
Geoffrey Rush
Peter Sellers

The turbulent personal and professional life of actor Peter Sellers (1925-1980), from his beginnings as a comic performer on BBC Radio to his huge success as one of the greatest film comedians of all time; an obsessive artist so dedicated to his work that neglected his loved ones and sacrificed part of his own personality to convincingly create that of his many memorable characters.

Geoffrey Rush
Peter Sellers

Charlize Theron
Britt Ekland

John Lithgow
Blake Edwards

Miriam Margolyes
Peg Sellers

Stephen Fry
Maurice Woodruff

Stanley Tucci
Stanley Kubrick

Emily Watson
Anne Sellers

Henry Goodman
Dennis Selinger

Steve Pemberton
Harry Secombe

Sonia Aquino
Sophia Loren

Alison Steadman
Casting Agent

Edward Tudor-Pole
Spike Milligan

Peter Vaughan
Bill Sellers

Peter Gevisser
Ted Levy

David Robb
Dr. Lyle Wexler

Nefret Oyunu, kariyerine hızlı bir başlangıç yapmak isteyen ancak bunu elde etmek için etik ilkelerinden ödün vermek istemeyen Lucy'nin hikayesini konu ediyor. Lucy, kariyerinde ilerlemeye çalışırken baş düşmanı olan iş arkadaşı Joshua ile rekabete girer. Önlerine terfi etme fırsatı çıktığında Lucy ve Joshua, terfi alamayanın istifa edeceği bir anlaşma yapar. Ancak onların arasındaki bu oyun başladıktan bir süre sonra Lucy ve Joshua arasında bir yakınlaşma oluşur. İkili, aşk ve nefret arasında ne kadar ince bir çizgi olduğunu fark etmeye başlar.

Eşini kaybeden bir baba ile onun 17 yaşındaki oğlunun yeni bir başlangıç yapmak amacıyla Kuzey California’nin küçük bir kentinden Los Angeles’a taşınmasını, eski bir arkadaş ve iki olağanüstü kadının hayatlarına girmesiyle gelişen olayları konu alıyor.

Woody Allen filmografisi içinde mütevazi, ama iyi bir yer tutan küçük ve oldukça sempatik bir film. Siyah-beyaz film, Allen'ın bir sanatçı olarak her zaman varolan yaratma komplekslerini en çok dışavuran film olarak biliniyor. Fellini'nin unutulmaz filmi "Sekiz Buçuk"a bir gönderme niteliğindeki filmde ünlü bir sinema yönetmeni olan Sandy, Stardust Oteli'nde düzenlenen bir festivale katılır. Bunalımın eşiğindeki sanatçı burada da hayranlarının ve eleştirmenlerin tacizinden bir türlü kurtulamaz. Üstüne üstlük içinde gitgide artan korku ve komplekslerle karşılaşarak zor günler geçirmektedir. Sandy, festival süresince hayatını ve yaptığı işleri bir kez daha gözden geçirecektir.

Marley Corbett (Kate Hudson) genç, güzel ve çılgın bir kadındır. New Orleans’ta bir reklam ajansında çalışan ve hayatı dolu dolu yaşayan Marley'i aşktan ve bir ilişkinin getireceği yükümlülüklerden, bağlılıktan bir o kadar çekinmektedir. Kafasına hiçbir şey takmayan bu eğlenceli kadın, bir gün doktor kontrolüne gider ve kanser olduğunu öğrenir.O noktadan sonra bildiği ve inandığı her şeyde kırılma yaşayacaktır. En büyük korkusu olan aşka bodoslama dalar, hem de doktoruyla (Gael Garcia Bernal).

Billy ve Ingrid, büyük kızları Sofia’nın nişanlısı olan Adan ile ziyarete gelip, planlarından bahsettiğinde oldukça şaşırır. Çünkü Sofia ve Adan evlilik hazırlığındadır. Meksika’da gerçekleşecek olan düğün için hazırlıklar başladığında aile ilişkileri test edilir.

İki romantik tükenmişlik, Jane ve Will, ortak bir arkadaşlarının düğününde hemen birbirlerine çekilirler. Vestiyerdeki feci bir birlikteliğin ardından ikili, sonraki 24 saati birlikte geçirir, bu kaçışın gerçek olma ihtimaline karşı, karışık geçmişleri ve kalp kırıklıklarını içtenlikle itiraf ederler.

"Aşkım" (Cheri), zengin erkekleri baştan çıkarmasıyla meşhur 49 yaşındaki Lea de Lonval’le, daha 19 yaşındaki havalı ve deneyimsiz Fred’in altı yıl süren ilişkilerini anlatıyor. 1900’lerin başında Paris’te geçen filmde Lea, rakibesi Charlotte’un oğlu Fred’i kadınlar hakkında bir şeyler öğrenmesi için kanatları altına alır. İlişkileri safi zevkten ibaretken birbirlerine aşık olurlar. Oscar adayı güzel oyuncu Michelle Pfeiffer’ı baş döndürücü bir rolde izleyeceğimiz “Aşkım / Cheri”de Rupert Friend ve Kathy Bates de başarılı performanslarıyla dikkat çekiyor.

Danny DeVito, Wall Street'e egemen, şirketleri fethetmek ve yok etmek için yaşayan ve her şeyden çok başkalarının parasını seven acımasız bir kapitalist rolünde. Lawrence Garfield (DeVito) hiç başarısız olmamıştır ta ki, gözünü Rhode Island'daki bir şirkete dikene kadar. Her şeyin kesinlikle pazarlık konusu olabildiği ve paranın herkesi baştan çıkardığı hiçbir engel tanımayan bu komedide gösteri başlıyor. Jerry Sterner'ın oyunundan uyarlanmıştır.

Filmin adı "Laughing Out Loud" kısaca L.O.L olarak söylenen filmde Miley Cyrus'un annesini Demi Moore canlandırıyor, Mileyin annesi yeni boşanmış bir anneyi canlandırırken Mileyde 18li yaşlara yeni girmiş bir genç kızı canlandırıyor filmde Miley, Annesi ve Erkek arkadaşıyla yaşanan olaylar anlatılıyor...

Uzun zamandır haftalık Sports Amerika'nın reklam satış bölümü başı olan 51 yaşındaki Dan Foreman'ın hayatı yolunda görünmektedir. Sıcak ve dürüst pazarlık anlayışı sayesinde dergideki en büyük yılını yeni kutlamıştır. Karısının beklenmeyen hamilelik haberi ve büyük kızı Alex'in New York Üniversitesi'ne (ne kadar pahalı olduğunu söylemeye gerek yok) kabul edilmesi aile bütçesinde kimi sorunlara yol açabilecek olsa bile Dan'i mutlu etmiştir. Her zaman olduğu gibi bunun da üstesinden gelecektir.

A broadway playwright is burning the candle at both ends. He is dealing with pressure from a production nearing premiere, a wife who is leaving him, and 5 children 4 of which belong to her.

Alfie, Helena'yı kaybolan gençliğini bulmak adına terk eder ve kendisinden oldukça genç bir kadın olan Charmaine (Lucy Punch) ile evlenmeye karar verir... Helena ise hayatını şarlatan bir falcının sözlerine göre yönlendirmeye başlamıştır. Mutluluğu evliliğinde yakalayamayan Sally çalıştığı sanat galerisindeki yakışıklı patronu Greg'e (Antonio Banderas) aşık olmuştur. Kocası Roy ise heyecan içinde son yazdığı romanına yayınevinden cevap beklemektedir... Fakat karşı pencereden kendisine bakan gizemli bir çift göz Roy'u hayatının aşkı Dia'yı (Freida Pinto) bulduğuna inandıracaktır. Mutluluğu bulmaya çalışan karakterlerimizin önüne her defasında problemleri çıkacak aşkı bulma çabaları onları sadece kalp ağrısına ve umutsuzluğa sürükleyecektir... Acaba aşk bir falcının sözlerindeki "Karşına uzun boylu esmer bir adam çıkacak" kehaneti ile mi kalacaktır... Hayallerimizdeki ilüzyonlar bizi hep komik durumlara mı düşürecek...

Charlyne, Michael Cera adında bir adama aşık olur. Peki ama aşk nedir? Charlyne Yi, Amerika'yı boydan boya gezerek çekeceği belgeselde hiçbir zaman anlayamadığı "aşk"ın izini sürecektir. Gerçekle fantastiği harmanlayan film modern aşkları yarı belgesel yarı geleneksel hikaye anlatımıyla bezenmiş bir yaklaşımla inceliyor.

Utangaç ve ezilen Ben için bir başka korkunç yaz tatili gelip çatmıştır. 17 yıldır anormal şekilde tutucu ve geleneksel ev ortamında aşırı alıngan ve zorbalık eden annesiyle ve kilise çanını ona çaldıran sessiz, sakin yapılı papaz babasıyla yaşamaktadır. Diğer çocuklar eğlenirken, Ben bu değerli az sayıdaki haftayı incil derslerine giderek, annesiyle direksiyon kursu alarak ve yerel huzurevinde çalışarak geçirmektedir. Ancak, hafif kaçık bir emekli aktris olan Evie’nin yanında çalışmaya başladığında Ben’in dünyası altüst olur. Evie, kesinlikle Ben’in ’Selam İsa’ adlı tutucu cemaat dergisinde iş ilanlarına bakarken beklediği türde biri değildir. Evie Ben’in hayatına afet gibi bir güçle girer, onu kamp yapmaktan bahçede Shakespeare oynamaya ve sonunda kendi yaşında bir kızla tanışacağı Edinburgh festivaline gitmeye kadar bir dizi maceraya sürükler.

Emma Morley (Anne Hathaway) ve Dexter Mayhew (Jim Sturgess) birbirlerine tamamen zıt sosyal yapılardan gelen iki genç insandır. Emma işçi sınıfı bir aileden yetişmiş, hayata dair devrimci ruhu olan bir genç kızdır. Dexter ise baba parası ile okuyan, çapkın ve eğlenceden başka bir şeyi umursamayan biridir. İkilinin yolları üniversiteden mezun oldukları gün kesişecek ve 15 Temmuz günü onlar için uzun yıllar sürecek bir arkadaşlığın başladığı gün olacaktır. Onların hayatları bazen beraber bazen uzak diyarlarda akıp giderken, her yıl 15 Temmuz'da aralarındaki ilişkinin seyrine de tanık oluruz. Mutlulukları, hüzünleri, umutlarıyla geçen 20 yılın ardından tanıştıkları mezuniyet gününün gerçek anlamını da anlayacaklardır.

Yapımcı olan nişanlısının yeni projesi için yönetmen arayışında olan Ellie'nin aklına ilk olarak, 10 sene evvel boşandığı kocası Val gelir. Uzun zamandır sinemadan uzak kalan Val'ın geri dönüşü olacağına inandığı bu filmin yönetmenliğini Val'a vermesi için nişanlısı Hal'ı ikna etmeye çalışan genç kadın, sonunda başarılı olur ve hemen Val'ı bulur.Val ise, işinden henüz kovulmuş, kendinden yaşlarca küçük sevgilisi ile kös kös otururken, kendisini Hal için terkeden Ellie'nin teklifini kabul eder ve bir hafta sonra işe başlayacağını bildirir. Olmadık zamanlarda tuhaf istekleriyle Hal'ı ve diğer çalışanları adeta canlarından bezdiren Val'ın başına, film çekimlerine başlayacağı günün önceki gecesi öyle bir illet gelecektir ki, O'nu ne deneyimleri, ne de diğer duyuları kurtarabilecektir.

Gerçek mutluluk, başarı ve aşkın ne olduğuna dair yıllarca anlaşmazlıklar yaşayan Dave ve Clarice Johnson, sonunda evliliklerini bitirme noktasına gelirler. Clarice bir araba kazası geçirdiğindeyse içine attıkları ortaya çıkar. Aralarındaki farklılıklar, Clarice’in fiziksel terapi görmesiyle daha çok artmıştır. Dave de Julie ve oğlu Bryson ile vakit geçirmeye başlar. Dave, onlarda bulduklarıyla bir aile olmanın ve tutkulu bir eşin özlemini duymaya başlamıştır. Hayatlarında yaşanan bu değişikliklerle Dave ve Clarice, artık birbirlerine ettikleri yeminin kolayca bozulup bozulmayacağıyla yüzleşmeleri gerekmektedir.

Biyografik nitelikteki bu film, ünlü Fransız heykeltraş Camille Claudel'in yaşam öyküsünü anlatıyor. Camille (Isabelle Adjani), dönemin ünlü heykeltraşlarından Auguste Rodin (Gérard Depardieu) ile büyük bir aşk yaşar. Rodin de onu sever, ama Rodin zor bir adamdır. Bu nedenle ikisi de büyük acılar çekerler. Etkileyici ve çarpıcı sahnelerle dolu bu film, bir sanatçının yaşamını anlatmaktan ziyade bir kadının dramını anlatıyor.

Danny Muldoon, a Chicago policeman, still lives with his overbearing mother Rose. He meets and falls in love with Theresa Luna, whose father owns the local funeral parlour. Naturally, his mother objects to the relationship, and Danny and Theresa must either overcome her objections or give up the romance.

New York'ta oyun yazarı olan Sidda Lee Walker ne de Louisiana'lı aykırı bir kadın olan annesi Vivi, ilişkilerinde oluşan çatlağı onarmak için bir adım atıyordu. Hayır! Bu tam Ya-Ya Sisterhood'a göre bir işti. Rebecca Wells'in en çok satan kitabından peyazperdeye uyarlanan, yönetmenliğini Callie Khouri'nin (Thelma & Louise) yaptığı film, Vivi'nin ömür boyu kan kardeşi olmak için yemin eden arkadaşlarının yani Ya-Ya'ların alışılmışın dışında bir "müdahale" de bulunarak kızı ile annesini biraraya getirme çabalarını anlatıyor.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir