
Kate Winslet
Myrtle "Tilly" Dunnage
"İntikam modaya döndü."
Tilly Dunnage güzel, yetenekli ve sıra dışı bir kadındır. Vicdanında taşıdığı büyük bir yükle, annesi Molly’yi bulmak için doğduğu kasabaya döner. Tilly artık kasabada bir yabancı sayılmakta ve katil olarak suçlanmaktadır. Geçmişin yaraları ile döndüğü bu yerde Tilly’yi kasabalıya yaklaştıran şey Tilly'nin eşsiz terzilik yetenekleri olur. Acılar yerini kahkahalara bırakırken Tilly modacı kimliğiyle kasabanın kadınlarını adeta baştan yaratır. Bu arada geçmişini haksız bir şekilde karalayanlardan tatlı tatlı intikamını almaya başlayan Tilly kasabanın yakışıklısı Teddy’ye kalbini kaptırınca bu aşkın ona tahmin edemeyeceği şeyleri yaptıracağını görecektir.

Kate Winslet
Myrtle "Tilly" Dunnage

Liam Hemsworth
Teddy McSwiney

Caroline Goodall
Elsbeth Beaumont

Judy Davis
Molly Dunnage

Hayley Magnus
Prudence

Hugo Weaving
Sergeant Farrat

Sarah Snook
Gertrude "Trudy" Pratt

Kerry Fox
Beulah Harridiene

Shane Jacobson
Alvin Pratt

Rebecca Gibney
Muriel Pratt

James Mackay
William Beaumont

Gyton Grantley
Barney McSwiney

Barry Otto
Percival Almanac

Sacha Horler
Una Pleasance

Julia Blake
Irma Almanac

Manor Çiftliği'ndeki hayvanlar, sahibi Bay Jones'un ihmalkarlığına ve zulmüne daha fazla dayanamaz. Domuzlar Snowball ve Napoleon’un liderliğinde isyan ederler, Jones ve eşini çiftlikten kovarak tüm hayvanların eşit olduğu bir dünya kurmaya çalışırlar. Ancak kısa sürede Napoleon, gücün tadını alır ve Snowball’u çiftlikten uzaklaştırır. Artık tek başına iktidarda olan Napoleon, eski efendileri kadar yozlaşmış ve zalim bir rejim kurar. Manor Çiftliği’ndeki hayvanlar, çiftliği bir cennete çevirerek uyum içinde yaşamak için mücadele eder. George Orwell’in klasik eserinden uyarlanan bu eşsiz hikaye, Kelsey Grammer, Patrick Stewart, Peter Ustinov ve Julia Louis-Dreyfus’un seslendirmeleriyle ve Jim Henson’s Creature Shop’un etkileyici animasyon teknikleriyle ustalıkla beyaz perdeye aktarılmıştır.

Barney Thomson, awkward, diffident, Glasgow barber, lives a life of desperate mediocrity and his uninteresting life is about to go from 0 to 60 in five seconds, as he enters the grotesque and comically absurd world of the serial killer.

Nina Geld (Mary Elizabeth Winstead) kariyeri yükselişte, ateşli, ortalığı kırıp geçiren ama yakında özel hayatı yerle bir olacak olan bir stand-up sanatçısıdır. Baş belası olan eski sevgilisinden kaçmak ve hayatını değiştirecek olan seçmelere hazırlanmak için Los Angeles'a giden Nina, orada sahip olduğu önyargılarını hiçe sayan Rafe (Common) ile tanışır.

New York moda dünyasının göz alıcı karmaşasında, sıfır bedenli muhteşem kadınlar içindeyken saçınızın kötü olduğu bir gün iş hayatınızın sonu olabilir. İşte Runway Dergisi bu inanılmaz cehennemin tam ortasıdır. Miranda Priestly ise moda dünyasının en güçlü kadını Runway'in korku salan kraliçesi kendisine bir asistan alacaktır. Milyonlarca kızın hayatını verebileceği bir iş ise sıradan bir New York'ta yaşayan Andy Sachs için göz kırpmaktadır. Yapacağı iş kesinlikle kendisine saygısı olmayan insanların yapabileceği türden, yaşamı bırakıp çalışmaya dayalı bir tür Miranda köleliğidir.

Moda dünyasının efsanevi hikâyesi kaldığı yerden devam ediyor. Miranda Priestly, dergi yayıncılığının gerilemesiyle kariyerinde yeni bir dönemece girerken karşısında artık güçlü bir rakip vardır: Eski asistanı Emily Charlton. Lüks bir moda grubunun yüksek profilli yöneticisi olan Emily, reklam bütçeleriyle Miranda'nın dergisine hayat verecek güce sahiptir. İki kadın arasındaki bu mücadele, moda endüstrisinin değişen yüzünü ve güç savaşlarını gözler önüne serer.

New Hampshire'e yeni gelmiş Humbert aşık olduğu kişiye ulaşabilmek için büyük bir plan yapar; Charlotte Haze'la evlenecek ve böylece onun erken gelişmiş, güzeller güzeli kızına her zaman yakın olacaktır. Usta yönetmen ve yapımcı Stanley Kubrick cinsel tutkuları, Vladimir Nabokov'un romanını temel alarak keşfe çıkıyor. Kubrick, aynı konuyu 37 yıl sonra Eyes Wide Shut ile tekrar ele aldı...

Filmde 1951 yılında Kore Savaşı sırasında cephenin gerisinde görev yapan ve MASH ('Seyyar Ordu Cerrahi Hastanesi' anlamına gelen 'Mobile Army Surgical Hospital' kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır) adı verilen sahra hastanelerinden birinde görev yapan ve genel olarak 'kasap' olarak adlandırılan bir grup cerrah ve yardımcı personelin serüvenleri anlatılmaktadır. Bu cerrahlar ekibinin hiç biri meslekten asker değildir. Buraya sivil hastanelerden gelmişlerdir. Dolayısı ile askeri disiplin buradaki çadır hastanelerde en son görülecek şeydir. Her gün yapılan ağır ameliyatlar, kesilen uzuvlar, ölen insanlar ve savaşın diğer acıları arasında gülmeye, eğlenmeye ve gırgırlarını geçmeye vakit bulabilirler, tabii asli görevlerini hiç aksatmadan. Aslında filmde tek bir çarpışma sahnesi yer almaz, buna rağmen MASH en büyük savaş karşıtı filmlerden biridir...

Bayan Marple, bir tren yolculuğundayken, yanından geçen diğer trende işlenen cinayete tanık olur. Olayı hemen polise ihbar etse de kendisine inanan olmaz. Çünkü polis ceset bulamamıştır. Polise göre ortada ceset olmadığına göre cinayette söz konusu değildir. Fakat bayan Marple bu olayın peşini bırakmaya niyetli değildir. Yaptığı küçük çapta bir araştırmanın ardından, Ackenthorpe malikanesinin cinayet ile ilgili bir ev olduğu kanısına varan Marple, daha iyi araştırma yapabilmek için eve aşçılık ve temizlik işinde çalışmak üzere girer…

Richard Llewelyn’in aynı adlı romanından uyarlanan yapıt, bir çok eleştirmene göre John Ford’un en başarılı filmi. Yüzyılın başında, Galler bölgesinde bir madenci ailesinin yaşantısı, ailenin en küçük bireyinin gözlemleriyle anlatılıyor. II. Dünya Savaşı’nın başlaması, filmin olayların geçtiği yerde çekilmesine engel olmuştu. Fakat yapımcı Darryl Zanuck, sırf bu film için California’da bir madenci kasabası inşa ettirmeyi başardı. Yapıt, En İyi Film, En İyi Yönetmen başta olmak üzere beş dalda Oscar kazanmıştı.

Ruanda'daki soykırım sırasında kapana kısılan ve saklanan dört kadın, farklı geçmişlere sahip olmalarına rağmen güçlü bir kız kardeşlik bağı kurar.

A poor, struggling South Carolinian mother and daughter face painful choices with their resolve and pride. Bone, the eldest daughter, and Anney her tired mother, grow both closer and farther apart: Anney sees Glen as her last chance.

İkinci Dünya Savaşı'nda görev yapan bir psikiyatrist, Nürnberg davalarından önce Nazi liderlerini değerlendirirken, Hermann Göring ile rahatsız edici bir bağ kurdukça kötülüğü anlama konusunda giderek daha fazla saplantılı hale gelir.

İngiltere'den mektup yoluyla bulduğu bir erkek ile evlenmeye karar veren, konuşma problemleri olan bir kadın, küçük kızı ve de çok değer verdikleri piyanosunu da yanına alarak evleneceği kişi ile tanışmak için Yeni Zelanda'ya doğru yola çıkarlar. Evlendikten bir süre sonra yanlış bir seçim yaptığını kavrayan genç kadın, yerli halk ile kaynaşmayı başarmış bir beyaz ile piyanonun etrafında başlayan yakınlaşması tutkulu bir aşka dönüşecektir.

A pair of teenagers in Western Australia looking to escape the monotony of life in a small town take up surfing lessons from a guy named Sando.

16 yaşındaki Jamal, okulundaki testlerde aldığı yüksek notlar nedeniyle şehrin en ünlü okullarından Mailor-Collow'dan bir burs kazanır. Kenar mahalleden gelmesi sebebiyle zengin çocuklarının arasında önceleri zorluk çekse de, spordaki başarısı ve yazdığı yazılar ile kendini sevdirmeyi başarır. Birgün Jamal iddia sonucu kendi halinde bir yazar olan William Forrester'ın evine birşey çalmak amacıyla girer. Ancak evden kaçarken sırt çantasını düşürür. Çantasını geri aldığında ise yazarın defterlerine bazı notlar bıraktığını görür. Bundan etkilenen Jamal ve Forrester arasında sıradışı bir arkadaşlık başlar. Yıllar önce çok ünlü bir roman yazan fakat sonra yazmayı bırakan Forrester, genç çocuktaki yeteneğin farkına varmıştır.

Judy & Punch; deniz kenarında, gerçekte var olmayan bir sahil kasabasında geçiyor ve iki kuklacı olarak yaşamını sürdüren Judy ve Punch çiftini odak noktasına alıyor. Gerçekleştirdikleri kukla oyununu yeniden canlandıran ikili, bir yandan içinde yaşadıkları kasabadan kurtulmak isterken diğer bir yandan da oyunu sergiledikçe çıkarlarının çatıştığı bir noktaya geliyor.

Judah Ben Hur zengin yahudi bir prenstir. Bir gün çocukluk arkadaşı Messela ile buluşup konuşurlar ve hasret giderirler. Bu konuşmaların sonunda iki taraf siyasi fikirlerini ortaya döktüklerinde tartışmaya başlarlar. Ben Hur arkadaşına hiç bir koşulda destek vermeyeceğini söyler. Bunun üzerine arkadaşı Messela onu kürek mahkumu olarak sürgüne gönderir. Zengin hayatına veda eden prens bu olay üzerine intikam yemini edecektir.

Genç bir çift, Rosemary ve tanınmak için çırpınıp duran bir aktör olan kocası Guy, New York'taki kötü şöhretli eski bir binaya taşınırlar.Rosemary yeni yaşantısından tedirgindir. Komşu evlerden tuhaf seslerin geldiği bir ortamda, bir gece rüyasında şeytansı bir varlık tarafından tecavüze uğradığı görür. Ardından hamile kalır. Bu arada Broadway'de güzel bir rol kapan Guy'un kariyeri yükselmeye başlar.

1960'larda Hell's Kitchen'da büyüyen Shakes, Michael, John ve Tommy adındaki 4 çocuk, eşek şakası yaparken yaşlı bir adamın yaralanmasına neden olurlar. New York'taki Wilkenson Center'da 1 yıla yakın hapsolan 4 arkadaş, buradaki gardiyanların kötü muamelesine maruz kalır. Burada dayak yiyen, onurları zedelenen ve cinsel istismara uğrayan bu 4 arkadaş, 13 yıl aradan sonra Wilkenson ve gardiyanlarından intikam alma fırsatını yakalar.

Film 1920'li yıllarda Almanların, Polonyalılar ve diğer azınlıklarla birlikte uyum içinde yaşadıkları yoksul kent Danzig'de başlar. Annesi ve hangisinin babası olduğunu bilmediği iki erkekle birlikte yaşayan Oskar'a (David Bennent) üç yaşına bastığı doğum gününde teneke bir trampet hediye edilir. Bu andan itibaren çevresinde gözlemlediği erişkinlerin mutsuz ve acınılacak dünyalarına katılmaktansa hep çocuk olarak kalmaya karar verir. Gerçekten de yıllarca fiziksel olarak bir gelişme göstermez. Çevreye karşı tek protestosu büyümeyi reddetmek değildir, aynı zamanda teneke davuluna şiddetle vururken çıkardığı cam eşyaları bile parçalayan tiz çığlığı da 2. Dünya Savaşı yaklaşırken ülkede olup bitenlere duyarsız kalan orta sınıf Alman toplumunu bir yadsıma biçimidir, gitgide çıldıran dünyaya karşı bir protestodur.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.


0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir