
Juliette Binoche
Elise

Bu hikaye, hasta ve ölebileceğini düşünen bir Parisliyi anlatıyor. İçinde bulunduğu durum, çevresindeki insanlara yeni ve farklı bir gözle bakmasına neden oluyor. Kendi ölümünü düşünmek, kendi hayatına, başka insanların hayatlarına ve bütün şehir hayatına birdenbire yeni bir anlam katıyor. Meyve ve sebze satıcıları, fırına koşan bir kadın, işci, dansçı, mühendis, evsiz adam, üniversite profesörü, model, Kamerunlu yasa dışı bir göçmen… Bütün bu birbirinden farklı kişiler bu şehirde ve bu filmde bir araya geldi. Bu kişileri özel kılacak bir şeyin olmadığını düşünebilirsiniz, fakat her birinin birbirinden farklı hayatları var. Onların problemleri size önemsiz gelebilir, ama onlar için bu problemler dünyanın en önemli şeyi.

Juliette Binoche
Elise

Romain Duris
Pierre

Fabrice Luchini
Roland Verneuil

Albert Dupontel
Jean

François Cluzet
Philippe Verneuil

Karin Viard
La Boulangère

Gilles Lellouche
Franky

Mélanie Laurent
Laetitia

Zinedine Soualem
Mourad

Julie Ferrier
Caroline

Olivia Bonamy
Diane

Maurice Bénichou
Le Psy

Annelise Hesme
Victoire

Audrey Marnay
Marjolaine

Xavier Robic
Présentateur télé

Film, dört ana bölümden oluşuyor. Sırasıyla, barlarda fahişeliğe zorlanan genç bir kadının; şeker kamışı tarlasının uluslararası bir Amerikan şirketine satıldığını öğrenen ihtiyar bir çiftçinin; emperyalizme karşı isyan bayrağı açan devrimci bir öğrencinin ve son olarak, başta silahlı mücadeleye karşı olsa da, devlet terörü karşısında gerilla harekete katılmayı seçen yoksul bir köylünün hikayelerine tanık oluyoruz. Tüm bu episodlar, Küba’yı temsil eden, şairane dış sesle birbirine bağlanıyor. Yer yer Sovyet propaganda filmlerinin, özellikle de Eisenstein’ın etkisinin hissedildiği filmin en büyük özelliği, devrime giden yolda kahramanlaşan isimlere hiç yer vermeden, tamamen sıradan insanların hikâyelerine odaklanması.


1962 yılında hem Cannes hem de Venedik Film Festivallerinden ödülle dönen, aynı yıl George Meliee ödülünün de sahibi olan Beşten Yediye Cleo, Vardanın yönetmenlik adına ilk başarısı. Kanser olduğu gerçeğiyle yüzleşen genç ve güzel bir Fransız pop şarkıcısı Cleonun öyküsü. Kendince geri dönüşleriyle hayatını irdelediği doksan dakikayı Cleoyla birlikte yaşıyoruz. Aynı zamanda Cleonun hayata dair sorularıyla da karşı karşıya kalıyoruz: Böyle bir zamanda ne yapılabilir?, Nasıl yapılır? Cleo, bu soruların cevaplarını ve kişisel ilişkilerini sorguluyor. Bu soruların cevaplarını hem bugünde, yaşadığı hayatta hem de yeni tanıdığı insanlarda arıyor. Kanser psikozunun, korkusunun çevrelediği filmde zaman ilerledikçe değişik insan yüzlerinin geçtiği Paris sokaklarına, içeriğini kaybetmiş hareketsiz ve durgun bir zamana dönüyoruz...

Romeo ve Juliette, birbirlerini ilk görüşte aşık olurlar, ve hemen evlenip çocuk yaparlar, ve kendileri gibi aşk evliliği yapmış ve çocuk sahibi olmuş milyonlarca anne babadan biri oluverirler. Ancak onlar diğerlerinden farklıdır, çünkü oğulları Adam'da bir anormallik vardır, hatta zaman geçtikçe bu anormallik daha da belirginleşmeye başlar. Ve korktukları başlarına gelir küçük Adam'da beyin tümörü bulunur. Bu teşhisin konmasıyla, Romeo ve Juliette, savaş ilan eder, hastalığa, ölüme ve çaresizliğe karşı kazanılmak üzere girilmiş bir savaş, ellerindeki tek ve en güçlü silah ise sevgidir.

On election night in 1981, celebrations spill out onto the street and there is an air of hope and change throughout Paris. But for Elisabeth, her marriage is coming to an end and she will now have to support herself and her two teenage children. She finds work at a late-night radio show and encounters a troubled teenager named Talulah whom she invites into her home.

Deneysel fotoğraflar çekmeye başlayan bir anne, 9 yaşındaki kızının erotik fotoğraflarını da çekmeye başlar.

Film efsanevi İngiliz yazar Wilde’ı, eşcinsel olduğu için ahlaksızlık suçuyla atıldığı hapisten çıkışından sonraki son yıllarında izliyor. Wilde, düşkün bir birey olarak farklı isimlerle Avrupa’nın çeşitli kentlerine gidiyor; bir yandan sağlığı bir yandan da parası tükenirken zarafeti ve onurunu, ama en önemlisi nüktedanlığıyla yaratıcılığını korumaya devam ediyor.

Otizmli olması onu yaşamak istediğinden alıkoymadı. Gerçek bir yaşam öyküsü olan Temple Grandin, Temple'ın azmi ve kararlılığı sayesinde başarılı bir bilim kadınına ulaşma öyküsünü anlatıyor.

1950'lerin başında hayatını yeniden kontrol altına almaya çalışan, yeni dul kalmış bir hemşire (Demi Moore)... 1970'lerde bir aile yetiştirmeye ve kariyerini sürdürmeye çalışırken bunalan dört çocuk annesi bir kadın (Sissy Spacek)... 1990'larda, bir kadının (Cher) yardımıyla hayatlarının gidişatını değiştirecek bir karar veren genç bir öğrenci (Anne Heche)... Farklı zamanlarda aynı evde yaşayan bu kadınlar, ortak bir şeyi paylaşıyor: Plansız bir gebelikle nasıl başa çıkacaklarına dair vermeleri gereken zorlu karar.



Susana, model olarak çalıştığı Paris'teki hayatını terk eder ve büyükannesi Pilar'a bakmak için Madrid'e döner.

Yankesici, Bresson’un üslubunu en iyi örnekleyen filmleri arasındadır. Film, Michel (Martin LaSalle) adında entelektüel ve asi bir gencin yankesicilik takıntısına kapılmasının hikâyesini anlatır. Michel başlangıçta, yankesiciliği basit ve geçimini sağlayan bir iş olarak görür; ancak zamanla yankesicilik bir işten çok, bir amaca ve yaratıcı bir edime dönüşür. Neredeyse anında paçayı ele verdiği amatör bir hırsızlık denemesinden sonra, kendisini eğitmesi için usta bir hırsızın yanına çırak olarak girer. Filmdeki yankesicilik sahneleri, heyecanı ve sinema dilini kullanmadaki ustalığıyla nefes kesicidir. Michel, hasta annesi ve kız arkadaşı Jeanne’la (Marika Green) görüşüyorsa da yankesicilik ona en duygusal ve manevi anlamda doyurucu insan ilişkilerini sunar. Bu durum Michel’in çalma sebebinin, sırf para kazanmak olmadığı anlaşılmaya başladığında, daha da açık bir şekilde görülür. Filmin sonunda, artık yakalanmak umurunda bile değilmiş gibidir.

Sophie, üst düzey bir burjuva hayatı süren Lelievre'lerin malikanesine hizmetçi olarak girer. İçine kapalı ve sessiz bir kadın olan Sophie, işverenlerinin isteklerini layıkıyla yerine getirmekte, aile de bu çekingen kadının çalışkanlığından memnun olmaktadır. Bu arada Sophie, kasaba postanesinde çalışan agresif ve hiperaktif Jeanne ile tanışır ve yakın dost olur. Aileye hizmet ettiği günlerden birinde Sophie'nin okuma yazma bilmediği ortaya çıkar. Lelievre'lerin örtük horgörüleri Sophie'yi çok kızdırır. Bu durumu Jeanne'a açması, Lelievre'ler için sonun başlangıcı olur * Ruth Rendell'in Taştan Hüküm kitabından.

İç İşleri'nde çalışan bir polis memuru olan Stéphanie, Paris'teki gergin ve kaotik bir gösteri sırasında ağır yaralanan genç bir adamı içeren bir davaya atanır. Gayrimeşru polis şiddetine dair hiçbir kanıt bulamazken, kurbanın kendi memleketinden olduğunu keşfettiğinde dava kişisel bir hal alır.

A film relating from the inside the Notre-Dame de Paris fire of April 2019.

1960'lı yıllarda Paris'te yaşayan iki Amerikalı caz müzisyeni, iki Amerikalı turist kızla tanışır ve onlara aşık olur.

Napolyon döneminde, ülkenin en büyük ceza kolonisinden kaçan tek adam olan François Vidocq, Parisliler arasında bir efsaneye dönüşmüştür. Bu büyük kaçıştan sonra ölüme terk edilen mahkum eskisi, yalnız bir tüccar kılığında kendini unutturmaya çalışacaktır.

Paris’in altın çağı Belle Époque döneminde bir kadın ile Normandiya'da eski bir evdeki dört genç yabancıyı birbirine bağlayan ne olabilir? Bambaşka hayatlar süren dört uzak kuzen, hiç dokunulmadan toz tutmuş eski fotoğraflar, mektuplar ve tablolar arasından zamanında o evde oturan büyük büyükanneleri Adèle Vermillard'ın hayatını gün yüzüne çıkarıyor. Ve 2025'ten başka bir büyülü döneme, fotoğrafın, sinemanın ve Empresyonizmin doğuşunun dünyayı sonsuza dek dönüştürdüğü 1895'e, 20 yaşındaki Adèle’in hayatına taşınıyoruz. Yönetmen Cédric Klapisch prömiyerini Cannes'da yapan Gelecek de Gelecek için “Barry Lyndon ya da Amadeus gibi filmlerden çok etkilendim; bence tarih bir bakıma sinema yaratıyor” diyor.

1930’ların İtalya’sında geçen filmde hayat dolu bir Yahudi muhasebeci olan Guido Orefice (Roberto Benigni), güzeller güzeli öğretmen Dora’ya (Nicoletta Braschi) vurulur ve tüm engellere rağmen evlenirler. Ardından bir de çocuk sahibi olan çiftin hayatlarındaki tüm pürüzler ortadan kalktığında İkinci Dünya Savaşı patlak verir ve Almanlar İtalya’yı esir alır. Yahudi oldukları için toplama kampına götürüldüklerinde Guido, oğlu Giosué’ye (Giorgio Cantarini) esir kampının ve savaşın bir oyun olarak söyleyecek; oğlu, oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edecektir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir