
Isabelle Huppert
Dominique

Fashion executive Dominique's obsession for Quentin, a young bisexual hustler, fills her desire for physical love but leaves her taxed emotionally. Twists and turns in the relationship, along with the man's violent and abusive nature, force Dominique to reconcile the conflicts created by her passion. In this quest, Dominique is aided, and sometimes hindered, by friends, clients, and Quentin's former and current acquaintances.

Isabelle Huppert
Dominique

Vincent Martinez
Quentin

Vincent Lindon
Chris

Marthe Keller
Madame Thorpe

François Berléand
Soukaz

Danièle Dubroux
L'amie de Dominique

Bernard Le Coq
Cordier

Roxane Mesquida
Marine

Jean-Louis Richard
M. Thorpe

Jean-Claude Dauphin
Louis-Guy

Michelle Goddet
La mère de Quentin

Laurent Jumeaucourt
Le jeune plombier

Pierre Laroche
Robert
Richard Schroeder
Le photographe
Jan-Michell
Marcus

Max Paris'te yaşamaktadır. Bir gün şans eseri kafede en büyük aşkı Lisa'yı görür. Lisa ile tekrar görüşebilme saplantısı yüzünden o günlerde planladığı Tokyo gezisi ve hatta evlilik hazırlıkları hikaye olur çıkar. Lisa'nın yaşadığı yeri öğrenir, sinsi gibi apartmanda saklanmaya başlar. Lisa'ya benzeyen başka bir kadın; Alice, Max'i görür ve cinsel ilşkiye girerler. Şu halde işler biraz karışır tabii. Bu da yetmezmiş gibi Alice, Max'in samimi arkadaşı Lucien'in kız arkadaşı çıkar, iyice alt üst olur ortalık.

Amerikalı bir akademisyen olan Roland Michell, Viktorya dönemi edebiyatı üzerinde uzmanlaşmak istemektedir. Bu kapsamda, Viktorya dönemi şairlerinden olan Randolph Henry Ash'in yaşamını ve yapıtlarını araştırmak için, İngiltere'de yürütülecek bir projeye katılır. Burada, şiir üzerine özelleşmiş bir kütüphanede çalışmalarına başlayan Michell, kitapların arasında gezinirken Ash ile feminist şair Christabel LaMotte'un birbirlerine yazdığı bazı mektuplar bulur....

Umut vadeden bir müzisyen yakında göreve gidecek bir askerle anlaşmalı evlilik yapmayı kabul eder. Ama sahte ilişkileri bir trajedi sonucu fazlasıyla gerçek bir hâl alır.

Algeria, the 1930s. Younes is nine years old when he is put in his uncle's care in Oran. Rebaptized Jonas, he grows up among the Rio Salado youths, with whom he becomes friends. Emilie is one of the gang; everyone is in love with her. A great love story develops between Jonas and Emilie, which is soon unsettled by the conflicts troubling the country.

Bu yıl Tom Çiftlikte ile festivalin Uluslararası Yarışması’nda yer alan Xavier Dolan’ın bir önceki filmi Laurence Anyways 10 yıla yayılan benzersiz bir aşk öyküsü. 80’lerde başlayan filmde, Melvil Poupaud ameliyatla kadın olmak isteyen yazar ve edebiyat öğretmeni Laurence’i canlandırıyor. Kız arkadaşı Fred’e (müthiş bir performans sergileyen Suzanne Clément) yanlış bedende doğduğunu açıkladığında, inanılmaz zorluklara yıllar boyunca birlikte göğüs gerecek bir ikiliye dönüşüyorlar. Dolan’ın sinemasında olgunlaşma dönemine işaret eden bu melodram, 3 saate yakın süresine rağmen seyirciyi asla avucunun içinden bırakmıyor.

Stephane ve Maxime keman yapımı ve tamiri üzerine bir mağaza işleten iki yakın arkadaştır. Stephane Auteuil içine kapanık ve merak edilesi bir adamdır fakat kemanları yaşama döndürme konusunda ustadır. Maxime ise Stephane’ın tersine zengin kişilikli ve ihtiraslı bir adamdır. Biribirini nefis tamamlayan bu iki arkadaş günün birinde Maxime’in yepyeni sevgilisi Camille’in devreye girmesiyle buz gibi bir aşk üçgeninin içinde bulurlar kendilerini. Stephane, kemanı konuşturan bu genç bayan ile ilgilenmekten kendini alamaz.

İki iyi arkadaş olan Marie (Monia Chokri) ve Francis (Xavier Dolan) bir akşam yemeğinde şehre yeni taşınan ve gizemli bir çekiciliği olan Nicolas (Niels Schneider) ile tanışırlar. Birbirini izleyen buluşmalar sonrası her ikisi de Nicolas'ın cazibesine kapılan ikilinin arasında, bu 'güzel' adamla beraber olmak için bir rekabet başlar. Erkek partnerleriyle mesafeli ilişkiler kuran bir eşcinsel olan Francis ve sevilme arzusundaki Marie, hayatlarındaki bu yeni adamın ilgisini çekmeye çalışırken, iki arkadaşı birbirine düşürmekten tatlı bir zevk alan arzu nesnesi Nicolas da kendi çıkarına göre tercihini yapar...

On the meandering Canal St. Martin, at the Parisian Hôtel du Nord, a nearly fatal gunshot separates a dejected young couple. But, amid a sad but beautiful panorama of lively characters, love has the final say. Can life be a fairy tale?

1962 yılında Fransa’nın güneybatısında Maité, Serge ve François’ın kafası hem yaklaşan lise mezuniyetleriyle hem de Cezayir’deki savaşla meşguldür. Kaldıkları yatılı okulda veya rahatlamak için gittikleri nehirde farklı siyasi görüşlerini ve birbirilerine karşı duygularını hararetle tartışırlar.

Felicie and Charles have a whirlwind holiday romance. Due to a mix-up on addresses they lose contact, and five years later at Christmas-time Felicie is living with her mother in a cold Paris with a daughter as a reminder of that long-ago summer. For male companionship she oscillates between hairdresser Maxence and the intellectual Loic, but seems unable to commit to either as the memory of Charles and what might have been hangs over everything.

Paris'te aşk her yerdedir. Barlarda, kafelerde, Eyfel Kulesi'nin altında, metroda hep aşk vardır. Paris, seni seviyorum için çok sayıda uluslararası yönetmenden Paris'te geçen romantik bir hikaye anlatmaları istendi. Projeye katılan tüm yönetmenler, Paris'in zengin sinematografik tarihine rağmen, geriye bakmaktansa, Paris'i bugünkü haliyle, beyaz perdeye hiç taşınmamış yönleriyle aktarmayı yeğlediler. Bu nedenle "Paris, seni seviyorum" farklı sosyal sınıflar, kuşaklar, kültürler ve atmosferlerin karışımı. Her yönetmenin, kentin çeşitli yerlerinde geçen farklı yaşam kesitleri sunduğu sevinç, ayrılık, beklenmedik garip rastlantılar ve her şeyden çok aşka dair hikayelerden oluşan, çiçek dürbünü (kalediaskop) gibi bir film. Natalie Portman, Fanny Ardant, Elijah Wood, Nick Nolte, Juliette Binoche ve Steve Buschemi gibi, ünlü uluslararası oyuncularla 'Paris, seni seviyorum'da Paris'i yeniden keşfedecek; dünyanın bu en romantik şehrine yeniden sevdalanacaksınız.

Paris’te yaşayan genç bir anne, bir yandan kızına ve hasta babasına bakarken bir yandan da çevirmenlik yapar. Evliliğinde mutsuz olan eski bir arkadaşıyla yaşadığı tutkulu ilişki, hayatını daha da karmaşık hale getirir.

Seven lonely lives in Paris: a middle-aged estate agent who believes a colleague is sending messages in video tapes she loans him; his co-worker whose Bible is close at hand in times of stress; her late-night charge, an angry, nasty bedridden old man; his son, a patient bartender; the bartender's best patron, an ex-soldier who's lost his moorings while his fiancée looks for a large flat for them; and, the estate agent's much younger sister, who answers personals and waits in cafés with a red flower pinned on her jacket. Will any connect? Can open hearts trump fears?

Burnunun büyüklüğüyle tanınmış bir silahşör olan Cyrano de Bergerac, gönlünü Roxane'a kaptırır. Ancak burnunun iriliğinden dolayı duyduğu utançtan aşkını ilan edemez. Cyrano'nun emrindeki silahşörlerden olan Christian da Roxane'a aşıktır. Christian hislerini Roxane'a söyleyemese de Roxane da gönlünü Christian'a kaptırır. Bu durumun ardından genç kadın, Cyrano'dan Christian ile iletişim kurmasında kendisine yardımcı olmasını ister.

Gerçek mutluluk, başarı ve aşkın ne olduğuna dair yıllarca anlaşmazlıklar yaşayan Dave ve Clarice Johnson, sonunda evliliklerini bitirme noktasına gelirler. Clarice bir araba kazası geçirdiğindeyse içine attıkları ortaya çıkar. Aralarındaki farklılıklar, Clarice’in fiziksel terapi görmesiyle daha çok artmıştır. Dave de Julie ve oğlu Bryson ile vakit geçirmeye başlar. Dave, onlarda bulduklarıyla bir aile olmanın ve tutkulu bir eşin özlemini duymaya başlamıştır. Hayatlarında yaşanan bu değişikliklerle Dave ve Clarice, artık birbirlerine ettikleri yeminin kolayca bozulup bozulmayacağıyla yüzleşmeleri gerekmektedir.

A pregnant New York social worker begins to develop romantic feelings for her gay best friend, and decides she'd rather raise her child with him, much to the dismay of her overbearing boyfriend.

Lester Burnham, çevresindeki insanlar tarafından sevilmediğini ve horgörüldüğünü düşünmektedir. Karısı Carolyn, bunca yıllık evliliklerinden sonra sanki ondan nefret eder gibi davranmaktadır. Kızı Jane, onu küçük görmektedir. Patronu ise sürekli onun girişimlerini baltalamaktadır. Yıllardır gizlemekte olduğu tutkuları sonucunda Lester, hayatında birkaç küçük değişiklik yapmaya karar verir. Böylelikle orta yaş krizini de kolaylıkla atlatabileceğine inanmaktadır. Aldığı kararlar sonucunda giderek özgürleştikçe ve mutlu olmaya başladıkça karısıyla kızını daha çok sinirlendirmeye başlar.

İyi bir aileden gelen genç bir kadın olan Alma Lancaster, hukuk okuduğunu sanan ebeveynlerinden habersiz, film çekme hayalini gerçekleştirmek için kendine bir yıl vermiştir. Pek kimseyle bağı olmayan genç bir adam olan Vadim Arcadi ile çalışmak zorunda kaldığında, aralarında bir çekim kıvılcımlanır. Ama onları ayırmaya ve her şeyi ortaya çıkarmaya kararlı görünmez bir tehdit pusuda beklemektedir.

19. yüzyılın sonlarında Londra'da yaşayan Robert Angier ve Alfred Borden, trajik bir kazanın ardından birbirine düşman kesilen iki yetenekli sihirbazdır. Zamanla rakibinin üstün yeteneğini ve imza hilesini çözmeyi takıntı haline getiren ikili, sahnede birbirini alt etmek için sınır tanımayan amansız bir savaşa girişir. İhtiras, kıskançlık ve aldatmacayla örülü bu rekabet, her ikisi için de geri dönülemez ve ölümcül bir saplantıya dönüşür.

Yıllardan 1885’tir. Nebraska’dan Iowa kentine sürülen 3 kadına, eşlik edecek isimlerden biri yine Nebraskalı olan Mary Bee Cuddy’dir. Sert bir mizacı olan Mary Bee’ye, hayatını kurtardığı George Biggs de yol boyu eşlik edecektir. İkili bu zorlu yolda güçlerini birleştirerek hareket eder... Oscarlı aktör Tommy Lee Jones’un, 2005 tarihli Üç Defin filminden sonra yeniden yönetmen koltuğuna geçtiği film Glendon Swarthout’un romanından uyarlandı. Jones filmde başrolü ise Hilary Swank ile paylaşıyor…
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir