
Margit Carstensen
Petra von Kant

1973 Alman Film Ödülleri: Üstün Başarı Ödülü (Margit Carstensen & Eva Mattes) 1973 Şikago Jüri Özel Ödülü Sadomazoşist tutkuların içe kapalı dünyasında bir aşk krizi yaşanmaktadır. Başarılı moda tasarımcısı Petra von Kant üç yıl önce boşanmıştır. Beraber yaşadığı asistanı Marlene onun hâkimiyetine sessizce tahammül etmektedir. Petra genç Karin’e âşık olur. Karin ise manken olunca özgürlüğünü ister ve tıpkı Marlene gibi o da Petra’yı bırakır. Tutkuyla yarattığı yapay dünya çökünce Petra tamamen yalnız kalır.

Yasak bir aşk ve değişen sosyal normlar hakkında incelikle işlenmiş bir hikaye olan Benim Polisim, polis memuru Tom (Harry Styles/Linus Roache), öğretmen Marion (Emma Corrin/Gina McKee) ve müze kuratörü Patrick (David Dawson/Rupert Everett) arasında yaşanan ve kırk yıla yayılan bir aşk üçgenini anlatıyor.

Dudağının Altında filmi tutkunun, aşkın, şehvetin, yalanın dolanın bir arada olduğu lezbiyen aşk filmidir. Moda editörlüğü yapan işinde ki başarıyı özel hayatına da taşıyarak nişanlılık mertebesinde yaşamını devam ettirirken bir şıp diye karşısına çıkan Dallas isimli gizemli bir kadınla tanıştıktan sonra birbirlerine deliler gibi bağlanan aşıkların filmidir.

'Susan Sarandon ve James Spider'ın eleştirmenler tarafından ayakta alkışlanan inanılmaz güçlü bir performans sergilediği muhteşem bir aşk hikayesi.' Bir reklam ajansında yöneticilik yapan Max Baron (Spader), uzun zamandır genç yaşta ölen eşinin yasını tutmaktadır. Bir gece tesadüfen Nora Baker (Sarandon) ile tanışır ve beklenmedik bir şekilde hayatı altüst olur. Max'tan 15 yaş büyük olan bu hayat dolu ve tutkulu bağımsız kadın bir hamburgercide çalışmakta ve şehrin aksi tarafında yaşamaktadır. Aralarındaki büyük uçurumlara rağmen Max çok geçmeden kendini umutsuz bir aşkın pençesinde bulur.

Anastasia ve Christian, yaşadıkları zorlu ayrılıkların ve iniş çıkışların ardından nihayet mutlu sona ulaşmışlardır. Tutkulu aşkları, nikah yüzükleri ve görkemli bir evlilik töreni ile mutlu sona ulaşmıştır. Ancak Anastasia'nın peşine düşen Jack, çifte huzur vermez. Anastasia'nın lüks ve aşkla bezeli mükemmel hayatı bir kez daha sarsıntılara sahne olacaktır.

Elvis’ten, Elton John’dan, Madonna’dan ve Lady Gaga’dan önce Liberace vardı: usta bir piyanist, inanılmaz bir şovmen ve sahne ve televizyonun göz alıcı yıldızı. Şovmenlikle, ışığıyla ve abartıyla özdeşleşmiş bir isim olan Liberace izleyicilerin onu sevmesine ve 40 yıllık kariyeri boyunca ona sadık bir hayran kitlesi oluşturmasına neden olan dünyaca ünlü bir artistti. Liberace hem sahnede hem sahne dışında aşırı uçlarda bir yaşam sürdü. 1977 yazında, yakışıklı ve genç yabancı Scott Thorson soyunma odasına girdi ve aralarındaki yaş farkına ve farklı dünyalara ait olmalarına rağmen, aralarında beş yıl sürecek bir ilişki başladı. BEHIND THE CANDELABRA bu ilişkinin kamera arkasını Las Vegas’taki Hilton Hotel’de tanışmalarından acı ayrılıklarına kadar her şeyiyle gözler önüne seriyor..

Viven ve Roy, lise son sınıfta okuyan iki gençtir. Viven, fizik tutkunu olan başarılı bir öğrenciyken Roy'un oldukça sorunlu bir hayatı vardır. Beklenmedik bir olay ikisinin yollarının kesişmesine ve hayatlarının bambaşka bir hal almasına neden olur.

Anastasia tutkulu milyoner Christian Grey ile yaşadığı ilişkisini geride bırakmaya çalışmaktadır. Ancak bu sandığı kadar kolay olmaz. Yeniden bir araya gelen çiftin yaşadıkları zorluklar barışmalarıyla birlikte bitmeyecektir. Christian geçmişinden gelen şeytanları ile yüzleşmek zorunda kalırken, Anastasia da Grey'in geçmişinde kalan ancak onu unutmamış kadınların öfkeleriyle ve kıskançlıklarıyla yüzleşecektir.

The night before their debut game, two professional soccer players share a kiss. In a sporting world where image is everything, this surprising ‘pass’ sets the men up for a contrasting decade of fame and failure, full of secrets and denial.

1950'li yılların Harlem'inde genç bir kadın, babasının dükkanında, gelecek vadeden bir saksafoncuyla tanışır. Aşkları, değişen zamanların, coğrafyaların ve profesyonel başarıların ötesine geçen nefes kesici, romantik bir hikayeye dönüşür.

Karısını öldüren bir otomobil kazasında kör olan bir romancı, suçlanan iş adamının ihmal edilmiş eşiyle ilişkisi üzerine hayat ve yazı tutkusunu yeniden keşfeder.

Şehir değil. Kadın. Çok seksi bir kadın. Doğal olarak, Syd'in (Chris Evans, Fantastic Four) London'la (Jessica Biel, Stealth) tutku dolu ama fırtınalı ilişkisi bittiğinde, Syd harabeye döner. Unutmak ve hissizleşmek için kendini alkol ve üyuşturucuya veren Syd, London'ın arkadaşlarının onun için bir veda partisi verdiğini öğrenir ve davet edilmemesine rağmen, tedarikçisi (Jason Statham, Transporter 2) ile beraber partiye gider. Bedeli ne olursa olsun, eski kız arkadaşını şehri terk etmemesi için ikna edecektir.

Avustralya’nın izbe bir kıyısında deniz feneri bekçiliği yapan ve savaş sonrası bunalımı yaşayan gazi Tom Sherbourne ile Parageuse Kasabası’nda tanıştığı, savaşta kaybettiği iki ağabeyinin yasını tutan karısı Isabel sakin bir hayat sürmektedirler. Çiftin en büyük isteği çocuk sahibi olup aile kurmaktır. Bir gece içinde bir adam cesedi ve bir kız bebeğin bulunduğu gizemli bir sandal kıyıya vurur. İkili çok zor bir kararın eşiğindedir, çocuğun ailesini aramak yerine çocuğu yanlarına alarak yaralarını sarmaya çalışırlar...

Film, 1931 yılında Berlinde Nazilerin yükseliş döneminde geçer..İngiltereden Almanyaya öğretmenlik yapmak için gelen İngiliz yazar Brian,bir kabarede şarkı söyleyip dans eden Amerikalı şarkıcıyla tanışır..Aralarında hem siyasi hemde duygusal bir ilişki başlar... Burdan hareketle film Nazilerin değişik yöntemlerle iktidara gelişi anlatmaktadır..

Angelina Jolie, 70’lerde uluslararası moda dünyasına damga vuran süpermodel Gia Carangi’nin trajik hikâyesini anlatan filmde başrolü üstleniyor.

The World to Come, izleyiciyi 1850 yılının New York’undaki bir taşra bölgesine davet ediyor ve izole bir yaşam süren toplulukta yaşayan iki kadının mücadelesini anlatıyor. Bu iki kadın, yaşamlarında var olduğunu bilmedikleri bir boşluğu doldurarak bir ilişkinin ilk adımlarını atar ve birbirlerine besledikleri tutku sonucunda hayatlarına yeni bir yön verirler.

Kendisine miras kalan toprakları almak için gelen Lady Sarah, bölgenin yerlilerinden olan sert mizaçlı ve bir o kadar da kaba olan Drover (Hugh Jackman) ile aynı safta yer almak istemese de buna mecbur kalır. Bulundukları yerden milllerce uzakta olan bu dünya harikası topraklara varabilmek için uzun bir yol kattettikten sonra Darwin isimli bu şehrin Pearl Harbor’a saldıran Japon kuvvetleri tarafından bombalandığını öğrenirler...

15 yaşındaki Gracie, New Jersey'de üç erkek kardeşin içinde tek kız olarak ailesi ile birlikte mütevazi bir hayat sürmektedir. Ailenin en büyük takıntısı spordur; arka bahçede yapılan futbol maçlarının yanı sıra sabahtan akşama yapılan tek sohbette spordur. Büyük kardeşi Johnny okulun gözde futbolcularından biridir, ancak bir araba çarpması sonucu hayata veda eder.Gracie hem kardeşinin anısını taze tutabilmek, hem de spor tutkusunu yerine getirebilmek için futbol takımına girmeye karar verir. Oysa 1978'te kadın futbolcu yoktur ve Gracie öncelikle bir kadının da futbol oynayabileceğini kanıtlamak zorundadır.

Saroo Brierley’in kendi hayat hikayesini yazdığı “A Long Way Home” isimli kitabından uyarlanan filmde, 5 yaşında Hintli bir çocuk olan Saroo ağabeyinin geri dönmesini beklerken bir tren vagonunda uyuyakalır. O uyurken trenin yola çıkması sonucu küçük Saroo uyandığında kendini evinden kilometrelerce uzakta bulur. Artık kayıptır ve eve nasıl döneceğine dair bir fikri yoktur. Kendini Calcutta'da bulan Saroo büyük mücadelelerden sonra Avustralyalı bir çift tarafından evlat edinilir ve sevgiyle büyür. Ancak ailesini bulma isteği giderek bir saplantıya dönüşür. Elinde hiçbir şey olmadan ilerlemeye çalışan genç adamın içindeki çaresizlik zamanla hayatını da etkilemeye başlar.

Danny Zuko ve Sandy Olsson, kusursuz bir yaz aşkı yaşamıştır. Yaz biter ve ikili, okullarına başlamak üzere ayrılırlar. Danny, Rydell'deki ilk gününde, "cool" deri ceketli serseri çetesi T-Birds'ün başına döner. En yakın arkadaşları Kencikie, Doody, Sonny ve Putzie ile yaz tatilinde ne kadar eğlendiğini ve çapkınlığını anlatırken, tesadüfen aynı okula kaydolmuş olan Sandy de onu aralarına katmak isteyen Pink Ladies ile tanıştırılmaktadır. İkilinin birbirine düşman iki gruba dahil olması, ilk başta aralarında ve grupları arasında gerginliklere yol açsa da, aşkları kısa sürede tekrar buluşmalarını sağlayacaktır.

Tilly Dunnage güzel, yetenekli ve sıra dışı bir kadındır. Vicdanında taşıdığı büyük bir yükle, annesi Molly’yi bulmak için doğduğu kasabaya döner. Tilly artık kasabada bir yabancı sayılmakta ve katil olarak suçlanmaktadır. Geçmişin yaraları ile döndüğü bu yerde Tilly’yi kasabalıya yaklaştıran şey Tilly'nin eşsiz terzilik yetenekleri olur. Acılar yerini kahkahalara bırakırken Tilly modacı kimliğiyle kasabanın kadınlarını adeta baştan yaratır. Bu arada geçmişini haksız bir şekilde karalayanlardan tatlı tatlı intikamını almaya başlayan Tilly kasabanın yakışıklısı Teddy’ye kalbini kaptırınca bu aşkın ona tahmin edemeyeceği şeyleri yaptıracağını görecektir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.






0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir