
Timothy Hutton
Jimmy Lynch

"Halkın gönlünde taht kurdu."
Jimmy ve Terry Lynch iki kardeştir. Terry, itfaiyecidir ve cesaretinden dolayı arkadaşları ona "Türk" der. "182" ise yaka numarasıdır. Terry, görevde olmadığı bir gün bardayken yangın haberi alır ve olay yerine koşar. Bir çocuğu kurtarırken itfaiyecilerin sıktığı su yüzünden binanın camından düşer. Sakatlanır ve işten çıkarılır. Jimmy, belediye başkanına gidip yardım ister ama reddedilir. Bunun üzerine Jimmy, her yere "Turk 182!" yazarak protesto başlatır. Bu eylem, tüm şehrin dikkatini çeker. Halk, "Turk 182" imzalı protestocuyu merak ederken, başkan onu susturmak ister. Jimmy'nin eylemi, adaletsizliğe karşı bir başkaldırı ve ağabeyine olan sevgisinin ifadesidir.

Timothy Hutton
Jimmy Lynch

Robert Urich
Terry Lynch

Kim Cattrall
Danny Boudreau

Robert Culp
Mayor Tyler

Darren McGavin
Det. Kowalski

Steven Keats
jockamo

Paul Sorvino
Himself

Peter Boyle
Det. Ryan

James Tolkan
Hanley

Thomas Quinn
Hooly

Norman Parker
Dr. Salco

Dick O'Neill
Powerhouse chief

Maury Chaykin
Man in wheelchair

David Wohl
TV producer

Roger Grimsby
Himself

The King of Staten Island, yedi yaşındayken itfaiyeci olan babasını kaybeden, yirmilerinin ortasına geldiğinde dövme sanatçısı olmak isteyen fakat hayatına yön vermek için bir adım atamayan ve hırslı kardeşinin üniversiteye gitmesi sonrası annesiyle beraber yaşamaya devam eden Scott'ın, annesinin tıpkı babası gibi bir itfaiyeci olan Ray ile bir ilişkiye başlamasıyla değişen hayatını konu ediniyor.

Arkadaşları ve şöhreti için umutsuz olan genç bir kadın, sosyal medyadaki varlığını artırmak istemektedir. Bunun için de Paris'e sahte bir gezi düzenler. Ancak gerçek dünyada korkunç bir olay meydana geldiğinde yalanı ona istediği tüm ilgiyi sunan ahlaki bir ikileme dönüşür.

A teenager living with her sister and parents in Manhattan during the 1990s discovers that her father is having an affair.

Genç bir adam, rüyasının peşinden gidip usta bir sommelier olmak ve babasının beklentilerini karşılayıp ailenin barbekü restoranını devralmak arasında sıkışıp kalır.Mamoudou Athie, Courtney B. Vance ve Niecy Nash başrollerde. Yazar-yönetmen Prentice Penny'nin ilk yönetmenlik denemesi.


Büyüleyici ve seksi Paris, 1969.... 2001 yılı başlarında bir grup asinin sahip olduğu gizli silahı elde etmek için tehlikeli göreve gönderilen kadın süper casusun nefes kesen macerası... Bilim kurgu tarzı bu filmin setinde yönetmenin Seksi gizli ajan Dragonfly (Angela Lindvall) karakterini oynayan aktrise olan tutkusu ve ön yargısı neticesinde filmin sonu gelmez. Genç Amerikan çaylak film yönetmeni Paul (Jeremy Davies)'u filmde yaşamını belgelemek bütün dürüstlüğü ile bu düşük bütçeli filmi bitirmek için davet edilir ve ona yaşamının şansı verilir. Bütün sorunlara rağmen filmin bütün yetkilerini almayı başarır. Süper bir casus filmi yapmak için bütün inancı ile filme başladığında güzel ve seksi oyuncusunu ayartmak ve hayal gücünün ötesinde ki macerada ona katılmak için bütün riskleri alarak yeni işini tehlikeye sokar.


New York moda dünyasının göz alıcı karmaşasında, sıfır bedenli muhteşem kadınlar içindeyken saçınızın kötü olduğu bir gün iş hayatınızın sonu olabilir. İşte Runway Dergisi bu inanılmaz cehennemin tam ortasıdır. Miranda Priestly ise moda dünyasının en güçlü kadını Runway'in korku salan kraliçesi kendisine bir asistan alacaktır. Milyonlarca kızın hayatını verebileceği bir iş ise sıradan bir New York'ta yaşayan Andy Sachs için göz kırpmaktadır. Yapacağı iş kesinlikle kendisine saygısı olmayan insanların yapabileceği türden, yaşamı bırakıp çalışmaya dayalı bir tür Miranda köleliğidir.

Moda dünyasının efsanevi hikâyesi kaldığı yerden devam ediyor. Miranda Priestly, dergi yayıncılığının gerilemesiyle kariyerinde yeni bir dönemece girerken karşısında artık güçlü bir rakip vardır: Eski asistanı Emily Charlton. Lüks bir moda grubunun yüksek profilli yöneticisi olan Emily, reklam bütçeleriyle Miranda'nın dergisine hayat verecek güce sahiptir. İki kadın arasındaki bu mücadele, moda endüstrisinin değişen yüzünü ve güç savaşlarını gözler önüne serer.

Paul Hackett, monoton yaşamı olan genç bir bilgi işlemcidir. Bir akşam işten sonra gittiği kafede raslantı eseri Marcy adında hoş bir kadınla tanışır ve onun telefon numarasını alır. Akşam telefonda Marcy ile konuşan Paul, genç kadının daveti üzerine Soho’daki evine gitmek için yola koyulur.Tuhaf olaylarla başlayan gecesi pek de umduğu gibi gitmeyen Paul, evine dönmek için yola çıkar. Ancak aksiliklerin ve kötü tesadüflerin peşini bırakmayacağı uğursuz bir gece onu beklemektedir.

Film, dört ana bölümden oluşuyor. Sırasıyla, barlarda fahişeliğe zorlanan genç bir kadının; şeker kamışı tarlasının uluslararası bir Amerikan şirketine satıldığını öğrenen ihtiyar bir çiftçinin; emperyalizme karşı isyan bayrağı açan devrimci bir öğrencinin ve son olarak, başta silahlı mücadeleye karşı olsa da, devlet terörü karşısında gerilla harekete katılmayı seçen yoksul bir köylünün hikayelerine tanık oluyoruz. Tüm bu episodlar, Küba’yı temsil eden, şairane dış sesle birbirine bağlanıyor. Yer yer Sovyet propaganda filmlerinin, özellikle de Eisenstein’ın etkisinin hissedildiği filmin en büyük özelliği, devrime giden yolda kahramanlaşan isimlere hiç yer vermeden, tamamen sıradan insanların hikâyelerine odaklanması.

Miami’nin önde gelen mafya tetikçisi Cuda (Banderas), patronu Estelle’in (Kate Bosworth) siber seks kaçakçılığı işine bulaştığını ve arkadaş olduğu genç bir kız olan Billie’yi (Zolee Griggs) tehlikeye attığını öğrenir. Cuda, hayatını ve ailesiyle ilişkisini kurtarmak için kendi suç örgütünü yıkmaya karar verir. Genç dövüşçü Stray (Mojean Aria) ile iş birliği yaparak Billie’yi kurtarmaya çalışır, ancak bu süreçte mafyanın hedefi haline gelir. Film, Cuda’nın kefaret arayışını ve fedakârlıklarını konu alıyor. Banderas’ın güçlü performansı öne çıksa da, klişe bir hikâye ve yavan senaryo eleştirilmiştir.

Harlemli genç müzisyen Devon, bando şefi tarafından Southern Üniversitesine davet ediliyor. Sokak müzisyeninin yaşamı, üniversite hayatına katılmasıyla baştan sona değişir...Drumline, bando müzisyenlerinin bilinmeyen dünyasını anlatıyor.

Film, 70’ler ve 80’lerde Katherine Hepburn, Tallulah Bankhead ve Estee Lauder gibi yıldızların biyografilerini yazarak geçimini sürdüren biyografi yazarı Lee Israel’in (Melissa Mc Carthy) gerçek hikayesini anlatıyor. Zamanla popülerliğini yitiren ve yayıncı bulmakta zorlanan Lee, kirasını bile ödeyemeyecek duruma gelir. Sonunda, sadık arkadaşı Jack Hock (Richard E. Grant) ile birlikte bu zor durumdan kurtulmak için hayatını kaybetmiş yazarların mektuplarını taklit edip koleksiyonerlere satarak para kazanmaya başlar. Fakat çok geçmeden başı polislerle belaya girer.

Güç durumdaki bir New York Polis Departmanı dedektifi olan Andre Davis, polis katili bir adam için şehir çapında bir insan avı başlatılınca muazzam ve beklenmedik bir komplonun ortasına itilir. Dedektif bir süre sonra polis meslektaşlarını bir suç imparatorluğu ile ilişkilendiren bir komployu açığa çıkarmaya başlar. Saatler ilerledikçe kimi takip ettiği ve onu kimin takip ettiği belirsizleşmeye başlar. Arama yoğunlaştığında katilin Manhattan’dan kaçmasını engellemek için en uç önlemler alınır. Yetkililer adaya giriş çıkışları engellemek için 21 köprüyü de kapatır. İkonik Manhattan adasının tarihte ilk kez dış dünya ile bağlantısı kesilir..


From the sight of a police officer this movie depicts the life in New York's infamous South Bronx. In the center is "Fort Apache", as the officers call their police station, which really seems like an outpost in enemy's country. The story follows officer Murphy, who seems to be a tough cynic, but in truth he's a moralist with a sense for justice.

In late 1960s New York City, fed up with monotonous college life and police repression, free-spirited Fritz, an impenitent seducer and unrestrained party-animal, decides to explore the world. And just like that, as he flees NYC, heading to San Francisco, Fritz embarks on an endless adventure of illumination. Immersed in a world surrounded by drugs and sex, Fritz participates in mad orgies, brings about a revolution, incites mass urban riots, and crosses paths with drug-addled Nazi bikers.

John ve Charlie çocukluktan beri birliktedirler. Fakat her ikisi de New York polisidir. Genelde her ikisi istasyona gelip, burda sarhoş numarası yaparlar. Ve daha sonra kendilerini soymaya kalkışanları yakalarlar. Fakat bir gün bir operasyonda Para Treninde de sorun yaşanınca ikisi azar işitir. Bu arada aralarına bir kişi daha katılmışdır: Grace Santiago. Grace'i gördüğü andan beri Charlie ona aşık olur. Charlie John'un hep önde olduğunu düşünmektedir, Charlieye göre hep o başarılı olmuştur. Charlie bir gün yine kaybeder ve tam öldürülecekken John onu kurtarır. Ve 15 bin dolar gibi büyük bir parayı Charlie ye verir. Fakat tam ödeyecekken para çalınır. Sonra Charlie Para Trenini soymayı düşünür… John ve Charlie işten atılmışdırlar. Charlie bir defa bu çalma planını Johna anlatmış, Johnsa gülüp geçmişdir. Fakat şimdi Charlie ciddidir ve Para treni soyulmaya başlar. Şimdi John un amacı Charlie yi durdurmaktır.

Holywoodun en güldüren aktörleri Wayans ve Sandler, Los Angeles sokaklarında daha önce hiç rastlamadığınız kadar çılgın ve öfkeli iki ortağı canlandırıyor. Bir zamanlar yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen bu iki polis bir dizi olay sonucu kendilerini kanunun karşısında bulurlar birbirlerine ihanet ettiklerini düşünmeye başlarlar. Ne var ki bu olayda en az onlar kadar nefretle dolu birisi daha vardır:
Daha iyi bir deneyim sunmak ve site trafiğini analiz etmek için çerezleri kullanıyoruz.

0 Yorum
Yorum Yap
Yorumlar moderasyona tabidir