
Józef Pawłowski
Stefan Zawadzki

1944 yılı Varşova sokaklarında geçen film Varşova Ayaklanması'nı anlatıyor. Film, Polonya'nın Armia Krajowa (Halk Ordusu) birliklerinin Nazi Almanyası'ndan kurtulup, Almanları şehirden atmayı planladığını anlatıyor. Yaşanan acımasız ve kanlı Varşova Ayaklanması sırasında yaşayan iki aşık ilişkilerini küçük kalıntılarla atlatmak isteyecekler ve bunun için çok çabalayacaklardır.

Józef Pawłowski
Stefan Zawadzki

Zofia Wichłacz
Alicja 'Biedronka'

Anna Próchniak
Kama

Antoni Królikowski
Władek 'Beksa'

Maurycy Popiel
'Góral'

Filip Gurłacz
'Rogal'

Michał Mikołajczak
Aleksander

Karolina Staniec
Beata

Jaśmina Polak
Ewa

Tomasz Schuchardt
Lieutenant Franciszek 'Kobra'

Michał Żurawski
'Czarny'

Michał Meyer
'Pająk'
Grzegorz Daukszewicz
'Miki'

Piotr Biedroń
'Joe'
Jan Kowalewski
Adam

Filistin, 1948. İngiliz işgalcilerin çekilmesinin ardından Araplar ve Yahudiler arasındaki gerilim yükselir. Bu sırada küçük bir köyün belediye başkanının zeki kızı Farha, başına gelecek felaketten habersiz büyük şehirde okumaya gitme hayalleri kurar.


Dünya tarihinin kanlı sayfalarından bir yaprak: Vietnam Savaşı. Beş Amerikan askeri, yerli halktan bir kızı kaçırarak tecavüz eder. İçlerinden sadece biri, bunu reddetse de, diğerlerine engel de olmaz. Genç kızın daha sonra öldürülmesiyle olayın asla kapanmayacak insani boyutu açılacaktır.Tek bir olay üzerinden, genel olarak savaşın insanı acımasızlaştıran yönlerini eleştirel bir gözle ele alan Brian De Palma imzalı film, savaş karşıtı filmler arasında önemli yeri olan bir çalışma.

Gerçek olaylar üzerine kurulu bu dram, çatışmanın ve politik anlaşmazlıkların ayırdığı iki kardeş ve Rwanda"lı insanların sergilediği olağanüstü cesaret ve dayanıklılığın detaylarını yansıtıyor.

Tüm zamanların tarihsel açıdan en önemli filmlerinden biri olan Steven Spielberg'in Schindler'ın Listesi, cesaret ve inanç dersleriyle nesiller boyu ilham vermeye devam eden güçlü bir hikaye. En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere yedi Akademi Ödülü sahibi olan bu inanılmaz gerçek hikaye, Holokost sırasında 1.100'den fazla Yahudinin hayatını kurtaran esrarengiz Oskar Schindler'ı (Liam Neeson) konu alıyor. Bu, fark yaratan bir adamın zaferi ve yaptıkları sayesinde insanlık tarihinin en karanlık bölümlerinden birini atlatanların dramıdır.

Ailesi Berlin'deki evlerinden Polonya'daki tuhaf yeni evlerine taşındığında genç Bruno, herkesin çizgili pijama giydiği çitin öbür tarafındaki Shmuel'le arkadaş olur. Bruno, Shmuel'in Yahudi tutsak olarak kaderinden ya da Nazi babasının onun tutsaklığındaki rolünden habersiz kamp duvarları içinde tehlikeli bir yolculuğa çıkar.

Soğuk savaş sürmektedir ve birçok insan II. Dünya Savaşı'nda yaşanan acı olayları unutmak istemektedir. Suçları hakkında hiçbir şüphe olmamasına rağmen politik baskılar nedeniyle tereddüt geçiren yargıç Haywood, II. Dünya Savaşı'nda Nazi eylemlerini yasal hale getiren dört yargıç hakkında en doğru kararı vermek zorundadır.

Tarihin en büyük hazine avının gerçek hikayesinden uyarlanan The Monuments Men tuhaf bir 2. Dünya Savaşı müfrezesini anlatıyor. Bu müfrezedekiler FDR tarafından sanat eserlerini Nazi hırsızlarından kurtarmak ve sahiplerine ulaştırmak için Almanya’ya gitmekle görevlendiriliyorlar. Ancak bu imkansız bir görevdir: düşman hattının arkasında kalan sanat eserleri ve her şeyi yok etme emir almış Alman ordusuyla, bu adamlar – hiç askeri deneyimi olmayan yedi müze müdürü, koleksiyon yöneticisi ve sanat tarihçisi- nasıl başarılı olabilir ki? Ancak Monuments Men olarak bilinen bu adamlar kendilerini 1000 yıllık kültürün yok olmasını önlemek için zamana karşı yarışırken, insanoğlunun en büyük başarılarını korumak için hayatlarını da riske atacaklardır..

Regent Horthy is the leader of Hungary and a German ally, but his favorable standing with Hitler changes as the war comes to an end. Forced to cede Hungary’s power or else witness the execution of his son, Regent Horthy gives up control of his country to the Nazis, who quickly move Hungarians to ghettos and death camps, with no hope in sight. But the despair changes when a young man named Elek emerges. Separated from his family during the relocations and aided by the woman he loves , Elek defies the enemy by becoming one of them. In a race against time, disguised as a Nazi Officer he embarks on a mission to save his family and thousands of his countrymen.

Vietnam sonrası sendromunu en iyi anlatan filmlerden birisi Avcı. Savaş sonrası herşeyin bittiğine ve artık herşeyin iyi olacağına inanmak isteyen bir kaç arkadaşın sivil yaşama uyum sağlayamamaları öykünün odak noktasını oluşturuyor. Savaşın insanlar üzerindeki tahribatı ile bir savaş karşıtı film olmasının yanısıra, Michael Cimino'nun karakterler üczerinde yaptığı usta çalışmayla da öne çıkan bir film. Birlikte savaştığı ve aynı kasabaya döndüğü arkadaşına yardım etmek için elinden geleni yapan Robert De Niro'nun varlığını ve usta oyunculuğunu da vurgulamadan geçmemek gerek. Bu arada, filmde savaşın anlamsızlığını vurguluyan Rus ruleti sahnesi çok beğenilmiş ve konuşulmuştu...

Film, konusunu 1944'te Polonya'da Nazi işgaline karşı başlatılan Varşova ayaklanmasından alır. Ayaklanma sırasında geri çekilmek zorunda kalan bir Polonya müfrezesi, başka bir çatışma alanına gitmek için şehrin kanalizasyonlarını kullanır. Müfreze kanalda üç gruba ayrılır, film bu üç grubun hikayelerini birbirlerinden bağımsız, paralel olarak anlatır. Bir yerde Almanların amansız takibi, bir yerde iç çatışmalar, bir yerde de kanalın karanlığı, açlık, susuzluk gibi etkenler üç grubun trajik sonlarını hazırlar.

1994 yılında Ruanda'daki Hutu ve Tutsi kabileleri arasında yaşanan iç savaşta Hutular 3 ay içinde 800.000 Tutsiyi katletmişlerdi. İnsanlık tarihinin bu en büyük soykırımlarından biri esnasında, Birleşmiş Milletler korumasındaki bir Hristiyan misyoner okul ve okulda bulunan 40 kadar Avrupalı kendilerini bir anda katliamın ortasında bulurlar. Okulda eğitim gören Tutsilerle birlikte, çevreden 2500 civarında Tutsi okula sığınırlar. Okulda görevli idealist genç öğretmen Joe ve Katolik rahip Christopher, bu halk için ne yapabileceklerini sorgulamaya başlarlar. Dışarıda onları öldürmek için bekleyen Hutulara karşı korkunç bir süreç işlemeye başlar.

Amerikan başkanı Kennedy'nin tartışmalı suikastı ardında onlarca sanık ve komplo teorisi bırakır. New Orleans bölge savcısı Jim Garrison ise, Başkan John F. Kennedy suikastıyla ilgili yürüttüğü soruşturma ile olayın ardında yatan gerçekleri ortaya çıkarmaya kararlıdır.

Masumiyetin kaybolup cesarete dönüştüğü bir hikaye.Oliver Stone'un Vietnam'a 'sol'dan bir bakış attığı 'Doğum Günü Dört Temmuz', muhafazakar görüşlü, içi Amerikan vatanseverliğiyle dolu bir gencin savaşa gitmesini ve gerçeklerle yüz yüze gelmesini anlatıyor. Tom Cruise filmdeki rolüyle Oscar adayı olmuş ve unutulmaz bir performans vermişti.

Bir sanatçı, değerli bir tabloyu Nazi'lere satmakla suçlanıyor, ama hikayenin göründüğünden daha fazlası var. İnsanların zihinlerinde canlanan birçok soru var; Acaba gerçekten böyle bir şey yaptı mı? Neden böyle bir şey yapardı? Bu tablo neden bu kadar değerli? Bu soruların cevapları, hikayenin içinde gizli. Kim bilir, belki de sanatçı aslında sadece bir kahramandır ve tabloyu Nazi'lerden saklamak için satmak zorunda kalmıştır. Ya da belki de sanatçının kendisi de Nazi düşüncelerini benimsemiştir ve tabloyu satmak için sadece para kazanmak istemiştir. Her iki senaryoda da, hikayenin arkasındaki gerçekleri öğrenmek için daha fazla araştırma yapmak gerekiyor. Ancak, her durumda, bu hikaye sanat, tarih ve insanın doğasına dair birçok derin düşünceleri de beraberinde getiriyor.

Wladyslaw Szpilman, Polonyalı başarılı bir piyanisttir. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların Polonya'yı işgal etmesiyle hayatı kâbusa döner. Musevi olduğu halde şans eseri toplama kamplarına gitmekten kurtulur ve Varşova'nın gettolarında yaşamaya başlar. Acı ve sefalet dolu yaşamı, bir gün bir Alman subayının ona yardıma gelmesi ve onu oradan kurtarmasıyla değişir.

1942 yılı. Belçikalı Yahudi bir genç olan Gilles, Almanya’daki toplama kamplardan birine götürülmek üzere Nazi subayları tarafından yakalanır. Kurtulmak için Yahudi değil İranlı olduğunu söylemesiyle hayatta kalsa da, Gilles’nin bu yalanı onu yaşamla ölüm arasında tutan tehlikeli bir oyuna dönüşür. Savaş bitince İran’a gitme hayalleri kuran Subay Koch, Gilles’in kendisine Farsça öğretmesi şartıyla hayatını bağışlar. Ancak en büyük sorun Gilles hiç Farsça bilmiyordur ve Koch’a öğretmek için yeni bir dil yaratmak zorundadır. Kamptaki diğer askerler onun yalanını ortaya çıkarmak için ellerinden geleni yaparlarken, Gilles uydurduğu bir kelimeyi bile unutursa bedelini hayatıyla ödemek zorunda kalabilir.

Jean Valjean olarak bilinen 24601 nolu mahkum, hapishaneden salınır. Kendisine yeni bir hayat kurmak ister ama müfettiş Javert'in gölgesi onu daima takip etmektedir. Jean Valjean Fantine'in kızı Cosette ile ilgilenmeyi kabul ettikten sonra ikisinin hayatı da tamamen değişecektir. Fransız Devrimi'nin arifesinde geçen hikaye ihtilalin her iki tarafının da yüzünü gözler önüne serer.

Usta yönetmen Martin Scorsese'in yönetmenliğini yaptığı Gangs of New York, 1800'li yıllar New York'unda, İrlandalı ve İtalyan göçmenlerin şehrin kontrolünü ele geçirmek için sokak çetelerini oluşturmaya başladıkları dönemde geçiyor. Hikaye, Dead Rabbits ve Native Americans adlı iki çete üzerinde yoğunlaşmaktadır. Dead Rabbits çetesinin lideri öldürülür ve çete dağılır. Yıllar sonra Rabbits çetesinin öldürülen liderinin oğlu kendi çetesini oluşturup diğer çetenin liderinini ortadan kaldırmaya girişecektir.

Bir doktor, Çoklu Kişilik Bozukluğundan müzdarip bir kadını tedavi etmektedir.
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir