
Sienna Miller
Deb Callahan

Film, kızının kaybolmasının ardından torununu büyütmeye çalışan bir kadının hayatına odaklanıyor. Pensilvanya' nın küçük bir kasabasında yaşayan bir kadının kızı, ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolur. Kızının kayboluşunun ardındaki sırrı öğrenmeye çalışan ve ümidini kaybetmeden kızını arayan kadın, bir yandan da torunu ile ilgilenmeye çalışır.

Sienna Miller
Deb Callahan

Christina Hendricks
Kath

Aaron Paul
Chris

Will Sasso
Terry

Sky Ferreira
Bridget Callahan

Pat Healy
Ray

Alex Neustaedter
Tyler Hanrick

E. Roger Mitchell
Det. Sergeant Morris

Kentucker Audley
Brett Tobeck

Aidan McGraw
Jesse (Age 7)

Aidan Fiske
Jesse (Age 13)

Amy Madigan
Peggy
Alexander Joseph Wildes
Jesse (Age 1)
Maximus Thomas Wildes
Jesse (Age 1)
Katie Elinoff
Cindy

Autumn ve Skylar, Pennsylvania'nın kırsal kesiminde yaşayan iki genç kızdır. Autumn'ın hayatı, hamile olduğunu öğrenmesi ile altüst olur. Genç kız, istenmeyen hamileliği karşısında ne yapacağını bilemez. Bu süreçte en büyük desteği kuzeni Skylar'dan görür. Autumn ve kuzeni Skylar, bu sorunu çözebilmek için New York'a gitmeye karar verir. Yola koyulan iki genç kız, arkadaşlık, cesaret ve sevgiyi keşfettikleri bir maceraya atılır. Rating: 6.7

Eski mahkum Max ile karısı tarafından terk edilen ve tek arzusu yeni doğan bebeğini görmek olan Lionel’in birlikte çıktıkları yoldaki sıradışı öyküleri.

You Can Count On Me" ciddi olduğu kadar seyirciyi eğlendirmesini de bilen ender filmlerden. Filmin oyuncularından Laura Linney'ye "En iyi kadın oyuncu" adaylığı kazandıran film, aileleri hayatta olmayan, herşeyleriyle birbirinden çok farklı iki kardeşin ilişkilerini anlatıyor. Amerikan Yazarlar Derneği' nin "En iyi orijinal senaryo" ödülünü verdiği "You Can Count On Me" görülmeye değer, gerçekçi bir zemin üzerinde duran bağımsız bir film

11 yaşındaki Skunk, şeker hastası ve havalı bir kızdır. Yaz tatili tatlı umutlar getirir Skunk'a. Ta ki komşuları Bay Oswald, sevimli ama rahatsız Rick'i tecavüzle suçlayıp dövene kadar. İşte o an Skunk'ın masum çağları damla damla azalmaya başlar. Evi, mahallesi, okulu onun için hain alanlara dönüşür; çocukluğunun tasasız belirsizliği yerini önce korkunç şüphelere ardından ani, nedensiz, neşeli bir keşmekeşe bırakır. Tanınmış tiyatro ve opera yönetmeni Rufus Norris'in ilk sinema filmi Koşulsuz Sevgi, Cannes'da Eleştirmenler Haftası'nın açılış filmiydi. Daniel Clay'in romanından uyarlanan filmin özgün müziklerinde Damon Albarn'ın imzası var...

15 yıl önce 3 yaşındaki küçük kızı kayıplara karışan Julia Sandburg, o tarihten sonra kendisini insanlardan izole etmiştir. Kocası Doug ve oğlu Chris'in ona ulaşma çabalarını her defasında boşa çıkarmaktadır. Günün birinde Louisa isimli genç kadınla tanışan Julia yıllar sonra iletişim kurmaya başlar. En başta iyi işaretler sunan Julia aslında mantık hataları ile dolu bir umuda saplanmıştır: Louisa'nın kaybettiği kızı olduğu umuduna..

Film, Downey'in canlandıracağı başarılı bir avukatın, annesinin cenazesi için memleketine dönmesinden sonra yaşananları anlatacak. Babasıyla arası pek de iyi olmayan avukat, Alzheimer hastası babasının, yıllar önce davasına baktığı bir adamın ölümüyle bağlantısı olup olmadığını araştırırken, unuttuğu kökleriyle ve babasıyla da tekrar karşılaşacak.

The Brutalist filmi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra "Amerikan rüyasını" yaşamak için ABD’ye göç eden Macaristan doğumlu, Bauhaus eğitimli Holokost kurtulanı mimar Laszlo’nun yolculuğunu ve hayat hikâyesini anlatıyor. Başlangıçta yoksulluk içinde çalışmaya zorlanan Laszlo, kısa süre sonra hayatının seyrini 30 yıl boyunca değiştirecek bir kontrata imza atar. Yenilikçi kamera oyunları, dramatik yapısı, alışılmadık açı ve kadrajları, kurgusu ve sıradışı ses tasarımı, parlak oyuncu kadrosuyla hem şaşırtıcı hem de unutulmaz.

Alvin Straight ve kızı küçük bir kasabada yaşamaktadır. Az paraları vardır ve Alvin şeker hastasıdır. Araba kullanamaz, kendi başına yürüyemeyecek haldedir ama söz dinlemez ve inatçı biridir. Eve gelen bir telefonla 10 yıldır görmediği abisinin kalp krizi geçirdiğini öğrenir. Bunun üzerine Alvin macerasına başlar, hem de bir çim biçme makinasının üstünde, ağabeyini ziyaret etmek üzere yola çıkar... Yüzlerce kilometre, bir sürü yeni insan, 6 haftalık bir macera. Sonuçta Alvin hedefine ulaşabilecek mi?

Tennessee Williams'ın oyunundan uyarlanan ve gösterime girdiğinde yeri yerinden oynatan film, kaba saba işçi Stanley ile evli kız kardeşini ziyarete gelen Blanche adlı bir kadının, buradaki ilişkilerin yönünü değiştirmesini konu alıyor. Missisipi'de okul yaşındaki bir delikanlıyı baştan çıkarttığı için başı derde girmiş olan yaşça geçkin ama çekici Blanche DuBois, New Orleans'ın Fransız mahallesinde yaşamakta olan hamile kızkardeşi Stella'nın yanına gelir. Tek arzusu kendine yeni bir yaşam kurmak ve herşeyi geride bırakmaktır. Oysa Stella'nın kaba saba bir delikanlı olan kocası Stanley Kowalski, Blanche'ın güneyli nezaketinden hiç hoşlanmamaktadır. Sürekli taciz edilen Blanche'ın Stanley'le yüzleşmesi epey şiddetli olacaktır.

Karizmatik ancak faşist eğilimli bir senatör adayı olan Bob Roberts, halk şarkıcısı kimliğiyle seçmenlerin beğenisini kazanır ve herkesin desteklediği uyuşturucu karşıtı söylemleriyle öne çıkar. Ancak seçmenler, onun gerçek niyetlerini sorgulamadan destekler. Roberts’ın uyuşturucu kaçakçılığı ve ticaretiyle bağlantılı olduğu ortaya çıkınca, onun mükemmel imajı çöker. Film, politik manipülasyonu ve seçmenlerin safça güvenini eleştiriyor.

Ian McEwan'ın aynı adlı ödüllü romanından uyarlanan film, başarılı bir çocuk kitapları yazarı olan Stephen Lewis’in hayatını anlatıyor. Stephen Lewis, soğuk bir kış günü, üç yaşındaki kızıyla birlikte süpermarkete alışverişe gider. Kasa kuyruğunda beklerken bir an dikkati dağılır ve kısa bir sürede kızının yok olduğunu fark eder. Kızının kayboluşunun üstünden iki yıl geçer. Stephen artık üç yaşındaki tüm çocukların yüzünde kendi kızını aramaya başlar ve bu andan itibaren yaşamı altüst olur.

Olası bir çocuk tacirinin peşine düştüklerinde sıradan bir yolculuk paylaşımının yüksek bahisli bir kedi-fare oyununa dönüşmesini konu alıyor.

Annesini kaybetmiş ve babası da işkolik olan Howie, New York banliyösünde kendini yalnız ve amaçsız hisseder. Arkadaşı Gary ile birlikte zamanlarını komşularının evlerini soyarak geçirirler, ta ki eski denizci bir pedofil olan Big John'un evini soyma hatasını yapana kadar. Big John, Howie'ye cinsel teklifte bulunur. Howie reddeder ancak ikisi sonunda beklenmedik ve tehlikeli bir dostluk kurar.

After a string of abusive relationships, Wanda abandons her family and seeks solace in the company of a petty criminal.

Ayrılış, şaşırtıcı derecede konuşan bir kuş biçiminde gelen ölüm ile yüzleşmek zorunda olan bir anne ve kızının hikayesini konu ediyor. Tuesday, ölmek üzere olan bir gençtir. O, annesi Zora'ya yakın olmak ve Dünya'daki bir papağanın bedenine bürünen "Ölüm" ile arkadaş olmak ister. Tuesday, yeni arkadaşının ona son dileğini yerine getirmesini umar.

A group of friends' fishing boat capsizes off the coast of Mexico and they're left alone stranded at sea and struggling for survival.

Georges, bir televizyon kanalı için edebiyat programı hazırlayıp sunuyor. Karısı ile birlikte son derece rahat ve huzurlu bir yaşamı var. Bir gün kaynağı belirsiz bir paket alıyor. İçinden, Georges'un ailesiyle birlikteyken gizlice çekilmiş görüntülerinin olduğu bir video kaset çıkıyor! Zamanla, yeni paketler gelmeye başlıyor ve Georges, paketleri yollayan kişinin kendisini yakından tanıdığını anlıyor. Artık sadece karısı ile birlikte polise gidip gitmeme konusunda karar vermek kalıyor. Ve zaman geçtikçe Georges'un geçmişindeki bazı olaylar ile paketler arasındaki ilişki belirginleşmeye başlıyor... Yaşayan en önemli sinemacılardan birisi olan Michael Haneke imzasını taşıyan, sıkı bir gerilim filmi. Klasik bir gerilim filmi bekleyenlere, politik yönü ağır basan bir Haneke filmi olduğunu hatırlatalım.

Kat Connors on altı yaşına gelmektedir — fiziksel olarak olgun ve cinsel açıdan gelişmektedir — annesi Eve ise kendisini hafifçe dünyadan soyutlamaktadır. Eve ailenin dışına adım atınca, Katrina kendi kendine kalmış hisseder, benzersiz bir yerde ilhamlarını açığa çıkarmaktadır: rüyaları.


13 yaşındaki Vic (Sophie Marceau), çocukluk ile yetişkinlik arasındaki o garip geçiş dönemindedir. Yeni bir okul ve yeni bir arkadaş çevresi demek yeni partiler anlamına gelir. Tabii erkek arkadaşlar da bu denklemin bir parçasıdır. Ancak Vic'in tek sorunu ergenlik değildir; annesi ve babasının evliliği sallantıdadır. Vic aradığı desteği büyükannesinde bulur. Bu delidolu kadın ilk aşkını yaşayan Vic'e inanılmaz eğlenceli tavsiyelerde bulunur. 1980'lerin bu ilk gençlik filmi, masumiyetin ve içtenliğinde bir filmi. Vic'in başından geçen eğlenceli olaylar hepimizin başından geçmedi mi? Sophie Morceau'nun 13 yaşında rol aldığı bu film, uluslararası kariyerinin başlangıç noktası olma özelliğini de taşıyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.



0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir