
Rupert Everett
Oscar Wilde

Film efsanevi İngiliz yazar Wilde’ı, eşcinsel olduğu için ahlaksızlık suçuyla atıldığı hapisten çıkışından sonraki son yıllarında izliyor. Wilde, düşkün bir birey olarak farklı isimlerle Avrupa’nın çeşitli kentlerine gidiyor; bir yandan sağlığı bir yandan da parası tükenirken zarafeti ve onurunu, ama en önemlisi nüktedanlığıyla yaratıcılığını korumaya devam ediyor.

Rupert Everett
Oscar Wilde

Colin Firth
Reggie Turner

Emily Watson
Constance Wilde

Colin Morgan
Alfred 'Bosie' Douglas

Edwin Thomas
Robbie Ross

Franca Abategiovanni
Felice's Mother
Alister Cameron
Mr. Howard

Anna Chancellor
Mrs. Arbuthnott

Béatrice Dalle
Café Concert Manager

Tom Colley
Maurice Gilbert
Johanna Kirby
Nurse

André Penvern
Monsieur Dupoirier

Ronald Pickup
Judge

Matteo Salamone
Leon

Antonio Spagnuolo
Felice

Eşcinsel ve işinde başarılı bir avukatın (Tom Hanks) birgün AIDS virüsü taşıdığını fark edilip, çok geçmeden çalıştığı hukuk bürosundaki işine de sudan bir sebepten dolayı son verilir. Şirketin patronu ile arasının çok iyi olmasından dolayı buna çok şaşıran avukat, şirketi ve patronu aleyhine mahkemeye dava açmaya karar verir. Böylece AIDS kurbanın bir insanın toplum içindeki yerini sorgulayan bir dava da başlamış olur. Ve ona bu hukuk mücadelesinde arkadaşı (Denzel Washington) yardımcı olur.

Film, kazandığı şampiyonluklarla dünyaca ünlü bir efsaneye dönüşen ve yıllar sonra doping kullandığını itiraf eden Lance Armstrong'un skandallarla dolu gerçek öyküsünü, bir gazeteciyi hikayenin merkezine alarak anlatıyor. Spor yazarı David Walsh, Armstrong’un başarısının sebebinin doping olduğuna inanmakta ve bu yalanı ortaya çıkarmak için araştırma yapmaktadır. Ancak kanseri yendikten sonra Amerika’da adeta bir halk kahramanına dönüşen Armstrong’un hile yaptığına kimse inanmamaktadır.

1970'lerde geçen filmdeTim ile Jon ikilisi liseden bu yana birbirine aşık olmuştur. John futbol takımının kaptanı tim ise Romeo ile juliet oyununda oyuncudur ve iki erkek birbirine aşık olacaktır.

Garrard Conley’in aynı adlı otobiyografik kitabından uyarlanan film, ABD’nin Arkansas kasabasında görevli bir papazın oğlu olan ve tıpkı babası gibi dindar olarak yetiştirilen Jared Eamons’ın (Lucas Hedges) 19 yaşında gay olduğunu itiraf etmesi üzerine ailesinin yoğun baskıları sonucunda zorla bir “eşcinsel dönüşüm terapisi”ne gönderilmesini ve orada yaşadığı dramatik olayları konu alıyor.

Spor yazarı Erik, evsiz bir adam olan Champ'i sokaklardan kurtarmaya karar verir. Ancak bu kararırın ardında Champ'in kim olduğuna dair gizi ortaya çıkarmak vardır. Erik bunun gizli kalamayacak bir sır olduğunu ve Champ'in öldüğüne inanılan efsanevi boksör olduğunu düşünmektedir. Champ'in efsanesini diriltirken, onun bireysel macerasında babası ile olan ilişkisinin önemini anlayacaktır. Champ'in yaşamıyla ilgili gerçeklere daldıkça, kendi yaşamında geri plana attığı, yüzleşmekten korktuğu ilişkiler ortaya çıkacaktır. Erik kendi yaşamı ve ailesiyle olan ilişkisini gözden geçirecek ve uzun zamandır hiç yapmadığı bir şekilde kendisiyle yüzleşecektir.

A street smart runner develops an intense rivalry with an equally ambitious wealthy young athlete.

2003 yılının Ekim ayında alkollü bir gecede kız arkadaşından yeni ayrılmış olan Mark, üniversitenin bilgisayarlarına sızarak kampüsteki tüm kadınlarla ilgili bilgilerden oluşan bir veri tabanını içeren bir site yaratır, ardından yan yana iki fotoğraf koyarak kullanıcılardan hangisinin “daha ateşli” olduğunu seçmesini ister. Sitenin adını Facemash koyar; site bir anda virüs gibi etrafa yayılarak tüm Harvard sistemini çökertir ve görünürdeki kadın düşmanlığıyla kampüste tartışma yaratır; Mark, Facemash'ı yaratarak kasıtlı olarak güvenliği, telif hakları yasasını ve özel hayatı ihlal etmekle suçlanır. Tam o anda, Facebook'un altyapısını oluşturan iskelet ortaya çıkmıştır. Kısa süre sonra, Mark Harvard'da bir ekrandan diğerine , Ivy League üzerinden Silikon Vadisi'ne ve tüm dünyaya bir yangın misali sıçrayacak olan thefacebook.com sitesini oluşturur...

1971 yılında, bir İspanya gezisi sırasında tanışan iki yazar Clifford Irving (Richard Gere) ve Richard Suskin (Alfred Molina) birlikte servet kazanmak için inanılmaz bir plan yaparlar. Çok kapsamlı araştırmaların ardından Irving, toplum hayatından uzak yaşayan milyarder Howard Hughes’un izinsiz (ve elbette asılsız belgelere, hayal ürünü ayrıntılara dayalı) otobiyografisini yazar. Irving, ünlü yayınevi McGraw-Hill’i, Hughes ile yakın ilişkisi olduğuna inandırmakta, ustaca hazırladığı belgeler sayesinde zorlanmaz ve kitabı için oldukça karlı bir sözleşmeyi imzalamayı başarır. Sahte kitap yayınlandığında uzmanlar güvenilirliğinden kuşkulanmakta gecikmez. Hughes sessizliğini bozup telefonla basın toplantısı düzenlediğinde bile, yayınevi Irving’den desteğini çekmez. Uzun soruşturmalar ve neredeyse bir medya hezeyanının ardından Irving suçunun cezasını çekmek zorunda kalır.

John Davidson’ın yaşam öyküsünden uyarlanan film, 1980’lerin Britanya’sından günümüze uzanan ilham verici bir dönüşüm hikâyesi. On beşinde Tourette teşhisi alan John; önyargılarla dolu gençlik yıllarını ve yetişkinliğe geçiş sürecini, nezaketin gücüyle aşıyor. Bu, yanlış anlaşılan bir çocuğun, dünyayı değiştiren bir adama dönüşme yolculuğu.

Gelecek vadeden bir müzikal bestecisi, 20'li yaşları geride bırakmak üzereyken New York'ta genç bir sanatçı olarak aşk, arkadaşlık ve hayatın zorluklarıyla boğuşur.

Yıl 1183. Her modern-zaman politikacısı gibi, Britanya'nın Kralı 2. Henry (Peter O'Toole) de, karısını balolara götürmeyi ve onu halka teşhir etmeyi yalnızca zaman zaman faydalı bulur. Henry'nin uzak bir kalede sürgündeki kraliçesi Eleanor (Katharine Hepburn), Henry'ye ve üç oğluna, bir aile toplantısında katılmak için davet edilir. Bu şekilde Henry, İmparatorluk'un birliğini güçlendirmeyi ve güç dengelerinin Eleanor'a ya da üç oğlundan birine kaymasını engellemeyi ummaktadır. Diğer yanda da Kral'ın gücüne imrenmekte olan metresi Prenses Alais (Jane Merrow) ve prensesin erkek kardeşi Fransa Kralı Philip (Timothy Dalton) vardır. Henry'nin bütün bu çabalarına rağmen, Eleanor başarılı bir şekilde, aileyi yeniden bir araya getirir. Bunu yaparken de yalnızca kendi gücünü yeniden garantilemekle kalmayacak, ölümünden sonra bile bu gücün yaşamasını sağlayacaktır.

London, 1843. Ebenezer Scrooge, a bitter old man, despises the Christmas holiday. Over the course of Christmas Eve night he is visited by three ghosts to show him his past, present and future.

Adını Vincent Van Gogh’un, intihar olduğu bilinen ölümünden birkaç ay önce resmettiği tablosundan alan filmde, Van Gogh’un Paris’te en çok zaman geçirdiği bölgeler olan Arles ve Auvers-sur-Oise motifleri eşliğinde ressamın yaratıcılık ve sonsuzlukla ilişkisini göreceğiz.

400 yıllık zaman dilimini hiç yaşlanmadan, iki farklı cinsiyette yaşayan İngiliz aristokrat Orlandonun öyküsü. Sally Potterın cinsel kimliği sorguladığı filmde, Kraliçe Elizabethin haznedarı bir erkek olarak hayata başlayan Orlando, inişli çıkışlı, arayışlar içerindeki yolculuğunun ortasında mucizevi bir şekilde bir kadına dönüşüyor. Virginia Woolfun romanından uyarlanan, fantastik öğelerle bezenmiş, keskin mizah ve çarpıcı imgelerle yüklü bir macera

Shrabani Basu’nun aynı adlı romanından uyarlanan ve gerçek bir hikayeye dayanan bu filmde, genç bir Hintli katip olan Abdul Karim, Kraliçe Victoria'nın tahtaki 50. yılı şerefine (altın jübile) Hindistan’da Victoria onuruna basılan “mohur”u sunmak için tesadüfi bir şekilde Kraliçe’nin huzuruna çıkartılır. Kraliçe ise o sırada tahttaki uzun dönemini sorgulamaktadır. İkili yakınlaşır ve kısa sürede sıradışı bir arkadaşlık kurarlar. Ancak bu arkadaşlık Kraliçe'nin ev halkı ve yakın çevresinin dikkatini çekmiştir ve Kraliçe’nin alt seviyeden bir hizmetkarla kurduğu bu “arkadaşlık” hoş karşılanmamaktadır. Dostlukları derinleştikçe, Kraliçe değişen bir dünyayı yeni gözlerle görmeye başlayacaktır.

Taşralı bir genç kız olan Gabrielle, karizmatik Parisli yazar Henry Gauthier-Villars ile evlenince, sanatın kalbinin attığı Paris’e taşınır. Willy mahlasıyla tanınan kocası başarısız bir yazardır ve Gabrielle’in yeteneklerini çok geçmeden farkına varır. Willy, kariyerinin ve mali durumlarının kurtarıcısı olarak karısını görüp, kendi isminde yayınlanacak bir romanın gizli yazarı olarak Gabrielle'i kullanmaya başlar. Kocasının ısrarı üzerine Colette, ilk eseri Claudine’i yazar ve kitap tüm ülke çapında büyük başarı elde eder. Her şeyi farkında varmaya başlayan Colette, erkek egemen bir dünyada, kocasının ona dayattığı edebi ve mecazi sınırlardan kurtularak yazdıklarını sahiplenmeye karar verir. Gelecek neslin kadınlarına ışık tutan güçlü dilini kullanarak, topluma meydan okumanın zamanı gelmiştir.

18. yüzyılda, İngiliz ve Fransız askerleri, Kuzey Amerika'nın kontrolünü ele geçirebilmek için savaşmaktadırlar. Kızılderililer ve yerleşimciler, bu savaşın ortasında kalmışlardır. Yerleşimcilerden Cora ve kızkardeşi Alice'i, başlarına gelen bir beladan Şahingöz adında bir kızılderili kurtarır. Şahingöz, aslında bir yerleşimcidir fakat ailesi ölünce son Mohikanlar tarafından büyütülmüştür.James Fenimore Cooper'ın romanından uyarlanan Mohikanların Sonuncusu, Michael Mann'in yönetmenlik kariyerinin önemli filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. Daniel Day-Lewis'in oldukça başarılı bir performans sergilediğini de ekleyelim.

Antonia Fraser’ın çok satan kitabından, Sophia Coppola tarafından beyazperdeye uyarlanan film, tarihin en ünlü kadın figürlerinden birine, Fransa kraliçesi Marie Antoinette’in dramına odaklanıyor. Dönemin politik ve siyasi şartları gereğince Fransa kralıyla evlendirilen genç Avusturya kraliçesi Marie Antoniette, yaşamını sürdüreceği bu yeni hayat düzeninde çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Kayıtsız ve ilgisiz bir kocaya sahip olan genç kraliçe, Versailles sarayının ihtişamlı gölgesi altında çeşitli siyasi oyunlara ve politik hesaplaşmalara tanık oluyor. Genç kraliçe bu alışık olmadığı düzende mücadele etmenin yolunu uçarı partilerde ve tehlikeli dostluklarda ararken, film kadın başrakarakterini tüm insansı halleriyle ele alıp alışılmışın dışında bir Marie Antoniette portresi çiziyor.

Babasının ölümüyle sarsılan, evin bakıcısı tarafından sevilen ama aynı zamanda bu süre zarfında cinsel istismara uğrayan, bir leydi ile dost olan ve sonuç olarak onunla Chelsea´de yaşamaya başlayan Turner, tüm bu hayatında olup biten karmaşanın yanında aslında çok büyük bir yeteneğe sahiptir. Resim yapmak, gezi keşiflerine çıkmak, hatta genelevleri ziyaret etmek, gemilerle denizlere açılmak, üst sınıfın arasına girmek gibi birçok değişik aktivitede bulunması onu diğer ressamlardan farklı kılmış, ve hem kraliyetin hem de halkın eserlerini takdir etmesini sağlamıştır.

Kraliyet koruyucularının en cesurları ve en iyileri olarak, efsaneleşmiş kahramanlıkları ve tutkularıyla savaştıkları zamanın üzerinden yıllar geçmiş. Athos, oğlu Raoul'u yetiştiriyor ve basit bir hayat sürdürüyor. Porthos, daha şişman ve yaşlı olsa da, hala eski zamanlardaki büyük savaşları özlüyor. Aramis ise kaderini takip etmiş, bir rahip olmuş. Sadece d'Artagnan silahşörlerin başı olarak krala hizmet ediyor. Yıl 1660 ve Fransa zor günler geçiriyor. Silahşörlerin hizmet ettiği büyük kral XIII. Louis ölmüş, yerine kibirli ve acımasız varisi XIV. Louis geçmiş. Bu sırada Bastille'de neredeyse 10 yıldır yüzü maske ile saklanan bir kişi hapis yatıyor. Silahşörler, bir milleti kurtarmak için yeniden birleşip şimdiye kadarki en tehlikeli görevlerini yüklenmek zorundalar : bu mahkumu kurtarıp gizli kimliğini ortaya çıkarmak. Biri hepsi, hepsi biri için.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir