
Carol Abney
Julia Endersol

Geçmişte hükümet için çalışmış dahi bir adam olan Armand, Washington, D.C.'ye bir nükleer bomba yerleştirir ve IQ’su 200’ün üzerinde olan bir grup dâhiyi bir araya getirir. Bu kişiler, ABD Başkanı ile birlikte bir odaya kapatılır ve Armand’ın sorduğu sorulara cevap vermek zorunda kalırlar. Sorular, açlık sorunu, tıbbi araştırmalar ve planlı eskitme gibi konuları içermektedir. Eğer bir grup dâhi, hayat ve dünya hakkında sorduğu belirsiz sorulara tatmin edici cevaplar vermezse, bombayı patlatacağını söylemektedir.

İki yargıtay hakimi öldürülmüştür. Yanlız bir hukuk öğrencisi, cinayetlerin devletin en üst kademeleri hakkında çok gizli bilgiler içerdiği tahmin edilen bir dosyayla ilgili olduğundan şüphelenmektedir. Kararlı bir araştırmacı gazeteciyle beraber bu gizemi çözdüklerini herkese açıklamak istemektedirler - tabii o kadar uzun yaşayabilirlerse. Yarış başlamıştır, ve bu yarışta ikiden fazla koşucu vardır. Onlar artık canlı birer hedeftir.

ABD'deki Valeri Plame skandalı çevresinde gelişen olayları anlatan film, Joseph Wilson'ın Irak'ta nükleer silah olmadığını yazması üzerine ABD hükümetinin üzerine oynadığı komplo üzerine kurulu... İntikam olarak Wilson'ın eşinin CIA ajanı olduğunun basına sızdırılmasının arkasındaki kişi ise daha sonra ortaya çıkacaktır: ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin sağ kolu olan Scooter Libby...

Sorunlu bir genç kadın ölmüş olan annesine benzeyen gizemli genç komşusuna saplantılı hale gelir...

Eski bir olimpik sporcu olan Eric, insanlardan uzaklaşıp geçmişindeki sorunlarla yüzleşmeye çalışmaktadır ve California’nın uçsuz bucaksız Sierra Nevada sıradağlarında bir evde inzivaya çekilmiştir. Usta bir snowboard’cu olmasına rağmen, bir gün büyük bir kar fırtınasına yakalanıp dağ zirvesinde kaybolur. Yakınları ve kurtarma görevlileri ona ulaşmaya çalışırken, Eric sekiz gün boyunca dondurucu soğukta insan limitlerini zorlayıp doğaya karşı savaşmak durumunda kalacaktır.

Bir terörist tarafından gizlinen üç atom bombası, ABD’nin en büyük kabusu haline gelir. Yerleri bilinmeyen bu bombaların yerleştirilmesine iki gün kala, bir sorgu yargıcı ile FBI ajanı bu silahları bulmak için mücadeleye girişirler.Film, Yusuf isimli Amerikalı Müslümanın bir video kaydı yapmasıyla başlar. FBI özel ajanı Helen Brody ve ekibi, haberlerden Yusuf'un arandığını öğrenince bir soruşturma başlatırlar.Özel bir sorgu yargıcı olan H, Yusuf'un videoda bahsettiği nükleer bombaların yerini bulmak için işe koyulur ve Yusuf'u bulduğu anda parmaklarından birini keserek, caniliğini ve kararlılığını ispatlar. Böylelikle Brody iyi polis, H kötü polis olmuştur. Yusuf ise işkenceye katlanmaya eğitimli biridir ve sessizliğini bozmaz. Bu işin içinde ise başka iş vardır, film absürdlüğünü gizleyip sonradan ortaya çıkaran, seyirciyi ters köşeye yatıran bir özelliğe sahip.

1972 Münih olimpiyatlar'ında 11 İsaril'li atlete yönelik inanılmaz katliamın perde arkasını anlatan filmde, İsrail Gizli Servisi Mossad üyelerinden oluşan bir grup, bu işe karıştıklarını düşündükleri Filistinli suikast komandolarını öldürmekle görevlendirilirler. Liderlerini izleyen İsrail'li grup bu operasyonu intikam almak adına yapmaktadır. Ama zamanla kendileri de bir hedef haline geleceklerdir.

Bekar bir anne olan Susan Carpenter (Naomi Watts), sivri dilli arkadaşı Sheila (Sarah Silverman) ile birlikte bir restoranda garson olarak çalışmaktadır. Küçük oğlu Peter (Jacob Tremblay) 8 yaşında ve oyun çağındadır. Her şeyi ve herkesi kendi benzersiz bakış açısıyla gözeten ise 11 yaşındaki büyük oğlu Henry’dir (Jaeden Lieberher). Küçük kardeşini sürekli koruyan ve annesinin en büyük destekçisi olan zeki Henry, ailede bir kuyrukluyıldız gibi parlamaktadır. Bir gün Susan, Henry’nin nazik sınıf arkadaşı ve yan komşuları olan Christina Sickleman (Maddie Ziegler)'ın tehlikeli bir sırra sahip olduğunu Henry’nin not defteri sayesinde keşfeder. Christina’nın üvey babası onu istismar etmektedir. Susan kızı kurtarabilmek için Henry’nin not defterine yazdığı talimatları izleyerek kendini çok büyük bir tehlikenin içine atar.

Basit kaygıları olan saf İrlandalı genç Gerry Conlon, 70’li yıllarda Londra’ya gelir. Kendini hayatın akışına kaptıran delikanlı burada bir işgal evinde serbest bir hayat yaşayan gençlerle birlikte zaman geçirmeye başlar. Bir polis baskınında hiç ilgisi olmadığı 1974 Gyildford bombalamasından sorumlu tutularak tutuklanır. O dönemin İngiltere’sinde şimdikinden çok farklı olarak, terörle mücadele adına insan haklarının hiçe sayıldığı uygulamalar olmaktadır. Yoğun fiziksel ve manevi işkencelerin baskısı altındaki Gerry’nin ömrünün sonbaharındaki masum babası da, suç ortağı olarak hapse atılır. Kadın bir avukatın yıllar süren çabalarının da yardımıyla, Gerry maruz kaldığı adaletsizliğe direnmeye başlar.

Bir matematik dehası olan Max, sorunlu bir kişiliğe sahiptir ve insan hayatının belki de en önemli buluşuna ulaşmak üzeredir. Son on yıl boyunca sayısal olarak tabiatın bir kodlanma sistemine sahip olduğunu keşfetmiş fakat bunu çözmeyi başaramamıştır. Her şey ama her şey onu bir tek sonuca götürmektedir. Ulaştığı sonuç onu daha büyük kaoslara bunun da ötesinde problemin merkezi olarak kendine yöneltmektedir. Bulduğu sır için belki de insanlar birbirlerini bile öldüreceklerdir. Bunu herkesten saklamalıdır. Max zincirin ilk halkası olan kodu kırmayı deneyerek bu riski yok etmeye karar verir.

M. Night Shyamalan'ın Parçalanmış ile Ölümsüz filmleri arasında köprü olacak olan yeni filminde, kendini süper kahraman sanan kişiler konusunda uzman bir psikiyatrist (Sarah Paulson), 23 alter egoya sahip olan ve 24. alter egosu ile terör estiren Crumb'ı (James McAvoy), ölümsüz zannedilen Dunn'ı (Bruce Willis) ve kemikleri cam gibi kırılgan olan Price'ı (Samuel L. Jackson) tedavi etmeye çalışmaktadır. Filmin hikayesi önceki filmlerde olduğu gibi Dunn, Price ve Crumb'a odaklanırken, filmin diğer üçlüsü -Casey Cooke, Dunn'ın oğlu Joseph ve Price'ın annesi- geleceğin kurulmasında büyük rol oynayabilirler. Filmde Dunn, Kevin Wendell Crumb'ın bölünmüş kişiliklerinden biri ve en tehlikelisi olan The Beast'in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında Mr. Glass de yavaştan kendini göstermeye başlamıştır. Bu üç tehlikeli adam, aynı hastanenin koridorlarlarında bir araya gelir.

Komşularınız. Onları her gün görüyorsunuz. Adlarını biliyorsunuz. Yakından tanıyorsunuz. Peki ya sırlarını biliyor musunuz? Bir kolejde profesör olan Michael Faraday, eşinin sağcı teröristler tarafından öldürülmesi üzerine bu gruptan olan insanlara karşı takıntılar edinmiştir. İlk günlerde dostça görünen ve oğlunun arkadaşlık kurduğu yeni komşularının garip tavırları, evlerine gittiğinde evin bazı bölümlerine girmesine izin verilmemesi Faraday'ı şüphelendirir. Acaba komşuları düşündüğü gibi teröristler midir yoksa karısını kaybetmenin yol açtığı stresle gittikçe paranoyak davranışlar mı sergilemeye başlamıştır?

Bu ironik ve iyimser dramın kahramanı, limon ağaçlarını korumak için İsrail devletiyle mücadeleden sakınmayan Filistinli bir dul kadın, Selma. Duvarın İsrail tarafına İsrail savunma bakanı bir villa inşa edince, Selma’nın limon bahçesi, ulusal güvenliği tehdit eden bir unsur olarak tanımlanır ve yıkılmasına karar verilir. Hakkını ve limon ağaçlarını korumak için elinden geleni esirgemeyen Selma, tuttuğu avukata âşık olup, bir de üzerine davası uluslararası bir hadiseye dönüşünce her şey karmakarışık olur.

Jack Ryan (Ben Affleck), CIA uzmanı olarak, üçüncü dünya savaşını çıkartmaya çalışan ve ellerinde bir nükleer bomba bulunan teröristleri engellemeye çalışmaktadır. Teröristlerin amacı, bombayı patlatmak ve bunu Rusların yaptığı izlenimi bırakarak Amerika'nın karşılık vermesini sağlamaktır. Tom Clancy'nin popüler romanından uyarlanan film, özellikle içerdiği nükleer patlama sahnesi ve Amerikan başkanının yaralı görüntüleri yüzünden Beyaz Saray'dan çok tepki topladı.

İspanya'daki tarihi bir zirvede ABD Başkanı silahlı saldırıya uğrar. Meydandaki kaosun ortasında, ölümcül atışa giden kritik dakikalar olaya tanıklık eden sekiz farklı kişinin gözünden tekrar tekrar aktarılır. Birbirinden bağımsız bu sekiz bakış açısı bir araya geldikçe, suikastın arkasındaki karmaşık komplo ve herkesin sakladığı sırlar gün yüzüne çıkar.

1970'lerde bir hayli kırılgan olan Alman demokrasisi, bombalı saldırılar, terörizm tehdidi ve içerdeki düşman korkusuyla her sammaktayd Nazi kuşağının yeni nesil radikal çocukları Andreas Baader, Ulrike Meinhof ve Gudrun Ensslin, faşizmin yeni yüzü olarak gördükleri ve çoğu Nazi geçmişine sahip Alman yetkililer tarafından desteklenen Amerikan emperyalizmine karşı şiddet dolu bir savaş vermektedirler. Amaçlarının daha iyi bir toplum yaratmak olduğunu söyleyen grup, zamanla yaydıkları terör ve yaptıkları kanlı eylemlerle kendi insanlıklarını kaybedecektir. Onları anlayan tek adam aynı zamanda onların peşindeki adamdır: Alman polisinin başı Horst Herold. Herold genç teröristleri ele geçirmeyi başarsa da bunun buzdağının sadece görünen yüzü olduğunun farkındadır.

Amerikan hükümetinin "güvenlik" adı altında e-postalara, sosyal medya hesaplarına, cep telefonu mesajlarına, hard disklere, kredi kartı ekstrelerine ve hatta bilgisayar kameralarına kadar erişebildiğini öğrenen CIA ve NSA’in bilgisayar uzmanı Edward Snowden (Joseph Gordon-Levitt), hükümetten gizli hesap olmadığını ve tüm bunların gizli kanunlarla yasallaştırıldığını Haziran 2013’te tüm dünyaya duyurur. Snowden o anda “Amerikan tarihinin gördüğü en büyük vatan haini” ilan edilirken aynı zamanda da bir kahramana dönüşecektir.

Karlı bir Noel akşamında ülkenin başkentindeki en önemli havaalanı bir grup terörist tarafından gasp edilmiş ve birçok yolcu esir alınmıştır. Militan komandolar tarafından oluşan teröristler, tehlikeli ve düzenbaz bir polis memuru tarafından yönetilmektedir. Uyuşturucu şebekesinin başındaki birini adaletten kurtarmak için gelirler. Bütün olasılıklara karşı hazırdırlar; yalnızca bir tanesi hariç; John McClaine, ölümcül bir deja vu hissine sahip, görevde olmayan bir polis memuru. Havaalanındaki pistler, ölüm ve yıkım ile doludur ve McClane zamanla yarış halindedir. Karısı ise havada dönüp dolaşan ve çok az benzini kalmış bir uçağın içinde kalmıştır.

Dr. Will Caster, yapay zeka alanında çalışan ünlü bir bilim adamıdır. Dr. Caster var olan her şeyin zekası ile insan hislerini bir araya getiren duyarlı bir makina yaratmaya çalışmaktadır. Oldukça tartışmalı deneylerinin başarıya ulaşması aynı zamanda onu ne pahasına olursa olsun durdurmak isteyen anti teknolojik grupların bir numaralı hedefi haline getirmiştir. Tüm bunlarla beraber Dr. Caster'ı yok etmeye çalışan anti teknolojik grup hiç beklemedikleri bir şekilde deneyin bir parçası haline gelip, deneyin başarıya ulaşmasına katkıda bulunmuşlardır. Eşi Evelyn ve en iyi arkadaşı Max Waters'da bilim adamıdır. En büyük korkuları, Will’in bilgiye olan açlığının sonu belirsiz bir çeşit güç savaşına neden olabilecek olmasıdır. Korkutucu olansa böyle bir durumda onu durduracak hiçbir şey olmamasıdır..

Geçen yıllarda artık yaşlanmaya başlayan polis memuru John McClane, karısından boşanmış ve alkol tedavisi görmektedir. Artık polis departmanında çalışmayan McClane, devlete bağlı bir güvenlik biriminde tehlikeli bilgisayar korsanlarını takip etmektedir. Matt Foster adlı genç bir korsanı tutuklamak için yolda olduğu bir sırada, trafiğin içinde sıkışmış durumdayken terörist saldırıların modern bir halini ilk elden yaşar. Greg Pope tarafından yönetilen bir bilgisayar korsanları çetesi, Amerika'nın bilgisayar altyapı unsurlarına saldırıp işe trafik ışıklarından başlayarak sistemleri teker teker kapatmaktadırlar. Bankalar arası bilgisayar ağlarına ve borsaya da müdahale ettikten sonra Amerika'nın ekonomisi çökmeye başlamıştır. Her zamanki gibi McClane, bütün bu olayların ortasında kalıvermiştir.

A street smart runner develops an intense rivalry with an equally ambitious wealthy young athlete.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.









0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir