ planlar, kendini boğulmaktan kurtarmak için de tekneye bir demet saz saklar. Ancak planın sonunu getirmeyi yüreği kaldırmaz ve kürek çekerek karısını kıyıya çıkarır. Büyük bir keder içinde, tramvaya binip şehre giderler. Göz yaşlarıyla dolu barışmaları, düğün yapılan bir kilisede tamamlanır. Birbirlerine yeniden âşık olmuş bir halde, önce bir fotoğrafçıya, sonra da bir berbere uğrarlar. Adam berberdeki manikürcünün ona kur yapmasını görmezden gelir, karısını da çapkın bir hayranın ilgisinden korur. Devasa bir lunaparka gidip eğlendikten sonra, tekneyle eve dönerler. Ancak bir fırtına çıkar ve yelken yırtılır.

Fiona ve Grant 40 yıldır evli olan mutlu bir çifttir. Yaşamlarının ikinci baharına gelmiş çift bambaşka bir gerçekle yüz yüze kalacaktır: Fiona unutkanlık hastalığı da denilen Alzheimer'a yakalanmıştır. Günün birinde evden çıkar ve kaybolur. Tekrar bulunduğunda ikili bir karar alırlar. Fiona Alzheimer hastaları için açılmış özel bir kliniğe yatacaktır. 30 günlük zor bir oryantasyon döneminden sonra, Grant merakla eşinin yanına gider. Ancak Fiona onu unutmakla kalmadığı gibi, artık başka bir adamdan hoşlanmaktadır...

Bir adam düşünün... Ömrü boyunca modern kent çevresinde yaşamış; 747'lerle dünyayı dolaşmış ve sürekli bilgisayar ortamında çalışarak yaşamını sürdürmüş. Ve bir gün bindiği uçak denize düşünce Fiji'de ıssız bir adada dört yıl tek başına yaşamak zorunda kalmış. Adada tek başına yaşayan bu adamın bilinç düzeyi tümüyle değişir mi yoksa modern dünyaya dönünce yine aynı kişi mi olur? Hayatının dönüm noktası olan bu olay yaşanmadan evvel sadece işine gömülü bir hayat sürdüren, kız arkadaşı dahil çevresinde sevdiği herkesi ihmal eden bu adam için eski hayatını sürdürmek mümkün olacakmıdır? Yoksa önünde yepyeni bir hayat mı durmaktadır?

Marisa Tomei (My Cousin Vinny) ve Christian Slater (Murder in the First) bu yürekleri ısıtan, dürüst ve ustaca işlenmiş modern çağ romantik hikayesinde olağanüstü performans sergiliyorlar. Rosie Perez'in de (White Men Can't Jump) yardımcı rolde yer alarak kendisine özgü enerji ve yeteneğini kattığı Untamed Heart, "tam olması gerektiği gibi" (Roger Ebert, "Siskel & Ebert"), Tomei, Caroline adında aşk hayatı sürekli mutsuz devam eden bir garsonu canlandırıyor. Slater ise Adam rolünde restaurantın Caroline'a gizli bir hayranlık besleyen fakat ona duygularını açamayan başka bir çalışanını canlandırmakta. Ama her şey soğuk bir gecede değişir, Caroline eve dönerken hayatı tehlikeye girer ve Adam onu kurtarır. Beklemediği beyaz atlı prensine ilgi duymaya başlayan Caroline, duyarlı adımlarla onun yalnız dünyasına girer. İkisi bir arada sinemadaki en unutulmaz aşk hikayelerinden birisine dönüşecek bir güven ve anlayış bağı oluşturuyorlar.

A 12-year-old boy manages to flee a Communist concentration camp on his own, through sheer will and determination. All he has in his possession is a loaf of bread, a letter to deliver to someone in Denmark, and a compass to help get him there.

Mavi Göl'ün devamı olan Mavi Göle Dönüş'te dul bir kadın olan Sarah, kızı Lilli ve 1980 versiyonundaki aşıkların yetim bıraktığı Richard ile birlikte bir adada mahsur kalır. Sarah ölünce Richard ve Lilli beraber büyürler ve zamanla birbirlerine aşık olurlar. Kendi hallerinde adada mutlu bir yaşam sürerken adaya gelen korsanlar yüzünden medeniyetle tanışmak zorunda kalırlar ve mutlulukları tehlikeye girer.

Orta yaşlarda çapkın ve kadınlara karşı acımasız olan bir adamın bir genç kıza aşık olup olgunlaşmasını anlatıyor...

Robinson Crusoe flees Britain on a ship after killing his friend over the love of Mary. A fierce ocean storm wrecks his ship and leaves him stranded by himself on an uncharted island. Left to fend for himself, Crusoe seeks out a tentative survival on the island, until he meets Friday, a tribesman whom he saves from being sacrificed. Initially, Crusoe is thrilled to finally have a friend, but he has to defend himself against the tribe who uses the island to sacrifice tribesman to their gods. During time their relationship changes from master-slave to a mutual respected friendship despite their difference in culture and religion.

Sararmış bir not defterinden anlatılan ve yıllar önceden kopup gelen bir aşk hikayesi. 40'lı yıllarda ABD, Kuzey Karolayna'daki sahil kasabası Seabrook'a genç bir kız gelir. Ailesiyle geçireceği sakin bir yazı hayal eden Allie bir karnavalda tanıştığı Noah'la yakınlaşır. Noah kızı gördüğü anda hayatını birleştirmesi gereken insan olduğunu anlar.Genç kız zengin bir aileden geldiği ve delikanlı da değirmende çalışan bir işçi olduğu halde geleceği hiç düşünmeden rüya gibi bir yaz geçirirler ve iyice aşık olurlar. II. Dünya Savaşı'nın kızıştığı bir dönemde hayat, aşıkları ayırıverir. Sevdiği kızı aklından hiç çıkarmamış olan Noah savaştan döner. Oysa Allie gönüllü olarak çalıştığı bir askeri hastanede tanıştığı Lon ile evlenmek üzeredir.


Tecavüzle suçlanan bir zenciyi savunan güneyli bir avukatın çevresindekilerin tepkilerine rağmen asılsız bir iddia ile suçlanan genci savunma hikayesini anlatıyor.

Mütevazı balıkçı João (Jean Reno)yaşadığı trajedinin ardından dünyadan elini eteğini çekmiştir fakat petrol sızıntısından sırılsıklam olmuş, okyanusta bir başına sürüklenen bir penguen bulduğunda ilk iç güdüsü ona yardım etmek olur. Karısının (Adriana Barraza)dehşete düşmesine rağmen bu deniz canlısını yalnızca kurtarmakla kalmaz, uçamayan bu kuşu kanatları altına alır. Penguene DinDim adını veren João, aralarında ne kadar kopmaz bir bağ geliştiğinin farkında olmasa da yıllardır ilk kez neşe duymaya başlar. DinDim aniden okyanusun uçsuz bucaksız vahşi sularında kaybolunca João arkadaşını bir daha görmenin imkânsız olduğunu düşünür. Ama binlerce kilometre ötede DinDim talihsizliklere yakalanmıştır ve GPS benzeri eşsiz güçlerini kullanarak artık evi olarak gördüğü yere giden yolu bulmakta kararlıdır

"A Walk to Remember", "The Notebook" gibi çok satan romanların yazarı Nicholas Sparks'ın aynı adlı son romanından uyarlanan "The Last Song"un konusu ABD'nin güneyindeki küçük bir sahil kasabasında geçer. Kariyeri uğruna ailesini yıllar önce terk etmiş olan bir baba (Greg Kinnear), yaz tatilini ergenlik çağındaki kızı (Miley Cyrus) ve küçük oğluyla (Bobby Coleman) geçirme şansına kavuşmuştur. Ancak New York'taki evinde olmayı tercih eden kızı iletişim kurma konusunda isteksizdir. İlk aşklarla ikinci şansların kolkola gittiği bu aile, arkadaşlık, sırlar ve kurtuluş hikayesinde baba, iletişim kurmak için çareyi kızıyla tek ortak paydaları olan müzikte bulacaktır.

Jilet haline getirilmek üzere hurdaya gönderilmeden önceki son yolculuğuna çıkan dev yolcu gemisi Poseidon'un yorgun bedeni, çok zorlanınca yılbaşı gecesi denize yenik düşer. Alabora olan gemi su almaya başladığında, bir papazın örgütlediği hayatta kalanlar yaşam mücadelesine başlar.Kazazedelerin kurtulmak için tek şansı, şimdi tersyüz olmuş ve giderek su alan geminin derinliklerinden deniz seviyesinin üzerine doğru imkansız bir yolculuğa çıkmaktır. Geminin labirent gibi dehlizlerinde yaşam savaşı grubun pek uyumlu olduğu ise söylenemez: başı çeken bir papaz, İsrail'deki torunlarını görmeye giden yaşlı bir çift, bir tüccar, New York'lu bir dedektif ile eski bir olan karısı, iki çocuk, ünlü bir şarkıcı ve bir garson...

Ramon Sampedro’nun yaşamı, 30 yıldır bir yatakta geçmektedir. Gençliğinde geçirdiği bir kazadan sonra hayatla tek ilişkisi deniz manzaralı penceresidir. Hayatına iki kadın girer: avukat Julia ve köylü kızı Rosa. Bu iki kadından biri, boynundan aşağısı felçli adama hayatın anlamını tattırır ve onun kurtuluşunu sağlar. Alejandro Amenabar’ın bu çalışması Venedik’te ikinciliği, başrol oyuncusu Javier Bardem’e de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı.

1933 yılında film yapımcısı Carl Denham, başrol oyuncusu güzel Ann Darrow'un da bulunduğu bir ekiple, egzotik Kafatası Adası'na gelir. Burada Ann'in güzelliğinden etkilenip ona aşık olan King Kong adlı dev bir goril ile karşılaşırlar.

Gerçek bir hikayeden uyarlanan Adrift, tanıştıktan kısa süre sonra birbirlerine aşık olan ve hayatlarının macerasına doğru yelken açan iki insanı anlatıyor. Hevesli denizciler okyanusa açılırlar fakat yolculukları doğrudan, tarihte görülmüş en büyük kasırga felaketlerinden birine doğru olacaktır. Kasırganın ardından kendine gelen Tami, Richard'ın ağır yaralandığını ve teknelerinin harabeye döndüğünü görür. Tami, kurtarılmak için hiçbir umudu olmadan, kendisini ve hayatı boyunca aşık olduğu tek adamı kurtarmak için gereken gücü ve kararlılığı kendinde bulmak zorundadır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir