
Murathan Muslu
Perg

Vienna, 1920. The Austro-Hungarian Empire has collapsed. Peter Perg returns home from the Great War, after years of captivity. But the Vienna he comes home to is nothing like the place he once knew. The new Austrian Republic thrives on social and artistic freedom, but anti-democratic movements and unemployment loom overhead. A stranger in his hometown, his life takes a turn for the worse when one of his former comrades is murdered. Suddenly the mysterious killings of veterans are mounting. Personally connected to the victims, Perg decides to bring the killer to justice. He finds an ally in the cool-headed forensic doctor Theresa Körner, with whom he has a deeper, shared history. Their investigation leads them into the darkest corners of the city, as they confront a brutal and systematic killer and intrigues from within the police force. But when the killer’s net closes around Perg himself, he faces the moral dilemma of his life.

Murathan Muslu
Perg

Liv Lisa Fries
Körner

Max von der Groeben
Severin

Marc Limpach
Renner

Matthias Schweighöfer
Josef

Margarethe Tiesel
Concierge

Maximilien Jadin
Hoffmann

Aaron Friesz
Kovacs

Stipe Erceg
Bauer

Timo Wagner
Krainer

Trystan Pütter
Gerster

Germain Wagner
Starkenberg
Peter Moucka
Steiner
Milton Martins
Captain
Miriam Fontaine
Anna Perg

14-20 Ağustos 1971 tarihlerinde Stanford Üniversitesi’ndeki psikoloji bilim dalı öğretim görevlisi Philip Zimbardo, bir deney yapmaya karar verir. 24 erkek öğrenciden oluşan bir grubu, mahkumlar ve gardiyanlar olacak şekilde ikiye ayırıp onları üniversite binasının bodrum katında oluşturdukları bir hapishane simülasyonunda bir haftaya yakın süre “rollerinin” içine bırakır. Deneyin sonuçları dünyayı şok ettiği gibi, Abu Ghraib Hapishanesi’nde yaşanan insanlık dışı işkencelerin de ortaya çıkması ve daha sonra değerlendirilip incelenmesinde büyük rol oynar.

Wall Street Journal muhabiri olan Daniel Pearl, Pakistan’da görev yaparken terörist bir örgüt tarafından kaçırılır. Serbest bırakılmasına dair yapılan tüm çağrılara rağmen öldürülünce gazeteci eşi Mariane Pearl, bu ülkeye gitmeye karar verir. Pakistan’da yaşadıkları ve kocasının bütün dünyayı üzüntüye boğan ölümünün ardındaki sır perdesini aralama çabalarını anlatan film, yaşananların sadece görünenden ibaret olmadığına değiniyor.Ses getiren belgesel Guantanamo Yolu’nun, deneysel çalışmaları ile sinema dünyasında her daim yeni beklentiler yaratan yönetmeni Micheal Winterbottom ve Angelina Jolie’yi biraraya getiren film, dünyanın içinde bulunduğu konjonktür de düşünülünce oldukça ses getirecek gibi...

İngiltere’nin asırlardır demir yumrukla yönettiği İrlanda’da 6 gün süren ve tarihe 1916 Dublin Posta Binası Kuşatması olarak geçen olaydan kurtulan tek isyancı, aslen ABD vatandaşı olan İrlanda kökenli Eamon De Valera olur. Diğer destekçilerinin çoğu hapsi boylamıştır. İçerden yeni fikirlerle çıkan Michael Collins, direnişte yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu düşünmektedir. Dava arkadaşı Harry Boland ile birlikte İrlandalı Gönüllüler hareketini başlatır. Terörist saldırılar, gerilla hareketleri ve çok önemli casusluk operasyonları sonucu, İngiliz hükümeti kısa sürede zor bir duruma düşer. Cumhuriyetçi hareket bütün İrlanda’da yeşermiştir ve Collins artık özgürlük isteyen herkes için bir kahramandır. Bağımsızlığa giden yöntemler konusunda Collins’le aynı şeyleri düşünmeyen kişi ise eski arkadaşı De Valera’dır. Collins, kendine karşı savaş açan De Valera’yla uğraşırken bir yandan da dava arkadaşı Boland’ın sevgilisine aşık olunca, birçok cephede mücadele etmek zorunda kalır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan bir yıl önce, yoksul bir ailenin kız çocuğu bir geyşa evinde hizmetçi olarak çalışmaya başlar. Gizemleri günümüze kadar korunan, saklı ve bir o kadar da büyülü bir dünyada büyüyen kız çocuğu, rekabetin bitmediği, hataların affedilmediği bir dönemde efsanevi geyşa Sayuri’ye dönüşür. Dönemin en güçlü erkeklerini parmaklarında oynatan Sayuri, rakiplerinin tuzaklarına aldırmaksızın gerçek aşkın hayalleriyle yaşamaktadır.

Bir terörist tarafından gizlinen üç atom bombası, ABD’nin en büyük kabusu haline gelir. Yerleri bilinmeyen bu bombaların yerleştirilmesine iki gün kala, bir sorgu yargıcı ile FBI ajanı bu silahları bulmak için mücadeleye girişirler.Film, Yusuf isimli Amerikalı Müslümanın bir video kaydı yapmasıyla başlar. FBI özel ajanı Helen Brody ve ekibi, haberlerden Yusuf'un arandığını öğrenince bir soruşturma başlatırlar.Özel bir sorgu yargıcı olan H, Yusuf'un videoda bahsettiği nükleer bombaların yerini bulmak için işe koyulur ve Yusuf'u bulduğu anda parmaklarından birini keserek, caniliğini ve kararlılığını ispatlar. Böylelikle Brody iyi polis, H kötü polis olmuştur. Yusuf ise işkenceye katlanmaya eğitimli biridir ve sessizliğini bozmaz. Bu işin içinde ise başka iş vardır, film absürdlüğünü gizleyip sonradan ortaya çıkaran, seyirciyi ters köşeye yatıran bir özelliğe sahip.

1462 yılı ünlü Alman ressam Rembrandt’ın hayatında bir dönüm noktasıdır: zengin ve saygıdeğer bir ünlüyken, güvenilmez bir yoksula dönüşür. Hamile karısı Saskia’nın ısrarları üzerine Rembrandt Amsterdam Silahşör Milislerinin resmini yapmayı isteksiz bir şekilde kabul eder. (Bu eser daha sonra Gece Bekçileri olarak tanınacaktır.) Kısa bir süre sonra, Batı Dünyası’nın o sıralar en zengin şehrinde maddi avantaj ve kişisel güç için hile yapan askerleri oynayan Amsterdamlı tüccarlarla ilgili bir komplo hazırlandığını öğrenir. Rembrandt tesadüfen bir cinayetle karşılaşır. Oğlunun doğmasıyla kendine güveni gelen Rembrandt planlanan cinayetleri ortaya çıkarmaya karar verir ve suçlamalarını resimlerine aktarır. Böylece Altın Çağ’da Alman halkının ikiyüzlü tarafını ortaya çıkarır. Rembrandt’ın şansı sonunda döner.

1970'lerde bir hayli kırılgan olan Alman demokrasisi, bombalı saldırılar, terörizm tehdidi ve içerdeki düşman korkusuyla her sammaktayd Nazi kuşağının yeni nesil radikal çocukları Andreas Baader, Ulrike Meinhof ve Gudrun Ensslin, faşizmin yeni yüzü olarak gördükleri ve çoğu Nazi geçmişine sahip Alman yetkililer tarafından desteklenen Amerikan emperyalizmine karşı şiddet dolu bir savaş vermektedirler. Amaçlarının daha iyi bir toplum yaratmak olduğunu söyleyen grup, zamanla yaydıkları terör ve yaptıkları kanlı eylemlerle kendi insanlıklarını kaybedecektir. Onları anlayan tek adam aynı zamanda onların peşindeki adamdır: Alman polisinin başı Horst Herold. Herold genç teröristleri ele geçirmeyi başarsa da bunun buzdağının sadece görünen yüzü olduğunun farkındadır.

Çin, 1920'ler.. 19 yaşındaki Songlian Chen Zuoqian (Li Gong), elli yaşındaki Chen'in dördüncü karısı olarak evenmek zorunda kalır. Kadınlar kale gibi bir yerde, herbiri ayrı evlerde yaşamaktadırlar. Chen'in geceyi kiminle geçireceği kadınların evlerinin önünde yakılan kırmızı gece lambalarıdan (lantern) belli olmaktadır. Film, kadınlar arasındaki çekişmeyi olağanüstü görsellikle anlatmaktadır...

Fargo', 'O Brother, Where Art Thou?' ve 'Intolerable'’ın yaratıcılarından Amerika’lı gangsterlerin hayatına karmaşık ve görsel bir bakış geliyor. MILLER’S CROSSING’de rakip çeteler, katil galerileri ve tetikçiler yeralıyor. Leo İrlanda’lı bir gangster ve politik patrondur, güvendiği teğmeni ve danışmanı anti-kahraman Tom’un yardımıyla bir Doğu şehrini yönetmektedir. Ama şehir üzerindeki kontrolleri, Johnny Casper (adında bir İtalyan patron ve acımasız yardımcısı Eddie Dane tarafından zorlanır.

Usta yönetmen Martin Scorsese'in yönetmenliğini yaptığı Gangs of New York, 1800'li yıllar New York'unda, İrlandalı ve İtalyan göçmenlerin şehrin kontrolünü ele geçirmek için sokak çetelerini oluşturmaya başladıkları dönemde geçiyor. Hikaye, Dead Rabbits ve Native Americans adlı iki çete üzerinde yoğunlaşmaktadır. Dead Rabbits çetesinin lideri öldürülür ve çete dağılır. Yıllar sonra Rabbits çetesinin öldürülen liderinin oğlu kendi çetesini oluşturup diğer çetenin liderinini ortadan kaldırmaya girişecektir.

Bir adamın bir avuç serserinin üzerinde yarattığı gerilim bir süre sonra vicdan muharebesine dönüyor ve yön değiştiriyor fakat gücünü aldığı yer bu gerilim. Geçmişte yaşanan bir olay ve sorumlularının çok derinlere bastırdığı bir olayı unutmayan biri onlara hatırlatmaya başlıyor. Başta umursanmayan bu adam karşısında bu astığım astık serseriler tutulup kalıyor. Adeta adama dokunamıyorlar ve kendilerinin gideceği talihsiz sona doğru ümitsizce bekleyiş içine giriyorlar. Vicdanları, yıllardır atamadıkları pişmanlıkları onları bir anda zayıf kılıyor. Dokunamıyorlar çünkü daha fazla vicdani rahatsızlık katlanabilecekleri bir şey değil. Cezalandırılmayı bekleyen suçlu gibi sonlarını beklemeye başlıyorlar.

Charlie, gösterilerine çıktığı bir vodvil grubu ile çeşitli turnelere katılarak hayatını kazanmaktadır. Annesi Hannah'ın da yer aldığı bu grupla birlikte gittikleri bir Amerika turnesinde Mack Sennett tarafından keşfedilince dünyaca ünlü olmasını sağlayacak sessiz sinema sektörüne ilk adımını atmış olur. Şorlo rolü ile dünya çapında bir ünün sahibi iken özel hayatındaki çalkantılar, her geçen gün daha çok yıpranmasına neden olmaktadır. Bir yandan da Amerika'daki politik atmosferin iyice kızışması ve Hollywood'daki konumist avı nedeni ile ABD'ye girişinin engellenmesi, hayatındaki zorlukları pekiştirecektir. Chaplin'in Britanya'da fakir bir ailede başlayan çocukluğundan, ölümünden dört sene öncesine kadarki süreci anlatan film, Robert Downey Jr.'ın muhteşem oyunu ile başarılı biyografiler arasına yazılıyor. Chaplin'in annesi Hannah'ı, Chaplin'in öz kızı Geraldine Chaplin'in canlandırdığını da eklemeyi unutmayalım.

Sessiz sinema doneminin unutulmaz yapitlari arasinda yer alan ve kurgu ile belgesel anlayisin icice gectigi film, 1920’lerin Berlin’inde yasayan kendisini canlandiran, oyunculuk deneyimi olmayan bes genc Berlinli’nin bir Pazar gununu anlatiyor. Bir hikâye anlatmaktan ziyade o tatil gununun rahatligini pelikul uzerinde belgelemektir amaci. Kamera filmin buyuk bolumunde sokaklarda, gercek mekânlardadir. Bu baglamda hem Siirsel Gercekcilik’in hem de Italyan Yeni Gercekciligi’nin oncusu sayilir. Nazi Partisi’nin iktidara gelmesinden sadece birkac yil oncesinin Almanyasi’ni ve bambaska bir ruh halini gostermesi bir yana, yaraticilarinin tumunun III. Reich doneminde Hollywood’a kacip, orada une kavusmasiyla da ayrica sinema tarihinde onemli bir yere sahiptir…

Bir yazarın New York'ta kendine kurduğu mükemmel hayatı, bir gerçek suç belgeseli yüzünden korkunç lise geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalmasıyla birlikte altüst olur.

Twins Ronnie and Reggie Kray are raised in east London, under the influence of their hateful but doting mother Violet. As they grow up, Ronnie's violent nature takes over, and Reggie follows his brother's lead. The two become notorious crime lords who rule over the East End club scene. But at the height of their power, the brothers veer into different lives, giving the older crime bosses a chance to reclaim what the Krays took from them.

A chronicle of the interaction between college student Jason Moss and the object of his obsession, serial killer John Wayne Gacy.

David "Noodles" Aaronson ve arkadaşları, 1920'lerin New York'unda beraber büyümüşlerdir. 1930'larda gangster dünyasında fırtına gibi esen sıkı dostlar zamanla dağılırlar. Fakat 1960'ların sonunda Aaronson, New York'a geri dönecek ve geçmişiyle yüzleşecektir.

Fransız yüksek lisans öğrencisi Celine ile Amerikalı Jesse, Budapeşte-Viyana treninde bir çiftin kavgasından dolayı tesadüfen tanışırlar. Jesse, ertesi gün uçağa bineceğini ancak parası olmadığından sabaha kadar Viyana caddelerinde dolaşacağını Celine'e söyler ve Celine'in kendisine eşlik etmesini ister. Viyana'da trenden inerler ve 14 saat boyunca hayatlarını derinden etkileyecek bir beraberliğe adım atarlar.

Ucuz western romanları yazan Holly Martins (Joseph Cotten), kendisine iş teklif eden dostunu görmek üzere savaş-sonrası Viyanasına gelir. Ancak arkadaşının öldürüldüğünü öğrenir ve bir anda kendisini cinayet soruşturmasının içinde bulur... Olayı gören kişilerle konuşan ve dostunun tanıdıklarına olay anını anlattıran Martins, bir süre sonra olayda bir "üçüncü adam" olduğunun farkına varır.

Yirminci yüzyılın başlarında Viyana'da, bir apartman binasında yaşayan genç bir kız olan Lisa (Joan Fontaine), yeni bir kiracı olan konser piyanisti Stefan Brand'a (Louis Jourdan) hayran kalır. Stefan enerjik performanslarıyla kendine bir isim yapar. Lisa, Stefan'a takıntılı hale gelir, onu çalarken dinlemek için geç saatlere kadar ayakta kalır ve gizlice dairesine girip onu uzaktan hayranlıkla izler. Lisa'nın çabalarına rağmen, sadece bir kez karşılaşırlar ve Stefan ona pek aldırmaz.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir