Albane Guilhe
Anne

After the death of her father, Anne — a brilliant but emotionally unstable painter/sculptor — returns from Switzerland to her home town in Quebec. Setting up a studio, she becomes obsessed with her work, to the extent that she grows farther and farther from her Swiss lover.
Albane Guilhe
Anne

Louise Marleau
Alix

Lucie Laurier
Sarah

Guy Thauvette
Thomas

Hugues Quester
Pierre

Nüvit Özdoğru
Simon

Kim Yaroshevskaya
La mère
Carl Boileau
Le petit garçon
Élizabeth Briand
La secrétaire d'Alix
Pierre Plante
L'homme au bar

Sarah-Jeanne Salvy
La petite fille à l'hopital

Gilbert Sicotte
L'ami de Thomas
Michael Schneider
Le rabin
Rosalie Thauvette
La petite fille
Rena B. Wasserman
La serveuse

A poor, struggling South Carolinian mother and daughter face painful choices with their resolve and pride. Bone, the eldest daughter, and Anney her tired mother, grow both closer and farther apart: Anney sees Glen as her last chance.

Yönetmenliğini ünlü oyuncu Mélanie Laurent’in yaptığı Nefes, okulda farklı nedenlerden ötürü popüler olan ve herkesin arkadaş olmak istediği iki kıza odaklanmaktadır. Çekici, kibar ve iyi huylu on yedi yaşındaki Charlie, okuldaki yeni kız olan Sarah ile çabucak arkadaş olur. Zapt edemediği sarı saçları ve fazlasıyla dışa dönük tavırlarıyla Sarah, çekici ve tehlikelidir. İkili, kısa zamanda en mahrem sırlarını paylaşan iki arkadaş haline gelir. Her şey yolundadır, ta ki ilişkilerinin değişmeye başlayacağı o güne kadar...

Romeo ve Juliette, birbirlerini ilk görüşte aşık olurlar, ve hemen evlenip çocuk yaparlar, ve kendileri gibi aşk evliliği yapmış ve çocuk sahibi olmuş milyonlarca anne babadan biri oluverirler. Ancak onlar diğerlerinden farklıdır, çünkü oğulları Adam'da bir anormallik vardır, hatta zaman geçtikçe bu anormallik daha da belirginleşmeye başlar. Ve korktukları başlarına gelir küçük Adam'da beyin tümörü bulunur. Bu teşhisin konmasıyla, Romeo ve Juliette, savaş ilan eder, hastalığa, ölüme ve çaresizliğe karşı kazanılmak üzere girilmiş bir savaş, ellerindeki tek ve en güçlü silah ise sevgidir.

The Brutalist filmi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra "Amerikan rüyasını" yaşamak için ABD’ye göç eden Macaristan doğumlu, Bauhaus eğitimli Holokost kurtulanı mimar Laszlo’nun yolculuğunu ve hayat hikâyesini anlatıyor. Başlangıçta yoksulluk içinde çalışmaya zorlanan Laszlo, kısa süre sonra hayatının seyrini 30 yıl boyunca değiştirecek bir kontrata imza atar. Yenilikçi kamera oyunları, dramatik yapısı, alışılmadık açı ve kadrajları, kurgusu ve sıradışı ses tasarımı, parlak oyuncu kadrosuyla hem şaşırtıcı hem de unutulmaz.

Cennet Beklesin – Heaven Will Wait filminin konusu, Biri 16 diğeri 17 yaşındaki iki genç kızın internet üzerinden başlayan beyin yıkanma sürecini beyazpedeye taşıyor. Yaşanan sorunlara İslami terör ile çözüm bulunabileceğine inanan kızların, ‘geri döndürülmesi’ filmin odak noktası..

Davina, hayal gücü kuvvetli ve inatçı bir genç kızdır ve sık sık kendini güzel ama karanlık bir hayal dünyasına kaptırır. Engelli annesinin tek bakıcısıdır. Daha büyük bir çocukla fırtınalı bir aşka kapılır ve onunla kaçar, ancak kısa süre sonra çocuğun değişken ve sert yanını görmeye başlar.

Deneysel fotoğraflar çekmeye başlayan bir anne, 9 yaşındaki kızının erotik fotoğraflarını da çekmeye başlar.

Alone in her empty flat, from her window Anne observes the people passing by who nervously snatch up the personal belongings and pieces of furniture she has put out on the pavement. Her final gesture of taking a ring off her finger signals she is leaving her previous life in Holland behind. She goes to Ireland, where she chooses to lead a solitary, wandering existence, striding through the austere landscapes of Connemara. During her travels, she discovers a house that is home to a hermit, Martin.

Walter Black hem iş hem de aile yaşamında sorunlar yaşamaktadır. Hobi olarak başladığı kuklacılık, giderek onun diğer insanlar ve ailesi ile yeniden iletişim kurmasında bir araca dönüşür.Mel Gibson, sağ eline taktığı, bir kunduz kuklasını yaşayan bir varlık olarak algılayan, kaçık bir adam rolünde karşımıza çıkıyor.

Bekar anne Marlene eğlenceye düşkün bir kadındır. 8 yaşındaki kızı Elli ile birlikte küçük bir kasabada hayatını sürdüren Marlene, abartılı gece eğlencelerinin birinde bir adamla tanışır. Bu yeni tanıştığı adam için Elli'ı terk etmeye karar verir. Küçük kız sahip olduğu tek ebeveyn olan annesini geri kazanmak için mücadele vermek zorunda kalır. Bu uğurda öncelikle annesinin korkularıyla yüzleşmeli ve annesine ulaşabilmelidir...

Ülkesinde genellikle yetişkinlere hitap eden kitaplarıyla dikkat çeken genç bir kadın yazar, son zamanlarda hayatında değişikliklerle karşı karşıya kalacaktır. Ek iş olarak yerel bir gazetede editörlük göreviyle parasını kazanmaya çalışan genç kız, zamanla hayatına erkeklerin girmesiyle çok zor bir hal alacaktır. Genç bir kadının etrafında gelişen olayları dramatik bir yönle bizlere aktaran The Girl in the Book filmi kısıtlı kadrosuyla iyi işler başaran filmlerden birisi olarak dikkat çekiyor.

David Ebershoff’un yazdığı aynı adlı romanından uyarlanan film, Danimarkalı ressam Lili Elbe'nin (doğum adı Einar Wegener) sıradışı yaşamını beyazperdeye taşıyor. Danimarka'da ünlü bir ressam olan Einar Wegener (Eddie Redmayne) erkek olarak dünyaya gelip Gerda Gottlieb (Alicia Vikander) ile bir erkek olarak evlense de kendisini kadın gibi hissetmektedir. Kendisi gibi ressam olan eşi Gerda'ya bir gün kadın model olarak poz verdikten sonra ne zamandır bastırdığı kadınlık arzusu dışa vurur. Bütün bu süreç, Wegener'in tarihte bilinen ilk cinsiyet değiştirme ameliyatlarından birinin objesi olmasına dek sürecek, ikilinin hem özel, hem de profesyonel hayatlarını geri dönülmez bir şekilde değiştirecektir.

Film, sanat tarihinin sıradışı sanatçılarından biri olan Frida Kahlo'nun hayatını anlatıyor. Frida'nın meşhur aşkı, bir kadın düşkünü olan Diego, Frida'ya 'kendini farklı kadınlarla birlikte olmaktan alıkoyamayacağını, ama özünde sadece O'nu seveceğini' söylemiş ve Frida tarafından anlayışla karşılanmıştır. Ancak zamanla ilişkileri problemli bir hal almaya başlar.

1965'te yazılmış bir dizi aşk mektubu bulan bir gazeteci, gizli bir ilişkinin ardındaki gizemi çözmek için harekete geçer ve bu sırada kendisi de aşka yelken açar.

Çekilmez bir evlilik hayatı olan Pilar, kocasının şiddeti altında ezilmektedir. Aşık olduğu adamın öfkelenince tanınmaz hale gelmesi Pilar’ı evi terk etme noktasına kadar getirir. Pilar, oğlunu da yanına alarak kızkardeşinin evine taşınır. Kocası Antonio’nun kendini affettirme çabalarına başlaması uzun zaman almaz. Pilar, çevresindeki insanların onu durdurma çabalarını görmezden gelir ve kocasını affetmeye karar verir.

1970'lerin ortasında, güzellikleriyle komşu oğlanları kendilerine aşık eden beş yeniyetme kız kardeş olan Lisbon kızları, Michigan'ın durgun bir mahallesinde yaşarlar. Aşırı koruyucu anne ve babaları (James Woods ve Kathleen Turner) yüzünden tecrit içinde yaşayan kızlar, banliyö manzaralarının üzerinde süzülen ışıltılı ve ulaşılmaz düşler gibidirler. Ancak okulun en yakışıklısı Trip Fontaine (Josh Hartnett), Lux Lisbon'ı (Kirsten Dunst) ve kız kardeşlerini mezuniyet balosuna gitmeye ikna edince, oğlanların romantik fantezileri bir anda gerçekleşmenin eşiğine gelir – ta ki hayatlarını sonsuza dek değiştirecek bir olaylar zincirinin içine çekilinceye kadar.

Moğol göçebe bir ailenin yeni doğan deve yavrusu annesi tarafından reddedilince, annenin fikrini değiştirmek için bir müzisyenin yapacağı ritüele ihtiyaç duyulur.

Yaşadığı boğucu ve varlıklı Westport kasabasında kendini hapsolmuş hisseden Anders Hill, hayata olan arzusunu geri kazanmak için finans alanındaki işinden istifa eder ve eşini terk eder. Ancak kısa sürede, yaptığı seçimlerin şaşırtıcı gerçekliğiyle karşı karşıya kalır; günlerini boş raflarını dolduracak şeyler aramakla, yabancılarla birlikte olmakla ve son derece kaybolmuş hissederek geçirir. Eski eşini özleyen ve 27 yaşındaki oğlu ile arası açık olan Anders, uyuşturucu bağımlısı bir genç ile arkadaşlık kurar ve onun pişman olacağı bir yola girmesine sebep olur. Utanç verici davranışları onu, bir baba ve en nihayetinde bir insan olarak kim olduğunu sorgulamaya iter.

Eşini kaybetmiş Sam Baldwin, oğlu Jonah ile birlikte sakin bir hayat sürmektedir. Ulusal bir radyo kanalında yayın yapmaya başlayınca hayatında bazı değişiklikler olacaktır; çok sayıda kadın hayrana sahip olmak gibi...Sam'in yaşadığı yerden hayli uzak olan Annie de Sam'in hayranlarından biridir. Evlenmek üzere olduğu halde kafası bu konuyla ilgili karışık olan Annie, Sam'e göndermeyeceğini bildiği bir mektup yazar. Ardından dayanamaz ve etkilendiği bu erkekle tanışmaya karar verir.

Sorunlu bir genç kadın ölmüş olan annesine benzeyen gizemli genç komşusuna saplantılı hale gelir...
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir