
Yu Aoi
Satoko Fukuhara

1940 yılında Japon halkı, ülkelerinin II. Dünya Savaşı’na girip girmemesi konusunda ikiye bölünmüştür. Bir kumaş tüccarıyla evli olan Satoko, kocasının bir şeyler çevirdiğinden şüphelenmeye başlar. Kısa sürede, niyetini saklamak zorunda hissettiği bir oyunun içine çekilir.

Hans Fallanda'nın Otto and Elise Hampel romanından uyarlanan film; Nazi yönetimi altında ki Berlin günlerinde insanca yaşamanın cesaret ve onurunu etkileyici biçimde anlatıyor.

Eskiden beri aralarında derin bir dostluk bulunan iki arkadaş, savaşa gitmenin arifesindedirler. İkinci Dünya Savaşı tüm vahşetiyle sürmektedir ve savaşa dahil olan Amerika Birleşik Devletleri, kendi kaderini belirlemek üzeredir. Savaş bu iki insanı da içine katarak dev bir liman baskınıyla derin bir vahşet sunacaktır. Savaş her zamanki gibi görkemli ve kanlıdır.

Bir grup müttefik kaçışa imkan vermeyecek şekilde tasarlanmış özel bir kampa hapsedilir. Üç farklı tünel kazarak kurtulmayı planlayan İngiliz asker (Richard Attenborough), usta Amerikalı hırsız (James Garner) ve Polonya’lı hendek kazıcısının (Charles Brosnon) bu planı başarılı olur. Ne var ki, bu 70 tutuklunun kaçışları burayla sınırlı kalmayacaktır...Film iki bölümden oluşuyor. İlk yarıda kaçış planları ve hazırlıklarını, ikinci bölümde ise Alman hükümeti ile esir Avrupa’nın sınırlarından dışarı çıkmaya çalışan kahramanların kovalamacasını izliyoruz.

1943'te Burma'da bir Japon esir kampının komutanı olan Saito, kampa yeni gelen İngiliz Albay Nicholson'dan adamlarına Kwai nehri üzerine bir köprü kurmalarını emretmesini istemektedir. Saito'nun amacı bu köprüyü kullanarak Japon birliklerine cephane taşıma konusunda avantaj sağlamaktır. Saito'nun işkencesine dayanamayan Albay bir süre sonra köprünün emri altındaki mühendisler için de bir moral kaynağı olacağını düşünerek onun isteğini kabul eder. Nicholson düşmanının esiri konumunda da olsa, onun ve adamlarının yapabileceğinden daha iyi bir köprü yaparak onu psikolojik seviyede altetmiş olacağını düşünür. İnşaat ilerledikçe Nicholson köprünün düşmanına avantaj sağlayacağını tamamen unutur ve onu mükemmelleştirmek için elinden geleni yapar.

Bir adam, savaşta katledilen ailesinin evini yıkıp başka bir yerde yeniden inşa etmek için geri döner. Katil, bir Kızıl Ordu komutanı tarafından yakalandığında, vahşi bir takip başlar.

Acımasız bir Alman casusu, D-Day hakkında yaşamsal bilgilerle İngiltere'den çıkmaya çalışan, genç bir kadınla sakat kocasıyla zaman geçirmek zorundadır.

İkinci Dünya Savaşı bitmek üzeredir. Almanlar, Fransa’da yenilmek üzerelerdir ve müttefikler güçler Normandiya çıkartması sonrası Ren Nehri üzerindeki bir köprüyü ele geçirmek için paraşütçü birliklerini sınıra indirirler. Fakat yapılan stratejik bir hata sonucu paraşütçüler köprünün çok uzağına indirilir. Market Garden adı verilen bu operasyon, bir takım yanlış istihbarat ve stratejiler sonucu tam bir felakete dönüşür. Çünkü askerler Alman Ordusu’nun en güçlü olduğu noktalardan birinin tam ortasına düşmüşlerdir. Cornelius Ryan’ın uzun araştırmaları sonucu yazdığı kitabından uyarlanan Richard Attenborough imzalı film, İngiliz FeldMareşal Bernard Montgomery’nin başarısızlıkla sonuçlanan planının müttefik askerlerini ne gibi bir zor durumla karşı karşıya bıraktığını anlatan İkinci Dünya Savaşı’na dair en gerçekçi savaş filmlerinden biri.

Gezici bir tiyatro kumpanyasının 1939 ve 1952 yılları arasında Yunanistan'da çıktıkları uzun turne sırasında uğradıkları her ada, köy ve kasabada Kadın Çoban Golfo adlı aynı kırsal oyunu sergilerlerken, gerçek hayatta kendi aralarında yaşadıkları birtakım olayların da klasik bir Yunan trajedisi olan Oresteia'yı andırması konu edilir. Bu bağlamda Yunanistan'ın çalkantılı yakın tarihine dramatik ve alegorik bir yolculuk yaparlar. Bu tarih Nazi işgalinin sürdüğü 2. Dünya Savaşı yıllarından başlayıp, Kralcılar ve Komünistler arasında geçen yıkıcı Yunan İç Savaşı'nı da içine alan süreyi kapsar. Brechtvari bir anlatım tarzıyla filmde zaman bir ileri bir geri sıçrar durur. Yunanistan'ın en eski tarihi (bir anlamda mitoloji) ile yakın tarihi (1939 - 1952 arası) arasındaki zamanda gidip gelmeler tiyatro aracılığıyla yapılır.

After a demonstration of new PT boats, Navy brass are still unconvinced of their viability in combat, leaving Lt. "Rusty" Ryan frustrated. After the attack on Pearl Harbor, however, Ryan and his buddy Lt. Brickley are told they can finally take their squadron into battle. The PT boats quickly prove their worth, successfully shooting down Japanese planes, relaying messages between islands, and picking off a multitude of enemy ships.

Leon Uris’in aynı adlı eserinden uyarlanan 1969 yapımı film, soğuk savaş sırasında yaşanan casus hikâyelerini konu alır. Film, birbirinden farklı birçok kişinin öykülerinin kesiştiği yerdir. Zeki bir Fransız ajanı, sıhhi savaştaki karmaşıklaşmış politikalar içerisinde, 1962 Küba krizine yol açmış olayları gün yüzüne çıkarır. Daha sonrasında ise Fransa’ya geri dönerek uluslararası Rus casusluk çemberinden ayrılır.

İnsan Manzaraları serisinin 2. filminde Kaji (Tatsuya Nakadai) askere çağrılmıştır. Orduya ve savaşa karşı bir kişiliğe sahip olmakla birlikte iyi bir asker olarak dikkat çeken Kaji, aynı zamanda başına geleceklerden hiç çekinmeden doğru bildiklerini söylemeye devam etmektedir. Usta askerlere karşı kendisi gibi acemi erleri savunmaya çalışan Kaji, kendisi usta asker olup acemilerin eğitiminden sorumlu tutulduğunda tüm zorluklara karşın insani tutumunu sürdürmeye çalışacaktır. Ancak artık Japonya gerilemeye başlamış, Sovyet tehlikesi iyice yaklaşmıştır.

Tecrübeli ama gözden düşmüş bir gazeteci ile mesleğe yeni başlamış genç bir gazeteci, yanlarına işinde çok iyi olan bir kameramanı da alarak tamamen kişisel çabaları ila Bosna'ya, savaşın bir numaralı suçlularından Radovan Karadzic'i aramaya giderler. Fakat bu ülkede atacakları her adım, büyük tehlikeler içermektedir.Yanlışlıkla CIA timi zannedilmeleri ile peşinde oldukları hedefleri tarafından da farkedilecek ve kendilerini yem durumuna sokacaklardır. Artık sadece amaçları değil, hayatları da tehlikededir.2005 tarihli Matador ile daha önce sinemalarımıza konuk olan Richard Shepard,senaryosunu da yazdığı Av Partisi ile savaşın kanlı atmosferine adım atıyor.

Masaki Kobayashi'nin İnsan Manzaraları serisinin ilk filmi, 2. Dünya Savaşı yıllarında Japonya'nın Çin'in Mançurya bölgesini işgal ettiği yıllarda başlıyor. Parlak bir mühendis olmasının yanında bir hümanist ve savaş karşıtı olan Kaji (Tatsuya Nakadai), Mançurya'daki Çinli esirlerin çalışma şartlarının iyileştirilmesi üzerine yaptığı çalışma sonrasında yeni evlendiği eşi Michiko (Michiyo Aratama) ile birlikte küçük bir maden kasabasına gönderilir. Burada kendi insani politikalarını yerleştirmeye çalışırken birçok iş arkadaşıyla ters düşen Kaji, aynı zamanda Çinli esirlerin güvenini kazanmanın da kolay olmayacağını anlayacaktır.

J.G Ballard'ın oto-biyografik romanından uyarlanan "Güneş İmparatorluğu", Shangai'in Japon istilasına uğradığı 1941 yılında başlıyor. Zengin bir ailenin mutluluk içinde yaşayan genç üyesi Jim Graham şehirde yaşanan büyük kaos sırasında ailesini kaybediyor ve her gün onlarca insanın öldüğü bu karmaşada yapayalnız kalıyor. Uçaklara büyük bir ilgi duyan ve hep uçmayı hayal eden Jim, sonunda Soo Chow toplama kampına gönderiliyor ve burada geçirdiği aylar boyunca yepyeni insanlarla tanışarak, yaşamın ailesinin kendisine sunduğu kadar toz pembe olmadığının farkına varıyor.

The Courier, tarihin en büyük uluslararası çatışmalarından birine katılan mütevazi bir İngiliz işadamı olan Greville Wynne'nin (Cumberbatch) gerçek hikayesine dayanıyor. İngiltere'nin MI-6 ve bir CIA operasyonunun (Brosnahan) emriyle, nükleer bir çatışmayı önlemek ve Küba'yı etkisiz hale getirmek için gerekli önemli istihbaratı sağlamak amacıyla Sovyet subayı Oleg Penkovsky (Ninidze) ile gizli ve tehlikeli bir ortaklık kuruyor.

Bu son derece etkileyici drama, II. Dünya Savaşı'nda gerçekleşen Bulge Savaşı sırasında Alman hatları arkasında kalan savaş yorgunu bir piyade bölüğünü anlatmaktadır. Ev özlemiyle yanan ve karla kaplı siperlerde soğuktan titreyen askerler acıya, ıstıraba ve üzüntüye bastırılamaz bir mizah ve amansız bir alay ile katlanmaktadırlar. Hiçbiri kahraman olmak niyetinde değildir ama hepsi de kendilerinden beklenen cesareti göstermeye hazırdır.

Film, 1943 yılında iki istihbarat ajanının, müttefiklerin planladıkları saldırıyı dezenformasyon yöntemiyle önlemeye çalıştıkları absürt savaş stratejisini anlatıyor.

Bir grup genç Japon savaşçısı, bir dağ evinde yıllarca eğitilir. Amaçları ülkeyi savaşa ve kaosa sürükleyen 3 savaş beyine suikast düzenlemektir. Eğitim sonunda zorlu bir tercih yapmak zorunda kalan ekipten 5 kişi suikastçi olarak görevlerine başlar. Suikast ekibinin güzel üyesi Azumi, aralarındaki en hızlı ve güçlü savaşçıdır. Görevlerini yerine getirmeye başlayan grubu zorlu mücadeleler beklemektedir. Savaş beylerinin ordularını geçerek onlara ulaşmaları ve peşlerindeki katillerden kurtulmaları gerekecektir.

After two British Secret Intelligence Service agents are murdered at the hands of a cryptic neo-Nazi group known as Phoenix, the suave agent Quiller is sent to Berlin to investigate.

Mario Puzo'nun çok satan kitabından Puzo ve yönetmen Francis Ford Coppola tarafından sinemaya uyarlanan eser, 40'lar ve 50'lerin Amerika'sında, bir İtalyan mafya ailesinin destansı öyküsünü konu alıyor. Corleone ailesi, Don Vito Corleone'nin başında olduğu, suça dayalı bir örgüt kurmuş olan İtalyan asıllı meşhur bir ailedir. Aile, New York'taki diğer dört aileyle birlikte New York'un yeraltı işlerini yönetmektedir. Ancak Corleone ailesini diğerlerinden ayıran özelliği, Don Corleone'nin cebinde bozuk para gibi taşıdığı politikacılar ve yargıçlardır. Politikacılar ve yargıçlarla olan bu yakın ilişkileri diğer ailelerin açamadığı kapıları açabilmesini sağlamaktadır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.












0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir