
Naomi Watts
Susan Carpenter

"Asla bir şeyleri yarım bırakma."
Bekar bir anne olan Susan Carpenter (Naomi Watts), sivri dilli arkadaşı Sheila (Sarah Silverman) ile birlikte bir restoranda garson olarak çalışmaktadır. Küçük oğlu Peter (Jacob Tremblay) 8 yaşında ve oyun çağındadır. Her şeyi ve herkesi kendi benzersiz bakış açısıyla gözeten ise 11 yaşındaki büyük oğlu Henry’dir (Jaeden Lieberher). Küçük kardeşini sürekli koruyan ve annesinin en büyük destekçisi olan zeki Henry, ailede bir kuyrukluyıldız gibi parlamaktadır. Bir gün Susan, Henry’nin nazik sınıf arkadaşı ve yan komşuları olan Christina Sickleman (Maddie Ziegler)'ın tehlikeli bir sırra sahip olduğunu Henry’nin not defteri sayesinde keşfeder. Christina’nın üvey babası onu istismar etmektedir. Susan kızı kurtarabilmek için Henry’nin not defterine yazdığı talimatları izleyerek kendini çok büyük bir tehlikenin içine atar.

Naomi Watts
Susan Carpenter

Jaeden Martell
Henry Carpenter

Jacob Tremblay
Peter Carpenter

Sarah Silverman
Sheila

Lee Pace
Dr. David Daniels

Maddie Ziegler
Christina

Dean Norris
Glenn Sickleman

Bobby Moynihan
John

Tonya Pinkins
Principal Wilder

Geraldine Hughes
Mrs. Evans

Maxwell Simkins
Tommy

Jackson Nicoll
Morris

Donnetta Lavinia Grays
Nurse Leah

Joel Marsh Garland
Big Ed

Wass Stevens
Gary

Iranian female judokas Leila and her coach Maryam, travel to the Judo World Championship, intent on bringing home Iran’s first gold medal. Midway through the Judo World Championships, they receive an ultimatum from the Islamic Republic ordering Leila to fake an injury and lose, or she will be branded a traitor of the state. With her own and her family’s freedom at stake, Leila is faced with an impossible choice: comply with the Iranian regime as her coach Maryam implores her to do, or fight on, for the gold.

Hafızası ile ilgili sorunlar yaşayan yaşlı Zev’in acıklı hikayesini anlatan film bir dramı temel alıyor. Zev, 70 yıl önce Amerika’da sahte bir kimlikle yaşayan Nazi bekçisinin, ailesini katlettiğini keşfediyor. Tüm zorluklara rağmen Zev, bakım evindeki yaşlı arkadaşı Max’in de yardımıyla çok gecikmiş olan adaletin sağlanmasını görev ediniyor. Bu olayları ise şaşırtıcı tesadüflerle dolu kıtalararası bir yolculuk takip ediyor. Zira Zev bu süreçte en büyük düşmanının kendi hasarlı hafızası olduğunu öğreniyor.

Korkunç bir tren kazasından yara dahi almadan kurtulan adam, bir anda insanların ilgi odağı olmuştur. Bu doğaüstü durumun açıklanması, David Dunn (Bruce Willis) adlı kazazedenin kendisi hakkındaki bazı gerçekleri keşfetmesine giden yolu açar. Bunlar olurken David’le tanışmak isteyen bir çizgi roman uzmanının alışılmadık durumla ilgili teorisi, iki adamı birbirine bağlayan garip bir denkleme dayanmaktadır. Altıncı His'le adını duyuran yazar/yönetmen M. Night Shyamalan’dan, Hitchcock tatları da barındıran bir gerilim/bilimkurgu…

Rumulus dahi zenci bir piyanist iken Stuyvesant adlı biri tarafından gözlendiği saplantısı ile paranoyak olmuş ve bir parktaki mağaranın içine yerleşmiştir.. Evsiz denmesine kızmaktadır zira evi mağarasıdır.. Bu arada mağarasının önündeki ağacın üstünde bir ceset bulur ve katilleri aramaya baslar..

19 yaşındaki bir genç kızın trajik cinayeti, hâlâ Boston'da yaşayan üç çocukluk arkadaşını yeniden bir araya getirir: Kurbanın mafya olan babası, bir dedektif ve her ikisinin de kızı öldürdüğünden şüphelendiği sorunlu bir adam.

Bir çocuk psikiyatrisi olan Dr. Crowe, yıllar önce bir saldırıya uğramış ve hayatı değişmiştir. Son ilgilendiği hastası, 6 yaşındaki bir erkek çocuğu olan Cole Sear'ın bir sırrı vardır. Çok az insana nasip olan bir yetenekle kutsanmış ya da lanetlenmiştir: Ölmüş ama huzur bulamamış insanların etrafımızda dolaşan hayaletlerini görüp onlarla konuşmaktadır. Crowe, güçlerinin sınırlarını bilmediği ve anlayamadığı için korku içinde olan Cole'un yalnızca sırrını paylaşan tek kişi olmakla kalmayacak, aynı zamanda onunla birlikte cesur bir yolculuğa da çıkacaktır. İkisi de, içlerindeki boşluğu, yine kendi içlerine yapacakları bir yolculukta bulacakları şeylerle dolduracaklardır. Unutmamak gereken bir nokta daha olduğunu hatırlatmadan geçmeyelim: Gerçekler, bulundukları zaman çok acıtabilir...

Hayatı olmadığınız yerlerde de yaşamanın sonuçları nelerdir? İnternetin bize sağladığı özgürlük müdür, tutsaklık mı? Henry-Alex Rubin´in bu ilk uzun metrajlı kurmaca filmi, sinsice iç içe geçen bir dizi sürükleyici öykü eşliğinde internetin günlük hayatımıza etkisini anlatıyor ve bizi unutulmayacak karakterlerle tanıştırıyor: kimlik hırsızlığı kurbanı gergin çift, sanal zorbalık yapan oğluyla uğraşan eski polis, oğulları intihara kalkışan sevgi dolu anne-baba, yetişkin sitelerde internet kamerası hep açık hırslı TV muhabiri... İlk gösterimi Venedik Film Festivali´nde yapılan Disconnect, "Defolu ve insan olmaya dair bir aşk mektubu." Rubin, 2005 yapımı, tekerlekli sandalye rugby´si konulu belgesel Murderball´un da yönetmeni...

Araştırmacı TV muhabiri Max Brackett'ın (Dustin Hoffman) işleri istediği gibi gitmemekte, Madeline, California ile ilgili rutin raporlarla uğraşmakta. Max ve istekli satajeri Laurie, yerel Doğal Sanatlar Müzesi ile ilgili bir haber üzerinde çalışırlarken daha büyük bir hikaye patlak veriyor. Müzenin yöneticisi Bayan Banks, müzenin eski güvenlik görevlisi Sam Baily (John Travolta) ile Sam'in bütçe kısıtlamaları dolayısıyla işten çıkarılması hakkında konuşmayı reddediyor. Önemli bir haberle karşı karşıya olduğunu anlayan Max, patronuna haber vererek olayın peşine düşüyor. Sam, müzeyi ziyaret eden bir grup küçük çocuğu rehin alıyor. Sam'in dış dünyayla bağlantısı sadece Max, ve tabi o da durumu kendi amacına göre yönlendiriyor, Sam'e kameraya ne söylemesi gerektiğini anlatıyor.

Film, gizemli bir müfettişin, varlıklı bir aile olan Birling ailesini ve onların akşam yemeğinde misafirleri olan genç bir kadının intiharını araştırmasını konu ediniyor * çok basit bir hikayeden evrensel nitelikte verdiği mesajlarla çok beğendiğim bir drama çıktı karşıma gerilimi ve müzikleri çok üst düzey olmuş * İnsanların ne mal olduğunu çok güzel özetlemiş, az sayıda oyuncu, efekt vs yok ama son derece etkileyici bir film

Harry Caul (Gene Hackman) çok gelişmiş elektronik aletler kullanarak dinleme ve izleme yapma konusunda uzman bir özel dedektiftir. Sahibi olduğu özel dedektiflik bürosuna başvuran müşterilerinin istediği kişileri izleyip seslerini banda almaktadır. Paranoid ve ketum bir kişiliğe sahip Caul'e başvuran bir iş adamı, dedektiften genç bir erkek ve kadını izlemesini ister. Caul genç çifti izlerken kaydettiği konuşmalardan etkilenir ve artık olaya sadece bir "iş" olarak bakmaz.

Sıradan bir işçi olarak bir fabrikada çalışmakta olan John Q (Denzel Washington) bir gün ansızın oğlu Mike in maç sırasında rahatsızlandığını öğrenir. Hastahaneye gittiğinde ise aldığı haberle yıkılır . Oğlunun kalbi normalden üç kat daha büyüktür ve bunun tedavisi için ameliyat olması gerekmektedir. Fakat maddi durumlar buna elvermez. Maddi sıkıntı eşiğinde oğlunu hayata döndürebilmek için John Q evinde ne var ne yoksa hepsini satar yine de çözüm olmaz. Ve sonunda çaresiz bir şekilde kalp cerrahı Raymond Turner(James Woods) un da aralarında bulunduğu hastane personellerini rehin alır....

San Fernando Valley'de sıradan bir günde ölmek üzere olan bir baba, genç karısı, bir erkek bakıcı, kaybolmuş ünlü bir oğul, aşık bir polis, dahi bir çocuk, eskiden dahi bir çocuk olan bir adam, bir şov programı sunucusu ve yabancılaşmış bir kız bir hikayenin farklı parçalarında yerlerini alacaklardır. Bu insanlar, unutulmaz bir heyecanla sonlanacak bu gün içinde, şans, hareket, geride bırakılan zaman ve rastlantılar yumağında adeta birbirlerinin hayatlarının içinden zikzaklar çizerek geçecek ve birbirlerini çözümleyeceklerdir.


Auburn, Güney Dakota’da 3 hafta önce bir soygun yaşanmıştır. Yaşanan soygun 5 kişilik bir ekibin işidir. Polislerin sistemli çalışması ile soygunculardan 4’ü yakalanmış ve hapse atılmıştır. Ancak ekibin 5. üyesi kayıptır. Polis her yerde ekibin 5. elemanı olan yaralıdır ve kanundan kaçmak için ölümü bile göze almıştır. Ancak kurtarıcısı hiç ummadığı biri olacaktır. İşitme engeli bulunan küçük bir çocuk olan Wesley, yaralanan adamı güvenli bir sığınağa taşır. Orada yaralarını sarar ve iyileşmesi için başında bekler. Zaman içinde bu küçük çocuk ve tehlikeli kanun kaçağı arasında sıradışı bir arkadaşlık oluşur. Wesley iyileşmesine yardım ettiği bu gizemli yabancıya bir hayli bağlanmıştır. Ancak polis Wesley’nin kapısına dayanıp onu sorular sormaya başladığında asıl tehlike başlayacaktır. Bir taraf seçmek zorunda kalan Wesley, yeni arkadaşı için işleri daha da kötü hale getirme potansiyeline sahiptir...

Jessica and her fiancé Evan have just moved from the city into their dream home on a quiet suburban street. Soon after, Jessica catches her seemingly friendly new neighbor, Simon, in a strange lie and can't let her suspicions rest. The danger escalates when Simon lures her inside his home and imprisons Jessica in his secret bunker, meticulously decorated in the idealized style of the 1950s.

60'ların Paris'inde ergenlik çağındaki Musevi çocuk Moses, annesi kardeşini de alıp evi terkedince babasıyla mutsuz bir hayata mahkum olur. Zamanının çoğunu mahallenin Türk bakkalı İbrahim Demirci ile geçirmeye başlar. Moses'ın babası depresyon sonucu intihar edince, onu İbrahim evlat edinir. Çok bilge bir adam olan İbrahim'in ışığında Kuran'dan yaşama dair güzel şeyler öğrenir Moses. Sonunda dükkanı kapatarak bir spor araba alırlar ve İbrahim'in ülkesine, yani Türkiye'ye doğru bir yolculuğa çıkarlar. Moses, burada bambaşka bir yaşama adım atarken yepyeni insanlarla da tanışacaktır.

Gerçekleştirdikleri yüksek profilli araba soygunlarıyla tüm Avrupa'nın suç dünyasında isimlerini duyuran Andrew ve Garrett Foster kardeşler, Fransa'nın güneyindeki son soygunlarında baltayı taşa vurmuşlardır. Bugatti'sini çalıp yakalandıkları mafya babası Jacomo Morier, son derece öfkelenmiştir. Hayatlarını bağışlamak için tek bir şartı vardır: Morier'nin en büyük rakibi olan Max Klemp'in çok değerli Ferrari 250 GTO'sunu direkt evinden çalmak. Önlerinde sadece 1 haftaları vardır. Foster kardeşler, güzel Stephanie'nin de içinde bulunduğu bir ekip oluşturarak bu zor ve aksiyon dolu görevi başarmaya çalışacaklardır.

Telly Paretta, 9 yaşındaki oğlunun ölüm acısıyla başa çıkmaya çalışan üzgün bir annedir. Psikiyatrının ona aslında hiç var olmayan bir çocuğun hayalini 9 yıl boyunca yaşattığını söylemesi üzerine büyük bir şaşkınlık yaşar. Fakat Telly, benzer bir olay yaşayan başka bir hastayla karşılaşınca, oğlunun varlığını ve kendisinin deli olmadığını ispatlamaya çalışır.

Oğulları Jacob, kız arkadaşını öldürmekle suçlanınca, saygın ve bağları güçlü olan Ryan ailesi sarsılır. Jacob kaçar; babası Ben olası tüm delilleri yok eder; çevresindekiler düşmanca tavırlar takınmaya başlarlar ve annesi Carolyn de geçici olarak doktorluğu bırakmak zorunda kalır. Daha sonra Jacob tutuklanır ve kısa bir süre sonra mahkemeye giderken ailesi ve kendisini, gerçek, güven ve yalanlar ağında kıstırılmış olarak bulur.

Ali, Fas'tan Almanya'ya çalışmak için gelmiş bir işçidir. Her zaman gittiği ve Arap arkadaşlarıyla buluştuğu bir barda, 60 yaşının üzerindeki Emmi isimli bir kadınla tanışır. Emmi, kendisine aşık olur ve bir süre sonra evlenirler. Ancak, bu evlilik göçmenlerin yarattığı tedirginliği yoğunlukla yaşayan Bavyera Almanları üzerinde şok etkisi yaratır. Emmi, çocukları ve çevresi tarafından itilir. İmkansız gibi görünen Emmi ve Ali'nin aşkı, hikaye ilerledikçe yönetmen tarafından sert bir toplum eleştirisine doğru evrilir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.



0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir