
Rodrigo Santoro
Heleno de Freitas


Rodrigo Santoro
Heleno de Freitas

Alinne Moraes
Silvia

Angie Cepeda
Diamantina

Erom Cordeiro
Alberto
Mauricio Tizumba
Jorge
Luiz Eduardo Reis Ribeiro
César

Orã Figueiredo
Bezerra

Jean Pierre Noher
Dr. Souza Lima

Othon Bastos
Carlito Rocha

Herson Capri
Médico da clínica

Juliana Lohmann
Tiete Cena do Carro
Luka Ribeiro
Túlio

Ernani Moraes
Treinador do Vasco

Priscila Assum
Edith

Laila Zaid
Vendedora de Cigarro

Victoria dönemi İngilteresi'nde yaşayan John Merrick, ender görülen bir hastalık yüzünden ileri derecede deforme bir bedene ve yüze sahiptir. Gezici bir kumpanyada Fil Adam takma adıyla sergilenmekte ve kafes hayvanı muamelesi gördüğü çok zor bir hayat geçirmektedir. Dr. Frederick Treves adında genç bir cerrahın onu içine hapsolduğu korkunç hayattan kurtarmasıyla hiç alışık olmadığı güzel bir dünyaya adım atar. Ancak acı ve korku dolu geçmişi Merrick'i bu yeni dünyada da takip edecektir.

Sinema tarihinin en çok ödül alan, en geniş kadrolu filmlerinin başında gelen Son İmparator destansı bir öyküdür: 2 yaşında tahta çıkan Çin'in son imparatoru Pi Yi'nin gözünden 60 yılın öyküsü. Çekimi 2,5 yıl süren, 19 binden fazla kişinin rol aldığı film çok şık ve estetik bir görkemli yapımdır. Bertolucci sinemasının izlerini de taşır: Yasak Kent'in avlusunda binlerce figuranla çekilen sahnelerden ipek çarşafların altında belli belirsiz sevişen üç bedene kadar... Son İmparator aynı zamanda Bertolucci'nin Oryantal Üçlemesi'nin ilk filmidir. Bu seri daha sonraki yıllarda çekeceği Çölde Çay ve Küçük Buda ile tamamlanır.

20. yüzyılın ilk yarısında İngiliz sömürgesi altındaki Hindistan'da geçen film, bağımsızlık mücadelesi için İngiliz yönetimine karşı "Pasif Direniş"i örgütleyen Mahatma Gandhi'nin hayatından bir kesit anlatıyor. En iyi biyografik çalışmalardan biri olarak kabul edilen Gandhi, 11 dalda aday olduğu Oscar ödüllerinden "en iyi film" ve "en iyi yönetmen" dahil tam 8 ödülle döndü. Gandhi rolünde sinema tarihinin en iyi performanslarından birine imza atan usta oyuncu Ben Kingsley'nin ise "en iyi erkek oyuncu" dalında heykelciğe uzanmasıysa pek zor olmadı. Cenaze sahnesinde yaklaşık 300.000 kişinin yer almasıyla da bir film sahnesinde yer alan en kalabalık insan sayısı rekorunu da elinde bulunduran film, çarpıcı sahneleriyle hafızalardan silinmeyecek bir yapıt. Hindistan bağımsızlık hareketinin lideri Gandhi'nin gerçek hayatından sinemaya aktarılan bu gerçekçi yapım, ülkemizde yıllarca yasaklanmış ve gösterime girememişti..

İkinci Dünya Savaşı'nda görev yapan bir psikiyatrist, Nürnberg davalarından önce Nazi liderlerini değerlendirirken, Hermann Göring ile rahatsız edici bir bağ kurdukça kötülüğü anlama konusunda giderek daha fazla saplantılı hale gelir.

Maud, hastalıklara ve yaralanmalara sık sık rastlanan bir çamaşırhanede 7 yaşından beri çalışmaktadır. Aynı çamaşırhanede çalışan George ile evlenen Maud'un hayatta en büyük dayanağı oğlu Sonny'dir. Bir paketi teslim etmeye giderken eylem yapan süfrajetlerin arasında kalan Maud, eylemciler arasında kendisiyle aynı çamaşırhanede çalışan Violet'ı görür. Maud'un harekete olan ilgisini fark eden Violet, onu süfrajet hareketine ve oy haklarını savunmaya ikna etmeye çalışır. Bu arada, süfrajetlerin eylemlerini ciddi bir tehdit olarak gören hükümet, her yola başvururken, yenilikçi bir aygıt olarak fotoğraf makinesiyle şüphelileri belirlemeye başlar ve Maud'un Hükümet için ajanlık yapacağına inanırlar...

Albert Pierrepoint, babasının izinden giderek İngiltere'nin en tanınmış celladı olur, gerçek kimliğini bir bakkal dağıtıcısı olarak gizler. Ancak "en iyi cellat" olma hırsı, korkunç sırrının ortaya çıkmasına yol açar. İdamlardaki "usta" ünü onu beklenmedik bir şekilde küçük bir üne kavuştururken, aynı zamanda idam yöntemine karşı kamuoyu tepkisinin hedefi haline gelir.

Babasının ölümüyle sarsılan, evin bakıcısı tarafından sevilen ama aynı zamanda bu süre zarfında cinsel istismara uğrayan, bir leydi ile dost olan ve sonuç olarak onunla Chelsea´de yaşamaya başlayan Turner, tüm bu hayatında olup biten karmaşanın yanında aslında çok büyük bir yeteneğe sahiptir. Resim yapmak, gezi keşiflerine çıkmak, hatta genelevleri ziyaret etmek, gemilerle denizlere açılmak, üst sınıfın arasına girmek gibi birçok değişik aktivitede bulunması onu diğer ressamlardan farklı kılmış, ve hem kraliyetin hem de halkın eserlerini takdir etmesini sağlamıştır.

Jem Belcher, eski bir boksör olan büyükbabası tarafından yoksulluk içinde büyütülür. Maddi olarak tükenmiş ve büyükbabasını gururlandırma arzusuyla hareket eden genç adam, onun izinden gitmeye karar verir. Bunu için de ünlü koç Bill Warr’dan yardım alır. Bill, Jem'in doğal yeteneğini geliştirmeyi ve onu dünyanın gördüğü en büyük dövüşçü yapmayı hedefliyor. Büyük bağlılık ve birçok zorluk sayesinde Jem'in planı işe yarar. Jim, şampiyon olur ve sosyal olarak yükselir. Ama sonra bir kaza onu kısmen kör bırakır ve acımasızca düşer. Ancak, birdenbire, acımasız bir dövüşte yeni şampiyonla yüzleşmek için son bir şans yakalar.

1973’te, artık yaşlanmaya başlamış olan Salvador Dalí New York’taki büyük sergisi için hazırlanmaktadır. Genç bir galeri asistanı, Dali’ye yardımcı olmak için perde arkasındaki çılgın maceraya katılır.

Gizli Sayılar, yıldızları hedefleyerek ülkenin temellerini değiştiren parlak bir kadın grubunun inanılmaz, anlatılmamış, ancak gerçek hikayesini ortaya çıkarıyor. Film, NASA'daki siyah kadın matematikçilerden oluşan seçkin bir takımın, Sovyetler Birliği'ndeki Amerikalı rakiplerine karşı uzay yarışını kazanmasına yardımcı oldukları ve aynı zamanda, eşit haklara ve fırsatlara ilerlemeye yönelik arayışların hayati tarihini anlatıyor.

Dört çocuk annesi bir kadın, İkinci Dünya Savaşı’nda kaybettiği üç oğlunun ardından fazlasıyla yaralanmıştır. Şimdi tek dileği hayatta kalan tek oğlunun savaştan sağ salim dönmesidir. Yakarışları karşılık bulur ve Başkan tarafından verilen bir emirle James Ryan’ın ne pahasına olursa olsun bu savaştan sağ çıkması sağlanacaktır. Normandiya çıkarmasının yapıldığı gün, sekiz kişilik bir asker birliği farklı bir göreve, Ryan’ı kurtarma görevine atanır. Ancak yüzbaşı John Miller tarafından yönetilen bu birim, can pazarının yaşandığı bu zorlu ortamda hakikatli bir yaşam mücadelesine atılacak; tek bir adamı kurtarmak için sekiz kişinin hayatının tehlikeye atılmasının meşruluğunu sorgulayacaktır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bir yıl önce, yoksul bir ailenin kız çocuğu bir geyşa evinde hizmetçi olarak çalışmaya başlar. Gizemleri günümüze kadar korunan, saklı ve bir o kadar da büyülü bir dünyada büyüyen kız çocuğu, rekabetin bitmediği, hataların affedilmediği bir dönemde efsanevi geyşa Sayuri’ye dönüşür. Dönemin en güçlü erkeklerini parmaklarında oynatan Sayuri, rakiplerinin tuzaklarına aldırmaksızın gerçek aşkın hayalleriyle yaşamaktadır.

Film 1920'li yıllarda Almanların, Polonyalılar ve diğer azınlıklarla birlikte uyum içinde yaşadıkları yoksul kent Danzig'de başlar. Annesi ve hangisinin babası olduğunu bilmediği iki erkekle birlikte yaşayan Oskar'a (David Bennent) üç yaşına bastığı doğum gününde teneke bir trampet hediye edilir. Bu andan itibaren çevresinde gözlemlediği erişkinlerin mutsuz ve acınılacak dünyalarına katılmaktansa hep çocuk olarak kalmaya karar verir. Gerçekten de yıllarca fiziksel olarak bir gelişme göstermez. Çevreye karşı tek protestosu büyümeyi reddetmek değildir, aynı zamanda teneke davuluna şiddetle vururken çıkardığı cam eşyaları bile parçalayan tiz çığlığı da 2. Dünya Savaşı yaklaşırken ülkede olup bitenlere duyarsız kalan orta sınıf Alman toplumunu bir yadsıma biçimidir, gitgide çıldıran dünyaya karşı bir protestodur.

Rio de Janeiro'da çalışan, müşterilere mektup yazıp postalamakla görevli soğuk ve yaşlı bir kadın olan Dora (Fernanda Montenegro), müşterilerden ve insanlardan nefret ediyor. Dokuz yaşında bir çocuk olan Josue (Vinicius de Oliveira), babasını hiç görmemiş. Josue'nun annesi, kocasına mektuplar yazıyor ve bu mektuplar Dora aracılığıyla gönderiliyor. Kadın bir araba kazasında ölünce, Josue'nin sorumluluğunu insanları pislik olarak gören Dora üstlenmek zorunda kalıyor. Dora, Josue'yı babasını görebilmesi için yolculuğa çıkmaya ikna ediyor ve bu iki farklı insan arasında sıradışı bir dostluk kuruluyor.

Karısı Linda Lee’nin anılarından uyarlanan film, iki kültür arasında kalmış Bruce Lee’nin kısa yaşamını gözler önüne seriyor. Hong Kong’da doğan 18 yaşında ABD’ye yerleşen ve burada doğu felsefesiyle savaş sanatının bir karışımı olan ‘Jeet – kune – do’ tekniğini geliştiren Lee’yi üne kavuşturan, Hong Kong’da çektiği kung – fu filmleriydi.

Fassbinder'in İkinci Dünya Savaşı sonrası kadınlarını işlediği trilojinin ilk filmi (diğerleri Veronika Voss ve Lola). Bu filmle Fassbinder'in ünü Almanya'da ve diğer ülkelerde daha da pekişti. Açılış sahnesinde, Müttefiklerin bombalarıyla yıkılan bir Alman kentinde, Maria ve asker nişanlısı Hermann Braun evlenmektedirler. Yeni evli asker hemen Rus cephesine gönderilir. Maria geride annesi ve kız kardeşiyle yoksulluğun içinde kalır. Kocasından haber beklemekte, her gün ondan gelebilecek haberleri öğrenmek için tren istasyonuna gitmektedir. Bir gün kocasının öldüğü haberini alır ve Amerikan askerlerine hizmet eden bir barda garson olarak çalışmaya başlar. Orada iri yarı siyah asker Bill'le tanışır ve çok az konuşabilmelerine karşın sevgili olurlar. Tam da kocasını unutmak üzereyken, aç ve hadım edilmiş Hermann çıkagelir.

Belgesel tadındaki bu film, 13 Eylül 1996 tarihinde Las Vegas, Nevada’da 4 el ateşle vurulan ve hastaneye kaldırıldıktan 6 gün sonra 25 yaşında vefat eden rap müziğin efsanevi sanatçısı ve aynı zamanda da oyuncu, şair ve aktivist olan Tupac Shakur‘un hayatını bilinmeyen yönleriyle anlatıyor.

MMA dövüşçüsü Mark Kerr, UFC'deki zirve döneminde bağımlılık, zafer ve aşkla mücadele ediyor.

Tüm zamanların tarihsel açıdan en önemli filmlerinden biri olan Steven Spielberg'in Schindler'ın Listesi, cesaret ve inanç dersleriyle nesiller boyu ilham vermeye devam eden güçlü bir hikaye. En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere yedi Akademi Ödülü sahibi olan bu inanılmaz gerçek hikaye, Holokost sırasında 1.100'den fazla Yahudinin hayatını kurtaran esrarengiz Oskar Schindler'ı (Liam Neeson) konu alıyor. Bu, fark yaratan bir adamın zaferi ve yaptıkları sayesinde insanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden birini atlatanların dramıdır.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 2. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından Desmond T. Doss da birçok Amerikalı gibi orduya katılmaya gönüllü olur. Ancak dindar bir Hristiyan ve bir pasifist olan Doss, savaşta insan öldürmeyi ve herhangi bir şekilde silah kullanmayı reddetmektedir, onun yerine savaş alanında yaralıları kurtararak hizmet etmek istemektedir. Bu tavrı hem komutanları hem de asker arkadaşları arasında ilk başta çok sert tepkiyle karşılanır, askeri mahkemeye bile çıkar. Ancak Doss, son derece sert bir eğitimden geçip kendi hayatı pahasına silahsız bir şekilde savaş alanına gitmeyi çoktan göze almıştır.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir